Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,1921
Dolar
Arrow
44,3727
İngiliz Sterlini
Arrow
58,9850
Altın
Arrow
7112,3288
BIST
Arrow
10.729

Savaş bütün planları bozar!

Elbette birçok dile, bu arada İngilizceye de bol bol çevrilen, geçen yüzyılın ilk yarısında yaşamış büyük Portekizli ozan Fernando Pessoa'nın şiirsel bir sızlanışı var; hızlı bir çeviriyle şöyle: “Taşıyorum yaralarını, kaçındığım tüm o muharebelerin.” (I bear the wounds of all the battles I avoided.)

Yaşadığımız toplumsal parçalanmaya odaklanarak, tam tersinden yürüyen şeyler olduğunu görüyoruz. Örneğin, kapitalizm ve kapitalistler için başka ve tersinden bir “doğruya” takılıyoruz: “Severek girdikleri tüm muhaberelerin yaralarını hiç taşımayacağını” düşünen, bunu da başaran sermaye düzenini ve o düzenin egemenlerini tersinden anımsatan bir “sızlanma” bu.

Tam da böyle: Serbest piyasa, hür teşebbüs, demokrasi vs., adını nasıl koyarsanız koyun, kapitalizm, tanımı gereği kendi bünyesinde sürekli savaşlar çıkaran, “ortaklar arasında” da her zaman çatışmalar üreten bir sistem. Bu kaderi kâr oranlarının düşme eğilimiyle ve/veya aşırı üretimin realize edilememesiyle de gerekçelendirebiliriz.

Her neyse...

Kriz var. Sonuçta savaşsız yapamıyorlar işte. Ağır yaralanacakları, hatta ölümcül yaralar alacakları/aldıkları bilindiği halde savaşsız olmuyor.

Neden?

ABD'nin savaş üstüne savaş çıkaran bir kıyım makinesi olduğunu bir süre önce Prof. Dr. John Mearsheimer de söyledi. “ABD 1971-2021 arasında 38 milyon insan öldürdü” dedi. Sosyal medyada o konuşması dolaşıyor. Demek ki, neoliberal delirme yıllarında devlete tamamen el koyan “plütokratlar”, gücü eriyen ABD'yi böyle katliamlarla tekrar dünya liderliğine oturtabileceğine inanıyor.

Kadro bu.

Malzeme böyle.

Ama büyük patrona biat ettikleri yolunda işaretler vermeyi ihmal etmeyen ortaklar, bu İran macerasına daha fazla bulaşmayacaklarını açıkça söylemeye başladı. Paris, özellikle de Berlin, bu doğrultuda “çok sahih” açıklamalar yapmaksızın, geri adımlar atıyor. Almanya'nın sosyal demokrat “Savaş Bakanı” Boris Pistorius, örneğin, dün “Bu bizim savaşımız değil” diyerek Hürmüz Boğazı çatışmalarına hiç iyi gözle bakmadıklarını duyurma ihtiyacı hissetti. Bir basınç var.

Avrupa okur fokur kaynıyor gerçekten. Her kafadan bir ses çıkıyor.

Sağ da karman çorman...

FRANSA-ALMANYA HATTINDA DURUM

Fransa'da pazar günü yapılan seçimlerden aşırı sağın başarı haberi geldi. Aynı gün Almanya'nın büyük eyaletlerinden Hessen'de belediye meclislerine seçim yapıldı ve sandık sonuçlarını “aşırı sağ” AfD (Almanya için Alternatif) “Büyük bir başarı kazandık” ifadeleriyle yorumladı.

Bu arada Avrupa Parlamentosu'ndaki klasik sağcı partilerin (Almanların CDU ve CSU'su da dahil) bir araya geldiği EVP'nin aşırı sağ parlamanterlerle aynı Göç Yasası'na destek vereceği, bu yasanın tasarı aşamasında sağın aşırı sağla ortak çalışmalar yaptığı ortaya çıktı. Bu tasarı, sığınma başvurusu reddedilen sığınmacılar için AB dışı ülkelerde “Return Hubs” denilen “dönüş merkezleri” oluşturulmasını öngörüyor. Yani istenmeyen sığınmacılar AB'den oralara “postalanacaklar”. Türkiye'ye bu tasarı yasalaşırsa bir “görev” düşüp düşmeyeceğini henüz bilmiyoruz.

Bu, bir kenarda dursun.

Asıl önemlisi, şu: Böyle bir işbirliği, Hıristiyan demokrat ve benzeri klasik sağ ile yükselişi bir türlü durdurulamayan “Avrupa aşırı sağı” arasındaki sözde “yangın duvarının” iptal edileceği anlamına geliyor.

Bunlar oluyor. Ama artık bütün hesapların geçersiz kılındığını kabul etmek zorundayız. Çünkü sadece “Ortadoğu”da değil, Avrupa'da da sıcak savaş egemen ve yayılacak.

SAVAŞ “ZİHİN HARİTALARINI” MUTLAKA YIRTAR

Sorun şu: Savaş, eninde sonunda bütün planları bozar. İnsanları, özellikle de yoksul kitleleri değiştirir.  

Savaşın olmadığı, krizin görece hafif işlediği koşullardaki alışkanlıklar ve yordamların neredeyse sonsuza dek süreceğini sananlar, yönetenler ve yönetilenler, bir anda tüm frenlerinden boşanırlar.

Bunu tarihten biliyoruz. Savaş, bütün sınırların, bütün “zihin haritalarının” iptaliyle sonuçlanır. Yönetenler çaresizliklerini itiraf ederler, yönetilen yoksul yüzde 99 ise içinde çırpındığı ölümcül çaresizlikten yeni bir dünya kurma güveni çıkarıverir.

Hiç olmaz denilen her şey olur.

Modern zamanların böyle kanlı bir armağanı var insanlığa.

Kapitalizm kendi mezarını bir de bu savaşlar üzerinden kazar. Bilerek mi? Bilerek ve her defasında burun üstü düşerek.

Yugoslavya, Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Somali, Sudan, şimdilerde İran... Ukrayna'yı da ekleyelim. Bombaları buralara yağdırıyorlar ve bunun kendilerini zora sokacak bir sonuç vermeyeceğini düşünüyorlar. Avrupa plütokratları ve onların demokrat uşakları ya da vasalları, buna inanıyor.

Unuttukları şey şu: Savaş bütün kapı ve pencereleri kırar, ölümle yüz yüze gelen ve yakınlarını paramparça gören insan, öğrendiği ve uyduğu tüm konvansiyonları geçersiz ilan ediverir. 1908-1923 böyle bir süreçti. 1917 de öyle. 1945 de...

Galiba şimdilerde o kapıların önündeyiz.

Soru, şu: Türkiye bu kırılmanın neresinde ve “Almanya Avrupası” ne yapacak?