Dışarıda olup biten her şey, bizi yakından ilgilendiriyor. Türkiye içinden bakalım: Sadece komşu bir ülkeye (İran) atılan bombalar, sivil hedeflerin imhası ve çoluk çocuk demeden yapılan katliamlar değil, ondan biraz uzakta, arada Türkiye’nin uzandığı bir başka “uzak komşudaki” (Almanya) siyaset de Türkiye gündeminin ilk sıralarını işgal ediyor.
Bu iki ülke de Türkiye’yi birinci derecede ilgilendiriyor.
Neden?
İran meselesi malum. Emperyal sistemin “efendileri” tarafından büyük bir fırtına ekiliyor (rüzgâr değil) ve ne biçileceğini kimse bilmiyor: Rüzgâr eken fırtına biçer, peki ya fırtına eken ne biçer? Bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Ama rüzgâr biçilmeyeceği kesin.
Saldırıya Türkiye’yi de ortak etmeye çalıştıklarını herkes görüyor.
Bu çaba sonuç verir mi? Tutar mı? Bilemeyiz.
Ama İran’ın Yugoslavya, Libya, Irak, Suriye gibi olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Gerçi Avrupa’da, bizdeki A Haber’i aratmayan, hükümet yanlısı olsun, ona muhalif olsun, ana akım (“demokrat”) medya, BBC’sinden ARD/ZDF’ine, Tahran’ın kafasının koparılması konusunda görüş birliği içinde. Ama onun göç başta olmak üzere yol açacağı korkunç insani sonuçları bırakın, ekonomilere kısa vadedeki maliyetini bile hesaba katmayanlar var. Enerjideki ipuçlarına rağmen...
Bu “bombalı demokratlar” İran’ın parçalanmasında ferahlık görüyor. Biz burada hep Türkiye-İran fay hattının kırılmasında ısrarlı olduklarına dikkat çektik. Bu bombalı çözümcülerin, eylemlerini İslamist yönetimin kadınlarla ve dinle ilgili tutumlarına dayandırmalarında bir tuhaflık aramamak gerek. Sonuçta her cinayet bazı “makul bahanelere” de dayanır.
Bu çok önemli değil, önemli olan şu: İran’ın bu emperyal saldırıya karşı direnişinin kırılamaması halinde, bunun, sadece Türkiye ve diğer yakın komşularını değil, Türkiye için çok önemli bir uzak komşuyu bile can evinden vurabileceği biliniyor. Bilmeyenler şimdilerde adım adım öğreniyor. Enerji girdilerine bakmak yeter.
AVRUPA’YI VURACAK OLAN SAVAŞ
Avrupa’nın tüm demokrat rejimleri, demokrasinin beşikleri, uluslararası hukuku tarihe gömen bu Amerikan askeri müdahalelerine tam destek verdi. Şimdilerde İspanya hariç. Görüyoruz. Paris-Berlin-Londra-Brüksel hattındakiler “söylediklerinin tersini yaptıkları ve yaptıklarının hep tam tersini söyledikleri” için, bunu normal karşılamamız gerek.
Ama daha 10 gün dolmadan acı gerçek sahnededir.
Savaşın sürmesi halinde dünya ekonomisinin ve özellikle de Avrupa ekonomisinin çok ağır darbeler alacağını savunan “sisteme âşık uzmanlar” dünden itibaren art arda söz almaya başladı. Uyarıyorlar. NATO ve AB, bu tehlike karşısında Trump gibi ciddi psikolojik sorunları olan bir politikacının kararlarının arkasında fazla duramaz. Duranlar tasfiye edilir ve ilk işaretler gelmeye başladı bile.
Bir: Trump ve onunla aynı dalga boyundaki kadrolar bir anda tasfiye edilebilir.
İki: Trump politikalarına mırın kırın etseler de son tahlilde “ABD’nin tavuğuna kış diyemeyen” politikacılar da tasfiye edilebilir. Misal: Keir Starmer, Emmanuel Macron, Giorgia Meloni’nin sırtı sağlam değil. Ayrıca Avrupa’nın jeoekonomik gücünün başbakanı ve eski BlackRock yöneticisi Friedrich Merz bile bir anda kendisini kapının önünde bulabilir. Zaten mırın kırın etmeye başladı.
Neden mi?
Çünkü savaş her şeyi değiştirir.
Savaş başlamadan hayal bile kabul edilmeyen birçok şeyi savaş ilerledikçe ve finale yakın en makul çözümler arasında görmeye başlar insanlık. Yerle bir edilen şehirler ve insanlar, başlangıçta çok makul görünen açıklamaları ise çöpe bile değer görmez olurlar.
İnsanların değişim ve dönüşüm hızı savaş ortamında şaşırtıcıdır.
