Kendisiyle “küçük enişte” diye dalga geçilen profesör karikatürü emekli başbakanların sözlerini ciddiye alacak halimiz yok. Olay gerçekten derin: Tarihin falan değil, adım adım üzerimize gelen bir savaş coğrafyasının fay hatları üzerinde belli bir kadere itiliyor Türkiye.
Oysa bu coğrafyanın kilit taşı veya çok yüklü ve önemli bir ara kablosu konumundayız. Bizdeki bir altüst oluş, hiç öyle Yugoslavya, Irak, Afganistan, Kafkaslar, Libya’daki kaosa benzemeyecek.
Yani Karadeniz’de kotarılacak bir macera, Türkiye’yi hem tarihe hem de coğrafyaya gömebilir. Bunu, her an yeni bir Goeben ve Breslau provokasyonu ile uçuruma itilecekmişiz gibi okumak gerek.
Aradaki paralellik korkutucu.
Türkiye ile Almanya arasındaki paralellik korkutucu.
Nasıl mı?
Rusya’ya açılan cepheye daha aktif katılma sinyalleri veren Ankara’nın, bu cepheyi 2014’ten itibaren kullanan Berlin’in gölgesinde yürüyeceği yolunda sinyaller var. Öyle.
Fakat bu yol çok tehlikeli. 1914’ü hatırlatıyor. Dış haber yorumculuğunda içerik ve biçemiyle yepyeni bir pencere açan Engin Solakoğlu’nun yine zenginleştirici bir analizindeki tanımla “Karadeniz’de şekillenen üçüncü cephe”nin kurbanı Türkiye olabilir.
Dedik ya, oraya gömülebiliriz.
Almanya ile Türkiye’nin, bir asır sonra bile olsa, Avrasya ölçeğindeki bir savaşta aynı telden çalmaya başlaması bütün sinirlerimizi ayaklandırmalıdır. Türkiye’nin krizi bir yana, Avrupa’nın hegemon gücü Almanya’nın da ekonomideki kriz sinyallerini artık siyasette hissetmeye başladığı koşullar, her türlü provokasyonu ve ardından gelecek felaketi tetikleyebilir.
Biz, NATO üzerinden de olsa “Lebensraum” aramaya başlayan, çünkü sınırlarını da hisseden “Büyük Almanya”ya bakalım. Türkiye’yi birinci derecede ilgilendiren bu emperyal devlette henüz “ciyak ciyak” itiraf edilemeyen bir siyasi kriz var. Başbakanı, kamuoyu yoklamalarına göre, çoktan iktidardan düşmüş durumda. Ama Friedrich Merz’in belki kısa sürecek başbakanlık macerasından daha önemlisi, ekonomideki kriz. Merz, hem ekonomide hem de siyasette, yangına resmen körükle gidiyor. Eli mahkûm...
Sadece Almanya’da değil, AB’de bile sosyal güvenlik harcamalarında 100 milyarlarca avro tutarında bir tasarruf için bastıran Merz, bütün dengeleri bozduğunu bilmez mi? Ya bu milyarları solda sıfır bırakacak tutarları silahlanma için harcayacak ve bunun için borçlanacak kadrolara ne diyeceğiz?
İtiraf edilemeyen ama yaşanan bir kriz bu. Dev şirketleri sarsan bir kriz. Tehlike de orada zaten. Bunlar geçmişteki gibi bir siyasi/askeri maceraya “tevessül edebilirler”.
Bir otomotiv ve teknoloji “başarısı” olarak Avrupa’nın en güçlü ekonomisi kimliğini kazanan Almanya’da, Volkswagen’dan Daimler’e, Mercedes’e, onlardan BMW ve tüm enerji yoğun yan sanayilere yayılan bir kriz var. Malum, Alman ekonomisinde asıl önemli olan, bu yan sanayilerdir. Üretim bunların sırtında yükselir. İstihdam da... Yüz binlerce işçiye çıkış verilebilecek günlerin eşiğindeyiz.
