Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

AKP iktidarı döneminde Meclis Başkanlığı

AKP’DEN ÖNCE TBMM BAŞKANLIĞI

AKP iktidara gelinceye kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı nasıl bir makamdı buna kısaca bir göz atalım.

Öncelikle vurgulanması gereken en önemli nokta Türkiye Devleti’nin kurucu iradesi Türkiye Büyük Millet meclisidir. Birinci Meclis Türkiye’yi Konvansiyon rejimi ile yönetmiştir. Bu konuda Birinci Meclis Döneminde Devlet Erkleri ve İdare başlıklı çalışmama bir göz atmanızı öneririm.Konvansiyon Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanının yasama meclisi ve İcra vekilleri heyetinin başkanı olma durumunun nedenidir. Kısaca Konvansiyon güçler birliği ve meclis üstünlüğü demektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Milli Kurtuluş Savaşı boyunca fiili devlet Başkanlığı konumunu devam ettirdi. Mustafa Kemal Paşa Reisicumhur seçilirken Fethi Bey Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı oldu. Bu çok önemli bir tercihtir.

Meclis Başkanlığı 1950’lere kadar Atatürk'ün en yakın çevresinden siyasi aktörler tarafından yerine getirilmiştir. Kazım Özalp, Abdülhalik Renda, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Şükrü Saraçoğlu gibi.

Demokrat Parti’nin iktidarda bulunduğu dönemde TBMM Başkanlığının birinci meclisten beri milletvekili olan Refik Koraltan tarafından yerine getirilmesi de anlamlı bir tercihtir. Koraltan, Birinci Meclisten 1960’a kadar 40 yıl milletvekilliği yapmıştır. Bu önemli bir detaydır. Meclis başkanlığının onun uhdesine verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetine verilen önemi gösterir.

Bu yaklaşımın 1961 anayasasına kadar devam eden kuvvetler birliği ve meclis üstünlüğü ile ilgisi olduğunu söyleyebilirim.

1961 Anayasası Meclisi iki kamaralı olarak düzenlemişti. Güçlü olan kanat Millet Meclisidir.

Türk parlamento tarihi boyunca teamüller ve meclis içtüzüğü gereği Meclis başkanlığına daima iktidar ve muhalefetin kabul edebileceği isimler arasından seçilmişti.

1961 demokrasisi devrinde Millet Meclisi başkanlığına sırasıyla Dr.Fuat Sirmen, Ferruh Bozbeyli, Sabit Osman Avcı, Kemal Güven ve Dr. Cahit Karakaş seçilmişlerdi. Sirmen, Güven ve Karakaş CHP, Bozbeyli ve Avcı ise Adalet Partisi milletvekili idiler.

TBMM başkanlığına iktidar partisi ya da seçimlerden birinci çıkan partiden muhalefetin itiraz etmeyeceği bir milletvekili aday gösterilirdi. Muhalefet de bu adaya oy verirdi. Başkanlık Divanı ve Başkan vekilleri temsil oranlarına göre dağıtılırdı. Buna Centilmenlik Anlaşması denilirdi.

1924 Anayasasından bu yana TBMM Başkanı kendi parti grubundaki toplantılara katılmadığı gibi TBMM genel kurulundaki müzakerelere de katılmaz ve oy vermez.

Bu meclis başkanının tarafsızlığının güvencesi ve göstergesidir.Parlamento teamülleri uyarınca başkan vekilleri ve başkanlık divanına seçilecek üyeler siyasi parti angajmanını bir tarafa bırakabilecek kişiler arasından seçilirdi. 1961 Anayasası devrinde uygulanan parlamento hukuku pratiği böyleydi.Sonra her şey gibi bu usuller de değişti.

TBMM Başkanı meclisin yönetiminden sorumludur.TBMM'nin manevi şahsiyetini (saygınlığını) korumakla ödevlidir. TBMM üyelerinin hukukunu muhafaza etmekle mükelleftir. TBMM başkanı muhalif veya muvafık farkı gözetmeksizin bütün milletvekillerinin hukukunu korur. Parlamenterlerin korunması meclisin korunması ile özdeştir.

61 Anayasası döneminde TBMM başkanlığına seçilen bütün isimlerin Başkanlık konumunu mensup oldukları partiden özerk ve onun üstünde değerlendiren siyaset adamları olduğunu söyleyebilirim.Benim en beğendiğim iki isim Ferruh Bozbeyli ve Cahit Karakaştır.

12 Eylül ara rejimi parlamentoyu feshetti. 1983’de tekrar seçimler yapılıp Meclis toplandığında iktidar partisi ANAP’ın genel başkanı Özal'ın bütün alaturkalığına ve parlamenter teamüller karşısındaki duyarsızlığına rağmen başkanlığa aday gösterdiği kişinin Necmettin Karaduman olması anlamlıdır.

