Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Asıl soru: 'Nereye gidiyoruz' değil, 'ne yapacağız' ve hangi planla?

Cumhuriyet bitmiş bulunuyor. Çoktandır böyle bu. 2002 sonunda final perdesi açılmıştı. Artık oyunun sonundayız.

Buna halkın bir itirazı var. Tamam. Yani Türkiye’de durum farklı: Hitlerlerin, Mussolinilerin, Francoların, Pinochetlerin becerdiğini Türk gericiliği bir türlü beceremiyor. Devletin yanı sıra halkı da bir türlü iyice ele geçiremiyor. Sokakta, işyerlerinde, kültürel yaşamda vs... Saldırıyor, ama olmuyor.

Antikomünist sol liberallerin desteğine rağmen, gücü yetmiyor. Öldürdüğü cumhuriyet rejimini bir türlü gömemiyor. Halk izin vermiyor.

Başka sözcüklerle ve belki şöyle özetleyebiliriz:

Türk-İslam sentezi de denilen İslamcı siyaset, cumhuriyetten nefret etmeyi solculuk olarak satan “sol liberalleri” yedeğine alarak devleti ele geçirdi. Daha titiz bir ifadeyle, İslamcılar, iki antikomünist histerinin doğrultusunda, Türkçülerin plebyen, (Kürtçülüğü içeren) sol liberallerin entelektüel şiddetini destek alarak devleti bir biçimde ele geçirmiş oldu. (Ki AKP o konuda da, “teğmenler vakasını” düşünürsek, kendinden pek emin değil.)

Bir mesafe aldıkları söylenebilir.

Belki bu mesafe göz önünde tutularak, devleti en ince hücrelerine kadar ele geçirme politikası nedeniyle, basit bir tarikat kurnazlığı dışında hiçbir entelektüel yeteneği olmayan, Yalçın Küçük Hocamızın deyişiyle “öğrenme yeteneği hiç bulunmayan” bir uyanık “Reis” üzerine monografiler falan yazılacaktır. Oysa bir tarikat kurnazlığı dışında önemi yoktur.

Fıkradaki gibi: Temel kahvaltıda çatalı zeytine bir türlü batıramıyormuş. Defalarca denemiş, becerememiş. Ama karısı ilk dokunuşta çatalı zeytine batırmayı başarınca “Ben yordum, haçan sen ondan boyle yakaladin oni” diye itiraz etmiş.

Şaka bir yana ve gerçeği şu: AKP, 80 yıllık bir çabanın finaldeki santraforu gibidir. Topu ceza alanına taşımış olan Türk sermayesiydi; AKP ve reisine sadece topu ağlara göndermek kalmıştı.

DEVLET, TOPLUM VE MERKEZİ PLAN

Ama tekrar İslamcılar: Devleti ele geçirdiler belki müttefiklerinin yardımıyla, ama cumhuriyet mayası tuttuğu için, toplumu bir türlü tamamen ele geçiremediler. Bir eylemli direnç görmediler, buna rağmen bu alanda çaresizliklerini zaman zaman itiraf ettiler.

Fakat bir şeyin farkındaydılar: Hareketsiz toplumun direncinin, sokakta, işyerinde, okulda dile gelmedikçe, somut bir dirence dönüşmedikçe herhangi bir öneminin olmadığını anladılar. İşi oluruna bıraktılar.

Sadece 2013 haziranında çok korktular.

Zaten ondan sonra da ve tam oradan başlayarak, üç yıl sonra vites büyülterek falan korkunç boyutlarda bir istibdat rejimi yerleştirdiler.

Eski faşizmlerden farkları, askeri şiddeti değil yargı şiddetini öne çıkarmaları oldu. (Neden acaba? Bu, başlı başına incelenmesi gereken bir başlıktır.)

