Acı gerçek: ‘Sandıklı monarşi’ değil Cumhuriyetçiler çöküyor
Duramazlar. Bu testler, yani gözaltılar, tutuklamalar, mahkûmiyetler vs. böyle devam edecek. Duramazlar.
Ne zamana kadar mı?
Onu kimse bilmiyor.
Kendileri de bilmiyor.
Makul muhalefet ve “III. Abdülhamid muhalefeti” hiç bilmiyor. “Sandıklı monarşi” ve muhalefeti işte böyle bir şey.
Makul muhalefetin veya düzen muhalefetinin hiçbir şeyden haberi yok gerçekten de. Sürüklenip gidiyorlar. Sandığa tutununca feraha çıkacaklarını falan sanıyorlar, ama bu arada her gün bir araba sopa yiyorlar. Daha doğrusu sopayı o korunmuş muhalefet (Özgür “Özal”, butlancılar ve her tür etnikçi ile ruh ikizleri) yemiyor da, ona inananlar yiyor. Medyaya bakan anlar. Ülke dibe doğru sonu gelmeyecek bir yolculukta. Eski rejimin yerinde yeller estiğini kabullenmek istemiyorlar. O nedenle sopalandıklarını bağırınca muhalefet yaptıklarını ve kendilerine böyle böyle iktidar yolu açacaklarını falan sanıyorlar. Bu ülkenin bittiğini görmüyorlar.
Ama asıl şiddeti yoksul halkımız görüyor ve onun da büyük bir bölümü çareyi bu tuzu kuru düzen muhalefetinde arıyor. Takılmış arkasına. Saray da ellerini ovuşturuyor tabii: Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz... Reddedecek hali yok ya...
MAKUL VE MAKBUL MUHALEFET
İktidar, daha doğru bir ifadeyle, “III. Abdülhamid rejimi riyaseti”, sürekli toplumu ve makul muhalefeti test etmek zorunda olduğunu biliyor. “Şeytan azapta gerek politikası” da diyebiliriz. Bu siyasetin başarılı olması için, dayak yiyenlerin sürekli sandık rüyası görmesi gerekiyor. Oyları Reis Partisi'ni aştığında Türkiye'nin dertlerine çare bulacaklarını sanıyorlar.
Çeyrek yüzyıllık istibdat böyle sürüyor. Neden 50 yılı bulmasın ki böyle bir rejim?
Bol bol sandık ve parlamento, dolayısıyla “parlamenter rejim” rüyası gören makul muhalefetin bu dayaklara ve hatta işkencelere alışması gerek. Söylenen, bu.
Testlerin, yani her gün sopalanma ritüellerinin (gözaltılar, tutuklamalar vs.) eksilmesi veya devreden çıkabilmesi için, bu muhalefetin artık gerçeği görmesi ve bu liberal cennet beklentisi eşliğinde büyütülen İslamcı/Türkçü/Kürtçü oyun çemberinde bir çıkış olmadığını görmesi gerekiyor.
Görürler mi? Zor.
Sandık, oy ve milletvekilliği rüyası görenlerin, bunun için her türlü ilkeyi satabilenlerin, acaba hak ettiği daha iyi bir gelecek var mı?
Parlamentoya girseniz ne, girmeseniz ne? Halkın hangi sorununu çözebileceksiniz ki? Sömürünün kaymağını onların çocukları değil sizin çocuklar yemeye başlayacak; peki yoksul halk bunu görmez mi? Halk yaralarını sararken, “Bari şu elimdekini de kaybetmeyeyim, bu yenilere güven olmaz, bir de o yeni açları doyurmak zorunda falan kalırız” demiyor mudur? Öyle oluyor.
Mesele bütün bu yıkılmış kurum, kuruluş ve kuralların hâlâ varlığını koruduğunu sanan makul muhalefet. Yeni bir rejimde olduğumuzu, cumhuriyetin yerini sandıklı bir monarşiye bıraktığını hem de uzun yıllardır bu demir çember içinde tıkılı kaldığımızı görmek istemeyen muhalefet. Liberal vurgun yemiş “solcusu” dahil. Hepsi bir arada, Saray'ın arayıp da bulamadığı bir nimet bu. Eh, o da hakkını veriyor: Sopayla ve -geçmişte- havuçla, muhalifçilik oynayanları hizaya getiriyor.
Biz buna “III. Abdülhamid rejimi” veya “sandıklı monarşi” boşuna demiyoruz.
SOKAKLAR, İŞYERLERİ, OKULLAR VE HER YER
Bir şeyin hakkını verelim: Çeyrek yüzyıllık “aydınlanma düşmanı” İslamcı bir siyasi iktidarı, cumhuriyet tarihimizin hiçbir iktidarıyla karşılaştıramayız. Daha doğrusu, karşılaştırırız da, sonuçta bu istibdat, bir sonuç; onu görürüz: Köklerinde geçen yüzyıldaki Abdülhamid-Menderes/Bayar-Milliyetçi Cephe-Kenan Evren/Turgut Özal hükümetleri var. Fakat çeyrek yüzyıllık bu AKP-Reis iktidarının yarattığı yıkım, öncekilerin hiçbirine nasip olmamıştı.
Nihai darbeyi bu ülkeye bu kadro indirecek. Parçalanmaktan söz ediyoruz. Ortada bildiğimiz Türkiye kalmayacak böyle giderse... Kesin, oraya itiliyoruz. Fakat bundan daha önemli bir başka şey var.
Açık söyleyelim: Sandıktan muhalefet adına Yeni Parti/CHP/DEM ve onların TİP, EMEP vs. türünden taklacıları çıkacaksa eğer, bu gidişi durdurmanın mümkünü yok.
Ne demek istediğimiz ileride belki daha sahih sözcüklerle anlatırız. Şimdilik şu: Nasıl devrimci teori olmadan devrimci hareket olmazsa, yeni bir cumhuriyet için de “aşkın cumhuriyetçi teori olmadan aşkın cumhuriyetçi bir hareket olmaz.”
Sandık, artık sadece içinden çıkacak 1 milyona yakın “adıyla sanıyla komünistli bir cumhuriyetçi oy toplamı” içeriyorsa, o oylar nedeniyle bir anlam taşır.
Neden mi?
Çünkü oligarşiyi, Türk/Kürt zenginlerini sadece o zaman büyük bir korku esir alır.
İçinde komünistlerin boyun eğmeyen yarım milyondan fazla bir oy arayışına yanıt veren ve o rakamı aşan bir cumhuriyetçi enerjinin bulunmadığı her sandık, Türkiye'yi büyük felaketine biraz daha yaklaştırıyor. İslamcılar, tıpkı 1930'lar Avrupası'nda olduğu gibi, sandığı çoktan bir onay mekanizması haline getirmeyi başarmadılar mı?
Gezi'yi hatırlamak ve/fakat onu aşmak tek çare gibi görünüyor.
Özetin özeti: Sandık monarşisini devre dışı bırakmanın yolu, aşkın cumhuriyetimizi ayrıntılarıyla tanımlamaktan, onu propaganda etmekten ve insanları makul/makbul muhalefetin yemlerinden uzaklaştırabilmekten geçiyor.
Yoksa yandı gülüm keten helva...