2002 SEÇİMLERİ NEYİ SAĞLADI?

AKP 2002'de iktidara geldi. Aldığı oy oranı ile orantılı olmayan bir meclis çoğunluğuna ulaştı. %35 ile anayasayı değiştirme sınırına kadar geldi. 363 milletvekilliği. TBMM üye tam sayısı o tarih itibariyle 550 idi.

AKP bu çoğunluğa 2026 Türkiyesinde tek başına ulaşmış olsa anayasayı değiştirmeyi dener. O tarihlerde adımlarını temkinli atmak zorundaydı. 2002’de Oyların %45’i temsil dışı kalmış, sadece iki parti meclise girmişti: AKP (%35) CHP (%20)

12 Eylül paşalarının istikrarlı parlamento hedefinin sonucu bu oldu. Çok başarılı bir sonuç doğrusu. Gardrop Atatürkçülerinin koyduğu %10 ülke barajı karşıdevrimcilerin işine yaradı. AKP, MGK yönetiminin istikrar mevzuatıyla Türkiye'yi teslim aldı.

BÜLENT ARINÇ’IN MECLİS BAŞKANLIĞI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

AKP'li ilk meclis başkanı Bülent Arınçtır. Arınç Manisalıdır. 1970 yılında Ankara Hukuk’tan mezun olmuştur.

Bülent Arınç AKP kurucuları içinde önemli isimlerden biridir. Erbakan'ın denetiminde kurulan Fazilet Partisi'ni terk ederek yenilikçiler hareketine katıldı.

Bana göre İslamcılıkta yenilikçilik uluslararası sermaye ile birlikte çalışmak istiyoruz. Endişe etmesinler. Yeter ki iktidarı bize versinler demekti.

Yenilikçi fraksiyonun fiili önderi İBB başkanlığından azledilmiş olan Erdoğan'dı. Dikkat ederseniz fiili ifadesini kullandım yasal önderi değil. Çünkü kendisine siyasi yasak konulmuştu.

Manisalı avukat Bülent Arınç, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Erdoğan gibi Erbakan’ın kadroları içinde yetişmiş ama yolunu ondan ayıran isimlerden biridir.

Arınç’ın üçüncü turda Meclis Başkanlığı'na seçilmesi AKP’nin ilk kazanımı oldu. Arınç’ın Meclis Başkanlığı 22. dönemin sonuna kadar devam etti. 14 Kasım 2002- 3 Haziran 2007.

Arınç’ın Meclis Başkanı olduğu dönem AKP'nin meclis çoğunluğuna rağmen en zayıf dönemidir diyebiliriz, Buna “tedirginlik içinde iktidara yerleşme dönemi” demek doğru olur.

Arınç’ın meclis başkanlığında karşılaştığı ilk sorun Sezer’in türbanlı eşini dışlayan tavırları oldu. Sezer’in bu tutumu yanlıştı. Sezer’in iktidarı kuşatmak için uyguladığı yöntemleri hiç rasyonel bulmamıştım. Devlet resepsiyonlarında başvurduğu kamusal alan kavramından ne anladığını tam olarak kavrayabilmiş değilim.

Oğlunun nikahında sarf edilen elektrik parasını cebinden ödedi; kırmızı ışıkta durdu diye çok övdüğümüz Ahmet Necdet Sezer Çankaya’da bir çok hata yapmıştır. Hukuk anlayışına birçok olayda iştirak etmediğim gibi uygulamalarının karşı devrim kadrolarını mağdur ve haklı konuma getirdiğini belirtmeliyim.

Hukuk adamı olarak vizyonunu gerçekçi bulmuyorum. Yaklaşımı şekilci-pozitivisttir. Ama bugün konumuz bu değil. Daha sonra belki bu başlık altında bir yazı yazabilirim.

Arınç’ın başkanlığı dönemine damgasını vuran olay elbette 367 krizidir.

Bana Göre, “bizim mahallenin” 367 yorumu sağlam bir zemine oturmuyordu. Teziç, Batum, Yüzbaşıoğlu hocalarım anayasanın Cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen maddesini gerekçesi ile örtüşmeyen bir şekilde yorumladılar. CHP yönetimi de aynı yönde bir tutum takındı. Hikmet Sami Türk, Kemal Gözler, Ergun Özbudun hocalar bu görüşe katılmadılar.

12 Eylül rejiminin kendisini meşrulaştırma gerekçelerinden biri TBMM’nin cumhurbaşkanı seçememesi idi. Bu nedenle 1982 anayasası seçimi dört tur ile sınırlandırmıştı. Bence cumhurbaşkanlığı seçiminin en önemli noktası buydu. Anayasa koyucu Meclisi en geç dördüncü turda sonuç almaya zorluyordu.Ciddi bir müeyyide de vardı. Eğer dört turda yeni cumhurbaşkanı seçilemez ise yasama meclisi yenilecekti. Bu bir fesih iradesi değildir. Meclis kendisini yenileyecekti.

Bülent Arınç, cumhurbaşkanı seçimi gündemi ile oturumu açtığında CHP'den sadece Kemal Anadol genel kurula girerek toplantı yeter sayısının olmadığını beyan eden bir konuşma yapmıştı. O anda kendisi dahil genel kurulda bulunan üye sayısı 367’nin altındaydı. Hukuki temeline katılmadığım bu konuşmanın siyasi tarihimizde önemli bir yeni vardır.