Sol duyarlılık, 1960’lardan 1970’lerin sonuna kadar sokakta ve entelektüel yaşamda çok etkiliydi. Hatta solun, toplumsal dinamikleri önüne kattığını yaşadık. 1980 12 Eylül’ünde ağır darbe alan solun içinden epey bir dönek de çıktı ve hep birlikte bu tür bir determinasyona itirazlar geliştirdiğini gördük. Bunların ödüllendirildiğine de tanık olduk.

Denklemimiz şöyle: Türkiye gericiliği, yani sermaye destekli müttefikleriyle birlikte İslamcılar, devleti ele geçirdiler belki, ama toplumu istedikleri ölçüde ele geçiremediler bir türlü. Özellikle kadınların direncini aşamadılar.

Solun 1960-1980 döneminde toplumu yer yer belirlemesine rağmen devlet üzerinde etkili olamaması, hatta devlet içinde örgütlenmeyi tuhaf ve hatta sahte bir radikalizmle “devlete sızmayı zül sayması” bu çıkmazda (yenişememezlikte)  etkili oldu. Burada Doğan Avcıoğlu’nun çabalarının sosyalist hareketin dışına sürülmesi de etkisiz kalmamıştır.

Bir kirli sivil toplumculukla, toplumu gönüllü esirler haline getirdiler adeta.

YIKIMI PLANLA BOŞA DÜŞÜRMEK MÜMKÜN

Bu kadar lafı şunun için ettik: Bu iktidar, Türkiye’nin bitişinin ilanıdır, tamam da, direnenler, bildiğimiz cumhuriyetin bitişine nasıl engel olabileceklerini biliyorlar mı?

AKP’nin yargı şiddetine bakarak, sahnede CHP üzerine bir oyun oynandığını düşünmeyelim.

İki başlı haliyle CHP’nin, DEM ve müttefikleriyle birlikte AKP istibdadının tamamlayıcı aktörleri olduğunu söyleme hakkımız var.

Ama sorun çok büyük, kriz çok derin. Yer yer henüz örtülü aşamada bir içsavaştan geçtiğimizi söyleyenlerin çok da haksız olduğunu iddia edemeyiz.

Acılar çok somut. Korkunç bir yoksulluk ve çürüme hüküm sürüyor.

Sorun, bu yıkıma devrimci bir yanıtla son verebileceğini düşünenlerin neleri planladığı?

Plan?

Evet, plan. Merkezi plan!

Türkiye’nin yıkımına son vermek ancak tavizsiz bir laiklikle, tüm emperyalist merkezlerle yapılmış o iliğimizi sömüren anlaşmalara son vermekle, NATO'yu kovacak bağımsızlıkçı bir ısrarla ve merkezi planlama üzerinden izlenecek bir bedelsiz kamulaştırma/devletleştirme siyasetiyle mümkün.

İki önemli, sosyalist yazarın Alper Birdal ile Aytek Soner Alpan’ın son aylarda yayımladıkları makalelerle tetiklemeye çalıştıkları plan tartışmaları, gündemimizde açılması gereken asıl başlıklar açısından çok önemli.

Alper Birdal:

https://gelenek.org/teknolojideki-gelismeler-ve-sosyalist-planlamada-yeni-olanaklar/

Aytek Soner Alpan:

https://katmanportal.com/planlamayi-yeniden-dusunmek-i-chibberin-elestirisi-ne-olcude-hakli/

Bu hattın geliştirilmesi önemli.

Türkiye’nin yeterince iktisatçısı var. Devrimci, halkçı iktisatçılardan söz ediyoruz.

Yıkılan cumhuriyeti ancak sosyalist bir iktisat politikasıyla yeniden ayağa kaldırabiliriz.

Yoksa, sonumuz Yugoslavya’dır, Irak’tır, Suriye’dir. Hatta onlardan çok daha vahimdir.

Fakat bu örnekleri boşuna anmadık. Doğrusu elimiz çok da güçsüz değil: Müstebitlerin yumuşak karnı, bu yeni aydın kuşağıdır: Birdallardır, Alpanlardır ve bunlar binlercedir.

Umutsuz da olmayalım.

Konuşacağız bu işleri...