Ülkemizin son çeyrek yüzyılına damgasını vuran, cumhuriyeti öldüren ama bir türlü gömemeyen bir siyasal sistemden, III. Abdülhamid rejimi ve onun test sisteminden söz etmiştik.
Saray'ın çeyrek yüzyılı bulan başarısının altında bu test sisteminin yattığından...
Peki. Bunu sürdürelim.
Biraz daha açık ifade edelim: AKP ve Reis'in iktidar oyunundan bugüne dek başarıyla çıkması, muhatap aldığı muhalefeti paramparça ve hatta -hadi daha açık söyleyelim- “maymun etmesi”, bu testleri doğru ve zamanında değerlendirmesiyle bağlantılı olmalı. Yani baskılara gösterilen -daha doğrusu gösterilmeyen- tepkilerin niteliğini doğru değerlendirmesiyle...
Ne demek mi istiyoruz?
Şunu: Cumhuriyetçi kitle, ki çeyrek yüzyılı bulan bir İslamcı iktidara rağmen nüfusumuzun ezici çoğunluğu bu başlık altında toplanabilir, öfkesini/tepkisini, anayasal haklarını kullanarak kamusal yaşamda görünür kılmadıkça, yani evinde kapalı kaldıkça III. Abdülhamid rejiminin süreceği anlaşılıyor.
Homurdanma ve aynı anlama gelmek üzere bazı ekranlarda -bir kapalı devre içinde- “kükremelerin” hiçbir sonuç vermeyeceğini İslamcılar çabuk gördüler. İktidarlarını sürdürüyorlar.
Sorun bizimkiler, ilericiler için çok büyüdü. Acıdır. Neredeyse 200 yıllık bir ilericilik kavgasının sonucunda, Türkiye aydınlanmasının geldiği nokta gerçekten acıdır. Düzen içinde bile olsa, kendisini muhalif sayan kitlenin düştüğü durum da öyle... Çok acıdır. Bir tehdit olamamıştır. Yani iktidar alternatifi olamamıştır.
TESTLER NE ZAMAN BAŞLADI?
AKP zihniyeti test sistemine, yani muhalif kurumlar üzerindeki baskılarına galiba askerler ile başladı. 12 Eylül ve darbe karşıtlığını pazarladı. Milleti inandırdı da. Özellikle liberal solun bu konuda çok yardımını gördü. Ergenekon ve Balyoz davaları böyle bir testti. Hukukun zerre kadar görülmediği o dönemde, elinde tuz hazır bekleyen bazı sözde solcuların, “Sonuna kadar gidilsin!” diyen “radikal muhaliflerin” de olduğunu unutmadık.
Pek bir solcuydular. Bunların gözünde, Türkiye ve yıkılan reel sosyalizmler doğumlarından itibaren “anomali” idiler. Doğmamaları gerekiyordu. Kadük ilan edilmeleri doğru olurdu. Yani...
Yani cumhuriyetin tasfiye edildiğini anlayamayacak kadar gözlerini karartmışlardı ve solculuk adına İslamcı bir iktidardan darbecilerin işlediği insanlık suçlarını ortaya dökmesini isteyebiliyorlardı. Kitap falan da çıkardılar. Sonra hep birlikte “Kandırılmışız!” dediklerine tanık olduk. Kandırılanlar sadece bu liberal vurgunu yemiş kitlenin çocukları değildi. Sosyalistler içinde de kandırılanlar olduğunu, en dirençli bir partiyi bile bölebildiklerini, ama bunu hâlâ itiraf edemediklerini geçerken belirtmekle yetinelim.
İslamcı iktidarın baskıları, testler, ülkenin en güvenilir (“laikliğin kalesi”) kurumlarından birinde bile dişe dokunur bir tepki doğurmayınca, Reis ve adamlarının “Bu âlemin kralı benim!” diye sahneye tam olarak ağırlıklarını koymalarına şaşırmadık.