Bülent Arınç bu itirazı önemsizleştiren birkaç söz söyledikten sonra toplantı nisabının var olduğunu ilan ederek seçimi başlatmıştı. İlk turun sonucu Abdullah Gül’ün üçüncü turda seçileceğini gösteriyordu. CHP toplantı yeter sayısı (nisab-ı müzakere) olmaksınız seçime geçildiği gerekçesi ile AYM’ye iptal davası açtı.

Anayasa Mahkemesi’nin seçimin ilk turunu iptal eden kararı Türkiye'yi bugüne getiren en önemli eşiklerden birini oluşturur. Karar oy çokluğuyla ve değişik gerekçelerle alınabilmişti.

AKP (o yıllarda) hukuk önünde her yenildiğinde siyaseten daha güçlenerek geri döndü. Sonra da yargıyı ele geçirerek “inanılmaz uygulamalara” imza attı. Bunun sayısız örneği vardır.

Anayasa yargısı üzerinden AKP’yi kuşatma siyaseti 2007 cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu belirlemiştir.

CHP ve anayasa yargıçlarının ekseriyetinden oluşan laik cephe “ilk turda” başarılı görünse de süreç AKP’nin lehine çalışmıştır. Kriz genel oya götürülünce AKP’nin zaferi ile sonuçlanmıştır.

Netice itibariyle, 367 engellemesiTürkiye sağının 1960’lardan beri savunduğu cumhurbaşkanını genel oy ile seçilmesinin yolu açmış oldu. Anayasa değişikliği ile Türkiye’nin siyasal rejimi radikal bir şekilde değişti.

Sürecin gelişimi ile ilgili kısa bir özet vermek isterim. Cumhurbaşkanı seçilemediğinden TBMM seçimleri yenilendi. Öncesinde anayasa değişikliği yapıldı.

Cumhurbaşkanı seçim usulü değiştirildi.TBMM’nin toplantı ve karar yeter sayısı kendi hedefleriyle uyumlu hale getirildi. Değişiklikler parlamento yenilenmeden 3/5 çoğunlukla yapılmıştı.

AKP 2007 seçimlerinde oy oranını %10’un üzerinde arttırdı: %46. Milletvekili sayısı: 341. Halkoylaması sonbaharda yapılacaktı. Bu nedenle AYM kararına uygun toplantı nisabı MHP tarafından sağlanarak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi sağlandı. Gül, TBMM’de seçilen son cumhurbaşkanı oldu. Bir sonraki Cumhurbaşkanı genel oy ile seçilecekti. (2014)

21 Ekim 2007 tarihli referandumda siyasi tarihimizin en önemli değişikliklerden biri gerçekleşmiş oldu.

Bülent Arınç görevi boyunca AKP'li bir başkan olmanın gereğini yaptı. Partisinin iktidar stratejisi ile örtüşen bir tavır takındı. Sezer'in görev süresi sona ererken “dindar bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz” demişti hatırlatmak isterim.

2002'den beri iktidarını sürdüren AKP’nin ilk pratikleri Arınç’ın meclis başkanı olduğu döneme tekabül eder.

2007'den beri yürütmenin başında-Arınç’ın sözlerinde ifade edildiği üzere-dindar cumhurbaşkanı var. 2017 anayasa değişikliğinden bu yana da yürütme AKP’nin genel başkanının elindedir. Partisiz ve tarafsız olma zorunluluğu da ortadan kalkmış bulunmaktadır.

KÖKSAL TOPTAN’IN MECLİS BAŞKANLIĞI’NA SEÇİLME NEDENİ NEYDİ?

AKP iktidarı döneminde islamcı kimliğe en uzak Meclis Başkanı Köksal Toptandır.

Köksal Toptan Adalet Partisi kökenlidir. 60'lardan itibaren Demirel’e yakın bir politikacı olmuştur. Bartın'a göç etmiş Rizeli bir ailenin çocuğudur.

Demirel'in Çankaya’ya çıkmasından sonra Tansu Çiller’e karşı genel başkanlığa aday olmuştu.

Türkiye'de siyasi merkez dinci sağ tarafından işgal edilmemiş olsaydı; siyasette yeri Demokrat Parti-Adalet Partisi çizgisinin durduğu yer olurdu.

2007 krizinden sonra taktik nedenlerle aday gösterilmiştir. Köksal Toptan Meclis başkanı seçildiğinde Abdullah Gül henüz cumhurbaşkanı seçilmemişti.

Toptan, CHP ve MHP'nin destek vermesiyle 450 oy gibi yüksek bir oy oranıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirildi. Bu anlamlıdır.

Burada muhalefet partileri Köksal Toptan gibi bir aday gösterirseniz cumhurbaşkanı adayınızı destekleriz mesajı vermek istemişlerdi.

