Parçacıklar siyaseti ve finansman bilmecesi: 'Musibet sorular'
Yanıt arıyoruz. Nedenlerini bulmaya çalışıyoruz.
Belli bir kesimin, ama tuzunun kuru olduğunu yoksul halkın iyi bildiği malum muhalif çevrelerin üzerine gidiyor İslamcı Ankara. Baskı var. Doğruya doğru. Neden acaba?
Her türlü hukuk mantığını ezen bu keyfiliğin nedenini arıyoruz. Nasıl bir ruh haliyle ve hangi amaçla yapıyor bunu İslamcı yönetim? Gözdağı vermek için mi? Bir tür şantaj mı amacı? “Muteber muhalefeti” bile dövermiş gibi yaparak halkın şikâyetlerini dile getirmesine engel olmak için mi?
Yoksa muhalefetin ılımlı çaresizliğinden çok halkın nabzını ölçmek için mi?
AKP iktidarının makul/makbul en büyük muhalifi, Yeni Parti, biraz hırpalanıyor diye pek sesimiz çıkmıyor. Tehditler bir yana. Şantajlar da öyle. Ancak bu görünür baskılara rağmen, iktidar “alternatifi saydığı” muhalefetin yine de pek üstüne gitmiyor.
Ankara, şimdilerde sadece medyanın yeni Uğur Mumcularını affetmiyor. İktidarın, sayıları pek de fazla olmayan Timur Soykanlar, Murat Ağıreller, Barışlar, İsmail Arılar ile halk arasındaki ilişkiyi test etmesi böyle oluyor. Halk, yeni Uğur Mumcularına şimdilik pek öyle sahip çıkmıyor. Bu durum, elbette “nevzuhur monarşistlerin” gözünden kaçmıyor. Onun için III. Abdülhamid militanlarının belli çevreler üzerindeki baskıları bitmiyor.
Gerçekten tilkice bir hesaplılık bu. Dev medya kurumlarına resmen el koyup bunu “kayyım atamak” diye yutturmaya çalışırken iktidar, pek sesi çıkmıyor halkın. Nitekim HalkTV'nin bir sunucusu kurum kapatılırken bina önünde destek için sadece 63 kişi sayabildiğini belirtiyor. Şikâyet ediyor. Kendi bulunduğu adrese ve oradan nasıl göründüğüne hiç bakmadan. Uyanık bir patronun malına el konulmasına karşı yoksul halk çok da duyarlı değil. Üstelik o gazetecilerin gelirlerinin çok yüksek olduğunu biliyor halkımız, en azından öyle sanıyor ve çok da haksız değil eğer “İsmail Saymaz ekolüne” bakılırsa.
Neyse...
İki mesele var.
Bir: Şu ana kadar kendisine muhalefet edenlerin gözünü korkutmaktan çok, halkın gözünü korkutmayı hedefliyor Ankara. Şimdilik başarılı.
İki: Ama ondan çok daha önemlisi, toplumsal tansiyonu sürekli ölçebiliyor. Çeyrek asırlık iktidarını zaten bu toplumsal tansiyonu denetleyebilmesine borçlu. Ancak bu, son birkaç yılda değişti. Yine de, tansiyon artsa, yani öfke birikse de, bunun sokağa yansımaması yeterli: Böyle bakıyorlar ve inanılmaz boyutlarda bir servet birikimi söz konusu...
Servet birikimi?..
Bu iki meseleden hareketle asıl “baharatlı” sorumuz şu: Bu servet, kim oldukları bilinen belli başlı sömürgen aileler, AKP iktidardan düşerse Türkiye'de ve Türkiye dışında rahat yaşamak, alıştıkları lüksü sürdürmek için bile fazla değil mi? Bu birikimin yerel çeteler dahil, bir toplumsal kaos, yüksek yoğunluklu bir iç hesaplaşmada kullanılacak silahlı birliklerin finansmanı için kullanılacak olması, “abesle iştigal bir iddia” mıdır? Basit bir kuşku mudur? Öyle değilse, ne?
Neden böyle trilyonluk birikimlere, hırsızlıkları çok açık olmasına rağmen, müdahale edemiyor iktidar? Ankara, ayaklarının altındaki toprağın bu nedenle nasıl kaydığını göremez olabilir mi?
BU FİNANSMANIN BİR HEDEFİ OLMALI
Olan biten ortada. Bağlantılar da ortada. “III. Abdülhamid” rejimine içkin medyadaki muhalif unsurlara yönelik yaptırımlar çok ağır değil. Belli isimler çevresinde dönüyor zaten. Küçük ölçekli bir karşıdevrimin tamamlayıcı/tetikleyici önlemleri bunlar. Rejimin hukuki ayak izleri...
Fakat düzlemler arasında bir paralellik var.
Malum, yıllardır sürekli, günbegün yinelenen küçük ölçekli devalüasyonlarla, günlük ayarlamalarla para piyasalarını düzenliyorlar. Bunu düşük yoğunluklu bir içsavaşın önlem paketi olarak görenler, çok da hatalı sayılmaz. Epeydir oradayız.
Peki, ya kırılma önlenemezse?
Ki öyle görünüyor.
Düşük yoğunluklu bir içsavaş ikliminden yüksek yoğunluklu bir içsavaş veya nihai toplumsal hesaplaşma ortamına geçişte bu servetlerin acaba bir işlevi mi olacak? Büyük parçalanmada ne işe yarayacaklar? Bir şeyleri koruyacak yeni ve özel kolluk güçleri mi finanse ediliyor?
Bu milyarların, hatta trilyonların kişisel servet hırsını aşan bir nedeni, bir hedefi olmalı...
İnsanın aklına bin türlü “musibet” geliyor.
Artık ateşle oynamanın ötesinde bir saldırganlıkla karşı karşıyayız. Bir türlü nihai hedeflerine ulaşamıyorlar. Hedef: Cumhuriyeti tamamen gömmek ve ülkeyi parça pinçik edip Suriyeleştirmek... Bunun sinirliliği ve aymazlığı içindeler. Ama finansal olarak örgütlenmediklerini kim ileri sürebilir?
Acaba Atlantik ittifakı, Avrupa'nın ve ABD'nin somut desteği, bu finale mi kilitlenmiş bulunuyor?
“Musibet” sorular işte...