Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Brecht’in 'sefalet ve körlük' hatırlatması: Hâlâ güncel!

Her gün yeni bir skandalla yüz yüze kalıyoruz. Türkiye’de? Evet. Ama sadece Türkiye’de mi?

“Gelişmiş demokrasilerde” durum çok mu farklı?

Pek değil.

Türkiye’de “gelişmemiş bir demokrasinin” egemen olduğunu ileri süren ve tek çareyi Batı demokrasisine kapağı atıp Türkiye’ye Batı tipi bir demokrasi ihraç etmekte görenlere göre, durumlar çok farklı. Çünkü hedef, Avrupa demokrasisini övmek ve reçeteyi onda aramak. Artık bu nasıl bir demokrasiyse yoksullar için?..

Neyse işte, ortada hiç öyle nitel bir fark falan yok. Bir sıralama farkı elbette var. Ama nitel bir kopuş yok. Gelişmiş finans ve sanayi merkezleriyle görece daha az gelişmiş ekonomiler ve devletleri arasında bir finansman sorunu var. Bir değer akımı, aşağıdan yukarıya doğru, yani yoksullardan zenginlere doğru işliyor. Bunun kesintiye uğramaması lazım.

Biz, emperyal hevesler içinde inanılmaz ölçülerde zenginleşmiş İslamcı bir azınlığın yönetimine el koyduğu, ama halkı çok yoksul Türkiye’ye bakalım: Ülkemiz ve yoksul halkı, dünyanın ezici çoğunluğu ile birlikte, emperyal merkezleri kanıyla, canıyla finanse etmektedir.

Avrupa demokrasisi?

Hani şu Ukrayna’daki savaşın devam etmesi için elinden gelen her şeyi yapan Avrupa’nın demokrasisi mi?

Ortada bir tuhaflık yok mu?

Donald Trump ve “tayfası”, iktidara Ukrayna’daki savaşı 24 saat içinde bitirme vaadiyle falan geldi. Başka yerlerdeki haydutlukları bir yana, söylemlerini esas alırsak, Ukrayna’da savaşsızlık talebini hâlâ dillendiriyorlar. Bu arada maddi desteklerini epey bir kestiler. Bu nedenle Kiev yüzünü tamamen AB’ye döndü. Boşuna değil. “Avrupa demokrasisi”, şu andaki yönetim kadrolarıyla, hiç öyle Rusya’yı rahat bırakmaya niyetli gözükmüyor. Savaşın sürmesi gerektiğini Rusya bahanesiyle işleyip duruyorlar. Zelenski’nin kaderiyle Avrupa demokrasisinin ve  medyasının, elbette ekonomisinin kaderi birbirine bağlı, belki ondandır.

RESMİN TAMAMINI GÖREBİLİR MİYİZ?

Durumun acı “tezahürleri” var. Türkiye’yle en yoğun ilişkilere sahip dış merkez olarak Almanya’nın hegemonyasındaki Avrupa’ya demokrasi talebiyle kapağı atanları biliyoruz. Olabilir. Bunların içinde “medyacılar” da var. Övgülerini sıralamaya gerek yok. Siz bunların AB yönetimine veryansın ettiklerini falan hiç gördünüz, duydunuz mu? Ya da “Hüseyin Doğru olayı”nı? Hani şu ailesiyle birlikte resmen açlığa mahkûm edilen Türkiye kökenli solcu Alman gazetecinin hallerini? Solculuk zor burada da.

Fakat bu insanları anlamak da zor değil. Mecburlar. Sonuçta pozisyonlarını zora sokacak eleştiriler dillendirenleri, o ifadeler nedeniyle yerden yere vurabilecek bir “demokraside” yaşıyorlar. Bunu biliyorlar ve dolayısıyla susuyorlar. Kendi rüyalarındaki bir demokrasiyi övüp duruyorlar.

Berlin, Paris, Londra’daki demokrasi meftunu Türkiye kökenli pek eleştirel medya aslanlarını (hepimizi yani) mercek altına almakta yarar olabilir.

Başka ama ilintili bir meseleyi masaya koyalım. Şu: Bir rıza üretimi karşısındayız.

