Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,3042
Dolar
Arrow
48,4349
İngiliz Sterlini
Arrow
65,4572
Altın
Arrow
7040,4949
BIST
Arrow
13.932

Çok tehlikeli oyunlar: Sistem zıvanadan çıkmak üzere

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Türkiye ve Almanya’nın kaderleri birbirine sanıldığından çok fazla bağlı. Paralel evrenlerde, farklı mekânlarda ama mutlaka birbirlerine “izdüşüren” devletler bunlar. Birindeki kırılma, diğerine mutlaka ve kısa sürede yansıyor. Buna sık sık dikkat çekiyoruz.

Şimdilik ilginç ve fakat korkutucu bir soruyla başlayalım: “Bu keşmekeşten Avrupa, Almanya’nın önderliğinde bir dünya gücü olarak mı çıkacak?”

Bu soruyu, 1950’lerden 1990’lara kadar etkili bir solcu siyaset felsefecisi, Marburg Okulu’nun kurucu babası Prof. Dr. Wolfgang Abendroth’un parlak öğrencilerinden, emekli Prof. Dr. Frank Deppe yeni bir yazısında soruyor. 84 yaşına rağmen hâlâ entelektüel üretimini sürdüren bu siyaset bilimci, kaotik gündemimizi analiz ederken, Avrupa Almanyası’nın nasıl bir sıkışmışlık ortamında yerinde saydığını da hatırlatıyor.

Haksız değil. Almanya, görülmek istenmese de, fokur fokur kaynıyor. Bu hafta sonunda 2 milyonu aşkın bir nüfusa sahip doğu eyaleti Saksonya-Anhalt’ta yerel seçim var. Eyalet meclisi için yapılacak bu seçim. Bütün Avrupa’nın gözü bu küçük eyalette. Burada aşırı sağcı diye damgalanan AfD’nin (Almanya için Alternatif) tek başına hükümet kurabilecek oy oranına ulaşıp ulaşamayacağı sorusuna yanıt aranıyor. Son kamuoyu yoklamaları, AfD’nin rakipsiz olduğunu, ancak tek başına eyalet hükümeti kurmak için bir-iki puana daha ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Olur da, olmaz da. Ama oyların en az yüzde 42’sini toplayabileceğine kesin gözüyle bakılan yeni bir  -kimilerine göre- “Nazi Partisi” var gündemde.

Pek öyle değil.

AfD, giderek radikalleşen bir Hıristiyan demokrat parti sayılabilir. Faşizan bir yanı var kuşkusuz.

BERLİN ÖKSÜRÜRSE, ANKARA YATAĞA DÜŞER Mİ?

Almanya’daki gelişmeler Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir “keyfiyet”. Bu eski sözcüğün keyifle falan bir ilgisi yok. Mevcut durumun tanımlanmasıyla ilgisi var. Büyüyen Almanya, Türkiye için dünya sisteminde en önemli dış bağlantı merkezi. Avrupa’da ve NATO’da tamamen böyle bu. Türk diplomasisi de iyi bilir.

AfD’nin yükselişi Türkiye’ye nasıl mı yansır? Çok büyük bir fark ortaya çıkmaz.

İçinde şimdilik dizginlenen neofaşist kanalların da bulunduğu AfD’nin alışılmış sağla, yani tüm siyaset sınıfıyla arasında sadece iki konuda fark var.

Bir: Pek doğru olmayan bir kavramlaştırmayla “prekarya” da denilen çıkışsız yoksul “Bio-Alman” kitlelere yönelik siyaset, biraz baharatlı. “Yerli prekaryayı” istim üstünde tutmak için göçmenlere yükleniliyor. Göçmenlere, özellikle yoksulluktan kaçıp Alman sosyal güvenlik sistemine sığınan küresel vurgun yemiş yabancılara engel olmak ve yasalara aykırı biçimde bu ülkede bulunmalarına son vermek öneriliyor: AfD, “göçmen karşıtlığı” propaganda ediyor. Böylece çoğunluk toplumunda bir kitle tabanı oluşturuyor.