Toptan'ın 23. dönemin ilk iki yılında meclis başkanı seçilmesi AKP yönetimi açısından onun “A sınıfı AKP'li” sayılmadığını gösterir. Bence de öyledir. Toptan’ın AKP'ye girmesinin sebebi başka bir yerde siyaset yapma imkanının kalmamasından dolayıdır.

Toptan, 1977'den itibaren Adalet Partisinden, siyasi yasakların kalkmasından sonra Doğru Yol Partisinden milletvekili seçildi. 16.dönemden 20. Döneme kadar. Zonguldak ve Bartın milletvekilliği yaptı. DYP ve ANAP’ın silinmesinden sonra AKP'ye girdi. 22-23-24. Dönemlerde Bartın milletvekili seçildi.

AKP’in Toptan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçtirmesi gerçek bir siyasi jest değildi. 2007 seçimlerindeyenilgiye uğramış olan muhalefeti nötralize etmek için atılmış bir adımdı.

KÖKSAL TOPTAN’DAN SONRA TBMM BAŞKANLIĞI’NIN GEÇİRDİĞİ EVRİM

Köksal Toptan’dan İsmail Kahraman'ın Meclis Başkanı seçildiği tarihe kadar

(2007'den 2015'e kadar)bu göreve gelen isimler AKP'nin geçiş süreci başkanlarıdır. Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek,İsmet Yılmaz.

İsmail Kahraman'dan sonraki isimler Binali Yıldırım, Mustafa Şentop, Numan Kurtulmuş cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin TBMM başkanlarıdır. Bu isimler içinde Binali Yıldırım farklı değerlendirilmelidir. Yıldırım son başbakandır. Bunun diğer anlamı 100 yıllık Bakanlar kurulu (İcra Vekilleri Heyeti) onun başvekaleti ile sona ermiştir.

Üzülerek belirtmeliyim ki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra TBMM millet iradesinin bütün renklerinin temsil edildiği demokratik bir parlamento olmaktan çıkmıştır. TBMM Genel Kurul faaliyetleri hegemonya partisi yönetiminin talimatlarıyla hareket eden (yürütmenin vesayetinde) bir kuruma dönüştürülmüştür. Bu dönüşüm sürecinde kilit makam TBMM başkanlığıdır.

İSMAİL KAHRAMAN’IN MECLİS BAŞKANLIĞI NE ANLAMA GELİYOR?

AKP’in Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirdiği siyasiler içinde düşünce-tutum ve söylem itibariyle bana en antipatik gelen isim İsmail Kahramandır. Kahraman Rize İkizderelidir Karabük'te büyümüş, İstanbul Üniversitesinde hukuk okumuştur

İsmail Kahraman AKP'nin,ordu, yargı ve üniversite karşısında iyice güçlendiği dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirildi.

AKP'nin karşı Devrim gündemini dışarı vurmayan (takiyeci) meclis başkanlarından sonra “devletin kuruluş esaslarını umursamayan tutumuyla” dikkat çekti. Meclis başkanlığına getirilişi İslamcı meydan okuma bağlamında değerlendirilmelidir.

AKP, 2015 seçimleri travmasından çıkar çıkmaz Kahraman meclis başkanlığına getirilmiştir. (Görev süresi: 22 Kasım 2015- 7 Temmuz 2018) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kahraman’ın Meclis başkanı olduğunu da hatırlayalım bu arada.

İsmail Kahraman Doğu Karadeniz tutuculuğunun çok iyi bir örneğidir. İslamcı sağcılığın somut bir prototipidir.

Dinci kesimde meşhur bir rivayet vardır. Atatürk şapka giydirmek için Rize'yi topa tutturmuş, giymeyenleri astırmıştır. Kahraman'ın düşünce yapısının arka planında bu söylemin hakim olduğunu söyleyebilirim.

KAHRAMAN’IN MTTB BAŞKANLIĞININ İŞLEVİ NE OLMUŞTU?

Milli Türk Talebe Birliği 1960'ların başında ideolojik bir dönüşüm geçirdi. Birlik önce Ülkücü-İslamcı ittifakın eline geçti. Sonrasında İslamcılar egemen oldular.

12 Eylül'den sonra Türkiye siyasetine hakim olan kadroların çoğu MTTB platformundan çıkmıştır. 12 Eylül paşaları solu ortadan kaldıracağız derken Türkiye’yi gericiliğin kucağına attılar. Bunda şaşıracak bir taraf yoktur.

Milli Türk Talebe Birliğiyle müttefik diğer kuruluşlardan bazıları şunlardır: Aydınlar Ocağı, İlme Hizmet Vakfı, Birlik Vakfı.

MTTB, Tan Matbaasının tahrip edilmesi olayından itibaren müfrit antikomünisttir. (1945)

Kuzey Atlantik İttifakının vasisi ABD, 60’larda, Türkiye'yi anti komünist yeşil kuşak projesinin içine aldı. Bu projeyi örgütlemek için en verimli alan taşradan büyük şehirlere okumaya gelen tutucu gençlerdi. MTTB’li öğrenci kimliği tam da buna tekabül eder.

