Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,7171
Dolar
Arrow
48,9401
İngiliz Sterlini
Arrow
64,6399
Altın
Arrow
6753,6082
BIST
Arrow
12.888

Berlin ve Avrupa'da sol aramak: Yok ki!

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Avrupa'da yeni bir şey var, doğru. Biz, “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” diye Türkçeleştirerek dilimize almıştık Erich Maria Remarque'ın ünlü yapıtını: “Im Westen nichts Neues”.

Şimdi var.

Her yeninin iyi bir şey olmadığını hatırlatan bir gelişme içindeyiz.

Durum Remarque'ın başlığının tam tersi: Batı'da eskinin ürünü, ama ondan farklı gericilikte bir yeni gelişme var. ABD'nin başında zaten nasıl tuhaf bir adamın olduğu belli. Onu Batı Avrupa izleyecek, bu da anlaşıldı. Zaten epeydir gündemdeydi.

Avrupa, kimilerine göre tekrar 1930'lara dönüyor; ama o yıllardaki delirmeden daha farklı bir delirme bu. Hitler-Mussolini-Franco-Salazar vs. yolunu aynen izlemeye kimsenin niyeti yok. Zaten buna ihracat bağımlısı imalat sanayii ile finans endüstrisinin izni de yok. Ama ortada adım adım halkların üzerine gelen yeni bir baskı rejimi var.

Bunu çözümlemek ve tanımlamak zorundayız.

Biz bugün Berlin'de sahneye çıkan sola bakalım.

ELİF ERALPLERİN ÇOCUKÇA FANTAZİLERİ

Malum, Elif Eralp, bu kentte hiç olmayan bir iş başardı. Sol Parti (Die Linke) adayı olarak eyalet başbakanı ve büyük şehir belediye başkanlığı için yapılan seçimde sandıktan birinci parti çıktı. Bu koltuğa oturup oturamayacağı belirsiz. Gelse neler yapabileceği de soru işaretleriyle dolu. Bir ışık olduğu, temelsiz iddialardandır. Neden mi?

Yanıtı çok. Ama onların en önemlisi herhalde bu partinin sosyalizm anlamında bir solculukla herhangi bir ilişkisinin bulunmamasıdır. Bu görmezlikten geliniyor. Eralp ve arkadaşlarının ağzından çok zor ve arada bir çıkan içi boşaltılmış sosyalizmin toplumsal bir aşkınlıkla hiçbir ilgisi yok.

Adına bakmayın: Bizde de var böyleleri... Parti değil, sıradan bir “sermaye için kestaneleri ateşten alma tarikatı” ve “cemaatiyle” karşı karşıyayız.

Tüm solcu çağrışımları ezen bir operasyon geliyor aslında. Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekipleri ne kadar solcuysa, Elif Eralp ve solculuğu sınıftan çoktan koparmış bazı kimlikçi pankartlarla politika yaptığını sanan partisi Die Linke (Sol Parti) de o kadar solcu.

Buna rağmen sandıktan ilk sırada çıktı diye tüm sistemden dayak yemesi bir başka konudur.

Sonuçta bizim bütün bu operasyonlara bir neden bulmamız gerekiyor. Kuğunun Ölümü'nü ve Hemingway'in “Yaşlı Adam ve Deniz”indeki yolda kemirilen, küçülen büyük balığı hatırlatan böyle bir partinin sahneye çıkışını, “radikal Hıristiyan demokrat” bir parti olarak AfD'nin önünü açacak bir şekilde kullanmak isteyen güçler var. AfD'nin sisteme koalisyonlarla girmesi hedefleniyor. Başarılı olacakları anlaşılıyor.

Esasen, şu anda Elif Eralp ve partisine iktidar yolunu kapatmayı hedefleyen saldırıların merkezinde üç konu yer alıyor. Bir kere şu çocukça fantaziyi dillerine dolamış durumdalar: Tekelci kapitalizmin merkezinde büyük emlak şirketlerinin elindeki 220 binden fazla konutu satın alarak (“kamulaştırmaymış”) ve bunun için, kimi tablolara göre, o şirketlere belki 36 milyar avroyu bulacak bir tutar ödeyerek kira sorununu çözebileceğini sanmak bir maceradır. Öyle diyorlar. Ayrıca Sol Parti'de antisemitizm ve Arap yeraltı dünyasıyla ilişki içindeki partili vekillerin olması konu ediliyor. Bunların hepsi boş laf. Neden mi?

Çünkü sadece Berlin yerelliğinde Sol Parti'nin SPD ve Yeşiller ile “sol” bir koalisyon kurmasını  engellemeyi amaçlamıyor medya destekli bu saldırılar. SPD ve Yeşiller ile CDU'nun Elif Eralp'i ekarte ederek hükümet kurması falan değil tek dert. Bunu aşan başka bir şey olmalı.

