Euro
Arrow
56,1659
Dolar
Arrow
50,1526
İngiliz Sterlini
Arrow
67,2235
Altın
Arrow
6571,5136
BIST
Arrow
11.282
Anasayfa > Yazarlar > Osman Çutsay > Krizimizin çözümü sandıkta falan değil!

Krizimizin çözümü sandıkta falan değil!

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 06.11.2026 06:00

Sadece Türkiye değil krizde olan. “Müesses nizam” dünya ölçeğinde sallanıyor.

O zaman, düşünülmesi gereken şeyler var...

Misal: Konforlu zamanlarınızda nezle, soğuk algınlığı, grip vs. küçük kırıklıklara karşı aspirinle, C vitaminiyle falan mücadele verebilirsiniz. Başarılı da olabilirsiniz. Peki, sağlık sorununuz ya ölüme seslenen bir krize dönüşmüşse? Eski “ilaç” alışkanlıklarınızla bu krizin üstesinden gelemeyeceğinizin farkına ne zaman varabilirsiniz? Çok geç olunca mı?

“Sandık konforu” böyle bir şey. Bünye çökerken aspirinden yardım ummak gibi bir şey... Sandık illüzyonu, köklü ve toplumu altüst edecek bir krizde işe yaramaz, sadece mağdurların zaman yitirmesini sağlar.

Şöyle söyleyelim o halde, açık olsun: Büyük ilerici dönüşümler, özellikle de modern zamanlarda, çoğunluk tarafından ve o çoğunluğa ulaşılınca gerçekleşmiyor. Tarihte “yüzde 51” diye bir “anahtar” yok. O, tuzu kuruların ve işini yürütebilenlerin bir yemi..

Dönüşümlerin bir teorik hazırlık dönemi var. Asıl önemli olan o. Krizi saptayan, çözüm için bir ömür veren “azınlığın da azınlığı” birtakım insanlar ve onların ürettiği düşünceler. Kitapla, gazeteyle, dijital olanaklarla vs. dağıtıma girmiş düşüncenin taşıdığı kıvılcımdan söz ediyoruz. Kafayı insanlığın kurtuluşuna takmış ve her şeyden vazgeçebilen, düşünce, yani siyaset ve sanat üreten tetikçilerden... Mutlaka azınlıktadırlar... Öyle başlar... Fikir, maddesini aramaktadır.

1789, bütün ihtilallerin anası, çoğunluğun mu bir marifetiydi. Bastille, hangi kitlelerce basıldı? Milyonlarca insan mı bastı Bastille'i? 600-700 kişiyle dünya tarihinin kaderi değişti, doğru mu? Ya Moncada? Ya bizim Milli Mücadelemiz?

Sandıktan dünya tarihi çıkmıyor. Düşünceden, teoriden çıkıyor. Maddesini arayan fikirden çıkıyor. Bu arayışta sandık pek o kadar önemli değil. Acı, ama gerçek bu.

Büyük dönüşümlerin öncesinde düşünce var. Robespierre'den önce Jean-Jacques Rousseau var. Hani şu, genç Robespierre'in, bütün hayranlığıyla uzaktan evini tavaf ettiği Rousseau. Teori hazır değilse hareket olmuyor. Eksiğimizin çoğunluk oluşturan kitleler vs. değil, teori olduğunu mu düşünmeliyiz? Belki. Ama haksızlık etmiş oluruz, bizde yeterince olan, tam da o.

Çürütülen, çökertilen cumhuriyette düşünce yok muydu?

Vardı. Var.

Tekrar: Büyük toplumsal dönüşümler kitleleri elinde tutan egemenlere karşı çoğunluk halkla falan meydana gelmiyor. Bir “azınlık”, çöken ülkenin kaderine el koymaya hazır olduğunu ilan edince ve toplumsal kriz artık dizginlenemeyince halk adına iktidar sorumluluğuna talip kadrolarla o dönüşüme ulaşabiliyoruz. Düşünce kitlelerde maddesini bulabiliyor. Siyasal iktidardan hemen sonra... Önce değil...

İsteyen, 1789'a, 1917'yi, 1923'ü, 1949'u, 1959'u da ekleyebilir.

TEHLİKE VARSA KURTARAN DA VARDIR

Hölderlin'i hatırlayalım. “Tehlike varsa, kurtaran da vardır”, demişti bir şiirinde. Birlikte büyüdüklerine dikkat çekiyordu.

Demek ki, kriz (tehlike) varsa onu çözmeye talip, aşkın ve eşitlikçi bir kadro da vardır. Fakat çoğunluk değildirler. Azınlıktırlar.

Cumhuriyet gerçek tarihimizdir. Öncesi tarih öncesi veya bir mukaddime sayılmalıdır. Oraya bakalım: Mustafa Kemal yola çıktığında azınlıktaydı. Yakup Kadri, “Yaban” romanını bu acı gerçeğin altını çizmek için yazmadı mı?

Ya bugün? Çökertilen cumhuriyetimizde kitleler hâlâ İslamcı iktidarın avucunda. Ama teori bizde. Azınlıktaki büyük güçtür teori. Baruta yaklaşan kıvılcım. Krizde biriken öfke, ne kadar birikirse biriksin, tek başına hiçbir işe yaramaz. Toplum böyle bir mekanizmadır. Bekleyen öfke, yüzyıllarca da bekleyebilir. Rutubetlenir bir de...

Kıvılcım yoksa, eğer dışarıdan bir müdahale yoksa, barutun da herhangi bir tehlikesi yok.

Turgut Uyar, galiba 27 Mayıs'tan hemen sonra yazmıştı, “şiir çıkmazda, çünkü insan çıkmazda” diye.

İnsanın çıkmazda olduğunu sadece İslamcı Ankara ve onun muhalif kedilerinde, CHP-Yeni Parti-DEM-TİP-EMEP vs. yönetimlerinde görmeyelim.  

ABD çıkmazda. Avrupa çıkmazda. Fakat çözüm ve kurtuluş Washington ya da Brüksel'den, Paris-Berlin hattından falan gelmeyecek.

Bize bakalım. Bizim büyük kaosumuza... Çözüm için çokluğun aranmayacağı krizimize...

Cumhuriyetçi teori olmayınca cumhuriyetçi hareket de olmuyor. Var öyle bir teorik birikimimiz oysa. Bu gerçek için çoğunluğun sandıktan onay alması gerekmiyor.

Sandık, teorisiz sadece bir ağrı dindiricidir. Hapı yutarsınız, ağrınız bir süre için diner ve bu düzen, ağrının kaynağı da sömürmeye devam eder. Egemenler, egemen kalır yani.

O hapın adını biraz önce partiler halinde sıraladık. Bizde durum bu.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları