Depremin ardından üç yıl geçmiş, üç koca yıl…
Acısı derin, hafızası zayıf bir toplum olduğumuzu düşününce, hatırlatmanın da acıyı paylaşmak gibi vazgeçilmez olduğuna inanıyorum. Hatırlamıyorsak, anmıyorsak, unutmuşuz demektir. Acıdan kaçıp başka bir dünyada yaşamayı seçmişizdir…
Bugün 6 Şubat!
6 Şubat gibi 17 Ağustos’u da, sayamadığımız tüm doğal afetler ve toplumsal yıkımları da hatırlıyor, kalanlarla yas tutuyorum.
Hatırlamak şimdi, açık ve kapanmış dosyalarda bir sorgu, vicdanlarda yeniden dolaşmak gibi.
Toprakta, betonda, duvarda olduğu kadar vicdanlarımızda da derin çatlaklar, ruhumuzda enkazlar bıraktı 6 Şubat depremi. Yeniden yıktık içimizdeki zaten yaralı değerleri...
Bu fay hattı sadece deprem bölgesinden değil, 81 ilden, Türkiye’nin merkezinden geçti.
Vicdanlarımızı salladı dakikalarca...
Yıktı, enkazlarında yas tuttuk, toparlanamadı şehirler bir daha...
İnsana dair çok şey söyledi, çok şey gösterdi.
Savaşla ilgili yazımda “Neden?” diye sormuştum, kimileri sistemlere atıfta bulunup, nedeni belli maddeleri sıralayıp, meşru kıldı yine savaşı…Yine soruyorum, bu kez depremdeki kayıpların nedenini. Savaştaki gibi sistemlere, düzenlere mi yükleyeceğiz sorumluluğu yine?
Hangi sistem önerdi, uygun olmayan yere, uygun olmayan şekilde bina dikip, ruhsat vermeyi söylesenize…
Hangi sistem“sizindir, yağmalayın, kilidi açılmış evleri, dükkanları…” dedi?
Hangi güç istedi ki, kaçırmayı depremde bulunan kızları, çocukları? Hala kayıp bazıları...
Yetmiyor insanın aklı, vicdanı, insanı anlamaya….
İnsan insan olmaktan çıkarken, acaba biraz dursak mı, çıkıp biz de sitemlerden bir anlığına, tek bir insan olarak dönüp insana, kendimize baksak mı?
Sorunlar sistemler ile açıklanıp kanıksandığında, insanın nasıl edilgenleştiği, çaresizliğinde az da olsa vicdanını rahatlattığı belli...
Savaşta da depremde de insan, bir sayıya hikayesi gerçekliği silinmedi mi? Parçası olduğu büyük sayılar içinde erimedi mi?
“Resmi kayıtlara göre, 6 Şubat depreminde 45.784 Türk vatandaşı öldü.”
Kim hatırlardı o fotoğraf olmasaydı, betonlar arasında kalmış kızının cansız elini günlerce bırakmayan babayı…
İnsan olmasak nasıl hissederdik ki geri gelmeyen nefesi...
İnsanız ya, tüm sistemlerde ve tüm sistemlere karşı…
Pek çok yazının artık yapay zeka tarafından yazılıp, yapay zeka tarafından okunduğu bir zamanda hala kendimiz olarak yazabiliyoruz ya… Tam da onun için yazıyorum şimdi ve burada.
Sizinle bugün, hiç istemesem de yine acıda buluşuyorum.
Depremin birinci ve ikinci yılında olduğu gibi bu yıl da sanatla anıyoruz kayıplarımızı, “04.17: Bu bir sergi değildir”dedik, ART-ÇIL başlıklı anmada sessizce ama birlikte ağladık, şimdi yazıyla…
Biliyorum acılar baki, kayıplar sonsuz… Paylaşmak, hatırlamak, sorgulamak insani…
İçimde depremin ilk sabahı, yazdığım anki kadar yakıcı bir duyguyla, o fotoğrafa yazdığım şiirden birkaç dizeyi paylaşıyorum:
...
soğuktu,
avuçlarımızın içi aynı anda dondu
eli elimde uyudu
yıkıldık, her geçen an biraz daha
yastıklar yorganlar,
üstümüzdeki tavan hala uykuda
Çok Okunanlar
Fon soruşturmasında yeni gelişme: 5 lüks villaya el koyuldu
Nihat Zeybekci de fona yatırım yapmış
AYM’den YENİ Parti’ye 30 gün süre
Salih Tanrıkulu Borsa İstanbul’daki görevlerinden ayrıldı
Antalya’daki fuhuş ve uyuşturucu soruşturmasında 18 gözaltı
Baktık, üzüldük, paylaştık, biraz konuştuk; sonra başka habere geçtik
Fatma Betül Sayan Kaya sessizliğini bozdu
'Sandıklı monarşi' çöker mi? Yerine ne gelir?
Onur Emrah Yıldız’ın AKP paylaşımı yoruma kapatıldı
Kokuyu ne yapacağız?