Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Bir cisim yaklaşıyor, tamam da, nasıl bir cisim bu?

Avrupa’da yine bir “heyula” mı dolaşıyor?

Nereden baktığımıza bağlı.

Yaşlı kıtada eğer bir heyula varsa, o, şu sıralarda, hızla biti kanlanan faşizan hareketler. Siyasal iktidarın eşiğindeler.

İtalya’da faşizmin torunları (Giorgio Meloni) zaten iktidarda. Fransa (Jordan Bardella), Avusturya (FPÖ), Almanya (AfD), bizim İngiltere dediğimiz Birleşik Krallık’ta (Nigel Farage) kamuoyu araştırmalarında ilk sırada hep faşist geçmişle flörtleşen partiler yer alıyor. Bugün seçim olsa, büyük bir ihtimalle iktidar koltuğunu işgal edebilecek güçteler.

Dedik ya, nereden baktığımıza bağlı.

Sağdan veya sermayeden yana bakıyorsanız, başka bir tablo karşısındasınız demektir.

The Economist haziran başında, ayın ilk sayısında “sol kanatta yeni bir hareketlilik yaşandığını” ve “genç kuşak sosyalistlerin, fiyat denetimleri, yüksek servet vergileri ve yaygın kamulaştırmalarla ekonomiyi yeniden şekillendirmek istediğini” yazmış (“How to fight back against Gen-Z socialism”). Sermayenin doğrudan sözcüsü bu geleneksel dergi, seçmen tercihlerinin “Z Kuşağı” denilen “solcu” kuşaktan yana hızla arttığına da dikkat çekmiş. Gazze’ye duydukları öfkenin altını çizmiş, falan filan.. Sosyalizm diye İngiltere’deki Yeşil Parti’nin lideri Zack Polanski veya New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani gibileri anmış. Fransa’daki Jean-Luc Mélenchon’u da ekleyerek...

Neyse...

Sosyalizmli bir şeyler olduğu kuşkulu, ama başka bir şeylerin olacağı da o kadar açık ki. Bu yeni dalganın bir tsunamiye dönüşmesini engellemek gerektiğini düşünmeleri çok normal. Sermaye, sosyalizmi bir heyula olarak algıladığı için, ki haksız da sayılmaz, sonuçta sosyalizm üretim araçları üzerindeki mülk sahiplerinin mülksüzleştirilmesi demek, bundan korkmaları kadar olağan bir şey yok.

TEMSİL EDİLMEYEN SOL

Sorun şu: Bu isimler mi solu temsil ediyor?

Bu “Z Kuşağı”nın mülk sahiplerini mülksüzleştireceği veya mülksüzleştirebileceği, mevcut neoliberal (mafyöz) delirme yerine planlı bir ekonomik sistem kuracakları falan söylenebilir mi?

Böyle bir belirti yok.

Galiba şu var: Bu Z Kuşağı, daha çok, yoksullaşmaya karşı patlayıverecek ve başlarda hiç öyle solcu ısrarı olmayan kitle hareketlerinin kontrol dışına çıkarak ciddi ciddi sosyalist bir deneyime yönelme tehlikesine karşı semirtilen uyanıklardan oluşturuluyor.

Biz, bize bakalım.

AKP’nin Kemal Kılıçdaroğlu ve tayfası üzerinden CHP’yi bir kaosa itelemesinden sonra, her şeyden emin olabileceğini söyleyemeyiz; doğru. Tepkilerin bir sele dönüşebileceğini, krizin derinliklerinde büyük kitle hareketleri halini alıp Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu çizgilerini bile önüne katabileceğini düşünenlerin olmaması mümkün mü?

Önlem arıyorlar.

Önlemlerin Kılıçdaroğlu’dan çok, halkta inanılmaz bir nefret var çünkü bu ekibe karşı, Özgür Özel ve yol arkadaşlarına yönelik olduğunu söyleyebiliriz.

Bir başka ifadeyle, önlem, sakın tam da bu Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu olmasın?

Öyle gibi görünüyor. Çünkü “Seçilmiş CHP”cilerin topluma bir sermaye karşıtı program sunduğunu gören yok. Yaşanan bu büyük yoksullaşmaya karşı emeğiyle geçinen yüzde 90’ın çıkarlarını kayıtsız şartsız koruyacağına dair bir açıklama yapıldı mı? Bir program ilan edildi mi?

12 Eylül’den beri yaşanan özelleştirmelerin bedelsiz devletleştirmelere konu olacağını, Türkiye halkına nefes aldırmak için merkezi bir plan doğrultusunda toplumun ve ekonominin yeniden örgütleneceğini bildiren oldu mu? CHP'lilerden ve hatta DEM'cilerden söz ediyoruz.  

Büyük finans kuruluşlarına, Türkiye'nin iliklerini sömüren dev şirketlere el koymadan 90 milyonu bulan bir nüfusa, Türkiye’nin yoksul halkına nasıl nefes aldırabileceklerini düşünüyorlar acaba?

Ciddi boyutlarda bir vergi önlemi bile almayacakları anlaşılıyor.

Heyula, işte bu ortamın bir türevi olacak; Türk ve Kürt zenginlerinin, yani “büyük sermayenin” korkusu burada.

HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ?

“Bunlar radikal düşünceler, böyle şeyleri söyleyen bir partinin Türkiye’de sandıktan çıkması mümkün olmaz, AKP’yi de sandıkta böyle tezlerle yenemezsiniz” diyenler olacaktır.

Haksız da sayılmazlar. Sandıktan AKP çıkmasa bile onun bir benzeri, hatta ona düşman görünen bir “gizli sevda” çıkacağı anlaşılıyor.

Neden mi?

Tarihten biliyoruz. Hem de çok yakın bir tarihten.

Birkaç gün içinde Türkiye'nin tüm siyasi ve toplumsal birikiminin altüst olması mümkündür. Kriz o kadar derin çünkü. Hiç bu kadar çaresiz olmamıştı bu toplum. Artık akla gelmeyenleri ve fikre yerleşmeyenleri bir anda pratiğe dökmek mümkün olabilir.

On yıllarca bekleyen çözümlerin birkaç gün içinde toplumun gündemine yerleşeceğini ilk kez biz söylemiyoruz ki.

Tekrar başa dönelim: Bir heyula geliyor, dedik, doğru, ama sermaye de önlemini alıyor. Muhtemelen Kılıçdaroğlu olmasa da “seçilmiş CHP’lileri” belki yeni bir partiyle vs. iktidara taşıyarak, Türkiye halkını sömürmeyi sürdürebileceklerini düşünüyorlar.

Kadrolara bakarsak bu beklentilerinde çok da hayalci olduklarını söyleyemeyiz. Eh, “ahali” de hazırlanıyor.

Sadece hesapta olmayan bir şey var: Gerçekten ilerici, sosyalist önlemleri masaya yatıran “Cumhuriyetçiler”!

Onlar, kriz artık korkunç bir hengâme halini alırsa, bu tabloyu altüst edebilir, masayı devirip yoksul halkın ve aydınlanmacı zinde güçlerin “kurtuluş ve yeniden kuruluş” programını sahneye taşıyabilir.

Fakat sadece seçim bekleyen, hiçbir seçimi kazanamaz. Programsız, alternatifsiz bir “sandık bağımlılığının” ne demek olduğunu, isteyen, Kılıçdaroğlu ve yarattığı tabloya bakarak tekrar görebilir.