Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Necip Fazıl’ın Başyücelik Devleti

BAHRİYE MEKTEBİNDE KESİŞEN YOLLAR: NECİP FAZIL- NAZIM HİKMET- FAHRİ KORUTÜRK 

Necip Fazıl ile Nazım Hikmet  arasında Heybeliada Bahriye  Mektebi yıllarına dayanan bir hukuk var. Necip Fazıl iki devre aşağıda öğrenci. Nazım 1901, Necip Fazıl 1904 doğumlu. Nazım’ı mektebe yerleştiren Bahriye Nazırı Cemal Paşa. Necip Fazıl’ın ailesi  ise  babasının ölümünden  sonra  geçim sıkıntısına düşünce  Heybeliada’ya  taşınmışlar. O arada  bu okula  kaydettirilmiş olmalı. Altıncı cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’ün sınıf arkadaşı. Korutürk, cumhurbaşkanı  seçilince ona bir tebrik   mektubu  göndermiş. Korutürk  de sınıf arkadaşına mukabelede bulunmuş. Teşekkür babında. 

Nazım’la Necip Fazıl arasında zaman zaman mektuplaşmalar var. 15 Temmuz 1950’de af kanunu çıktığında Necip Fazıl hapiste imiş. O da tahliye olmuş.  Nazım 1951'de yurt dışına kaçmak zorunda kalırken Necip Fazıl Demokrat Parti iktidarına yanaşmaya başlamış. Nazım, bir mektubunda Necip Fazıl’a şöyle sesleniyor: 

“Sevgili Necip,  ismin temiz demektir. Benden iyi bilirsin. Necip’i necis yapma. Sen en cihanşümul eserlerini  beş parasız Paris  sokaklarında  dolanırken  vermiş bir şairsin. Cebin para para olacak  diye  ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır. Lisanın  çeviktir. Bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda. Bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin seddini. O lisan-ı mücerred dilinle Babıali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.  

Sevgili Necip,  

İnandığın Allah’ın aşkına o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye cami direğine çevirme. O kudretli kelimelerini üç kuruşa parselleme. Üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere. 

Sevgili Necip, elinde Sur-ı İsrafil var. Onu borazana çevirme. Eski dostun Nazım.”  Necip Fazıl’ın 50’lerden sonra benimsediği çizgiyi çok iyi açıklıyor  bu  mektup  bence. 

MİLLETVEKİLİ OLMA İSTEĞİ 

Necip Fazıl, 1946  seçimlerinde CHP'den  milletvekili adayı olmak istedi. Bu başvuru  ilginç gelebilir. Demokrat Parti’den aday olması beklenirdi.  Şöyle bir ihtimal  var.  Necip Fazıl Demokrat Parti'nin akıbeti ile ilgili kuşku  duymuş olabilir. CHP adaylığı İnönü tarafından veto edilmiş. Öyle sanıyorum ki ölümüne kadar devam eden (1983) derin İsmet Paşa nefretinin altında yatan temel sebep budur.  

Bir sonraki TBMM  seçimlerinde 1(950) bu kez şansını  Demokrat Parti’den denedi. Milletvekili olmak için müracaat etti. DP yöneticileri de onu aday göstermediler.

Her iki başvurusunun olumsuz sonuçlanması nedeni-bence-parti yöneticileri açısından sorun çıkarabilecek bir karakter olarak görülmesindendir. 70’lerde hiçbir partiden milletvekili adayı gösterilmedi.  

NECİP FAZIL’IN DEMOKRAT PARTİ İKTİDARINDAN YARARLANMASI 

Necip Fazıl  iki olayda provokatif yayınlar yapmıştı. Birincisi Tan Gazetesi matbaasının tahrip edilmesi vakasıdır: 19 Aralık 1945. Tan Zekeriya Sertel’in sol yayın  yapan gazetesi idi.  Sertel  gerçekte,  temel  hak ve özgürlükleri savunma temelinde bir yayın çizgisi  izliyordu. Bu olayda Hüseyin Cahit Yalçın'ın Tanin  gazetesi de bence sorumludur. 

İkinci olay ise Vatan Gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’a  Malatya’da saldırı  olayıdır. Bu olayın faili sağcılık tarihimizin ünlü simalarından biridir: Hüseyin Üzmez.  Burada sağcılık tarihi antisemitizm tarihi olarak  anlaşılmalıdır. 

Necip Fazıl bu olayın azmettirici olmak suçlamasıyla yargılanmıştı. Bu davada beraat etti. Üzmez mahkum oldu. CHP ve İsmet Paşa  düşmanlığını iyice pekiştirdikten sonra Adnan Menderes'le  yakınlaşmayı denedi. Menderes’e hülul etti demek daha doğru olur.  Maddi destek temin etmek maksadıyla  Menderes'e şahsen müracaat etmiş, mektuplar yazmıştır. Maddi destek: başbakanın takdiri olarak kullanabildiği  örtülü  ödenekten yararlanmak demek. 