Öfke ve itiraz etkin değilse, yani bir fikir olarak itiraz ve öfke halkla buluşup maddi bir güce dönüşmemişse, bu işin böyle sürüp gideceğini çabuk kavradılar.
Bugün gelinen noktada 1930'larda Amerikan sisteminin Al Capone'a karşı aldığı önlemi Türkiye'deki makul muhalefete uyguluyorlar. Malum, Al Capone, vergi kaçakçılığı kara para aklamaktan, ekonomik suçtan vs. yargılanmış, o sayede devre dışı kılınabilmişti.
Acı gerçek şudur: Bugün Ankara'daki iktidarın makul muhalefete tümüyle bir Al Capone muamelesi çektiğini söyleme hakkımız var. Ortalıkta dolaşan ve önemli bir bölümünün çok da temelsiz olmadığı yolunda işaretlerin bulunduğu söylemek abartı değildir. Uygulanan şiddetin, hukukmuş gibi sunulan yargı şiddetinin Türkiye toplumuna bir resim vermeyi amaçladığını söylemek zorundayız.
Bu resim ne mi?
Şu: “Evet, yolsuzluk herkes yapıyor, ama size muhalefetin yolsuzluklarını göstereceğiz ki, bizim iktidarımızla oynamaya kalkmayın!”
Makul muhalefet, halkın gözünde 100 yıl sonra bir tür Al Capone çetesi gibi canlanıyor.
Makul muhalefetin bu resmi tersine çevirecek bir gücü olmadığı anlaşılıyor.
Testler başarıyla sonuçlanmış görünüyor.
Ama bu arada 90 milyona yakın nüfusuyla koca bir cumhuriyet yerle bir ediliyor.
Başka bir yol kurmamız gerekiyor.
Bize Ankara'daki iktidarın korkunç yolsuzluklar üzerinden korkunç bir servet biriktirdiğini kanıtlayabilecek, toplumu kendi temel haklarına kamusal alanda da sahip çıkması gerektiği konusunda ikna edebilecek bir muhalefet gerekiyor. (O servetlerin sadece kişisel zenginlik hırsıyla biriktirilmediği herhalde açıktır. Bunun nasıl bir kaynak olduğunu belki başka zaman tartışmaya açarız.) Her türlü manipülasyona açık bir sandıktan, mevcuttan çok farklı bir rejim çıkarmak mümkün mü?
Alternatif iktidarın önce kamusal alanda, sokakta, okulda, işyerlerinde kendisini mevcut iktidarın tamamen tersi bir yol izleyecek şekilde göstermesi gerekmiyor mu?
Halkçı ve sosyalist: Türkiye'nin, cumhuriyetin ve sosyalizmin bir anomali değil, yegâne çare olduğunu anlatacak bir alternatif: Güç olmak için maddesini arayan fikir.
Makul muhalefetin, kendisine Al Capone muamelesi yapılmasına ne kadar itiraz edebildiğini görüyoruz.
Demek başka yerlere, özellikle de çalışan milyonlara ve aydınlanmacı birikimimize bakmamız gerekiyor.
Yoksa bu testler ve bu iktidar sürer gider. Türkiye'nin de adresi değişiverir. .
Çok Okunanlar
Tutuklu Erdal Beşikçioğlu’ndan Kılıçdaroğlu’na dikkat çeken sözler
Fenerbahçe'de Talisca için ayrılık iddiası
Hilmi Tuna Kuriş yurt dışına kaçış hazırlığındayken yakalandı
Rasim Ozan Kütahyalı'nın tahliyesinde dikkat çeken ayrıntı
Gazilerimize 'Vefa'dan notlar!..
Ne Türk Cumhuriyetleri bizi dinliyor ne Suriye’de fikrimizi soran var
'Demokrasinin yolu Silivri’den değil İmralı’dan geçer' demişti
FC 27’de Beşiktaş reytingleri açıklandı
Sıcak paranın gölgesinde
Motorine bu gece zam bekleniyor