Arnavutluk halkının “Arnavut damarı” tuttu yine; hem de bu sefer bütün Akdeniz’i ve Avrupa’yı peşinden sürükleme potansiyeline sahip bir şekilde.
Balkanların son yıllarda halktan gelen en ateşli ve esaslı siyasî tepki ülkeyi sarsmakta. Batı medyasının görmezden geldiği protestolarda binlerce kişi bir haftadır başkent Tiran ve Avlonya sokaklarını inletiyor.
Tepkilerin odağında ise ABD ve İsrail var. Olayların başlangıç noktasında olmasalar da göstericilerin pankartlarında, sloganlarındaki hedef Vaşington ve Tel Aviv. Fail olarak görülen, doğrudan hedef ise ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ve kızı Ivanka. Çiftin, Arnavutluk kıyılarındaki geçmişte Sovyetlerin askeri üssü de olmuş Sazan Adası’nı devasa bir lüks tatil köyüne dönüştürme planı gün yüzüne çıktığından beri halk ayakta.
Hedefteki isimler neden hedefte?
Kushner ve Ivanka’nın projesiyle Arnavutluk’a ait Sazan ve ZvërnecAdası “turizme” açılıyor. Tabii, farklı bir turizm. Yalçın Küçük’ün ifadesiyle “insan bozulmasının” tekraren bahane yahut paravan olarak kullanıldığını söyleyebiliriz Balkanların bu şirin köşesinde:
“Herhalde en soysuz sözcüklerden birisi, ‘turizm’ olmalıdır; komün-izm veya sosyal-izm, bunları anlayabiliriz. Ama, tur’un izm’i, insanın bozulmasına denk düşmektedir ve zamanla soysuzların hareket hali olarak ortaya anlamaya başlıyorum.” (Caligula: Saralı Cumhur, s. 16)
Küçük’ten devamla, hâlde zaten mafyalaşmış, dışa bağımlı bir bölgeyi (Arnavutluk’tan daha geniş bütün bir Balkan coğrafyasını) tamamen hizmetkâr topluma dönüştürme potansiyeli olan bu projenin arkasında bildik aktörler göze çarpıyor. GZT’den Fırat Çelik’in konu hakkındaki haberine göre Kushner’in yatırım fonu Affinity Partners’ın üstlendiği girişimin 6 milyar dolara mal olması beklenirken fonunun Körfez’den ve İsrail’den geleceği belirtiliyor.
Projede yok yok: Binlerce odalık lüks oteller, marina, özel villalar… İstanbul’un Dubaileş(tiril)mesi konuşulurken şimdi de karşımıza Arnavutluk’un Dubaileş (tiril) mesiprojesi çıkıyor. Fakat bu tablo, Arnavutları olduğu kadar dünyanın dört köşesinden internet kullanıcıları da ürkütmekte. Nitekim, akıbeti belli olmayan Jeffrey Epstein ve belgelerinin ifşası sonrası operasyon üssü olarak kullanılan Little Saint James veya Epstein Adası’nın bu coğrafyaya taşınacağından korku duyulmakta.
Konu hakkındaki spekülasyonlar ve iddialar bir yana, resmin geneli ve bağlantılar protestocuları “Sosyalist” Partili Başbakan Edi Rama’dan Ivanka’ya kadar pek çok isme tepkilerini yansıtmak için günlerdir sokaklara çekiyor. Harici’den öğrendiğimize göre Ivanka bu yılın başlarında ülkeyi ziyaret etmiş ve aslında millî park içerisindeki Sazan Adası’nı bu süre içerisinde ziyaret etmiş.
Projenin “fake news” ve sokak gösterilerinin İran destekli olduğunu iddia eden Rama, geçtiğimiz yıl Şubat ayında da yolsuzluk iddiaları sebebiyle protesto edilmişti. Arnavutluk’u AB’ye sokma uğraşındaki Rama’nın AB liderleriyle verdiği eksantrik pozlar kadar Ocak 2026’da İsrail’i ziyareti esnasındaki demeçleriyle de tepki çekmişti. Knesset’teki söylevinde “dünyanın en büyük hatiplerinden Netanyahu’nun karşısında olmaktan dizlerim tir tir titriyor” diyen Rama, İsrail Cumhurbaşkanı’yla görüşmesinde şu çağrıda bulunmuştu:
“Bu arada, buraya [Arnavutluk’a gelmek isteyen ister turist, ister girişimci, ister sanatçı, yazar; ister yüksek teknoloji, ister yaşlılarla ilgilenen kişiler olsun bütün İsraillileri kollarımız açık karşılamaya hazırız. Avrupa’nın kalbinde, iki denizin kıyısında, birçok nehirle çevrili bu ülkede yuvalarını kurmak isteyenlere kapımız açık. Çok küçük bir coğrafyada, Arnavutluk kadar küçük bir ülkede aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir doğa var.”