ABD istihbaratı MTTB’li öğrencileri solcu öğrenci eylemlerine karşı örgütledi. Adalet Partisi Hükümetinin desteğiyle. Muhtemelen kontrgerilla (Gladyo) bu işin içindeydi.

1969 Kanlı Pazar olaylarında gerici- faşizan şiddet emniyet güçleri tarafından korundu. Sağ cenahın solcu gençlere karşı ilk kitlesel terör eylemi budur. İsmail Kahraman bu eylemlerin örgütleyicisi MTTB yöneticilerinden biriydi.

Erol Bilbilik MTTB ile güvenlik ve istihbarat bürokrasisinin sola karşı birlikte çalıştıklarını yazmış, MİT müsteşarı Fuat Doğu’yu kaynak olarak göstermiştir. Hatta MTTB’nin Kırklar Komitesi’nin MİT’in anti komünist yapılanması içinde görev aldığını ifade etmiştir.

MTTB Necip Fazıl Kısakürek ve Kadir Mısıroğlu'nun düşünceleri ekseninde etkinliklerde bulunan bir örgüttü. Demokrasiyi “çoğunlukçuluk” olarak talep eden bunu milli irade ile özdeşleştiren -özünde- laiklik karşıtı anti-demokratik bir yapılanmaydı.

Necip Fazıl'ın Baş Yücelik Devletini baş ucu kitabı, Mısıroğlu'nun Abdülhamit ve Vahdettin kitaplarını “doğru tarih anlatısı” olarak gören bir örgütten başka bir şey beklenemez.

KAHRAMAN’IN MECLİS BAŞKANLIĞINA GETİRİLİŞİNDEKİ ZAMANLAMA DİKKAT ÇEKİCİDİR

Kahraman, İstanbul Hukuk’tan mezun olduktan sonra avukatlık yaptı. 12 Mart'tan sonra Necmettin Erbakan'ın MSP kadrolarına katıldı.

XX. ve XXI. dönemde Refah Partisi'nden milletvekili seçildi. DYP ile yapılan Refahyol koalisyon hükümetinde Kültür Bakanlığına getirildi. Hedefler açısından çok yerinde bir atama doğrusu.

AKP’ye katıldıktan sonra meclise girişi XXVI. Dönemdedir. Kahraman, 17 Kasım 2015-16 Mayıs 2018 tarihleri arasında TBMM başkanlığı yaptı

Görevine, 2018'de “Türk tipi başkanlık sistemine” geçilinceye kadar devam etti

Meclis başkanları içinde Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olduğunu açıkça beyan eden ilk meclis başkanı İsmail Kahramandır.

TBMM başkanı iken yaptığı konuşmalarda verdiği demeçlerde anayasanın ilk dört maddesinin kaldırılması gerektiğini defalarca belirtilmiştir

Arınç’tan başlayarak AKP'li meclis başkanları laik Cumhuriyete muhalefetlerini ihsas yoluyla dile getirmişlerdi. Kahraman ise bu görüşlerini fırsatını bulduğu bütün zeminlerde çok açık bir şekilde ifade etti. Sadece bu benim kişisel görüşüm diyerek iktidar partisinden bağımsız bir ifadeymiş gibi açıklamalar yapıyordu.

Yani Cumhuriyet devrimine karşıyım ama bunlar benim kişisel görüşlerim Meclis Başkanlığı kimliğimle bir ilgisi yoktur demeye getiriyordu sözlerini. Oldukça tuhaf bir durum doğrusu.

Hatırlayalım dilerseniz: Kahraman’ın içinde bulunduğu bütün partiler laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak gerekçesiyle kapatılmıştı.

AKP de Anayasa Mahkemesi tarafından laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma isnadıyla suçlu bulunmuştu. Karar basit çoğunlukla alındığından AKP kapatılmamış, hazine yardımından mahrumiyet müeyyidesi uygulanmıştı. Sabit görülen suç ile müeyyide arasında ben bir illiyet kuramadım. Belki siz kurabilirsiniz.

Ecevit hükümeti siyasi parti kapatma davalarında 3/5 nitelikli çoğunlukla karar almak gerekir değişikliğini yapmasaydı AKP (basit çoğunlukla) kapatılacaktı. İsmail Kahraman bu partiden Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirilmiştir.

İsmail Kahraman'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirilmesi Erdoğan'ın genel oyla Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 seçimlerinden sonra oldu.

Başkanlığı süresince cumhuriyetin temel ilkelerine karşı beyanlarıyla tepki çeken Kahraman karşı devrimin koçbaşı gibi davranmaya ısrarla devam etti.

Hatırlarsanız Kahraman İstanbul'un kurtuluşunu “Kurşun sıkmadık ki” sözleriyle küçümsemişti. Buradaki örtülü anlam Lozan’da “hilafetin kaldırılması-siyonizme teslimiyet-laiklik- sözleri verilerek İstanbul’un tahliyesi sağlandı idi. Kemalistler “din karşıtlığı” temelinde gizli bir anlaşma yaptılar demek istedi.

