Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,9886
Dolar
Arrow
44,1894
İngiliz Sterlini
Arrow
58,3925
Altın
Arrow
7237,7162
BIST
Arrow
10.729

Avrupa’nın savaş yükü: 'Obruk' büyüyor!

Asıl soru savaş ikinci haftasına girerken galiba şu: ABD, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olur mu?

Neden olmasın?

Olur. Olacak gibi de görünüyor. İran bu saldırıları savuşturamasa bile o bulgur, artık ne kadarsa, bayağı bir tehlikede.

Neden mi?

Çünkü attığı her adımın hesabını doğru yapabilecek kadar sağlam ve gelişkin bir emperyal egemenlikten söz edemiyoruz artık. Batı’nın başkentlerindeki beyin veya beyinler eski keskinliğini yitireli çok oldu.

Tersine, György Lukacs’ın yaklaşık 100 önce emperyalizmin İtalyan ve Alman “deneyimlerinden” çıkardığı derslerden hareket edersek, “rasyonel aklın” değil, “irrasyonel delirmelerin”, akıldışılığın siyaset kurumuna egemen olduğunu söyleyebilecek durumdayız.

İnanmayan, Epstein dosyalarına bulaşan “elitlerin” listesine bir göz atabilir veya Donald Trump denilen ABD’ye gerçekten layık tuhaf adama bakabilir. Amerikan-İsrail bombacılarının İran seferine ilk adımlarında açık çek veren Avrupalı demokratların hali de açıklayıcı olabilir: Macron, Starmer, Meloni ve tabii Friedrich Merz. Bunlar bu katliam uzarsa çabucak havlu atacak gibi görünüyor. Dipten gelecek bir dalgayla eski sınıf savaşının içeride yeniden hortlayabileceğinden korktukları için olabilir...

Her neyse işte, sonuçta bu desteğin ilk direnişle birlikte kırılma sürecine girebileceği ortada. En azından bazı sinyaller var.

Yaşlı Avrupa’nın Amerikan vasalları demokrat medya üzerinden epey bir yalan ve sis üretiyor ama buna rağmen İran seferinden herhangi bir ganimetle dönmeleri çok güç.  

Bunu açıklamak zorundayız.

Bombalarla açılan bu “obruk” tanımlanmak zorunda.

TEHDİT YOKSA, BEYİN DE YOK! YA MERKEL?

Geçen yüzyılın ikinci yarısında (“Soğuk Savaş”) emperyalist başkentlerdeki büyük sermaye, dizginleri gerçekten keskin zekâlı, cin fikirli ve kitle nabzını tutabilen politikacılara bırakabilmişti. Bırakmıştı, çünkü o politikacılar dünya çapında bir sosyalist meydan okumanın türevleriydiler. Bir başka ifadeyle, reel sosyalist kuruluşun oluşturduğu bir direnişe karşı bir dirençten doğmuşlardı. 1989/90 ile bir dünya ortadan kalktı. Sınıf düşmanlarının yok olduğu bir âlemde, dünyanın zenginleri bu direniş görevini üstlenecek bir bürokrasiye veya siyaset sınıfına neden ihtiyaç duysundu ki?

Sermaye bizzat dümene geçebileceğini düşündü. Trump yeterdi.   

Akli melekeleri gelişkin bir sınıf, emperyalist başkentlerde maziye karışmış görünüyor. Belki sermaye için son aklı keskin bir siyaset “kadını” Angela Merkel’di. Nasıl olmasındı? Dr. Merkel, bir sosyalist cumhuriyeti yıkmış/yıkabilmiş kuşağın temsilcisiydi ve yıktığı cumhuriyetin okullarından çıkarak ülkesini ortadan kaldırabilmiş, sonra da dizginleri bizzat ele alarak “yeni ülkesini” düzlüğe çıkarmıştı.

Görev büyüktü: İkinci Dünya Savaşı’nın tüm sonuçlarının sıfırlanması gerekiyordu ve bu yolda gerçekten işinin ehli kaptanlara ihtiyaç vardı.

Alman solunun trajik tarihinden çıkıp gelen Willy Brandt ve Herbert Wehner’lerin esas mirasçısı, sosyalist ve küçük Almanya’nın yetiştirdiği bir restoratör olarak Angela Merkel’di. Görev yerine getirilmiş, ama 2026’daki yeni riskleri yönetebilecek bir siyaset sınıfı da yetişmemişti. Bu arada Merkel’in pili de bitmişti.

Şu anda galiba böyle bir kadronun eksikliği, hatta boşluğu yaşanıyor. Bu da çok ama çok tehlikeli bir şey. 1914-1918 ve 1941-1945 dönemleri genç kuşakların aklından düşmüş olabilir. Ama tarih benzer tuzaklara yeniden düşmenin çok da zor olmadığı bir sahne değil midir?

Herhalde öyledir.

FIRSAT PENCERESİ: KİMİN İÇİN?

Karşıt sınıf  veya düşman yoksa, zenginler de hamlayabilir ve -misal- İran’daki gibi kapana kısılabilirler.

O zaman soralım: Batı’nın kıt zekâlı zenginleri veya plütokratları tarafından İran’da açılan cehennemin kapıları, dünya sisteminin görgüsüz ve hedonist efendileri için değil de, ezilenler için bir fırsat penceresi mi olur?

İran’da “Pandora’nın Kutusu” sivil halkı çoluk çocuk demeden biçen bombalarla açıldı. Bu karanlık tablo, şimdilerde yaşlı kıtanın reel ekonomisindeki (karşılaştırmalı) üstünlüğünü militarist çıkışlarla tahkim etmekte kararlı Avrupa Almanyası için de geçerli. Öyle düşünebiliriz. Başbakan Friedrich Merz İran saldırısından çok önce “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu kuracakları” müjdesini vermişti: Enerji tuzağında çırpınan Almanya için yol mu arıyordu?

Aslına bakılırsa, Avrupa’nın jeoekonomik gücü ve efendisi Almanya’daki sanayisizleşme (“Deindustrialisierung”) eğilimi, Ukrayna savaşı nedeniyle büyüyordu, kapatılan Hürmüz Boğazı sonrasında bir anda hızlandı. Hızlanmadıysa eğer, Volkswagen grubu, Audi ve Porsche’siyle, neden 50 bin işçiye çıkış vereceğini açıkladı önceki gün?

Bu korkunç bir rakam ve sonuçsuz kalması mümkün değil. Şu anda Almanya’daki işsizlik oranı yüzde 7’ye yakın. Ocak ayında 3 milyonun üzerinde işsiz vardı.

Çok değil, daha geçen hafta, ülkenin otomotiv merkezi Baden-Württemberg eyaletinde Türkiye kökenli sağcı ve hatta militarist politikalara teşne olduğunu gizlemeyen bir Yeşil politikacı, eyalet başbakanı olabilecek şekilde seçim kazandı. Hıristiyan demokratlarla (CDU) hükümet kuracak. Aynı seçimde aşırı sağcı denilen AfD (Almanya için Alternatif) ana muhalefet olurken, bu sanayi merkezinde sosyal demokratlar  (SPD) yüzde 5,5 oy oranıyla resmen tarihten silindi. Ortada sosyalist falan da yok.

Bunlar artık sinyal değil.

Bunlar “obruk” fotoğrafları.

Bitirirken, ileride belki dönmek üzere, soralım: Dünya finans sisteminde biriken para veya sermayenin reel ekonomide bir karşılığı var mı? Yok. Peki, bu karşılıksız paranın eritilmesi için savaş veya hiper enflasyon mu gerekiyor? Galiba öyle.

Savaş işte.

Krizdeyiz. Büyük bir kriz bu.

Belki de bir “fırsat penceresi”, peki, ama hangi toplumsal sınıf için?