Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,2488
Dolar
Arrow
45,0161
İngiliz Sterlini
Arrow
59,8563
Altın
Arrow
6636,0264
BIST
Arrow
10.729

Toplumun 'zihin haritaları' nasıl mı yırtılır?

Başlıktaki soruya yanıt “Böyle!” olabilir. Tabii parmakla Avrupa’nın siyasi coğrafyasını işaret ederek...

Ne mi oluyor? Avrupa, siz bu satırları okurken, zangır zangır titriyor.

İsteyen The Economist’in kapağına bakabilir.

Fakat önce bize bakalım. İlk göreceğimiz, herhalde şudur: Türkiye’yi yakmaya başlamadan önce, sonuçta kilit ülkeyiz, etrafını yakıyorlar. Uzun süredir.

Yugoslavya uzaktı, altüst edilen komşular, Irak ve Suriye pek yıkıcı etkiler yaratmadı.

Ama İran’ı yakarken, Türkiye’nin en önemli doğalgaz tedarikçisini de yakmış oluyorlar. Büyük bir pazar kapanıyor.

Yan etkisi mi?

Misal: Turizmde Almanlar başta olmak üzere Avrupalıların bu yıl Türkiye’yi teğet geçeceği anlaşıldı. Alman medyasında Türk turizminin İran savaşı nedeniyle ağır darbeler aldığı haberleri art arda yayımlanmaya başladı bile. İptaller durdurulamıyor.

Doğalgaz kesintisi bir felaket, ama turizmde bu yıl 65 milyon turist konuk etmeyi ve 59 milyar avroluk bir turizm geliri sağlamayı hedefleyen Ankara için İran savaşı, bir iptal seline neden olduğu için, ayrı bir felaket.

Türkiye ekonomisi zaten zordaydı, daha da zora girecek ve yoksullar bu yangının içinde kalacak.

Peki, bu noktada Avrupa’nın durumu nedir?

AVRUPA AMERİKA’YA MI KARŞI?

Tuhaf bir cepheleşmeye tanık oluyoruz sanki.

Avrupa’nın, daha doğrusu Almanya Avrupası’nın “reel” başkenti Berlin, artık açıkça Donald Trump’ın İran macerasına katılmadığını ilan ediyor. Ortada bir NATO savaşı olmadığının da sık sık altını çiziyor.

Mecbur mu kalıyor? Belki.

Gerçekten de Başbakan Friedrich Merz’in İran harekâtına başlangıçta verdiği destekten adım adım geri çekilmesi ve Trump yönetimiyle araya şaşırtıcı bir hızla büyüyen mesafeler koyması, durumun ciddiyeti hakkında bir fikir verebilir. Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche de ABD’nin petrol planlarını eleştirme gereği duydu dün mesela.

Amerikancılıkları tartışılmaz isimler bunlar. Ama Trump ve politikalarını mahkûm etme ihtiyacı içindeler. Durum berbat çünkü.

Eşitsiz gelişme, böyle bir yasa: Sektörlerin, birimlerin, ülkelerin, devletlerin, hatta bireylerin vs. birbirlerine paralel, eşit, dengeli ve ardışık bir hızla gelişmediğini, gelişemediğini biliyoruz. Sosyalist literatürden biliyoruz. Eğer böyleyse, ortaklar arasında bile kriz ve savaş kaçınılmazdır. Serbest piyasa düzeninin, isteyen kapitalizm de diyebilir, böyle bir oyuncağı var. Halklar bu oyuncağın mağduru...

Biliyoruz, sermayedarlar birbirlerinin ağzını burnunu kırarak ittifak oluştururlar, sevgi gösterileri bile kanlıdır, ama nihai fatura hep yoksul yığınlara çıkar. Çünkü tasfiye edilen veya çöken şirketlerin yönetim kadroları yoksullaşmazlar, onların tuzu kurudur, yaşanan yıkımın altında hep emekçiler kalır.

AB’nin güçlü kadını Ursula von der Leyen ile Avrupa siyasetinin maskarası halini almış cahil şakşakçısı Kaja Kallas gibi herhangi bir entelektüel önemleri/düzeyleri olmayan sağcı politikacılar bile eğer Trump yönetiminin çıkışlarını, maceralarını eleştirel bir biçimde değerlendirmeye başlamış ve bunu medya üzerinden duyurma gereği duymuşsa, “hadise” epey büyümüş ve daha da büyüyecek demektir.

Bunlar AB’yi bir dünya gücü, uluslararası bir güç merkezi, iktidar unsuru, yapmaya çalışıyorlar. Hepsinin arzusu bir, ama olmuyor. ABD gerilerken AB onun yerini alamıyor.

Ortada dünya çapında bir ideolojik kamplaşma da yok. Çünkü sahneyi altüst edecek güçte sol yok. Şimdilik.

Sanki 1913 yılındayız.

Aslına bakılırsa, dünya sistemi burada da eşitsiz gelişme yasasının darbeleriyle başa çıkmaya  çalışıyor.

“ÇOK DÜŞÜK YOĞUNLUKLU” İÇ SAVAŞ

Sürtüşmeler ortada: AB içinde çok düşük yoğunluklu bir içsavaş hüküm sürüyor gibi. Macaristan’ın güçlü adamı (“illiberal demokrat”) Viktor Orban’ın AB’den Ukrayna’ya yapılacak 90 milyar avroluk “yardımı” engellemesini, bu arada 12 Nisan’daki genel seçimlerde Brüksel (daha doğrusu Berlin) rüzgârını arkasına almış Peter Magyar’a iktidarı vermemek için çırpınmasını nasıl açıklayabiliriz başka?

Tamam çok düşük yoğunluklu, ama AB içinde birden etrafı saracak bir içsavaş kokusu/korkusu yine de var. AB dağılabilir de...

Ya ABD?

ABD’nin çok daha ağır bir tıkanmayla yüz yüze olduğu görülüyor. Yekpare bir görünüm arz etmiyor “dünya lideri”.

Şaşırmayalım.

Başka nedenler de var elbette. Ama eğer özel mülkiyet düzeninde gelişme eşitsizse, dünyanın paylaşılmasının sürekli savaşlarla devam etmesi kaçınılmazdır. Eşitsiz gelişme, hep daha hızlı gelişenlerle daha yavaş gelişen sınıf kardeşleri arasında bir dengesizlik üretir. Çatışmasız olmaz.

Onu yaşıyoruz.

Çok ağır faturalarla yüz yüze kalacağımız kesin. Pandora’nın Kutusu açıldı çünkü. Fakat...

Fakat savaş, toplumların “zihin haritalarını” da değiştirir. Daha önce akla bile gelmeyenler, toplumların fikrine yerleşiverir. Adı bile geçmeyen sosyalizm, bir anda kurtuluş reçetesi halini alabilir toplum nezdinde...

“Savaş ekenler düşünsün” diyeceğiz de, olmuyor, zira savaşların acısını kapitalistler değil bizler çekiyoruz, bizim çocuklar, yoksul halklarımız çekiyor.