Euro
Arrow
55,9498
Dolar
Arrow
49,9427
İngiliz Sterlini
Arrow
67,0138
Altın
Arrow
6434,9836
BIST
Arrow
10.969
Anasayfa > Yazarlar > Osman Çutsay > 103'üncü yılın İslamcılar ve sol sorusu: Nassı ya?

103'üncü yılın İslamcılar ve sol sorusu: Nassı ya?

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 30.10.2026 06:00

Dün 103'üncü yıldönümünü “idrak ettik” cumhuriyetin. Öldürülen cumhuriyetin. Toplumda bir hareketlenme var.  İslamcı iktidara, istibdada kafa tutma duygusu giderek güçleniyor.

Yönetenleri korkutan bir gelişme bu. Bir şeyi açıkça görmeye başladılar: Öldürdükleri cumhuriyetin birçok ilerici karakteri, Türkiye halkının damarlarına yerleşmiş artık. Nitekim...

Nitekim “sandıklı monarşi” diyebileceğimiz bu rejimde, liberal solun kucağında ve rüzgârında iktidar olmuş İslamcılar, farklı versiyonlarıyla ve açgözlülükleriyle yoksullaşan halkın gözünde her geçen gün biraz daha rezil oluyorlar. Bir iğrenti kabarıyor.

Görürler mi?

Zor.

Çünkü, Soğuk Savaş silahlarından Frankfurt Okulu türü gericiliklerin ve onların Türkiyeli uşaklarının İslamcılara hazırladığı iktidarın kör ve sağır edici bir yanı var. Bu liberallerin demokrasilerini yedeğe alarak, onları da “kandırarak” iktidar olan İslamcı hareket, halkın iliklerine işlemiş cumhuriyetçiliğin (“halk kemalizmi”) önünde diz çökmeye başladı. Kriz, hırsızların maskesini eskisinden çok daha hızlı düşürüyor. Türkiye böyle.

Ya Avrupa?

Türkiye ve Avrupa'da saatlerin farklı işlediğine çok dikkat çektik.

Şu anda, Fransa-Almanya hattında iktidarda olan gericilik, iktidara yürüyen Le Pen ve AfD karşısında, solun Müslüman kitlelerin desteğiyle iktidarı alabileceği ve böylece sosyalist bir hükümet kuracakları masalını yaymaya başladı. Çok korkuyorlar. Medya bu tür gizli veya açık uyarılarla dolacak gibi... Zenginlerin beslediği liberal kanaat önderlerine göre, sol, Müslüman topluluklar sayesinde iktidara gelebilirmiş. Öyle düşünüyorlar. Olacak iş değil, ama özellikle liberal gericilik ateşle oynuyor. İleride ayrıntısıyla değiniriz.

TÜRKİYE'DEKİ DURUM

Biz tersinden Türkiye'de yaşadık aslında bu senaryoyu: Kendisini solcu sayan/sanan/satan liberaller, cumhuriyete bir anomali olarak bakmakla kalmadılar, ayrıca İslamcılar sayesinde belini de kırdılar. Cumhuriyetçi sinyaller veren tüm kurumların ve kuralların paramparça edilip ülkenin talan edilmesinde büyük payları var. Bunu “vesayet rejiminden kurtulma harekâtı” saydılar. Cumhuriyeti mezara bile koydular, ama, Orhan Gökdemir'in saptamasıyla, bir türlü gömemediler. Hâlâ da gömemiyorlar.

Şimdi derinleşen ve yayılan ekonomik kriz, halktaki cumhuriyetçi duyarlılığın daha da öne çıkmasına neden oluyor. Patlayan yoksulluk, İslamcı iktidarın beslediği ve onların da iktidarı beslediği bir çerçevede, sahnedeki hırsızlıklar arttıkça, halktaki öfkeyi daha da keskinleştiriyor. Bunu görmüyor olamazlar, görmek istemedikleri kesindir.

Tekrar: İslamcılar, bizde liberal solun hezeyanlarıyla bir yağmacı rejim kurdu. Avrupa'da bunun tersinden olabileceği hayalleri satılıyor hem gericiler hem de liberal sol tarafından.  