Bu, İran ve yakın komşuları (misal: Türkiye) için değil sadece, ABD-İsrail-AB için de söz konusudur. Avcılar av olur ve hatta bir anda avlanıverirler. Hükümetler düşüverir. Başkanlar veya başbakanlar kovulur. İki dünya savaşından sonra olanları gözden geçirdiğimizde, görüyoruz.
Göreceğiz.
CEM ÖZDEMİR “VAKASI”
Türkiye için en önemli dış bağlantı merkezi Almanya’da da bundan 10-15 yıl önce hayal sayılan gelişmeler yaşanıyor. Türkiye ve Türkler ile fazla yakın görünmemeyi önemseyen, ama Türkiye üzerine bilgisi Alman siyaset sınıfındaki cehaleti bile aratacak kadar kıt bir Türkiye kökenli politikacı, ülkenin imalat sanayii merkezi sayılabilecek bir eyaletinde başbakanlık yapacak: Cem Özdemir.
Her zaman sağcı bir politikacı oldu Özdemir. İran’daki katliama daha ilk dakikasından itibaren yeşil ışık yakan ve bunu sosyal medya hesabından insanı utandıracak bir bildiri yayımladı: “(M)evcut devlet yönetiminin ölümü halk için bir kurtuluş anlamına geliyor.” Sağcılıkta sınır tanımaz. Militarizme bir itirazının olmadığını seçim kampanyalarında verdiği fotoğraflardan çıkarabiliriz.
Bu hırslı siyasetçinin, artık gelebileceği en üst “göreve” ulaştığı söylenebilir. Yeşiller’in federal düzeyde bundan sonra pek şansı kalmadığı için, bu eski federal tarım bakanının, daha üst makamlara yükselmesi mümkün değil. Hadi, “zor” demiş olalım. Meğer ki, büyük altüst oluşlar yaşanmasın ve Özdemirlere bile ihtiyaç duyulmasın...
Özdemir’in yoğun bir Türkiye kökenli nüfus içeren Baden-Württemberg eyaletindeki bu yeni makamında, sadece 5 yıl değil, daha uzun bir süre başbakanlık yaparak görevlerini yerine getireceği, kendisiyle barışık bir emekli olarak köşeye çekilebileceği ileri sürülebilir. Hiçbir zaman solcu olmadı. Oysa görevi devralacağı büyüğü Winfried Kretschmann’ın gençliğinde o eyaletin “maocularından” olduğunu biliyoruz. Bunlar böyledir.
Bu iş hep böyle mi yürür?
Bilemeyiz. Şimdilik sadece şunu söyleyebiliriz: Savaş her şeyi değiştirir. Hele “taktik atom silahları” konuşursa...
Bu arada...
Özdemir’in “Yeşil posta bürünmüş bir militarist” olduğunu söylemek tarih bilmemektir. Veya yeşil-sosyal demokrat kandırmacalarda ciddiyet arayan liberal solcu bir sığlıktır. Yeşil post, zaten her zaman militaristti. Yeşiller doğumundan itibaren, Dr. Fatih Yaşlı’nın sürekli hatırlattığı, plütokratlara ve temsilcilerine çok yakışan saptamasını iz bellemiş bir müdahaleydi. “Yapacaklarının tersini söylüyorlardı ve söyleyeceklerinin de tersini yapıyorlardı”. Solculuk adına kuruluşuna katılanları fazla abartmayalım. Böyle bakınca, AKP ve onun sadık muhalefetiyle (CHP-DEM) Yeşiller yönetimi veya yönelimi arasında bir fark göremeyiz. Göremiyoruz zaten.
İran kapitalizmini ve onun kadına biçtiği “değeri”, bir dinci devleti savunmak kimsenin aklından geçmez. Ama sahnede halka yönelik korkunç bir katliam ve bir de direniş var. Orada, bu saldırıyı lanetleyen yurtseverler görmezlikten gelinebilir mi? Laikliğin ve sosyalizan bakışın, saldırı savuşturulduktan sonra İran’da öne çıkmaması zor. Savaş, bir hızlandırandır.
Pandora’nın kutusu açıldı yani.
Özetin özeti olsun: Yakın ve uzak komşudaki her şey Türkiye’deki fay hatlarını da hareketlendirecektir. Ya Avrupa’nın fay hatları?
Çok Okunanlar
15 Temmuz’a ilişkin dehşet yeni iddialar!..
CHP Genel Başkanı Özel hakkında soruşturma açıldı
İran Savaşı ve küresel düzenin kırılma noktası
Emekli bayram ikramiyesi ödeme tarihleri belli oldu
Gazeteler İBB davasının ilk gününü nasıl gördü?
Çocuk sürücü ile polisin kovalamacasında 381 bin lira ceza kesildi
İran'dan kahramanlık hikayesi değil maliyet hesabı çıktı!
İran’ı değil Türkiye’yi de vuruyorlar ve Cem Özdemir 'vakası'
Özgür Özel: Yarın kimin kimi yargılayacağı belli olmaz
Maalesef olabiliyor!...