Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,4291
Dolar
Arrow
48,6016
İngiliz Sterlini
Arrow
65,6482
Altın
Arrow
6853,9347
BIST
Arrow
14.399

Acı gerçek: Talepsiz halka her gün 12 Eylül

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Yarın 12 Eylül'ün yıldönümü ve biz bugündeyiz.

Bugün hâlâ süren, iyice İslamcılaştırılmış bir “eylülist” iktidar altındayız: III. Abdülhamid rejimi. 

Bugün bir sorumuz var ve bu, epey baharatlı: Siyaset, yoksul halkın acil ihtiyaçlarını birer talebe dönüştürmesini sağlamak için de yapılmıyorsa eğer, başka ne için yapılıyor?

Neden değişen bir şey yok?

Çünkü hiçbir halk, “serbest piyasa ekonomisinde” (faşizm de böyle bir piyasanın üzerinde yükselir) yoksulluğun nedenlerini sorgulamaz. Şikâyet eder, o kadar. Bu, bir bilinç halidir ve dışarıdan taşınır. 20'nci yüzyılın başından beri zenginlerin, yani para ve fabrika vs. sahiplerinin en korktuğu şey budur: Ya halk, bunların gözündeki “ayak takımı” yani, ihtiyaçlarını birer talebe dönüştürürse?

Yani ayaklar baş olabileceğini düşünmeye başlarsa...

Ankara'nın İslamcıları sürekli ve neredeyse her gün, her türlü hukuksuzluğu göze alarak, bunun testini yapıyor işte: Halk, yoksunluklarını talepleştiriyor mu, yoksa “başa gelen çekilir” modunda yaşayıp gidiyor mu? Bunu ölçüyorlar durmadan. Çok korkuyorlar çünkü.

Temel haklarını talepleştiren ve daha iyi, eşit, özgür bir yaşam sürebileceğini, bunun için mevcut yerleşikliğin gerekirse değiştirilmesi gerektiğini ilan eden her halk, rejimi fena sarsar. Sokaklarda, fabrikalarda, pazarlarda, okullarda, hastanelerde, kamu kurumlarında ve şirketlerde falan, her yerde, bu talepler yüksek sesle dillendirilmedikçe ve kitlesel bir taban oluşturulmadıkça, İslamcı yeni milyarderlerin seküler milyarderlerle oluşturduğu koalisyon sürecektir.

Ağır mı kaçtı?

Öyle düşünülmesin. Sonuçta Türkiye'ye özgü bir sahne değil bu.

TÜRKİYE “ALMANYA  AVRUPASI”NIN BİR PARÇASI VE TERSİ

Ankara'nın en az 50 yıldır birinci derecede ve göbeğinden bağlı olduğu Almanya Avrupası'nda da benzer sorun veya boşluklar var. Burada sık sık değiniyoruz.

Bize bakalım: Maalesef solculukmuş gibi gösterilmeye çalışılan (CHP'li, Yeni Parti'li, DEM'li, TİP'li, EMEP'li vs.) “makul muhalefet” bunu yapmadığı için “makul”. Tabii Ankara'nın İslamcı siyaseti de o nedenle istediği gibi at koşturabiliyor.

Aslında genel bir durum: Siyaset taleplerden mi yola çıkar, yoksa ihtiyaçlardan mı? Siyaset talep mi yaratır, ihtiyaç mı?

İki “tarz-ı siyaset” karşısındayız.

İlki, toplumun, egemen ve azgın zengin azınlığın tarif ettiği talepleri üstlenmesidir. Bu siyaset biçimi de halkın temel ve acil ihtiyaçlarına teğet geçen o “sözde talepleri” esas alır, onları propaganda eder. Parlamenter demokrasi, anayasa, kuvvetler ayrılığında yaşanan sorunlar, merkez bankasının bağımsızlığı, kıta sahanlığı vs. hep böyle “taleplerdir”. Burada “idare-i maslahat” söz konusudur. Yani köklü çözümler değil, günü ve iktidarı kurtaracak şekilde işleri tehlikesizce yürütmek, gerçek çözümleri geçiştirmek... Bunun günümüze tercümesi, 12 Eylül'ün uzantısı AKP rejiminin sürmesidir.

Diğer tarz ise, ki “tehlikeli” olandır, talep haline gelemeyen yüzde 90-95'lik bir nüfusun acil ihtiyaçlarını, geleceğini esas alır, o ihtiyaçları tarif eder, o ihtiyaçların karşılanması için taleplerde bulunur. Acilen karşılanması için o ihtiyaçları toplumun sahip çıkacağı şekilde “talepleştirmeye” çalışır.

Talebi olan, taleplerini her platformda dile getiren halk, serbest piyasa ekonomisi ve demokrasisinde (yeni zaman faşizmleri dahil) en büyük tehdit değil midir? Öyledir.

Galiba geçen yıl itibariyle GSYİH'sı 1,5 trilyon dolar olan Türkiye'deki İslamcı iktidar ile onun “makul muhalefeti” bu tehdidi önlemek için görev başında. Benzer bir şeyi yine geçen yıl itibariyle GSYİH'sı 4.8 trilyon dolar olan Avrupa Almanyası ve onun “makul muhalefet” adayları için söyleyebiliriz.

Özetin özeti: Talepsiz halkımız 12 Eylül'ün sertleştirilmiş İslamcı versiyonu olarak III. Abdülhamid rejimine teslim olmuş demektir.

İhtiyaçların talebe dönüştürülmesi ve bu taleplerin halk tarafından dillendirilmesi gerekiyor.

Durum vahim ama umutsuz değil. Çünkü Türkiye hep sürprizler de içermiş bir siyasi coğrafyadır. Aydınlanmacı mayanın tuttuğunu da görüyoruz. Buradan yürünebilir.

Korkması gerekenler biz değiliz.