Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
53,4575
Dolar
Arrow
44,7305
İngiliz Sterlini
Arrow
63,4072
Altın
Arrow
6079,7141
BIST
Arrow
10.729

Küresel Değişim Çağı ne kadar sürecek?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Doğası itibariyle insanoğlu huzuru, istikrarı ve güvenliği önemser. Çoğu zaman istediğini elde etmek için risk almayı gereksiz bulur; bu “korkak” ya da “tembelliğinden” ziyade “rasyonel” bir varlık olmasından meydana gelir. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” olmak istemez.

Devletler de yüzlerce yıldır “insan” benzeri varlıklar addedilir, “antropomorfik” bir şekilde tahayyül edilir. Devletlerin çıkarları vardır; çıkarları kadar kalıcı olmasa da dostları ve hasımları vardır. Hatta yanlış biçimde Türkçeleştirilen bir kavramdan ödünç alarak ifade edersek “aklı” dahî vardır, diyebiliriz. Tabii, eğer devlet merkezli bir bakış açısından siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilere bakıyorsak.

***

Önceki hafta Dr. Nurettin Taşar ve Prof. Dr. Soyalp Tamçelik imzalı bilimsel bir makale yayınlandı. Uluslararası ilişkilerle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bu çalışmanın başlığı “Uluslararası Sistemik Dönüşüm ve Orta Büyüklükte Devlet Davranışı: Türkiye’nin Stratejik Özerklik Arayışında Belirleyici Dinamikler (2002–2017).” 

Bu yayından birkaç hafta öncesinde, 27 Haziran’da, TEPAV çatısı altında düzenlenen bir etkinlikte şöyle bir çıkarımda bulunulmuş: “Jeopolitik belirsizlik artık geçici bir kriz hali değil; uluslararası sistemin yapısal bir özelliği haline geldi."

Taşar ve Tamçelik’in yazısında tam da bu çıkarımla ilgili (uzunca) bir tanım dikkatimi çekti: 

“Küresel değişim hem uluslararası sistemin yapısı hem de aktörlerin davranışlarını temelden sarsan geniş çaplı bir süreç olarak değerlendirilmektedir. Bir geçiş ve düzensizlik evresi niteliğindeki bu süreç; sistemin çok merkezli bir karaktere bürünmesi gibi karşılıklı etkileşim ağlarının yoğunlaşması ve devletlerin dış politika yönelimlerinin yüksek bir hızla farklılaşması yapısal dinamikleri oluşturmaktadır. Sistematik bir değişim, bir devletin dış politika motivasyonunu ve güvenlik politikasında kullanacağı stratejik/askerî araçların seçimini doğrudan etkileyen bağımsız bir değişken rolü oynamaktadır. Bu bağlamda uluslararası sistemde değişim, devletlerin dış politikasında bir girdi olarak kabul edilmekte ve bu girdinin yeni dış politika tercihleri, yani çıktı üretmesi, kaçınılmaz olduğu değerlendirilmektedir. Bu kapsamda Soğuk Savaş sonrası bu değişimin birçok bağlamda ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.” (s. 11)

Geçici, geçiş, değişim, dönüşüm… Farklı görüşler, farklı yaklaşımlar, farklı gerçeklikler… Ortak olan tek çıkarım ise bir “küresel değişim çağı” içinde olduğumuz.

***

Sözlük anlamlarıyla “değişim” ve “dönüşüm” bir zaman dilimi içindeki değişiklikleri, bir hâlden diğerine geçişi ifade eder. “Belirsizlik” de belirsiz olma hâlini (Teşekkürler, TDK!)… Bu hâl de yine tabiat itibariyle belli bir zaman sınırları içerisinde meydana gelecektir. Efesli hemşehrimiz Heraklitos’un “Değişmeyen tek şey değişimdir” deyişini doğru kabul edersek belirsizlik de belli bir zaman sonra belirlilik durumuna intikal edecektir.