Kahraman'ın AKP'de öne çıkması ordu ve yargının Gülen örgütü tarafından felç edilmesinden sonradır.

Kahraman’ın TBMM başkanı olması yasama ve yürütme erklerinin karşı devrim çizgisinde buluşması anlamına geldi.

BİNALİ YILDIRIM’IN MECLİS BAŞKANLIĞINA GETİRİLMESİNİN NEDENİ NEDİR?

Binali Yıldırım Türkiye Cumhuriyeti'nin son başbakanıdır. Yıldırım kimliği ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine sorunsuz geçiş mümkün olabildi. Yeni sisteme geçiş tamamlandıktan sonra Binali Yıldırım Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirildi. Bu seçimin ikili yönü vardı. Birincisi kendisine bir jest yapılmış oldu. İkincisi ise düşük profilli başbakanlık rolü “yeni yürütmeye” bağımlı Meclis başkanlığına tahvil edildi.

Binali Yıldırım kısa bir süre meclis başkanlığında kaldı. Erdoğan'ın kadroları içinde en mutemet isim oydu. Bu nedenle İBB başkanlığına aday gösterilmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığından istifa etti.

Erdoğan Yıldırım'ı Türkiye'nin en önemli kaynaklarını elinde tutan İstanbul şehrini CHP'ye kaptırmamak için aday göstermişti. Yıldırım’ın İmamoğlu karşısında yenilgiye uğraması, İmamoğlu’na karşı günümüze kadar devam eden öfkenin miladını oluşturur.

PROF. DR. MUSTAFA ŞENTOP’UN MECLİS BAŞKANLIĞI

Mustafa Şentop, 24-25-26-27. dönemlerde milletvekilliği yapmıştı. 14 Mayıs 2023'te-AKP’nin adaylık sınırlandırması nedeniyle-tekrar aday olmadı.

Prof. Dr. Mustafa Şentop Tekirdağlıdır. Tekirdağ İmam Hatip Lisesi mezunudur. Milli Görüş ile babası üzerinden bağlantısı vardı.

Şentop, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunudur. Akademik kariyerini Marmara Üniversitesinde yapmıştır. Kamu hukukçusudur. Ana Bilim Dalı Türk hukuk tarihidir. Mehmet Akif Aydın tarafından yetiştirilmiştir. Doktora tezi Osmanlı’da Kazaskerlik Kurumu (askeri kadılık) üzerinedir.

Politikayı nasıl girdiğine gelince, ilk kez 2011’de milletvekili seçildi (TBMM’nin 24. Dönemi) Bu tarihte yeni profesör olmuştu. Siyasete girer girmez AKP’nin MKYK üyeliğine seçildi. Genel Başkan Yardımcısı oldu.

Şu anda Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesidir. 2011’den itibaren gündemden hiç düşmeyen “yeni anayasa” faaliyetlerinin doğrudan içinde yer almıştır. 2011-2013 arasında Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeliğinde bulundu. 26. dönemde TBMM Anayasa Komisyonu başkanlığı yaptı. (2016-2018) Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş çalışmalarında (2017) ve referandum sürecinde yeni sistemin hukuki altyapısının hazırlanmasında ve meclis içtüzük uyum çalışmalarında etkin rol oynadı.

Binali Yıldırım’dan sonra TBMM başkanlığına getirildi. Binali Yıldırım: 12 Temmuz 2018-18 Şubat 2019. Mustafa Şentop: 24 Şubat 2019-7 Haziran 2023.

2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın aday olamaması gerekirdi. Mustafa Şentop, Erdoğan’ın adaylığına meşruiyet kazandırmak için bir makale yayınladı. Halbuki anayasa iki dönemden fazla seçilme yasağını özellikle koymuştu.

Şentop makalesinde şöyle bir argüman öne sürüyordu:

2017 referandumu ile Türkiye'de Hükümet Sistemi değişmiştir. Yeni bir sistem kurulduğuna göre adaylık koşulları yeniden tanımlanmıştır.Anayasanın 101 maddesi değiştiğine göre mevcut cumhurbaşkanı ikinci kez aday olabilir.

Şentop, 2018 seçimini yeni sistemi ilk seçimi saymaktadır. Şentop, Erdoğan’ın amaçlarına hizmet etmekte suçlanmış, ağır bir şekilde eleştirilmişti.

Makaleyi okuduğumda kamu hukuku profesörü Mustafa Şentop'un bu sonuca nasıl vardığını anlayamadım. Lütfen siz de okuyun.

PROF.DR. NUMAN KURTULMUŞ ÜZERİNE HATIRLATMA NOTLARI

Şu anda görevde bulunan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş AKP'nin inşa etmeye çalıştığı yeni rejime tahkimat sağlayan en etkili isimlerden biridir. AKP iktidarının yeni anayasa arayışları misyonunu Prof.Dr. Mustafa Şentop’tan devralmıştır. 2015'ten beri AKP milletvekili; 7 Haziran 2023’den beri TBMM başkanıdır.