Gerçekten de, Fransa-Almanya hattında benzeri bir şey tersinden yaşanabilir mi? Yani bu hatta mesela Melenchon ve Almanya'da da Sol Parti-Yeşiller ve SPD çevresi yoğun bir nüfusa sahip Müslüman toplulukların duyarlılığından ve desteğinden yararlanarak iktidar olabilir mi? Fransa bir yana, Berlin'deki eyalet başbakanlığına oynayan Elif Eralp'in girişimleri fazla heyacanlanmayı önleyecek sahneler içeriyor.

İyi de, Alman sağı, neden Müslümanların sola destek vererek dengeleri değiştireceği korkusunu yaymaya başladı? Kriz derinleşiyor çünkü. Bu yığılmanın sonucu 7 milyon civarındaki Müslüman kültüründen gelen insan üzerindeki toplumsal baskının artmasıdır. Toplumdaki atomizasyon VE parçalanma hızlanacaktır böyle giderse.

Avrupa farklı. Ama hatırlamamak olmaz: Türkiye'de bu “kombi”, tersinden, İslamcılara iktidar bahşetti.

Almanya'da örneğin, İslamcı tehlike bahanesiyle, yani onu açıkça hedef alarak, anketlerde rakipsiz bir biçimde ilk sıraya oturmuş AfD (Almanya için Alternatif) partisi dışında yeni bir gerici tahkimat örgütlemeye çalışan -üstelmik iktidarda- bir sağ daha var. Kriz, tehlikeli çözümlere itiyor mevcut sistemin teorik bekçilerini. Özellikle medyayı...

DEMOKRASİ Mİ CUMHURİYET Mİ?

Mesele şu: “Cumhuriyet mi, demokrasi mi?” ikilemine sıkışan bir çaresizlik giderek büyüyor. Bazı kolaycılar, özellikle liberal vurgun yemiş sözde solcular ve açık sol düşmanları “ikisi de” diyecektir. Yanıt kolay, ama doğru değil.

Demokrasinin içini, Türkiye'de, liberallerden İslamcılara, hatta Türk-Kürt etnikçiliğine kadar her tür milliyetçilik kendince doldurdu. Sınıfsız, imtiyazsız bir demokrasi efsanesini yutturdular sola da. AKP'yi de bu arada iktidar yaptılar.

Fakat işte sonunda cumhuriyetin ve cumhuriyetçi değerlerin halka derinlemesine işlediği gerçeğine çarptılar. Duvara tosladılar yani. Türkiye halkında cumhuriyetçi maya, eylemsiz de olsa, tutmuş görünüyor. Yönetenlerin, bu direnci demokrasiyle, demokratlıkla falan aşamayacakları da anlaşılıyor. Neden?

Çünkü, bir, kriz giderek derinleşiyor ve, iki, demokratlık değil, ama cumhuriyetçilik sol ve halkçı bir vitamin olmayı sürdürüyor.

1789'dan beri bu tarihsel “aşırılık”, çok sert hesaplaşmaların hem nedeni hem de sonucu oldu.

Demokrasi? Demokratlık? İnsanlar cumhuriyeti savundukları için ölümü yürüdüler. Demokrasi falan işin süsüydü. Somut olan, cumhuriyetti.

Acı olan şudur: 20'nci yüzyılda sosyalist hareket, özellikle de reel sosyalizm, demokratlığın antikomünist bir canavara dönüşmesine engel olamadı. Sonunda onun da kurbanı oldu. Bu kavram (“demokrasi”) ve seçim sandığı, fabrika, banka, kısacası üretim aracı sahiplerinin elindedir artık. Metafizik bir tanımsızlığa evrilmiştir ve İslamcılık başta olmak üzere, tüm gericiler bundan memnundur. Kimlikçiler hakeza...

Ama cumhuriyet öyle değil. Çok somut. Sosyalistlerin, komünistlerin cumhuriyet ısrarı, çok anlamlıdır.

Türkiye'de cumhuriyetçi damarın tutmuş olması, III. Abdülhamid rejiminin başındaki ana dert; bu, kesin. .

Ya Avrupa'da durum ne? Döneceğiz bu konuya...

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları