Türkiye bu ayı nasıl çıkaracak? Mayıs ayının Türkiye için önemli bir ay olduğunu bu 19 Mayıs’ta yeniden hatırlamak, 27 Mayıs’ın yaklaştığını söylemek gereksiz bir gayretkeşlik mi olur?
Birbirlerine bağımlı ve aslında birbirlerini de andıran iki ülkeden söz edeceğiz şimdi. Biri hegemon...
Soralım: Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yoğunluğuna ve Batı Avrasya’daki bu en büyük iki siyasal birimin iç içe gelişmişliğine dayanak mı arıyorsunuz? Bunun ABD veya bir başka ülkeyle/devletle karşılaştırılamayacak kadar “özgün” bir ilişki olduğuna ya da?
Eğer ekonomi basınında 2025’te iki ülke arasındaki dış ticaret rakamlarının yeni bir rekor kırdığına dair haberlere bakmıyorsanız, nüfus hareketlerine falan da dikkat etmiyorsanız, pazar günkü Bild gazetesinde yayımlanan geniş habere bir göz atmanız aydınlatıcı olabilir: Almanya’nın bu en büyük gazetesi, Daltonlar çetesinin Berlin’deki etkinliklerine ve Alman savcıların başına ödül koyabilecek kadar da pervasız olduklarına dikkat çekti, örnekler verdi.
Ne demek mi istiyoruz?
Şunu: Bu iki ülkedeki gelişmelerin birbiriyle ilişkisi başkalarıyla karşılaştırılamayacak kadar yoğun.
Aslında da şöyle: Dünya sistemi içinde ve Avrupa’da Türkiye, öncelikle Almanya’nın uhdesinde bulunuyor. Üstelik bu, yükselen bir çizgi halinde ve 1970’lerin sonundan beri böyle.
ALMANYA MI, ABD Mİ? İKİSİ BİRDEN, AMA...
Dolayısıyla Türkiye kapitalizmini ve teknolojisini Almanya merkezli sermayenin belirlediğini ileri sürmek, abartı sayılmamalıdır. Daha bir tam olsun isteniyorsa, Almanya Avrupası’nın sermaye ve güç kombinasyonlarının Türkiye’deki iktidar ilişkilerini şu ya da bu yoğunlukta etkilediğini (hatta belirlediğini) söylemek de mümkün. Tabii bu ilişkiler ağına ABD’nin içkin olduğunu hatırlatarak...
Almanya, Türkiye ekonomisinde büyük bir ağırlığa sahip.
Ama Türkiye de tersinden bir başka güç içeriyor: Alman şirketleri için büyük bir pazar ve yatırım alanı olmanın dışında, resmi rakamlarla 3 milyon, ama resmi olmayan rakamlarla ve geniş tabanlı düşünüldüğünde Almanya’da Türkiye ile “iltisaklı” muhtemelen 5 milyonu aşkın bir nüfus olduğunu söylemek, abartı sayılmamalıdır. Türkiye bağlantılı nüfus etkili. Sadece Türkiye pasaportu taşıyanlar ve Alman vatandaşlığına geçmiş olanlar nedeniyle değil, onların bu ülkede kurdukları aileler, çocuklar vs. benzeri akrabalık bağları nedeniyle de böyle güçlü bir topluluktan söz etmek mümkün.
Bu ağırlık olmasa, Berlin’de böylesine pervasız mafya ilişkileri yaşanmaz. Bir tabana sahip olmalılar.
Bunu Berlin’in görmediği düşünülemez. Böyle bir nüfus yoğunluğu tüm dengeleri bozabilir. Çünkü başka “yabancı” topluluklar da var. Rusya kökenliler başta olmak üzere... Almanya’daki nüfusun yaklaşık yüzde 30’u göç arka planına sahip.
Bu “dışarlıklıların” bir biçimde yönetilmesi gerekecek. Söz konusu “yabancı kökenlilerin”, elbette de başta Türkiye kökenli nüfusun ortak davranış biçimleri geliştirmelerinin önüne geçmek için bazı yatırımlar yapılması şarttır. Her alandaki yatırımlar bunlar...
Bize bakalım: Aslında ortak bir yanları olmadığını, hatta Cumhuriyet Türkiyesi’nde bile birbirlerinin gözlerini olduklarını, Cumhuriyet Türkiyesi’nin de zaten “anomali” olduğunu propaganda eden söylemler geliştirilmesini olağan karşılamak gerekir. Siyaset değil sadece, günlük yaşamın değişik katmanlarında ve elbette kültür-sanat yaşamında da bu Türkiye kökenli nüfusun “atomize” edilmesi, en azından birbirlerinden uzaklaştırılması gerekecektir. Düşmanlık ekmeyen, sonunda bu toplulukların güdümüne girebilir. Böyle düşünen çok. Bu korkuların yok olduğunu söyleyemeyiz.
Birtakım çekmecelerde bu tip göçmen kökenlileri bölücü somut projelerin olduğunu söylemek pek öyle abesle iştigal etmek anlamına gelmiyor.
“ATATÜRK OPERASI” TESADÜF MÜ?
Dün Türkçede ilk kez bu sitede yayımlanan “Atatürk Operası”analizi ve patlak veren tartışmalar sadece bir örnek.
Yani bunlar sadece bir yanı işin.
Önemli olan, iki ülkedeki siyasal gelişmelerin birbirlerine doğrudan etkide bulunduklarını hatırlatmak.
Türkiye’deki İslamcı iktidar, askeri şiddeti değil, yargı şiddetini kullanıyor. Ortada bir yargı darbesi var gerçekten de. Bunun Avrupa sağına/gericiliğine “özgün” bir katkı olduğunu bile düşünebiliriz. Peki, Berlin’in bu hukuksuzluklar konusunda herhangi bir “gerçekten etkili” uyarıda bulunduğunu, herhangi bir önlem aldığını duyan, gören var mı? Yasak savma diyebileceğimiz etkisiz açıklamalardan söz etmiyoruz.
Birbirlerini andırıyorlar, dedik...
Almanya’daki hükümet her an düşebilir. Ülkenin en büyük partisi faşizan AfD’nin (Almanya için Alternatif) yakında oy oranını yüzde 30 bandını da aşacak şekilde artıracağını düşünenler, klasik sağ (CDU/CSU) ile bu yeni radikal sağın ortak bir hükümet kurabileceğini tartışmaya başladı bile. Bunu isteyenlerin, yani “AfD’ye karşı bir yangın duvarı kurulmasın! İşbirliği yapılsın!” diyenlerin sayısı hızla artıyor siyasi mahfillerde...
Sonuçta AfD ile şu “Trump kafası” arasında büyük bir fark yok. Söylediği hiçbir şeyi yapmayacak, yaptığı hiçbir şeyi de söylemeyecektir AfD’li bir hükümet... Zaten göçmen düşmanlığı ve Rusya’dan enerji alımı için bastırması dışında sosyal demokratlar dahil Alman sağından bir farkı yok.
Ama buna rağmen bütün dengeler altüst olacaktır.
Bileşik kaplar yasası, biraz da böyle bir şey galiba: Türkiye’de kargaşa çıkarsa Almanya, Almanya’da dengeler bozulursa Türkiye de sarsılır. Ama Türkiye daha çok sarsılır...
Alman emperyalizminin kuyruğunda dağılmış Osmanlı’dan modern bir cumhuriyet çıkarmak üzere kotarılan “Kutsal İsyan”ın başladığı gündeyiz: Unutmuyoruz!
Çok Okunanlar
Nagehan Alçı’dan para transferi açıklaması
İmamoğlu'ndan yeni mahkeme salonu projesine tepkili paylaşım
İbrahim Anlaşmalarını İmzalayıp Rum Kesimini Tanıyan 'Kardeşlerimiz'!..
Sevdiği kızın babasını silahla vurarak öldürdü
Aydın'da samuray kılıcıyla sokağa çıkan genç kıza polis müdahalesi
Hablemitoğlu Suikastı davası sanığı hayatını kaybetti
Türkiye’de sivil toplumunun tarihsel sorumluluğu
Rasim Ozan Kütahyalı tutuklandı
Erkan Petekkaya'dan Özgür Özel'i hedef alan paylaşım
İBB iştiraki Boğaziçi Yönetim AŞ'ye operasyon!