Numan Kurtulmuş AKP'nin kuruluş sürecinde yenilikçi kanat içinde yer almamıştı. Bir süre Necmettin Erbakan'dan boşalan alanı doldurmaya talip oldu. Erbakan’a Refah Partisi davasında siyaset yasağı getirilmişti. Saadet Partisinde genel başkanlık yaptı. (2008-2011)

Orada Erbakan'ın oğlu Fatih Erbakan ve eski tüfek Erbakancılarla rekabet edemeyerek bir üçüncü yol denemesinde bulundu: Has Parti

Has Parti lideri Kurtulmuş'un mesajı bütün milli görüş partilerinde olduğu üzere “asrı saadet” ilkelerine dönmeydi. Has Parti Siyonist-Mason ittifakına karşıtlık temelinde bir söyleme dayanıyordu. Has Parti uluslar arası kapitalizmin yarattığı hegemonyaya karşıydı.

Numan Kurtulmuş bir süre Erdoğan’a muhalefet etti. Oldukça sert bir söylem benimsemişti. Bu yolla AKP’ye alternatif bir siyasi partinin başarılı olabileceğini düşünmüş olmalıdır.

Kurtulmuş teşebbüsünde başarısız olunca AKP'ye iltihak kararı verdi. Kurtulmuş’un Has Parti teşebbüsü tam bir fiyasko ile sonuçlandı.

Erdoğan kendisine sağdan meydan okuyan birçok siyasi aktörü transfer ve taltif etme politikası ile kendisine bağlamıştır. Kurtulmuş vakası bunlardan biridir. Akla hemen gelen diğer örnek Süleyman Soyludur.

Numan Kurtulmuş, MTTB ortamında yetişmişti. Biyografilerinde vurgulanan iki nokta vardır. Babası mütedeyyin bir tıp doktoru büyük babasının ise ünlü bir din alimi olduğu.

O da İktisat Fakültesinde Sabahattin Zaim'in başında bulunduğu Çalışma Ekonomisi bölümünde kariyer yaptı. Profesörlüğe yükseltildikten sonra-Erbakan’ın çağrısı ile-aktif siyasete girdi. 1998'den itibaren Refah-Fazilet -Saadet partilerinde bulundu.

AKP'ye iltihak ettikten sonra genel başkan yardımcılığı, başbakan yardımcılığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı görevlerine getirilmiştir

Kurtulmuş’un yeni misyonu, Meclis Başkanının himayesinde kurulan yeni açılım komisyonu başkanlığıdır. Terörsüz Türkiye söylemiyle başlatılan görüşmelerin ulaştığı nokta yüz yıllık karşı devrim koalisyonunu demokratikleşme adı altında pazarlamadır. Bana göre “Kürt Teali Cemiyeti” ile “İslam Teali Cemiyeti” daha güçlenmiş olarak pazarlık masasındadırlar.

Bence, Kurtulmuş’un himayesinde devam eden süreç İslamcı sağın 1970'lerden beri peşinde olduğu laikliğin tamamen ortadan kaldırıldığı Osmanlı meşrutiyetini taklit eden bir rejimi hedefliyor. Bu yeni rejimin arkasındaki güç Pentagon’dur. Amaç da gizli değildir. 2002’den beri telaffuz edildiği üzere BOP’dur.

CUMHURBAŞKANLIĞI YÜKSEK İSTİŞARE KURULU HANGİ İHTİYACI KARŞILIYOR?

Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu adıyla bir danışma kurulu oluşturma nedenini irdelemek isterim. Kurulun üyeleri eski meclis başkanlarıdır. Kurul, cumhurbaşkanının 15 Mayıs 2019 tarihli 96 sayılı kararnamesi ile oluşturmuştur

Erdoğan yürütmeyi tamamen denetim altına aldıktan sonra Meclis başkanlarının kendisine yakın simalardan seçilmesini daha fazla önemsemeye başladı. Yakınlık ifadesi zayıf kalır. Kendisi ile sadakat ilişkisi olan insanlar başkan seçildiler. Bu sözlerimle özellikle son üç ismi kast ediyorum.

Bilindiği üzere, yasama meclisi süreçleri Cumhur ittifakını oluşturan “ekseriyet” tarafından belirlenmektedir.

AKP genel başkanı, Eski meclis başkanlarından böyle bir kurul oluşturarak AKP'den çıkabilecek merkezkaç kuvvetleri daha oluşmadan bertaraf etmek düşüncesindedir.

Belli bir ağırlığa sahip olduğunu düşündüğü siyasileri değişik yöntemlerle kendisine bağlamıştır. Bu da onun bir örneğidir. Bu simaları böyle bir Kurula atayarak tek adamlık otoritesini arttırmak hedefini güttüğü kanısındayım

YENİ TÜRKİYE’DE KUVVETLER AYRILIĞI VE YASAMA DOKUNULMAZLIĞINDAN SÖZ ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR

AKP iktidara geldiğinde Türkiye'de kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı vardı. (bütün eksikliklerine rağmen) 1982 Anayasası’nın getirdiği en önemli yenilik Türk sağının50 yıldır ısrarla ifade ettiği yürütmenin güçlendirilmesi olmuştur.