Her şey kör kör gözüm parmağına bu kadar acımasız bir biçimde ortadayken, halklarda ve hatta “aydınlarda” sistemi zora sokmayacak bir tutum, kısacası bir rıza (eleştirelliği ihmal etmeden tabii) nasıl üretilebiliyor?

Yazar-çevirmen Özcan Buze, birkaç gün önce uzun Antonio Gramsci çalışmalarından bir bölümü yayımladı. (https://substack.com/@ozcanbuze/p-196937676) Zenginlerin bu kadar kolay ve hatta kalıcı biçimde yönetilen yoksulların rızasını nasıl alabildiğini, o dirençli İtalyan devrimci için de temel konu olduğunu hatırlatan bu makale, sözü geçen kolaylığın temellerini sorguluyor. Bu aydınlatıcı metinden sonra insanın aklına bir başka yanıt gelmiyor değil: Eğer kriz yoksa ve ortada bir sosyalist tehdit bulunmuyorsa, bu kitlesel rızayı anormal karşılamamak gerek.

Kriz yoksa, rıza devam eder.

“ÜÇ KURUŞLUK OPERA”

Ama bir sorun var sistem açısından. Serbest piyasa ekonomisinin ve demokrasisinin o kötü huyu: Bunlar krizsiz olamıyorlar.

Kâr oranlarındaki düşüş, sermayenin değersizleşme tuzağı, aşırı üretim, düşük tüketim, dış ve iç pazarlardaki tıkanma, yoksullaşmanın toplumsal bir basınca dönüşmesi vb... Bunlar şimdilerde sadece Türkiye gibi görece orta gelişmişlikteki maceracı yönetimlerin elinde ve yoksul halkların üzerinde yol arayan ülkelerde değil, emperyal merkezlerde de yeni krizleri tetikliyor. Bu da yönetilen yoksulların, özellikle gençlerin ve ömürlerinin son çeyreğine acımasız bir çaresizlikle giren emeklilerin/yaşlıların rızalarını törpülüyor.

Batı demokrasisinin çözemediği ve hiç çözemeyeceği problem budur: Kriz kapıda ve hatta içeride. Serbest piyasa ekonomisi varsa, kriz de var. Bu da rıza üretimini tehlikeye atıyor. Ancak...

Ancak, şunu hatırlamak iyi olur: Bertolt Brecht, ünlü “Üç Kuruşluk Opera”sını bundan 100 yıl kadar önce yazıp, ilk kez 1928’de sahnelemişti. Orada, “Yeryüzünün sahipleri gerçi sefalete neden olabilirler, ama o sefaleti göremezler” diye bir bölüm vardır. Hâlâ geçerli.

Türkiye’nin sayısı hızla artan dolar milyarderleri ile on milyonlarca yoksul (toplumun ezici çoğunluğu), bu sahneyi çok güzel anlatmıyor mu? Göremiyorlar ektikleri şiddeti, yani sefaleti...

Ya diğerleri?

Fransa, İtalya, İngiltere vs. bir yana, ama Almanya’nın çok yüklü bir askeri atak içinde olduğunu, büyük altyapı yatırımları için hareketlendiğini ve bunun anlamını yorumlayan var mı? Hükümetin her an düşebileceği, ama ortada faşizan parti dışında herhangi bir alternatifin olmadığı bir demokrasiden söz ediyoruz. Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, dün, Ukrayna ile birlikte yeni silah sistemleri, özellikle de “insansız silahlar” üretmek üzere işbirliği yapılacağını ilan etti. Bu sosyal demokratın barış ektiğine inanan varsa, bilemiyoruz...

ABD’den bağımsız en son teknolojiyle bezenmiş yarım trilyon avro tutarındaki “Sparta 2.0” başlıklı proje ise bir başka macera. 5-10 yıl içinde ABD’den bağımsızlaşmayı hedefliyorlarmış.

Avrupa’ya korkunç şeyler ekiliyor.

Barış ve ekonomik refahın dışında her şey...

Bu bataklıkta çare arayıp izlenen politikalar karşısında “eleştirel duruşlarıyla” (?) susanlar, sefaletin ve savaşın nedenleri olan mülk sahiplerinin ihtiyaç duyduğu rızanın üertilmesinde bir rolleri olduğunu biliyorlar mı? Biliyor muyuz?

Yanıtı acı bir sorudur bu. Döneceğiz tekrar...