7 Haziran 2026 günü, X’in (Twitter’ın) haber sitesi/kanalı olduğunu iddia eden fakat asıl işlevi etkileşim toplamak olan hesaplarından biri şöyle bir gönderi paylaştı:
“Güney Kore'de ‘Dopamin siteleri’ popülerleşmeye başladı.
Sitelerde ücret ödemeden sahte alışveriş sepeti oluşturabiliyorsunuz.
Sahte bir sipariş oluşturabiliyorsunuz.
Hiç var olmayan bir kuryeyi takip edebiliyorsunuz.
Bu şekilde paranız varmış gibi hissedip dopamin salgılamanız amaçlanıyor.”
Gönderi bir hafta içinde belki de hedeflenenden fazlasına ulaştı: Toplamda 4.2 milyon görüntülenme ve binlerce mesaj, alıntı, yeniden paylaşım…
Ben de bu kervana katılıp “haberi” görür görmez şu şekilde alıntıladım: “En kötü Kore…”
Haberin veya gönderinin etkileşim potansiyelinin yüksek olduğunu fark etmiş olmalılardı paylaşanlar. Bunun sahte haber olma ihtimalini göz önünde bulundursam da internetin ünlü miim’ine (meme) gönderme yapmaktan kendimi alamamıştım: Şu anki Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) lideri Kim Jong Un’un babası Kim Jong İl’in gülerek bir doğa manzarası önünde poz verdiği ve üzerinde “North Korea is the best Korea” (En iyi Kore, Kuzey Kore’dir) sloganı yazılı olan görsel (altta).

Ertesi gün kendi gönderime baktığımda ise beklemediğim birkaç tepkiyle karşılaştım: Bazı Güney Koreli anonim hesaplar, Türk halkına hakaretlerle beraber aslında bu dopamin bağımlılığının küresel bir sorun olduğundan dem vuruyordu.
Haberi paylaşan hesap da yine aynı gün asılsız bir iddiada bulunduğu ithamlarına karşı The Korea Times gazetesini kaynak olarak paylaştı. 1950 yılında kurulan ve Seul merkezli yayıncılık yapan Times’ın haberi daha şaşırtıcı ayrıntılar içeriyordu:
“Kullanıcılar bu sitelerin şakadan ibaret olmadığını söylüyor. [Burada geçirdikleri zamanı] zihinlerini toparlamaya yardımcı olan kısa molalar olarak tanımlıyorlar. 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Lee, sınav dönemlerinde ya da ödevleri üzerinde çalışırken dikkat dağınıklığı yaşadığında sigara içme sitesini ziyaret ediyor.
“Aslında sigara içmiyorum ama sanki biriyle birlikte mola veriyormuşum gibi hissettiriyor; bu yüzden tuhaf bir şekilde rahatlatıcı,’ diyor Lee.
Lee, sitenin tek başına ders çalışmanın verdiği yalnızlığı da hafiflettiğini söylüyor.
‘Tek başıma ders çalışırken siteye girdiğimde, başka insanların da zorlandığını hissediyorum; bu yüzden bir şekilde kendimi daha az yalnız hissediyorum,’ diyor Lee. Bu rahatlık, sohbetten çok başkalarının da aynı küçük sanal alana girmiş olduğunu bilmekten kaynaklanıyor.”
Yani iş sahte alışverişten, sahte yemek siparişinden de öteye, aşırı veya “ultra” sahte ve “ultra” sanal diyebileceğimiz insan ilişkileri tesis etmeye kadar gidiyor.
Böylesi komik gözüken fakat aslında büyük trajedileri barındıran bir gelişmenin Güney Kore’de meydana gelmesi çok da şaşırtıcı değil. Nitekim Güney Kore “ultra kapitalist” olarak adlandırılan bir sistemin pençesinde. Bu sistem (sadece) neoliberallerin devletin piyasaya zerre müdahale etmediği bir dünya hayalini değil; piyasa rekabetinin, şirket kültürünün ve performans baskısının çok sert hissedildiği bir düzeni ifade ediyor.
Konfüçyüsçülüğün hakim olduğu ve böylece kadın-erkek ilişkilerinin sert sınırlarla çevrelenip çalışma ahlakının tarihsel olarak baskın olduğu bir toplumdan söz ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD egemenliğinin damgasını vurduğu Güney Kore hem tarihsel mirası hem de neoliberal rekabet kültürüyle devletçi-kapitalist kalkınma modellinin birleştiği bir ülke.
Burada “chaebol” adı verilen düzende genelde aile yönetimindeki devlet destekli dev holdingler ekonomide merkezi bir yere sahip. Bununla kalmayıp, kariyer hiyerarşisinin çok sert hissedildiği; büyük şirketlere girme yarışının çok çetin geçtiği rekabetçi bir eğitim sistemi ve iş düzeni hakim. Ev sahibi olma kaygısı, müreffeh bir hayata kapı açacağı düşünülen eğitim için harcanan masraflar, statü amaçlı tüketim ve toplumu kontrol eden “tüketimci” zihniyet (consumerism) hanehalkı borcunu zirvelere çıkarıyor.
Bu üstünkörü özet bir yerlerden tanıdık mı geldi yoksa? Halbuki vaziyet bu kadarla sınırlı da değil.
OECD verilerine göre 2022’de Güney Kore’de kişi başına yıllık çalışma süresi 1901 saatti; OECD ortalaması ise 1752 saatti; yani dünyada 5. sırada olan Güne Koreliler küresel ortalamadan 149 saat daha fazla çalışıyordu (zirvede 2282 saat ile Kolombiya vardı).2024’te bu sayı 1852 saate geriledi. Güney Kore Hükûmeti hâlen bunu düşürmeye uğraştığını belirtiyor.