Enseyi karartmayalım! Jeopolitik “belirsizlik” de nihayetinde yerini belirli bir hâle bırakacak. Bu durum sonuçta uluslararası sistemde “geçiş” dönemlerinde meydana gelir. Teorinin temelindeki anarşik yapı ve düzenlilik ikiliği -ki Thomas Hobbes ve John Locke’tan mirastır- bize hiçbir hâlin kalıcı olmadığını hatırlatıyor. Taşar ve Tamçelik’in söyleyişiyle de:

“Küresel geçiş dönemi, uluslararası sistemde yeni bir düzenin kurulma süreci olarak tasvir edilmektedir. Bu dönem, hegemonik güçlerin veya mevcut sistemin kurallarının sorgulandığı, sistemdeki eski yapıların etkisini yitirdiği ancak yeni kuralların ve düzenin de henüz tam olarak şekillenemediği bir zaman aralığını ifade etmektedir. Günümüzde uluslararası sistem statik bir yapıya sahip değildir; hegemonik güçlerin zayıfladığı ve sistemin tek kutupluluktan çok merkezliliğe doğru bir eğilime girdiği küresel geçiş dönemleri yaşanmaktadır.” (s. 7)

Batı’da 1945 sonrası kurulan liberal demokratik sistem, tarihteki en müreffeh ve barış dolu devri (kabaca 1945-2014/2022) geçirdiğimiz argümanını akademi ve medya yoluyla zihinlere kazıdı. Avrupa sınırları içerisinde bunun gerçekten yaşandığını olduğunu söylemek mümkün. Ama dünyanın geri kalanında çoğu zaman, maalesef, İkinci Dünya Savaşı yıkımlarını aşan olaylara şahit olundu. 

Gelgelelim bu yıkımlar, uluslararası sistemin iki kutuplu ve sonrasında (kimilerine göre) tek kutuplu kimliğini sarsamadı. Sovyetlerin 1991’de dağılması sonrasında Batı’nın yaşadığı zafer anına ilk darbe 2001’de vuruldu. Bunu 2008’de neoliberal sistemin çöküşünün başlaması izledi. 2014 ve kalıcı olarak 2022’de Rusya, Pandora’nın kutusunu aştı.

Yani, evet, belli bir süreliğine “jeopolitik belirlilik” hâline şahit olundu dünya üzerinde. Fakat bu duruma yönelik sınama ve tehditler daima var oldu: Küba, Vietnam, Afganistan, Irak, Kuzey Kore, Venezuela, Tayvan, İsrail, Ukrayna ve İran tecrübeleri bize bunu gösteriyor.

***

İnsanın istikrar arayışına karşı evrende sürekli bir “kaos” veya anarşi hâli görmek mümkün. Öyle ki bir tartışma var ki bu alanda, sadece siyaset felsefenin veya “pozitif” bilimlerin değil, teolojinin dahî sınırlarına giriyor.

Efesli hemşehrimize kulak verirsek değişimin önünde durulmaz olduğu gerçeğini savunmamız kolaylaşır. O hâlde sisteme hakim olmuş ABD liderliğindeki hegemonyanın başta Pekin ve Moskova merkezli aktörler tarafından tehdit edilmesinin neticesi de bu hegemonyanın ayakta kalıp kalmayacağı ya da yerinin kim veya kimler tarafından doldurulacağına bağlıdır.

Yani hiçbir hâl belirsiz ve kalıcı değildir. Nitekim pek de uluslararası sistem kaygısı gütmeyen ecdadımızın dediği gibi“Bu da geçer yâ Hu!”

***

O zaman başlıktaki soruya dönelim: “Küresel değişim çağı ne kadar sürecek?”

Sancılı bir doğumun arifesindeyiz. Taşar ve Tamçelik’in hatırlatmasından mutlu olduğumuz meşhur Gramsci sözüyle “eskinin ölmekte olduğu ama yeninin henüz doğamadığı” canavarlar zamanındayız. Bu canavarlıklar şu an Ukrayna, Rusya, Filistin, Lübnan ve İran topraklarından geçse de muhtemeldir ki kısa bir zaman içinde Afganistan, Pakistan, Hindistan, Tayvan, Baltık, Karayipler, Doğu Akdeniz, Doğu ve Batı Avrupa gibi coğrafyalara da yayılacak. “Jeopolitik belirsizlik” önümüzdeki kısa ve orta vadede “kalıcı”, evet, ama sonrası ne olur, yaşarsak göreceğiz!