Daha önce yazmaya çalıştık. Dünya, özellikle de Avrupa, resmen 1913-14’ü hatırlatacak bir iklimde ilmek ilmek dökülüyor. Bizi ilgilendiren yanı şu soru: Osmanlı’nın 110 yıl önceki rolünü, bugün, çevreleri yerle bir edilmiş iki büyük birim, tek bir hat olarak mı üstlenecek? Sıra Türkiye-İran hattının nihai olarak parçalanmasına mı geldi?
Diğer birimler parça pinçik edildi çünkü. 1980’ler İsrail’inde, bir çare olarak üretilen o ünlü “Oded Yinon Planı”, bölgeye baktığımızda büyük ölçüde sonuçlanmış görünüyor. Bu planla ilgili internette ve her dilde yeterince bilgi var. Olmayan şu: Acaba son bir durak mı kaldı?
O durak Türkiye-İran hattı mı?
Neyse.
Konumuz bu “plan” değil.
Konumuz bugün Münih’te başlayan ve pazar gününe kadar devam edecek olan geleneksel Münih Savunma Konferansı. “Şuyuu vukuundan beter” diyeceğiz, ama demeye gerek yok. Çünkü hem duyuluyor hem vuku buluyor: Dünya kırım kırım kırılıyor. Hem de onu dünyanın “başefendisi”, 1945 sonrasında kurulmuş sistem sayesinde palazlanan, ama son on yıllarda hızla çaptan düşen ABD kırıyor.
Dolayısıyla dünyanın efendileri arasında artık “açıkça yürütülen” bir çekişme de başlamış durumda.
Çekişmenin, hatta boğazlaşmanın olmaması kapitalizme zaten aykırı, ama bu ölçekte ilan edilmesi iplerin fena koptuğunu, merkezkaç kuvvetlerin büsbütün dizginlerinden boşandığını göstermiyor mu?
Öyle gibi.
Yeni bir yola çıkacaklarmış!
Kanada Başbakanı Mark Carney, çok değil, daha üç hafta kadar önce Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda, uzun bir heaplaşmanın sonucu olduğu anlaşılan ve büyük yankı uyandıran bir konuşma yaptı. Dünya ölçeğindeki kırılmanın artık görülmesi gerektiğini ve yeni bir yola çıktıklarını, birlikte yürümek isteyenlere kapılarının açık olduğunu hatırlatarak “sahneden” indi, malum: “That is Canada’s path. We choose it openly and confidently, and it is a path wide open to any country willing to take it with us.”
Her şey çok açık: Bildiğimiz dünya sistemi zıvanadan çıkmış bulunuyor.
Frenlerin tutup tutmayacağını bilen de yok.
Ancak mesele Carney’in konuşması değil ki. Onun da muhtemelen bilgisine sahip olduğu (en azından uzmanlarının iyi bildiği) bir başka metin, bugün Münih’te başlayan bir başka uluslararası toplantının masadaki konusu. Davos ile Münih Güvenlik Konferansı arasındaki kısa yolun belgesi ve Konferans’ın temel metni olarak önceden yayımlanan rapor, Munich Security Report, acımasız bir başlıkla kamuoyuna duyuruldu: “Under Destruction”.
Dünyanın kapitalistleri, plütokratları, oligarkları vs. hep birlikte bir yıkım sürecinden geçtiklerini, bunun da bir “yıkım topu” niteliğiyle ABD’nin marifeti olduğunu ilan etmeye başladılar. Günah keçileri Donald Trump.
Çok da haksız sayılmazlar.
İyi.
İyi de “Şimdi mi akılları başlarına geldi?” diye sorulabilir. Bunun bir önemi yok. Çünkü bunun bir yanıtı yok. Ancak Davos'taki konuşmayla Münih'te temel metin olarak sunulan “Under Destruction” başlıklı raporun epeydir dolaşımda olduğu belli.