İki: Diğer yandan, yönetici katmanlara yönelik olarak özellikle zor durumdaki imalat sanayii ağırlıklı sanayi sermayesine sesleniyor. Rusya’yla aradaki gerginliğe ve çatışmaya son verilmesini, tekrar oradan enerji satın alınmasını öneriyor. AfD, içerideki ağır sanayi üretimini bu yolla koruyabileceğini düşünüyor. Ama VW başta olmak üzere gelen haberler korkunç. Çöküş ve kaçış engellenemiyor.

AfD, bu farklarla neoliberal takıntılı bir sağcı parti, ancak şu anda ülkenin de en büyük partisi konumunda. Fransa, İtalya ve İngiltere’de durum farklı mı?  

Kitle tabanı elde etmek için Alman milliyetçiliğini de kaşıyarak, biriken ekonomik sorunların çözülebileceği inancını yayma çabası içindeki bu partiyi, finans ağırlıklı yerleşik sistem şeytanlaştırmakta kararlı.

Aslına bakılırsa, makine imalat sanayii, otomotiv, kimya, tıp, bio-teknolojiler gibi sektörlerin pahalı enerji yokluğundan “fabrikaları dışarıya çıkarması” tek makul çözüm. Almanya’da 1 kilovatsaat enerji maliyeti, brüt olarak avro cinsinden 35,6 sent. İtalya ve İngiltere çok farklı değil. Fransa, Almanya’dan 12 sent daha ucuza enerji kullanabiliyor. ABD’de aynı miktar enerji 18,3 sent, Çin’de 6,7 ve Hindistan’da 6,3 sent. Türkiye’de de görece çok düşük: 6,6 sent. (İnsanın aklına, dışarıya kaçacak yatırımların Türkiye’deki uygun enerji girdilerine de mi yöneleceği, sorusu takılmıyor değil. Ama gelmeyecekler.)

Her neyse..

BİNDİK BİR ALAMETE, GİDİYORUZ...

Almanya’daki enerji yoğun ağır sanayi üretiminin dışarıya kaçmaması, bu tablo karşısında, mümkün değil. Burada, Almanya Başbakan Friedrich Merz’in, Avrupa’nın en büyük konvansiyonel ordusunu oluşturma kararlığı da ek bir anlam kazanıyor. Bu kaçışların korunması, serpiştirilen yatırımlarla sermaye getirilerinin geniş ölçekte garantiye alınması gerekiyor.

Bunu askeri güç dışında neyle koruyabilirsiniz?

AfD’nin, mevcut hükümetin silahlanma çılgınlığına bir itirazı olduğunu duyan yok.

Fakat Rusya karşıtı militarizasyon, Avrupa’yı fena karıştırabilir. Karşılıklı konsolosluk, kültür merkezleri kapatılıyor artık. Hedefler zikrediliyor. İş kötü.

Bir şeyi açıkça söylemek zorundayız: Silahlanma ve toplumları militarize etme deliliğine BSW ve Oskar Lafontaine ile Sahra Wagenknecht dışında, ki onlara Sevim Dağdelen’i de eklemek hakkaniyet açısından önemli, karşı çıkan yok. Bu ekibin seçimlerde yüzde 5 barajının altında kalması için yoğun çaba harcanıyor.

Peki.  

6 Eylül pazar gecesi Avrupa’nın gözü Almanya’da olur. Dananın zorlanan kuyruğuna bakacaklardır, ne durumda diye. Ama asıl 20 Eylül’deki iki doğu eyaletindeki seçimde o dananın kuyruğu kopabilir.

Koparsa, en önce Türkiye’yi sarsar.

Neden mi?

Acaba Türkiye-Almanya bağları, başka hiçbir ülkeyle/devletle olmadığı kadar iç içe geçtiğinden olabilir mi?

“Keşmekeşe” ve Almanya Avrupası’nın bir dünya gücü olma hırsına dikkat çektik girişte. İşte o “keşmekeş” iyice zıvanadan çıkabilir. Dizginlemez hale gelebilir. Bu tür hesaplar korkunç şeylere neden oldu bu yaşlı kıtada ve ortada bu korku dehlizini aydınlatacak bir karşı güç 36 yıldır yok.

Bindik bir alamete, gidiyoruz...