Bunun, şimdi anlatacağımız modelin yani, şaşılacak hiçbir yanı yok. Türklük veya Almanlık’la da ilgisi yok. Genelgeçer bir “ekonomik yasa” aslında.
Sermaye yatırımlarıyla militarizme yatırım ve askeri güç kullanımı arasında bir doğru orantı vardır. Hele dış yatırımlarda, özellikle doğrudur bu. Sermayedarların “kuzu” gözüyle baktıkları milyarları “kurtlara” kaptıracak halleri yok ya... Askeri önlemleri güç gösterisine dönüştürmek zorundalar.
Model, böyle bir şey işte.
Sermayedar, cebinde hep militarizm taşıyan bir tarihsel kimliktir.
Ne demek istediğimizi belki şöyle daha rahat anlatabiliriz: Gelişmiş bir kapitalist sanayi ülkesinin (isteyen “emperyalist bir ülkenin” de diyebilir) dev şirketleri eğer yatırımlarını, fabrikalarını ve depolarını dış ülkelere taşırsa, bu yatırımların ve getirilerinin (“kâr ve faiz transferleri”) güvenliğini de garantiye almak zorunda kalır. Hatta sadece dışarıda, dış ve bağımlı pazarlardaki tepkileri değil, içerideki (“kale içindeki”) huzuru sağlamak, mecburen baskılanan (düşük maliyet için “ümmüğü sıkılan”) emekçi sınıfın tepkilerini de denetlemek zorundadır.
Silahlanmaya mahkûmdur.
Fakat militarizm, sadece üniformalıların darbeleriyle olmuyor. Yargı ve hatta sandık üzerinden de bu şiddet, bu denetim gerçekleştirilebiliyor. Bir eşgüdüm içinde tabii...
Dolayısıyla dış pazarlarda askeri maceralara yönelmek, mevcut ekonomik sistemin (“serbest piyasa ekonomisi”) olağan hali. Sermaye korucusuz dışa açılamıyor. Bu, finansal yatırımlarda çok daha önemli. İçeride de benzer önlemler almak zorundadır. İhracat şiddetinden arta kalanları, medya üzerinden içerideki çalışan sınıfların sırtına ideolojik, ahlaki, siyasi kırbaçlar halinde şaklatacaktır.
Boşuna değildi yani, Fransızların ünlü sosyalisti Jean Jaures’in erken fark edip Birinci Dünya Savaşı öncesinde “Kapitalizm, savaşı, tıpkı bulutların yağmuru içinde taşıması gibi, içinde taşır!” uyarısı. Suikaste kurban gitmese nasıl korkunç bir mezbahanın kurulduğunu bizzat görecekti.
BİRBİRİNE BAKAN AYNALAR
Ankara’daki iktidarın militarizasyonu ve dışarıdaki kaotik arayışları ile en önemli dış irtibat merkezi olan Almanya’nın silahlanması veya militarizasyon kampanyaları arasındaki paralellik şaşırtıcı değil. Fakat Almanya’nın bir farkı var. Bu sanayi ülkesi alışmadığı ölçülerde sarsılıyor, çünkü sermayenin enerji, üretim maliyetleri ve dış pazarlar sorunu giderek ağırlaşıyor. Son günlerde sanayi sermayesinin açıkça “üretimi dışa çekme” tehditleri, “lisan-ı münasiple” elbette, hızla artıyor. Sadece yoksullar değil dertli olan, sermaye bile içinde bölünmüş, birbirine “yamuk bakmaya” başlamış durumda.
Avrupa Almanyası’nda işler hiç öyle yolunda gitmiyor.
Eylülde yapılacak yerel seçimlerde ağır darbe alması beklenen Friedrich Merz hükümeti düşerse, buna kimse şaşırmayacaktır.
Ankara’daki iktidar, askeri maceralara mecbur. “Yeni Osmanlı” başka türlü nasıl ayakta kalabilir ki?
Berlin’deki iktidar peki? O da mı öyle?
Burada hep yazıyoruz: Ekonomik, demografik, askeri, kültürel, “dinsel” ve siyasi açıdan Türkiye, başka hiçbir ülke ve devletle Almanya ile olduğu kadar iç içe değil.
Bu iç içeliğe örnek çok. Biri şu: Bizim oralardan kopup gelenlerin çocukları ve torunları sadece edebiyatta değil, dönerde, kabarelerde, sinemada vs. değil siyasette de hızla öne çıkıyor. Misal, şu anda önemli ülkenin bir eyaletinin başında Türkiye kökenli bir başbakan var: Cem Özdemir. Bir diğer eyalet ve kent olan Berlin’in de başına muhtemelen Türkiye kökenli bir kadın politikacı geliyor birkaç hafta içinde: Elif Eralp. Kamuoyu yoklamalarına bakarsak öyle... Koalisyon kurabilirse tabii... Dün 12punto’da Işın Ertürk arkadaşımız ayrıntılı yazdı.
Sayısız örnek var...
“Askeri maceralar” dedik. Almanya’daki silahlanma artık herkesi korkutacak boyutlar kazandı. 2030 yılında askeri harcamalar, silahlanma yani, 183 milyar avro olacakmış. Bu, 635 milyar avroluk bir federal bütçenin yaklaşık yüzde 30’u demek. Yani merkezi devletin harcayacağı her 3 avrodan 1’i tanka, topa, mühimmata, savaş uçaklarına, savaş gemilerine, askeri donanıma vs. gidecek.
Savaş ekiliyor.
Şu sıralarda Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, İngiltere’yi Ukrayna’ya verdiği SİHA’lar nedeniyle “savaşan taraf” olduğu konusunda uyarıyor. Sırada Fransa ve Almanya var.
İçeride de sosyal devletin son kırıntılarının paramparça edildiği zamanlarda ve Avrupa’dayız.
“Mekke Paktı” denilen “İslami NATO” macerasının pençesindeki Türkiye’de ve Ukrayna’da yangına körükle giden Almanya’da rüzgâr değil resmen fırtına ekiliyor, ne biçileceğini bilemiyoruz.
Ankara’daki iktidar halkın, yoksul yüzde 90’ın boğazına sarılmak zorunda. En önemli dış bağlantısı Almanya da benzer bir yol izliyor.
Büyük Yunan ozanı Kavafis, “Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın / Bu şehir arkandan gelecektir” demişti.
Kaçacak bir yer de yok yani. Felaket, küresel.
İslamcı Ankara ile sağcı Berlin, Londra, Paris, Roma hep birbirine bakıyor. Avrupa’da sol falan kalmadı.
Sosyalizmin mezarlığıdır “demokratların” sığınmaya çalıştığı yerler...
Çok Okunanlar
1 milyon TL'nin 32 günlük getirisi
ABD'de 'Trump'ın danışmanıyım' diyen Türk gözaltına alındı
Fenerbahçe Tarfin’in ilk kez düzenlen EuroLeague Süper Kupa rakibi belli oldu
İkinci Sinan Ateş vakası alarmı!..
Sosyal medyada 'Fiyat için DM' diyenlere milyonluk ceza
İran’dan Mekke Anlaşması iddiasına yalanlama
Trossard'ın pozisyonu dünya spor basınında gündem oldu
Taşacak Bu Deniz’in yeni sezon tarihi belli oldu
Öcalan'ın 'statüsü' tartışılırken kritik masa bugün kuruluyor
Almanya başkenti bir Türk kızına mı emanet edilecek?