 1950 seçimlerinden sonra DP politikalarından memnun olmayan çevreler-ki bunların pek çoğu 46'dan sonra Demokrat Parti'yi desteklemişlerdi- Akis, Kim, Forum gibi dergiler çıkarmaya başladılar.  Ahmet Emin Yalman'ın Vatan Gazetesi de 1952'den sonra muhalefete geçmişti.  

Demokrat Parti'yi destekleyen sınırlı sayıda gazete vardı.  İktidarın  desteği ile yayın  hayatlarına  devam ediyorlardı. Kudret, Zafer, Son Havadis   gibi.  Necip Fazıl, Menderes’e muhaliflerin hepsiyle başa çıkma sözü veriyordu. 

ÖRTÜLÜ ÖDENEK DAVASI 

Necip Fazıl Büyük Doğu Mecmuasıyla İsmet Paşa’ya ve yeni liberal muhalefete  karşıbir taarruz hattı kurabileceğini düşündü. Bunu Menderes’e taahhüt etti. Elbette bazı istirhamları da olacaktı. 

Menderes'e yazdığı mektuplarda bazen yol gösterici bir mütefekkir  bazen de  ekonomik sıkıntıları nedeniyle yakaran bir yazardı: “ 10.000  lira lütfederseniz” gibi.  Yüksek Adalet Divanında Necip Fazıl'ın Başbakan Menderes’ten 140.000 liradan fazla para aldığı kanıtlandı. Para kendisine CHP’nin  aleyhinde bulunmak için verilmişti. 

Menderes suçlamaları  kabul etti. Sadece Necip Fazıl'ın gerçek yüzünü  anladıktan sonra vazgeçtik anlamına gelen mahcup cümleler kurdu. 

Salim Başol’un  taşra aksanlı küçümseyici/azarlayıcı sorularına suç işlemiş bir mektep talebesi ses tonuyla cevap vermesine  samimiyetle üzüldüğümü  söylemek  isterim.

27 MAYIS’TAN SONRA  NECİP FAZIL

Necip Fazıl “27 Mayıs inkılap hükümeti”  dönemini mahpus olarak geçirmiştir. Örtülü ödenek davası nedeniyle 1.5 yıl hapiste kaldı. 1961’de tahliye edildikten sonra daha şiddetli bir taarruza geçti. Her zamanki gibi ilk hedef CHP ve İsmet Paşa olacaktı. 

Sağ cenahta yeni arayışlara girdi. Demirel'in Adalet Partisinde kendisine yer bulamazdı. Bulamadı da. Demirel’i masonluk ve ABD'nin hizmetkarı olmakla suçladı. “Süleymannamesi” meşhurdur. 

Marjinal sağ  partilere yöneldi. Milli Nizam partisinin Kuruluş Bildirisi ve programında Necmettin Erbakan’la birlikte onun da imzası olduğu söyleniyor.  Erbakan Hoca bir süre  sonra  Necip Fazıl’a mesafe  koyuyor ve zaman  içinde yollar  iyice ayrılıyor. Üstad’ın bundan sonraki  durağı  Milliyetçi  Hareket  Partisi  olacaktır. 

ERBAKAN’DAN UZAKLAŞMA TÜRKEŞ İLE YAKINLAŞMA

Necip Fazıl 1975 sonrasında MHP’ye  iyice yakınlaştı. Parti, Milliyetçi Cephe hükümetlerine katılarak güçlenmiş,  1977seçimlerinden önce para-militer eylemleri ile iyice etkinliğini arttırmıştı. Oysaki 1969 seçimlerinde sadece bir milletvekilliği  kazanabilmişti.  MHP’nin 1973 seçimlerinde kazandığı milletvekili  sayısı   ise üç idi. 

Milliyetçi Cephe hükümetlerinde  gücünü iyice pekiştiren MHP Türkçülükten Türk-İslam sentezine kaydı. Sağda güçlü bir yer tutmak için dinsel bir çizgiye yanaştı. Parti  önderi  “Başbuğ  Türkeş”  hacca gitti. Bu politika değişikliğinin  nedeni  şöyle açıklanabilir: Türkeş  MSP’nin etkisine girebilecek Anadolu seçmenini (tutucu sünnilik) MHP saflarına katmak için  böyle bir manevra yapma  ihtiyacı duydu. Bence bu hamle  işe yaradı. MHP  1977’de  yükselişe geçerken MSP anlamlı bir şekilde  geriledi. 

70'lerde İslamcıların eline geçmiş olan Milli Türk Talebe Birliği faaliyetlerinin vazgeçilmez aktörü Necip Fazıl olmaya başlamıştı. MTTB toplantılarda İslamcı gençler coşkuyla Necip Fazıl şiirleri okurlardı.  Bunlar içinde en popüler olan  hiç kuşkusuz Sakarya Türküsüdür.

Şiirde Anadolu’nun  Müslüman  değerlerine dönüş özlemi vardır. Cumhuriyet Devrimine  ve  Kemalist merkeze karşı bir  direniş çağrısını hissedersiniz.   Öz vatanında  “parya” olduğu söylenen  Müslümanlar ( sünni Anadolu)  silkinip ayağa kalkmaya davet  edilmektedir. 