AfD'yi iktidara kardeş partisi CDU ile hazırlamaya çalışan çevrelerin hesaplarını görmemek için kör olmak gerek. Türkiye'yi başından itibaren “anomali” ve diktatörlük olarak gören Türkiye kökenli “solun” bir operasyonda kullanılabileceğini düşünebiliriz. Bundan 50 yıl önce başka bir Türkiye kökenli sol vardı burada. Köprülerin altından çok sular aktı...

Türkiye kökenli üçüncü ve sonraki kuşakların da kullanılacağı bir operasyon, tezgâhta. Avrupa'nın bu hegemon gücünde (“jeoekonomik güç”) bir takım yenilikler yapmaya çalışıyor krizdeki yöneten sınıflar. Sadece solu değil, göçmenleri de yerli çoğunluğun gözünde itibarsızlaştıracak bir yöntem izliyor yeni sağ... Solculukla pek bir ilişkisi kalmamış bu liberal sol üzerinden, Sol Parti'yi işin içine katarak, bir kez daha itibarsızlaştırmakta kararlılar. Amaç sakın ücretler genel düzeyini daha çok baskılamak olmasın?

Avrupa iyice sağa kayıyor, bu doğru. Ama bunu solu solsuz bırakarak, kendine benzeterek, kimlikçileştirerek, sınıfsal köklerinden tamamen kopararak başardılar zaten. Sol Parti'nin sadece adında var sol. Avrupa'nın egemenleri, özellikle Almanya'da, yeni bir baskı rejimi kurguluyor. Fakat işte bunun ırkçı olması mümkün değil. Her yıl, Bertelsmann'ın 2024'teki bir raporuna göre, en az 288 bin net göçmen işgücü girişi olması gerekiyor Almanya'ya. Bu rakam IAB-Institut für Arbeitsmarkt und Berufsforschung (İstihdam ve Meslek Araştırmaları Enstitüsü) araştırmalarında tam 400 bin. Bunlardan daha fazla göçmen işgücü girişi olması gerektiğini belirten araştırmalar da var. Böyle bir ihracat ekonomisinde hangi patron ırkçılığa izin verir? Ya da hangi devlet?

AfD'nin alt gelir gruplarındaki yoksullaşan “Beyaz Alman” seçmenlere yönelik bir oyunu bu yasadışı göçmen karşıtlığı. İkinci yem ise sanayi sermayesine ucuz Rus enerjisini tekrar hatlara bağlamak. Bunları daha önce belirtmiştik.

AVRUPA DEMOKRASİSİ: TANRI VE PEYGAMBERLERİ

Fakat Eralp'lerin hakkını yemeyelim, kapağı Almanya Avrupası'na atıp buradan demokrasi sırtlanıp Türkiye'yi kurtacağını propaganda edenlere de fazla kızamıyoruz. Bir saflıkla hareket ediyorlar belki de. Ama çok bilgisizler. Çok da uşaklar. Avrupa demokrasisi diye bir tanrıya tapıyorlar. Yok öyle bir tanrı.

Ortada aşkın bir toplumsal örgütlenme arayışı yok.

“Etkili bir çıkış yok”, diye düzeltelim. Çünkü etkisiz birçok küçük gruplaşma var.

Doğu Avrupa iyice kararmış durumda. Batı ve Orta Avrupa'ya bakalım: İtalya'da Meloni, Fransa'da Le Pen, Hollanda'da Geert Wilders, Avusturya'da FPÖ ve Herbert Kickl, İngiltere'deki Reformer UK ve Nigel Farage, Almanya'daki bir AfD iktidarından ve iktidar ortaklığından sonra nelere cüret etmez ki?

Fakat ırkçı bir sağ değil bu Almanya'daki. Bir hiyerarşi hatırlatması, diyelim. İhracat üzerine kurulu emperyal merkezler, “Beyaz Avrupalı”nın hiyerarşideki üstünlüğünü ırkçılıkla ve saldırgan bir milliyetçilikle niye tehlikeye düşürsün?

AfD, aşırı sağcı bir parti. İşçi sınıfı düşmanıdır. Ücretler genel düzeyini bastırmakla yükümlüdür. Peki diğerleri bundan farklı mı?

Avrupa'da çalışan sınıflara alternatif bir dünya önerebilecek etkili bir sol olmayınca böyle. Öyle bir solu kimse aramasın.

Elif Eralp çok saf; domuzdan kıl koparmayı kâr ve solculuk sananları temsil ediyor.

Yok öyle bir dünya. Yok öyle bir Almanya, yok öyle bir Avrupa. Şimdilik çözüm falan da yok.

Bağımlıların merkeze uşaklığını ve tekelci kapitalizmi demokrasi olarak yutturmayı başaran bir sözde muhalif dalga var.

Kimse sevindirik olmasın... Durum vahim...