Kuzey Akımı patlatılıp Rusya enerjisinden kopunca baş gösteren krize çözümü, toplumu ve ekonomiyi militarize etmekte gören, silah üreterek resesyonu ve enerji darboğazını aşabileceğini sanan kadroların elinde Berlin. İşte bunlar, kontrolden çıkmak üzere olan Rusya düşmanlıklarıyla Türkiye’nin sırtına altından kalkamayacağı bir macera yükleyebilirler.
Daha önce yapmışlardı. Yeniden yapmayacaklarının, elbette yeni koşullarda ve yeni aktörler/faktörler ile denemeyeceklerinin garantisi mi var? Her şey olabilir.
Almanya’da siyaset uzun bir süredir çözüm merkezi değil, sorun merkezi olma yolunda ilerliyor.
Şu anda seçim olsa, bir dönemin iktidar partisi SPD sandıktan beşinci sırada çıkacak. Aşırı sağ veya “radikal Hıristiyan demokrat” diyebileceğimiz Almanya için Alternatif (AfD) partisi birinci sırada. Hıristiyan demokratlar (CDU ve CSU) ile faşizan AfD arasındaki fark, 6 puanı da geçti. Eylül ayında ülkenin doğusunda yapılacak eyalet seçimlerinden AfD’nin ezici bir farkla ilk sırada çıkması ve yerel hükümetler kurması her şeyi altüst edebilir.
Durum o kadar vahim ki, siyaset sahnesi altüst olduğu ve bu nedenle AfD’ye iktidar yolunun açılabileceği endişesiyle, o ünlü yüzde 5’lik seçim barajının düşürülmesi için medyada ilk ataklar bile başladı. Barajı indirebilirler.
Bunun gerekçeleri ve sonuçları bir yana, on yıllardır “Alman istikrarının” çıpası olarak görülen bu seçim barajının düşürülmesi, ülkenin çok ağır bir siyasi krizin kucağına düştüğünün de ilanı olmayacak mıdır?
Öyledir.
Bizimle ilgisi mi?
Türkiye, eğer köklü bir rejim değişikliği yaşamaz, yeni ve eşitlikçi bir cumhuriyet kuramazsa feraha çıkamaz ve maalesef bütünlüğünü falan koruyamaz. Avrupa’da da kimse 1914’teki Alman kurnazlığını sürdürmüyor. Yani o zamanlar Osmanlı’nın parçalanmasına karşı bir cephe kuran Berlin, 112 yıl sonra hiç oralarda değil. Türkiye, AB için çok büyük. Almanya için de gereksiz yere büyük. Parçalanmasını isteyenler çoğunlukta.
Fransa’nın askeri üstünlüğünü geri plana itecek bir silahlanma atağı içinde bulunan, bu arada tarımda Fransa, İtalya Hollanda, Belçika’daki çiftçileri yerinden hoplatacak kadar acımasız AB kesintileri öneren Berlin, bütün bu sıkıntılar içinde Türkiye’yi altından kalkamayacağı maceralara itebilir mi?
Neden olmasın?
Avrupa’da merkezkaç kuvvetler etkili olmaya başladı. Öyle diyelim. Bunun gölgesi üzerimize düşer.
Sadece gölgesi mi?
Çok Okunanlar
Hakkında gözaltı kararı verilen Sinem Dedetaş'tan mektup
Darphane duyurdu: Bu paraların basımı durduruldu
Özgür Özel, partiye destek için halka seslendi
Milletin son kalesi
Eren Kaşıkçı'nın cenazesi memleketi Tokat’ta son yolculuğuna uğurlandı
Papazın 'Komutanı' Ayasofya ve Patrikhane için ABD’yi göreve çağırdı!..
Lazerle hemoroid tedavisinde konfor vurgusu
Türkiye güçleniyor mu, zaman mı satın alıyor?
Yunanistan’dan Ege adaları için askeri sığınak planı
Korkutucu paralellik: Türkiye’yi felakete kimler mi itebilir?