Öte yandan, yine OECD’ye göre Güney Kore, gelişmiş ülkeler arasında cinsiyetler arası ücret farkının en yüksek olduğu ülkelerden biri. 2024’te ülkede tam zamanlı çalışan kadınların erkeklerden yaklaşık %29 daha az kazandığı belirtiliyor. Ayrıca Güney Kore’de kadınların çok eğitimli olmalarına rağmen iş hayatında erkeklere göre daha zor ayakta kalabiliyorlar. Geleneksel toplum kurallarına göre anne olmaları ve anne olduktan sonra eve çekilmeleri bekleniyor.
Meselenin vahameti bu kadar az veriyle dahi anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Kaldı ki bunca ileri derecede sorun yaşayan; çalışanların şirketlerinde uyuduğu; öğrencilerinin sanal ortamda birbirleriyle “ultra” sanal ilişkiler kurmaya çalıştığı; doğum oranının dünyada en düşük olduğu bir ülke zaten hem haberler hem sanat ve kültür eserleriyle tahayyülümüzde yeterince yer etmiş durumda.
Bu düzene yönelik en sert eleştiriler de Parazit (2019), Kalamar Oyunu (2021-2025), Başka Yolu Yok (2025) gibi yapımlar aracılığıyla yine kapitalizm en vahşi hâlini sergilediği bu ülkeden geliyor. (Bunlardan kimisinin karşı devrimci niteliği olduğunu düşündüğümü ve belki ilerde bu konuda yazacağım notunu ekleyeyim).
Hâl böyleyken dönüp şeytanın veya Güneyli anonim hesapların avukatlığını yapmak çok da yanlış olmaz: Bizim yalnızlığa itilmişliğimiz, dopamine mahkumluğumuz ve aşırı rekabetçi bir sistemde gönüllü seyrimiz aslında hepimizin Güney Koreli olduğunu göstermiyor mu?

Sadece ülkemizde değil, dünyanın büyük bir kesiminde “okuma” alışkanlığının unutulmaya yüz tuttuğu gibi yeni nesillerin el yazısı öğrenme güçlüğü çektiği haberlerini okuyoruz. Sebebi de elimizden düşürmediğimiz telefon ve tabletler.
“Reels” çekme ve amaçsızca “kaydırma” alışkanlığı ilkokul öğrencilerinden öğretmenlerine, köylü kadınından plaza erkeğine herkesi pençesine düşürmüş durumda.
Kendinize sorun; en son ne zaman bir kafede dostunuzla ya da evinizin salonunda aile bireyleriyle telefonlarınıza bakmadan yarım saati aşkın süre geçir(ebil)diniz?
Dopamin ve etkileşim bağımlılığı yaşam kalitemizden insan ilişkilerine hayatımızın her noktasını ve geleceğimizi belirler hâle geldi. Gelin bir de bizdeki “ultra” kapitalizme bakalım da nasıl Güney Koreli olunuyormuş, görelim.
Türkiye, OECD verilerinde haftalık olağan çalışma saati bakımından Kolombiya’dan sonra ikinci; haftada 50 saat ve üzeri çalışanların oranı bakımından ise en yüksek ülkelerden biri olarak görünüyor.
Ülkemizde de çalışma saatleri oldukça uzun; hatta haftalık fiilî çalışma ve 50 saatten fazla çalışma oranı açısından Türkiye, OECD/Avrupa karşılaştırmalarında çoğu zaman Güney Kore kadar, bazı göstergelerde ondan daha da kötü bir tablo sergiliyor. Türkiye’nin Güney Kore’den farkı, bizde uzun çalışmanın daha çok düşük ücret, kayıt dışılık, fazla mesai, küçük işletme yapısı ve sendikasızlık hattında ilerlemesi.
Benzerlikler çok ve kimi zaman Güney Kore’den daha dehşet verici. Bu ifadenin ardında elbette duygusallık ve tecrübe de yer alıyor.
Gelgelelim kapitalizmin kontrolsüz ilerleyişinin faturasını çoğu ülke çekmekte. Kaliforniya’da, dünyanın en prestijli üniversitelerinden UCLA ve Berkeley’de okuyan öğrencilerin kiralara gücü yetmediğinden arabalarında veya sokaklarda uyuduğu haberleri çıkalı iki sene olmadı. Buna benzer acı bir haber önceki gün Mine Şenocaklı imzasıyla Oksijen’de yayınlandı. Levent ve Maslak’ta beyaz yakalıların park yerlerinde arabalarının içinde sabahladıklarını, yani evsizlikten muzdarip olduklarını yazıyor Şenocaklı.
Peki “beyaz” yakalının durumu buysa “mavi” yakalının hâli nedir? Seul’den Los Angeles’a, İstanbul’dan Kalküta’ya anlatılan aslında kimin hikâyesidir?
Çok Okunanlar
İstanbul Havalimanı metrosunda seferlere bir hafta ara
Galatasaray’dan TFF’ye yabancı kuralı başvurusu
Mesele tavuk değil, hukuk…
Avustralya mağlubiyetinden sonra futbolcuları topa tuttu
Soyulan Anadolu, tutsak Zeus
Artvin'de imam ve müezzin girdikleri gölette boğuldu
Hepimiz Güney Koreliyiz
Doğru Parti Lideri Serdaroğlu'ndan İçişleri Bakanı Çiftçi'ye sert tepki
CHP'de gözler Özgür Özel'in yarın yapacağı hamleye çevrildi
Mutlak butlan yönetiminden ihraçlardan sonra yeni hamle!