Yürütme her Anayasa değişikliğinde biraz daha güçlenmiştir. Yasama ve yargı erkleri yürütme karşısında gerilemiş, güçsüzleşmiştir.Yargının yürütme karşısında özerkliğini tamamen kaybettiği söylemek yanlış olmaz.

Cumhuriyet anayasalarında devlet erkleri arasında kurulan denge 2007'den 2017'ye kadar yapılan değişikliklerle radikal değişiklikler geçirmiştir.

Yasama erki budanarak çoğunluk partisinin meclisteki şubesi haline getirildiğini söylemek abartılı olmaz.

15 Temmuz 2016'dan sonra yasama meclisi üyeliği olağanüstü bir statü kaybına uğradı. Özellikle AKP listelerinden seçilerek meclise giren milletvekili profillerini dikkatlice incelemeniz halinde neyi kastettiğim daha iyi anlaşılacaktır.

Yasama dokunulmazlıklarının Anayasaya aykırı bir şekilde kaldırılmasından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği yürütme karşısında tarihinin en zayıf noktasına geriledi.

Bu vahim gelişme, Kahraman, Şentop ve Kurtulmuş'un Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne başkanlık ettiği dönemde gerçekleşti.

20 Mayıs 2016’da yapılan anayasaya aykırı anayasa değişikliğinden sonra hakkında fezleke bulunan bütün milletvekillerinin dokunulmazlığı tek bir oylama ile kaldırılmıştır. Bu değişikliğin siyasi sonuçları günümüze kadar devam etti. Önce Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tutuklandılar. Bu isimleri takip eden HDP’liler şunlardır. Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken, Çağlar Demirel, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları,Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu.

CHP’li isimler ise şöyledir: Enis Berberoğlu, Bülent Tezcan ve Engin Altay. Meseleye hukuki bir görüntü vermek, meşruiyet kazandırmak için bazı AKP’li vekillerin de yasama dokunumazlıkları kaldırıldı.. Muhalif milletvekilleri hemen tutuklandılar. Fakat onlar hakkında hiçbir anlamlı kavuşturma yapılmadı

Muhalif milletvekilleri anayasaya aykırı bir şekilde siyasi iktidara teslim edilmiş oldular. Parlamento hukuku açısından bu inanılmaz sonuca kimin hangi sözlerle yol açtığını söylemeye gerek yok sanırım.

Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri (seçilmiş milletvekilleri) meclis binaları içinde emniyet güçleri tarafından derdest edildiler. TBMM başkanları parlamento üyesini koruma yönünde hiçbir adım atmadılar. Tersine sanki hukukun gereği yerine getiriliyormuş gibi bir tutum takındılar.

Son zamanlarda bu konudaki en vahim gelişme Hatay milletvekili Can Atalay'ın yasama dokunulmazlığı ile ilgilidir. Atalay Marmara Hukuk mezunu bir avukattır. Atalay AKP karşıtı bütün platformlarda hukukçu kimliği ile mağdurların yanında tavır almış, vekilliklerini üstlenmişti. Gezi davası sanıkları ve Soma Faciası gibi.

Avukat Can Atalay Gezi Davası torbasına atıldı. Müdafi olduğu davada sanık koltuğuna oturtuldu. Tutuklandı. Yargılama devam ederken milletvekili seçildi.

Atalay, seçildiği anda yasama dokunulmazlığını iktisap etmesine rağmen serbest bırakılmadı. Anayasaya, parlamento hukukuna, temel hak ve hürriyetlere aykırı bir şekilde tutukluluk durumu devam etmektedir. Hemen serbest bırakılmasını gerektiren Anayasa Mahkemesi kararı Meclis Başkanlık Divanından okunmuştur. Meclis Başkanının gözleri önünde Türk Milleti’nin seçtiği bir milletvekili seçilmiş olmanın getirdiği haklardan tamamen yoksun bırakılmıştır. Bunun sorumlusu doğrudan doğruya TBMM üyesinin hukukunu korumayan Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanıdır.

ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ İLE VARILMAK İSTENEN NOKTA NEDİR?

AKP döneminde anayasa 12 defa değiştirildi. Değişikliklerin üçünde halk oylaması yapıldı. 22 yılda anayasanın neredeyse dörtte üçü değiştirilmiş olmasına rağmen iktidar hala tatmin olamamıştır. AKP’nin asıl istediği “Cumhuriyetin temel esaslarını” değiştirmektir.

AKP anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri ile sorunludur. Günümüz itibariyle Türkiye, seçimli otoriter bir devlettir. Bundan sonraki aşama herhalde, seçimlerin yapılıyor göründüğü totaliter bir rejim olmalı. Yapılan hamleleri başka türlü yorumlamak mümkün görünmüyor.