Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,0993
Dolar
Arrow
47,7351
İngiliz Sterlini
Arrow
64,4475
Altın
Arrow
6807,7070
BIST
Arrow
13.656

Son sahne: Goeben ve Breslau'yu beklerken

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Ankara'da bir yasaya onay vermek veya vermemek değil sorun.

Başka ve çok büyük bir şey. Finalde gibiyiz. Türkiye resmen tasfiye ediliyor. 1914'teyiz gerçekten. Ya da 1918 sonunda... Paralellikler var, yazdık bunları daha önce de.

Ne  mi oluyor?

Basit: İslamcı Ankara, içeride cumhuriyetin son kalıntılarının da tasfiyesi nedeniyle sertleşen sınıf savaşının ve zenginlerin acımasızlığının görünmesini engellemek için dışarıya açılma konusunda kararlı olduğunu, bu yolda muhalefetin de desteğini aldığını “çerçevelemiş” oldu. El ele çalışıyorlar. Yeni Parti ve hem ona hem de DEM'e yamanmış (yanaşma) marjinal sol dahil...

Bizdeki “III. Abdülhamid rejimi” ve kadroları içeriyi denetleyebilmek için dışarıda gövde gösterisi yapmak zorunda olduğunu biliyor. Dışarıda görünecekler. Bunun, bu “dışa açılmanın” boyutlarını “Mekke Askeri Paktı” (Mecca Joint Defence Agreement) ile görüyoruz.

Birileri bir “Sünni NATO” kurulduğundan falan söz ediyor ama daha doğru bir tanım, “NATO'cu İslamcılar” veya “İslamcılar NATO'su” falan olmalı. NATO'nun devamı, onun “tamamlayıcı” bir gücü kurgulanıyor. Bu tür tanımlar daha uygun. Dizginlerin elbette Washington'da ve onunla iyi geçinen AB'de olacağı ama Müslüman ve yoksul milyonların piyon olarak bölgesel paylaşım savaşlarına sürülebileceği bir yeni tür (cüce) NATO bu.

Hadi İslamcı/Amerikancı siyasetin “Ortadoğu NATO'su” diyelim.

Hedefinde Rusya, Çin ve İran olduğunu çocuklar bile görüyor. Ankara, Batı'ya bu paktın “tamamlayıcı bir eşgüdüm mekanizması” olduğunu anlatmaya çalışıyor. Anlattığını düşünebiliriz: En azından Berlin, Paris, Londra ve Brüksel bu girişime bir tepki göstermiş değil. Galiba tam tersine... Yahu Avusturya Başbakanı Christian Stocker dün Ankara'daydı.

Kuşkusuz Mekke girişimini “dükkân içinde dükkân açmak” olarak da yorumlayanlar olacaktır. Yoğun bir kriz içindeki Almanya Avrupası'nda, böyle düşünebilecek epey muhalif var. Sıkıntı çıkabilir.

Asıl soru: Neden?

EN BÜYÜK İHRAÇ ÜRÜNÜ

Neden ihtiyaç duyulduğu önemli. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, uluslararası ajanslarda da dikkat çekilen açıklamalarında, bölgenin dışındaki büyük güçlerin bölgeye müdahalesinin istenen sonuçları vermediği yolunda görüş belirtiyor. “Buralar bizden sorulmalı” tripleri/bahaneleri bunlar.  

Bu, bir ihtiyaç olabilir. Vekalet savaşları bu tarzda yürüyecek demek ki..

Böyle bir askeri pakt, Türkiye'nin, en büyük ve en değerli “ihraç ürünü” olan askerini Ortadoğu'ya ihraç etmekte kararlı ekiplerin elinde olduğunu gösteriyor. Yeni Osmanlı, 112 yıl önceki felaketi ve sonrasındaki Sevr'i yeniden yaşamaya/yaşatmaya kararlı ekiplerin projesi. İklim herkesi oraya sürüklüyor.

Ama asıl dertleri, içeride her gün biraz daha sertleşen sınıf çatışması. Acımasız bir hızla yoksullaşan Türkiye toplumu, bu çatışmayı böyle bir netlikle algılamak istemiyor olabilir, medya ve din, etnik delirme bunun için var, ama sözü geçen çatışma açık bir savaşa dönüşebilir. Ekonomideki çöküş bu hızla ilerlerse, zaten öyle bir sonuç kaçınılmaz. İşte onun önünü ancak dışarıda bir savaş veya savaş tehdidiyle kesebileceğini düşünüyor olmalı III. Abdülhamid rejimi.

Demek ki, Çarlık Rusyası'nın rolünü İran üstlenecek. Ya bugünkü Rusya?

Her neyse, şimdi güncel Goeben ve Breslau'ları bekliyoruz. Ankara'nın İslamcıları ve iktidarın “seküler” destekçileri, bir monarşiler birliği kurduklarını, buradan bölgeye en büyük ihraç mallarını gönderebileceklerini düşünüyor olabilirler, ama şu sorunun yanıtı onlarda da yok: Bu monarşi benzeri yönetimler, Pakistan, Suudiler, Türkiye ve hatta kapıdaki Mısır kime nasıl bir hizmet verecek?

Bu üç ve kısa bir süre sonra dört İslamcı/İslami yönetimin “birikimi” gözleri kamaştırmış görünüyor: Teknoloji geliştirdiği de iddia edilen askeri bir güç olarak Türkiye, atom bombalı kalabalık Pakistan ve petrol okyanusu Suudiler... Herkes bu hesabın tutacağından emin.

Hiç şansları yok oysa. Olan Türkiye'ye olacak.

Şu itirazı ifade etmek artık abesle iştigal: Tamam, çeyrek asır falan önce böyle şeylere değil açıkça tevessül etmeyi, yani fikrinize yerleştirmeyi, onları aklınızdan bile geçiremezdiniz. Şimdiki gericiler çok cüretli. Fakat bunu bugün böyle tekrar edip durmanın ve eskiye (“parlamenter rejim” vs.) dönüş taleplerinin hiçbir anlamı yok.

Çıkarılacak ders mi? Cumhuriyeti yeniden ve çok ileriden, eşitlikçi, özgürleştirici ve aydınlanmacı bir üniter devlet halinde kurmak, yani sosyalist yönelişli bir hükümet, sadece o bu finali tersine çevirebilir.

Yoksa artık dipsiz bir uçurumdayız ve ilk Goeben ve Breslau ile cumhuriyetin yeryüzünden silinmesi sürecinde son sahneyi oynayabiliriz.

Laik, antiemperyalist, kamucu/plancı bir iktidar. Sadece o, bu korkunç sonu engelleyebilir.

Çok mu açık konuştuk?

Hayal mi görüyoruz?

Mustafa Kemal Paşa 1919 mayısında cumhuriyetten çok krizi ve çöküşü görmüştü, kuşkusuz o yıkımda gizli devrimci olanakları sezmiş olduğunu düşünebiliriz.

Garanticilerden çözüm çıkmaz.

Kriz benzersiz boyutlar alıyor, benzersiz sonuçlara da gebe.