Büyük Resim: “Hedef Akdeniz” mi?
Arnavutluk’taki eylemler şu anda Balkanların ve Doğu Akdeniz’in gündemine otursa da “büyük resme” bakınca “acaba hedef Akdeniz mi?” diye sorgulamamak elde değil.
Nitekim İran-İsrail-ABD Savaşının yıldönümüne girmek üzereyiz. Bu süreç zarfında, son bir yıl içerisinde, İsrailli yatırımcı ve girişimcilerle ilgili pek çok haber gündeme gelmekte. Türkiye’ye karşı Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile birlikte bir cephe oluşturmak isteyen Tel Aviv yönetiminin özellikle adanın güneyindeki faaliyetlerini artırdığı yazılıp çizilmekte.
Tabii, bu faaliyetler askerî ve siyasî hamlelerle de sınırlı kalmıyor. Anadolu Ajansı’ndan Ecem Şahinli Ögüç’ün Mayıs ayındaki haberine göre Limasol kentindeki Trozena köyü İsrailliler tarafından satın alınmış ve Rum ahalinin bölgeye girmesi engellenmiş durumda.
Kuzey Kıbrıs’ın güvenliğine ve yavru vatanın İsrail tarafından hedefe konduğuna dair pek çok analiz okumakla beraber buranın da İsrailli yatırımcı ve yerleşimcilerin rotasında olduğunu görüyoruz. Keza İran Savaşı kızıştıktan sonra pek çok İsrail vatandaşı Güney ile beraber Kuzey Kıbrıs’a da kaçmıştı. Hatta Independent Türkçe’den Emir Abdurrahman Bulut’un Ağustos 2025 tarihli haberine göre Chabad’ın ve farklı sermayedarların burada uzun süredir mülk edinmekte olduğu yazıldı. Öyle ki KKTC yönetimiyle İsrail basını, “Kuzey Kıbrıs aynı zamanda bir İsrail sorunu” başlıklarının artmasından sonra geçtiğimiz yıl karşı karşıya geldi.
The Jerusalem Post ise yine Mayıs 2026’da bu sefer farklı bir ülkeye dair haberiyle dikkatleri üzerine topladı: Yunanistan’ın güneyindeki Kalamatya (Kalamata)’da 136 buçuk milyon euro’luk bir yatırım yapmayı planlayan İsrailli IDM Kalamata Monoprosopi AE bölgeye yabancı turistleri ve mülk edinmek isteyenleri çekecek bir projenin de sahibiymiş.
Elbette “laissez-faire” ekonomisinde sermayenin milleti, kimliği önemli değildir. Bu sebeple Arnavutluk Hükûmeti gibi Batı’ya açılımı hızlandıran ve ülkeye yabancı sermaye çekmek isteyen yetkililer kaynak nereden geliyor, umursamıyorlar. Fakat “büyük resme” bakınca ve yatırımlar ile bunlara dair haber ve tepkilerin çoğaldığı noktalara göz atınca, Doğu Akdeniz’in Avrupa kıyılarında bir şeylerin gelişmekte olduğunu görmemek zor.
En azından Arnavut eylemciler bu şekilde düşünüyor ve gösterilerin birinci haftasında hâlâ sert sloganlarla sokakları inletiyor. Bu eylemler iktidarı düşürür veya Avrupa’da bir tür domino etkisi yaratır mı? Bu hususta konuşmak için henüz erken. Ama unutmayalım ki Avrupalıların kalanı da Arnavutlar ve diğer komşuları gibi tencerenin kaynamadığının ve buna rağmen hükûmetlerinin ülke çıkarlarına pek de uymayan işlerle uğraştığının farkında. Sonuç olarak bu yaz daha pek çok ülkede Tiran’dakine benzer eylemler görebiliriz gibi geliyor.
Çok Okunanlar
Deniz 10 dakika boyunca kabarınca vatandaşlar panik yaşadı
Rahmi Koç hakkında soruşturma
Gericilik, karşı devrim, kapitalizm
Plastisitenin siyaseti
Fatih Altaylı 'Gençlere borcum var' diyerek duyurdu!
AKP'den Rahmi Koç'un 'Kürt kadın hasta' fıkrasına tepki
Taksi durağında çıkan tartışma silahlı saldırıya dönüştü
Rabb'im bana Kudüs Valiliğini nasip et
ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olarak NATO
Ertuğrul Özkök'ten, Akit tv'de Erdoğan ve İmamoğlu karşılaştırması