Önemli olan, artık reformla falan sürdürülemeyecek bir yapının imha edilmesidir: 1945 sonrasında kurulan Pax Americana şimdi bizzat ABD tarafından ve Donald Trump marifetiyle yıkılmaktadır. Mecburlar. Münih Güvenlik Konferansı, üç gün bu çerçevede epey bir didişmeye sahne olacak. Avrupa allak bullak. Ancak arka planda yaşanacak asıl boğazlaşmaların haber ve yorumlarını hemen alamayabiliriz. Saklayacaklardır. Bunlara bakmaya çalışacağız.
ABD ve AB: Çözülmeden çözebilirler mi?
Konferans’ın ön raporunda, bizi yakından ilgilendiren bazı saptama ve iddialar var. Avrupa ile ilgili olanlardan birisi şöyle:
“Avrupa’da güvensizlik duygusu büyüyor. Rusya, Ukrayna’daki cephede ilerlemeye devam ediyor ve Avrupa devletlerine karşı melez savaşını genişletiyor. ABD ise adım adım geri çekiliyor, Kiev’e verdiği desteği sallantıya sokuyor ve bu arada Grönland’ı 'ele geçirme' tehditleriyle de kendi müttefiklerine karşı sert bir tavır sergiliyor. Washington’un Avrupa güvenliğine yönelik angajmanı artan biçimde öngörülemez, daha bir hesaba gelmez hal alıyor ve ABD’nin koruma şemsiyesine erişim giderek daha fazla koşullara bağlanıyor. Arka planda bunlar olurken, Avrupa hükümetleri iki koldan ilerleyecek bir strateji izliyor: ABD ile yakın ilişkileri sürdürme, ama ona paralel olarak da kendi özerkliklerini genişletme çabası içindeler.”
Bunlar ABD’nin yıllanmış vasallarından gelen, yani antikomünist histerinin pişmiş militanlarınca derlenmiş saptamalar. Ne kadar zor bir durumda oldukları açık. Ya çözümler?
ABD’nin gücü kesiliyor. Avrupa’nın ise gücü yok. ABD liderliğindeki bir dünya “güvenlik” sisteminin böyle kolayca sahneden çekilmesi, meydanı bir kaosa bırakmak anlamına gelmiyor mu? Öyledir.
Faturayı, 110 yıl sonrasının Osmanlı’sı diyebileceğimiz Türkiye-İran hattına kesebilecekleri anlaşılıyor.
Ama bu toprakların hep bir yanıtı oldu modern zamanlarda ve böyle kaotik fatura dönemlerinde. 1923 sadece bir örnekti. Geri dönemeyeceğimiz, çünkü artık geride kalmış bir kazanım 1923. Çok önemli, evet, ama o bizi ileriye götürmez. Biz, kuşkusuz ondan geriye gitmeyiz. Fakat o kazanımın bilgileriyle ve bugünün olanaklarıyla yepyeni bir toplum kurmak mümkün olabilir.
Böyle bakınca, dünyanın karışması bir kötü haber değildir, eğer yeni ve eşitlikçi bir toplumun kurulabileceğini düşünüyorsanız.
Münih’teki şu konferanstan hareketle söylenecek çok şey var. Ama tartışmaya açılan rapor tam bir felaket. “Çöküyoruz!” feryadı. Bakalım altından kalkabilecekler mi?
Çok Okunanlar
Erdoğan o bakanın da üstünü çizdi!
Arkadaşına kanser olduğunu söyleyen polis silahıyla kendini vurdu
Adana-Tekirdağ arasında Türkiye'nin eşitsizlik haritası
Özel kalem müdürünün kızı yasak aşkı ifşa etti
Postmodern Pontus şırıngası
O bez ve 1900 terörist!..
İktidar cephesinde tedirginlik yaratmış
Akın Gürlek ile ilgili çarpıcı kulis... Cezaevi sistemi baştan aşağı değişiyor
İki bakanın değişiminin perde arkasında neler yaşandı?
Altın fiyatlarında son durum....