Euro
Arrow
56,0218
Dolar
Arrow
49,9925
İngiliz Sterlini
Arrow
67,0842
Altın
Arrow
6300,7618
BIST
Arrow
10.891
Anasayfa > Yazarlar > Osman Çutsay > Almanya'nın 17'nci eyaleti, Türkçeliler ve anlamları

Almanya'nın 17'nci eyaleti, Türkçeliler ve anlamları

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 03.11.2026 06:00

Ne yani, durup dururken Almanya'daki 16 eyalete bir yenisi mi eklendi? Öyle... Ama yeni değil bu “ek”: Türkçe konuşanların/anlayanların, daha doğrusu, yaşamlarında bir biçimde ve dün de Türkiye'den geçmiş olanların oluşturduğu bir sanal eyalet bu. Üstelik on yıllardır da sahnede. Çok etkili... Kimi kaynaklara göre 4,5 milyona yakın bir nüfus söz konusu. Resmi kaynaklar 3,1 milyonda takılıp kalmış durumda.

Almanya bir yana, tüm Avrupa'da 7 milyon civarında nüfusa sahip bir eyalet, hatta “devletsiz halk” var, farkında mıyız? “Türkçeli” bunlar. Bu insanların ne kadar önemli olduğunu, Almanya'nın (ve hatta Avrupa'nın) en önemli haftalık haber dergisi Der Spiegel'in kapağında bu hafta Berlin'i yönetmeye talip Elif Eralp'in yer alması da göstermiyor mu?

Her neyse..

Başka bir yerden başlayalım.

OLAYLARIN ARDINDAKİ GERÇEK

Fransa'da pişenlerin şimdilik pek azı Almanya'ya düştü. Gösteriler ve çıkan olaylardan söz ediyoruz.

Çok da şaşmamak gerek: Almanya'nın maddi zenginliğinden de Fransa'ya pek az şey düşüyor. Sürtüşme nedenlerinden biri, bu. Arada böyle bir paralellik kurabiliriz.

Avrupa'nın “jeoekonomik gücü” veya “hegemon devletinde” adım adım yayılan krizin önce en gençlerle (öğrenciler) en yaşlıları (emekliler) vurduğu malum. Ama bu yoksullaşmayı protesto için sokağa çıkanların sayısı tüm Almanya'da 120 binin belki biraz üzerinde. Fransa'nın rakamları bu alanda çok daha yüklü.

Almanya'da Berlin ve özellikle Frankfurt'ta gösteriler sonrasında çıkan olaylar, tek tük yağma girişimleri medyanın orantısız biçimde öne çıkardığı şeyler, ama sağın ve egemen sınıfların gerçekten işine yaramadı değil.

Şöyle veya böyle, Amerikan rüyası ve egemenliği hızla geriliyor, ama Avrupa'nın durumu daha iyi değil. Göbeklerinden birbirlerine bağlı/bağımlı oldukları için elbette.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, böyle bir çerçevede Türkiye halkını nelerin beklediğidir. İyi şeyler değil. Avrupa'daki Türkiye bağlantılı insanları da iyi şeyler beklemiyor doğrusu,.

Sağcı ve orta sınıflar üzerinde gerçekten etkili gazete Frankfurter Allgemeine Zeitung, “yağmacı” gençlerin çoğunun maske takma gereği bile duymadığını spotlara çıkardı. Tuhaf. Oysa medyada bir histeri rüzgârı estiriliyor. Berlin, Hamburg ve Frankfurt'taki bazı olaylar olağanüstü abartılıyor. Acaba halktaki muhtemel bir hareketlenmeye karşı önceden önlem mi alınmak isteniyor? Belki.

Neresinden bakarsak bakalım, Avrupa adım adım derinleşen bir krizin pençesinde ve bunun baş nedeninin Rusya ile Kiev üzerinden sürdürülen askeri çatışma ortamı olduğu çok açık. Almanya, Rusya enerjisinin yokluğu altında resmen eziliyor. Reel ekonomi, özellikle de enerji yoğun sanayi sektörü, ucuz enerji bulacağına inandığı ülkelere taşınıyor. Kaçıyor resmen. Audi'nin ABD'de Trump ile işbirliği ve okyanusun öte yanında milyarlık yatırım hesapları böyle bir şey...

Alman müesses nizamının belkemiğini oluşturan klasik sağ ile onun yardakçısı “sol” (SPD, Yeşiller ve Sol Parti/Die Linke), Federal Almanya'nın refah mucizesinin sönümlendiğini düşünüyor. Burada da kaos yaratan “radikal solu”, vitrin yağmalayanları örnek göstererek baş suçlu ilan ediyor.

Öyle mi gerçekten? Medyanın manşete çıkardıkları, anlatılan şeyler ne kadar doğru? Dozuyla oynanmış olmasın?

VİTRİN YAĞMASI? İYİ DE, KAÇ VİTRİN?

Frankfurt'ta cumartesi gecesi yaşanan olaylarda sonuçta 17 mağazanın zarar gördüğü duyuruldu. 54 göstericinin gözaltına alındığını, 100 polisin yaralandığını, 1000-1500 kadar şiddete teşne radikal gencin sahneye çıktığını duyuran medyanın ayyuka çıkardığı bu “şeyler”, Fransız tepkisinin Almanya'da görülmemesi için alınan önlemlerden mi, sorusunu sorduruyor. Öyle mi?

Yaşanan bu gelişmelerin tetiklediği yapay ve/veya kurmaca paniğin kolay yanıtları yok. Ancak Almanya Avrupası'nın Rus doğalgazı eksikliği kadar, on yıllardır kendi içinden büyük siyaset adamları/kadınları ve fırlak zekâlı düşünürler çıkaramaması da bir neden olarak masaya sürülebilir.

Kurulan köprüler (“Atlantik Köprüsü” misali) tarafları olumsuzlukta da birbirine bağlıyor. Amerikan rüyası parçalanırken, Avrupa'yı ve Almanya'yı da aşağıya çekiyor haliyle. Fransa'da pişen tepkiler, Almanya'ya da düşüyor. Az ya da çok. Köprüler ve bileşik kaplar yasası böyle bir şey olmalı: Taraflar zaman içinde birbirine benzerler. Benzemezlerse, o bağlantı, o sistem çöker.

Kamuoyu araştırmalarının rakipsiz lideri AfD (Almanya için Alternatif) kıs kıs gülüyor olmalı.

Özetin özeti mi?

Şu: Avrupa'daki olayların gölgesinin veya rüzgârının yakın bir gelecekte Türkiye üzerine de düşeceği kesindir. Tersi herhalde beklenmiyordur. Avrupa'da pişen her şey, Türkiye'ye de düşer. Refah hariç. Emek deposu sonuçta bu Türkiye: İç dengesizliklerden ve yağmalardan kaynaklanan güncel krize, dışarıdan ve en önemli bağlantı merkezlerinden, Berlin başta olmak üzere, epey bir katkı geliyor baksanıza...

İslamcı Ankara veya “III. Abdülhamid” rejiminin pratiği diyebileceğimiz “sandıklı monarşi” rahat yüzü göremeyecek. Avrupa sürekli bir öksürük nöbetine girerse, Türkiye er ya da geç, bu sistem içinde, zatürre olur. Kurtarılamaz...

Peki, Almanya'nın “Türkçeli” 17'nci eyaleti böyle bir durumda etkisiz/sessiz kalır mı?

Orada da, Türkiye'de de... Bilemiyoruz... Bakacağız...

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları