Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

'Parçacıklar siyaseti': Bölge kırılırken rolümüz

Avrupa’ya bakalım: 1930’lara doğru mu gidiyoruz? Eğer 1913-14 arifesindeysek, “30’lara kapaklanmak bir kaderdir” demek kolay. İki savaş arası Avrupa, Birinci Büyük Savaş’ın mirasıydı çünkü. Ancak yeni 30’ların sahnesi ve aktörleri herhalde eskisinden çok farklı olacaktır. Tek ortak payda, geniş yığınları belli ideolojilerle dizginleyebilmek ve toplumları da atomize edebilmek.

Bugüne bakarak yürüyelim.

Kamuoyu araştırmaları iktidardakiler için art arda sevimsiz sonuçlar veriyor. Gerçekten sevimsiz mi?

Sadece Türkiye’de değil, Almanya ve Almanya Avrupası’nda da sonuçlar “egemen klikler için” hiç iyi değil. İlk bakışta öyle. Kabul. Donald Trump’ın nasıl ayağı kaymak üzereyse, Almanya’da Friedrich Merz’in durumu da öyle. İnce buz üstünde dans etmeye, bir denge kurmaya çalışıyorlar. Ülke tarihinin en “tabansız” başbakanı olduğu ilan edildi Merz’in. Anketler açık. Berlin’deki koalisyon her an sona erebilir.

Ya Ankara?

Batı, AKP iktidarını büyük bir şaşkınlıkla izliyor olmalı. Bir anlam vermekte zorlanıyor. Biz yardımcı olalım: Yüzde 30’ları bulan bir kitleyi çökmüş bir ekonomiye, korkunç bir pahalılığa ve dağılmış bir topluma rağmen, muhtemelen tam da o yüzden, ardına takmayı hâlâ başaran Ankara’daki iktidar, bu koltuktan indiği anda kendisinden hesap sorulacağından emin. Yanlış anlama olmasın, bu konuda ne CHP ne de DEM korkusu var “Reisçilerin”.  Bu iki partinin yönetim kadrolarından eminler.

Başka bir korku muhtemelen gündemde: Dizginlerin, toplumsal denetimin yani, bu iki partinin ellerinde olmadığını, kalmayacağını düşünenlerin sayısı ve ağırlığı, iki iktidar partisinde de büyük.

Neden?

Kriz öylesine derin ve kanatıcı boyutlar alıyor ki, AKP’den çok da farklı olmayan “toplum projeleriyle” kitlelerdeki öfkeyi ve yeni arayışları denetleyemeyecek bir düzen içi muhalefet, bu anlamda iktidara güven vermiyor. Yani AKP, şu CHP üstyönetiminin de DEM’in de Türkiye toplumunun acil sorunlarına, personel değişimi dışında, önemli bir farkla yaklaşmadığını biliyor.

Bazıları ellerindeki gasp mallarını CHP’lilere kaptırmak istemiyor olabilir. Anlaşılabilir.

Ancak çok daha girift bir mesele karşısındayız. AKP’nin cahil fakat siyasi feraseti yüksek, yani kurnaz yönetimi, yangının kokusunu, depremin seslerini önceden alan vahşi hayvanlar gibi huzursuz.

Böyle diyebilir miyiz?

KIRMIZI KARTLA OYNAYAN BİR MUHALEFET

CHP ve DEM üstyönetimlerinin samimi duygularla AKP’den iktidarı alacağından, Ekrem İmamoğlu vakasındaki gibi on binlerce hukuksuzluğu iktidar koltuğuna oturmak için sineye çekeceğinden emin mevcut İslamcı yönetim. Kırmızı kart oyuncaklı Özgür Özel ve ekibine bakarak, bu konuda bir kuşku taşımıyor. Ama dipten gelen/gelecek bir dalgayı da sürekli güçlendiren bir politika izliyor AKP-MHP ittifakı ve işte asıl bunun yaratacağı yıkıcı enerjinin kontrol edilemezliğinden korkuyor. Kitlelerin “zıvanadan çıkacağı” korkusu bu.  

Dolayısıyla İslamcı iktidar toplumu bölmeye, gerekirse ülkeyi de parçalamaya hazır bir ruh hali içinde. Trilyonlarca dolarlık gasplar, kaynağı belirsiz/sorgulanmayacak milyarların Türkiye’ye çağrılması ve büyük hırsızlık, sadece birkaç ailenin zenginleşmesi için mi yapılıyor? “Batarsak sizin de paranız batar, biz iktidardan inersek size de olanlar olur” diye düşünüyorlar. Bu kadar değil...

Esasen Türkiye’nin yeni ve İslamcı zenginleri, başka bir hesap içinde: Büyük bir çatışmaya hazırlanıyorlar, en geniş anlamda. Onun için bir şeyler kuruyorlar. Kaos zamanlarına hazırlanıyorlar.

Bunu dışarıdan bakınca görmek daha kolay. .

Dünya görüşümüz örtüşmez. Ama Can Dündar türünden çok daha atak ve risk alabilen gazeteciler olduğunu yineleyelim Serdar Akinan ile yeni “ikizinin”. Şunu ekleyerek: Bizlerin yıllardır yazıp çizdiklerini bugün yinelemek zorunda kalıyorlar. Türkiye, dünya sisteminin mutlaka küçülteceği bir siyasal birim, cumhuriyeti yıkarak zaten belkemiğini kırdılar. Şimdi sıra parçalara ayırmaya geldi. “Parçacıklar Siyaseti” başlığını bizzat kullanalı çok yıl geçti. Şimdi düzen içi muhalefet de bunu konuşuyor.

Daha önce burada yazdık: İran-Türkiye hattında bir kırılma, dünyanın eski ve yeni egemenleri için bölgeyi denetim altında tutabilmenin tek yolu. Ama bu hattaki asıl kilit ülke Türkiye. Kamuoyu araştırmaları muhalefeti birkaç puan önde gösteriyor, ama gerçekten iktidar isteyebilecek bir muhalefet yok ki ortada. Bu da AKP iktidarının elini güçlendiriyor. Ortada bir “tek adam iktidarı” falan bulunmadığını, gerçek (devrimci) muhalifler yıllardır söylüyor zaten.

“Türkiye’de bir tek adam iktidarı yoksa eğer, biz bütün bu olup bitenleri, bu hukuksuzluk okyanusunu nasıl açıklayacağız?” diye soranlar var. Önemli olan hukuksuzluk değil oysa.

Önemli olan geniş kitlelerde patlayan yoksulluk.

Enflasyon, işsizlik, bütçe açığı, cari açık gibi tabloların Türkiye kalemindeki felaket, hiç öyle hukukla falan ilgili değil. Ekonomiyle, daha doğrusu “serbsest piyasa ekonomisiyle”  ilgili. Kapitalizm yani. İnsanlar resmen açlığa mahkûm ediliyor. En diplerdeki büyük yıkıcı enerjiyi düzen muhalefeti (CHP-DEM ve vasalları) görmek istemediği için, meseleyi hukuk ihlalleriyle çerçeveleyip duvara asıyor.

Benzer bir yoksullaşma dalgasının Almanya Avrupası’nı da sarmaya başladığını hatırlatalım. 1930’ları andıran ama ondan çok farklı yoğunlukta bir karanlığın yaşlı kıta üzerinde tepinmeye başladığını ekleyerek...

Türkiye Avrupa’nın da bir parçası, Asya’nın da...