Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Yargı darbesi: Türk sağından Alman sağına ders mi?

Ankara, Berlin’e iktidar dersleri veriyor olabilir mi?

Ya da şöyle soralım: Acaba Berlin’deki iktidar sahipleri, Türkiye’nin “stratejik ortağı” kıvamındaki Almanya’da başta da Başbakan Friedrich Merz ve SPD dahil yakın ekibine, ülkenin şu anda en büyük partisi olan aşırı sağcı AfD’ye (Almanya için Alternatif), AKP devletinin CHP ve DEM’e uyguladığı yargı şiddetine benzer bir tutumla mı yaklaşmalı?

Kamuoyu araştırmalarında yakın akrabası Hıristiyan demokratlarla (CDU ve CSU) bile arayı iyice açan, geçtiğimiz günlerde yüzde 30 bandına yanaşan AfD, böyle etkisizleştirilebilir mi?

Olur mu?

Abartıyor muyuz?

Pek değil. Hafta başında iki ülkenin gerici ve “dış politikadan sorumlu bakanları”, Hakan Fidan ve Johann Wadephul, Berlin’de kucaklaşmadılar mı? 12 yıl sonra stratejik ortaklığı yeniden ısıtmaya çalışmadılar mı? Birbirlerini tartmamış, birbirlerinden bir şeyler kapmamış olabilirler mi? Stratejik ortaklık başka nasıl oluyor?

Neyse...

Tekrar: AKP Türkiyesi, Avrupa gericiliğine askerleri işe fazla karıştırmadan rakiplerini yargı üzerinden nasıl tasfiye edebileceğini CHP ve DEM operasyonlarıyla göstermiş sayılmalıdır. Doğrusu bu, gerici literatüre bayağı ciddi bir katkıdır.  

Darbenin askerle değil (sebepleri var) yargıyla (ama küçük bir kadro tarafından) yapıldığını görüyoruz. Parlamentarizmin kucağında ve sokağı unutarak iş yayabileceğini sanan muhalefete bakarak, sonuç almalarına pek de şaşırmamak gerekir. Her şey ortada.

Demek ki, bu başarının ustalarını sadece AKP’de aramak doğru olmaz. Ondan daha önemlisi, düzen içi muhalefet, “majestelerinin sadık muhalefeti” de diyebiliriz, bu başarıda büyük söz sahibi. Yalçın Küçük Hocamız, zihin açıklığı sürerkenki son açıklamalarında yıllarca bu Kılıçdaroğlu’nun ne kadar tehlikeli olduğunu adeta bağıra bağıra anlatmamış mıydı? “Fetullahçı” falan da diyordu. Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu Özgür Özel ve daha birçok yönetim kadrosu hakkında da herhalde aynı şeyleri düşünüyor olmalıydı.

Haklı çıktı mı?

Neyse, sorun o değil.

Biz şimdi tamamen dışından ve dışarıdan bakarak, eğri oturup doğru konuşarak soralım: CHP yönetimi butlan darbesini almadan önce yaptıkları ve “iktidara yanlamalarıyla”, sokağı tıpkı Kılıçdaroğlu gibi uyuşturarak, iyice tavsayan mitinglerle vs. neyi ekip biçtiğini anlamış mıdır?

Acaba daha iyi, hakkaniyetli bir muameleyi hak etmiş miydi?

Özel ve adamlarının “Reis”e veryansın eden açıklamalarının hiçbiri ciddiye alınamazdı, almadık, almıyoruz. Çünkü özellikle Dr. Fatih Yaşlı’nın kitapları, makaleleleri ve videolarından bu yana çok iyi biliyoruz: Bunlar yaptıklarının tersini söylerler, söylediklerinin de tersini yaparlar. Reis ve onun “haddini bilen muhaliflerinden” söz ediyoruz.

Sahne, bu.

Bu rezil sahnede ve kendisine sosyal demokrat diyenler içinde neden tek bir kişinin bile Oskar Lafontaine’i (veya Jean-Luc Mélenchon’u) gündeme getirmediğini, o insanlara göndermelerde bulunarak veya onlarla bir biçimde iletişim kurarak siyaset yapmaya kalkmadığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Şimdi yeni parti kurmaya kalkarken hatırlarlar mı? Bilemeyiz.

Ankara’daki İslamcı iktidarın, Avrupa gericiliğine ders notları olarak okunabilecek olan son girişimlerini bir yana bırakalım; butlan kararını hak etmemiş bir “muhalif yönetim” mi vardı ortada? CHP’de “yeni gelenler” gideni/gidenleri aratmıyor muydu?

Tamamen dışından bakarak soruyoruz bunları. Butlan kararı, galiba Özgür Özel ekibi dışında herkes tarafından bekleniyordu. Dağılma başlarsa, kimse şaşırmayacak. Erken ve baskın seçim de öyle...

İslamcı kadroların, bu işi (siyaseti) çekirdekten yetişme kurnazlar olarak iyi bildiği ve fakat maalesef böyle rakipler sayesinde iktidar olmayı başardığını geçerken yinelemiş olalım. Liberal bayağılığın bulaştığı her “hümanist” çevrimde, böyle bir çöküş tuhaf karşılanmamalıdır.

Geçmiş zaman: Demirel’in TİP ve Behice Boran için, 1970-71’de Kürt sorununu üstlenirse dışarıdan, üstlenmezse içeriden darbe alacağı öngörüsünde bulunduğu falan söylenir. Ne kadar doğru şimdi bilemiyoruz, kaynaklar elimizin altında değil. Ama doğru: Türkiye’nin 2026 itibariyle düzen muhalefeti biraz tersinden ama tam da bu durumdadır. Bu kararı kabullenseler içeriden kabullenmeseler dışarıdan darbe alacak. CHP ve DEM ile vasalları... Maalesef...

Antikomünizm böyle bir şey. İstibdat karşısında herkesi çaresiz bırakır.

Yeni bir sahnedeyiz. Düzenin dışına çıkma cüreti göstermeyenler, sosyalist bir hükümet tehdidiyle sahnede yer almayanlar diyelim, kendileriyle böyle barbarca oynanmasına tahammül etmek zorunda.

“Düşene vurulmaz” denir. Peki. Ama düşenin neden düştüğünü ve kendisine nasıl vurulduğunu açıklamak, herhalde yasak değil.

Şunu söylemek zorundayız: Türkiye’nin iktidar ve onun oyuncağı konumundaki makûl muhalefet mahfilleri ya hiçbir şeyin farkında değil ya da hep birlikte oynuyorlar.

Yargı darbesi böyle bir şey. Ama tarihi hızlandırdığı da bir başka gerçek...