Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Başbakanı yuhalayabilecek sendikacı var mı? Kaldı mı?

Çok değil, daha üç gün önce, Federal Almanya Başbakanı Friedrich Merz, katıldığı Alman Sendikalar Birliği (DGB) federal kongresinde resmen yuhalandı.

Hazret, “reform” falan diyerek yine kazanılmış hakları nasıl tırpanlayacaklarını, reform dedikleri ama dar gelirlileri hedefleyen tasarruf önlemlerini, yani mesela emeklilerin neden “ümüğüne basmak” zorunda kaldıklarını kendince süsleyerek anlatmaya çalışıyordu. “Nüfus yaşlanıyor” diyordu, göçmenlerin bombaladığı sosyal güvenlik sisteminin darboğazlarından söz ediyor, yoksulları boğacak önlemlerin matematik bir zorunluluk olduğunu ileri sürüyordu.

Neyse işte..

Utangaç bir ifadeyle de olsa, sendikacıların bazıları tarafından ıslıklanarak, yuh sesleri arasında biraz protesto edildi. Fakat Merz, pek fazla şaşırmadı. Hatta milletin gazını aldığını düşündüğü için de olabilir, galiba biraz sevindi, konuşmasına devam etti..

Bu, medyada da bir olay olmadı.

Olmadı, çünkü artık Almanya'da, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi, sendika yöneticilerini, delegelerini falan ciddiye alan yok. Yuhalayanların protestosu medya gündeminde kalmadı.

Belki o “yuhacı sendikacılar”, on yıllardır halk tarafından sessiz bir biçimde içten içe “yuhalanıyor” da ondandır bu suskunluk.

Fakat kimse Türkiye ile Almanya'yı karşılaştırmasın ve “demokrasi dersi” vermeye kalkmasın. Durum orada da burada da vahim.

Gerçi Türkiye'de DİSK'in kongresine katılacak bir başbakan veya devlet başkanı diyelim yok, tamam, ama onu yuhalayarak ve ıslıkla protesto edecek sendika delegeleri hiç yok.

Ne kadar DİSK veya TÜRK-İŞ, o kadar “Reis” yani.

Neden mi?

CUMHURİYET YIKILINCA

Bu işler böyledir.

Yıktıkları, ama bir türlü gömemedikleri cumhuriyet, bu tür sendikacılar, yani sistemin ve tekellerin uşaklığını kabullenmiş memurlar sayesinde çökertilebildi.

AKP'liler “Ay'a yol yapıyoruz” dese, buna inanacak bir toplum da bu sayede yaratıldı.

Mahkemelerde sahnelenen korkunç hukuksuzlukları -şimdilik- kabullenebilen bir toplum ortada.

Avrupa demokrasilerinde durum çok farklı değil. Anlatırız. Kimse demokrasi dersi vermesin.

Fakat bizim derdimiz umut kırmak değil.

Şu: Bir konuda herkes, makul düşünebilen ve yurttaş olmayı ciddiye alan herkes diyelim, İslamcı bir iktidarın asırlık bir cumhuriyeti çökertmeyi başardığını kabul ediyor. Cumhuriyeti bir parantez olarak gören gericilik egemendir. Yani “III. Abdülhamid dönemi” de diyebileceğimiz bir tür istibdat rejimi yaşanıyor. Ama muktedirlerin bir şeyi bir türlü başaramadığı  da ortada: Halkın ezici çoğunluğunu arkalarına alamadılar. Tersine. Direniş gizli veya açık sürüyor.

Misal: Cumhuriyetin kadınları bu iktidarı hiçbir biçimde kabullenmediler. Bazıları laikçi teyze diye aşağılansa da “liberal modernler” ve utangaç İslamcılar tarafından, ortada bir direnç de yok değil...

Toplumun en alt gelir grubundaki insanların öfkesi büyüyor.

Başka bir şey var...

Hukuk adına işlenen cinayetler... Bunlar bir şeyi gözden kaçırmasın. 12 Eylül'ü tamamlayan ve cumhuriyetin tüm kazanımlarını yerle bir eden darbe, sandıktan da çıksa, militarist şiddetin üzerinde yükselen bir yargı darbesi oldu. Öyle görünüyor.  

12 Eylül askeri şiddetle toplumu zapturapt altına almıştı. Yaklaşık çeyrek yüzyıl önce sandıkta oyların üçte birini almasına rağmen tek başına iktidar olan İslamcı parti baskıyı yargı üzerinden örgütledi.

Gerici siyasette bir yeni çığır açtılar.

Darbeler literatürüne katkıda bulundular.

Böyle de devam ediyorlar.

ZİRA BU TERAZİ O KADAR SIKLETİ ÇEKMEZ

Fakat ekonominin halkı yerle bir ettiği bu rejimin Türkiye'de böyle devam etmesi mümkün değil.

Bu ipin bir yerinden, hem de en beklenmedik bir yerinden kopacağı açık.

Bunu muktedirler de biliyor. Acaba o nedenle mi kendilerine isyan eden genç teğmenleri kapıya koyamadılar? Alt katlarda neler dönüyor bilemiyor olabilirler mi?

Eski kuşaklar, solcuları dahil, tümüyle kaybedilmiştir. Fakat yeni kuşaklar içinde ve ölüme mahkûm edilmiş emekli milyonlar içinde sürekli ve hızla büyüyen tepki olduğunun farkındalar bu yeni muktedirler.

Bu yaptıklarını yapmaya mecburlar. Yeni kuşakları ve öfkeleri gençleşen emeklileri çok hafife alıyorlar. Buna da mecburlar.

Yeni kuşakların hesap sormaya Reis ve adamlarından önce acaba muhalif geçinen sendikacılarla, sosyal demokratlarla, hatta “solcularla” falan başlayabileceğini düşünenler mi var?

Her şey mümkün. Bu ipin kopmaması mümkün değil.

Ziya Paşa çok ama çok uzun bir zaman önce yazmıştı: “Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez!”

Çökmeye devam eden bir binanın içindeyiz, lafın kısası...

Birileri hak talep etmek üzere, hukuksuzluğa, elbette açlığa da itirazını dile getirmek üzere anayasal haklarını kullanıp yola düşebilir. Saray'a yürüyebilir.

İp bir yerden kopacak. Yük çok ağır. Görünen o.