1973 seçimlerinde MSP  ile yakın temas   halinde olan Necip Fazıl,   zaman içinde Erbakan’dan uzaklaştı. Bu uzaklaşmanın asıl  belirleyicisi Erbakandı.  Zaten  zayıf  olarak kurulan bağı  Erbakan kopardı. Hatta  Necip Fazıl’a  net bir mesafe koydu. Bana öyle görünüyor ki Erbakan Necip Fazıl’da  İslamcı cenahta  önderlik mücadelesine girme potansiyeli seziyordu.

NECİP FAZIL- TÜRKEŞ GÖRÜŞMESİ: ROMA’YA BÜYÜK YÜRÜYÜŞ 

Necip Fazıl'ın muhtemel bir MHP iktidarında nasıl bir rol üstlenmek istediğine dair ipuçlarını Türkeş’le yaptığı görüşmeden anlamak  mümkündür. Bu konuda 70'lerde MHP yönetiminde bulunan Taha Akyol'un aktardığı şu bilgiyi paylaşmak yararlı olacaktır: Akyol 1977 seçimlerinde önce bir Türkeş- Necip Fazıl görüşmesi  ayarlamış. 

Anlattıklarından benim anladığım şu: Necip Fazıl  Türkeş’i Mussolini’nin 1922'deki Roma'ya büyük yürüyüşüne benzer bir eyleme teşvik  etmiş. Bunu söylemek  yanlış olmaz. 

MHP'nin kara gömleklilerini (komandolar)  sahaya sürerek 1977 seçim ortamında yaratılacak bir kargaşa ile iktidarın alınabileceğini düşünmüşolabilir.

Taha Akyol’un aktardığı  “Muhterem Albayım …Var mısın?  Hazır mısın? Göze alabiliyor musun? gibi  ifadeler  kuşkularımı  destekler mahiyette. 

1977 SEÇİMLERİNDE  MHP’NİN  BAŞARISI  

1977 seçimlerinde sağ cenahta en büyük büyümeyi gerçekleştiren parti MHP oldu.16 milletvekilliği kazandı. Bu büyük bir başarı idi. Hatta bir CHP-MHP koalisyonu bile   konuşuldu. CHP 213 milletvekilliği kazanmış ama tek başına iktidarı alamamıştı. İki parti arasında koalisyon fikri Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay’dan gelmişti. 

Dalokay böyle bir  koalisyon  hükümeti  kurarak şiddet eylemlerinin duracağını, siyasal tansiyonun düşeceğini ileri sürmüştü. 

12 EYLÜL’E DOĞRU NECİP FAZIL

Necip Fazıl  Büyük Doğu’da MHP ve Türkeş  lehine  yazılar yazdı.  1973'te hacca gitti. Daha sonra Türkeş de hacca gidecektir. (1976)  Böylece tutucu milliyetçilik islamcılık yanı ağır basan bir çizgiye  oturmuş oldu. 

Bu bağlamda, Milli Türk Talebe Birliğinde  yapılan Necip Fazıl jübilesi özel anlam taşır. (23 Kasım 1975)  Birinci Milliyetçi Cephe   hükümeti iktidardadır. Adalet Partisi Genel Başkanı Demirel başbakandır. Koalisyonda MSP-MHP-CGP  vardır. MHP ve MSP  büyük bir şevkle  devlette kadrolaşmaya devam etmektedirler. Ecevit nefretiyle koalisyona giren Cumhuriyetçi Güven Partisi Başkanı Turhan Feyzioğlu da bu gelişmeleri  endişe ile izlemektedir. Bu  jübile Necip Fazıl’ın  İslamcılık  ile  tutucu  Türkçülüğün ortak paydası olduğunu göstermektedir. 

Yine  böyle bir toplantı  tertip edilerek 26 Mayıs 1980'de kendisine Sultan -üs Şuara (şairlerin sultanı) ünvanı  verildi.  Bu  eylem de seküler aydınlara   karşı sağdan  bir meydan okuma idi. Bu tarihte  Demirel azınlık  hükümeti  görevdeydi. MSP ve MHP Adalet Partisi hükümetini dışarıdan destekliyorlardı. Bu hükümeti örtülü III. MC  hükümeti  olarak tanımlamak yanlış olmaz.  

NECİP FAZIL’DA TAKİYE VE ANTİSEMİTİZM

Necip Fazıl düşüncesinde liberal demokrasinin kurumlarından yararlanma vardır. Rejimi ortadan kaldıracak elverişli an gelene kadar “kinini içinde tutmak,  dışa vurmamak,  gerçek hedefi gizlemek” gerekiyor. 

Necip Fazıl tramvaydan inme düşüncesinin  erken örneklerinden biri. Bu tutumun düşmanı  alt etmek için hile yapma düşüncesiyle alakası var.  İslamcılık da hile yapmak var. Hakkı  tecelli  ettirmek için   hile yapmak meşru. 

Şu sözler, onun düşünce  itibariyle  nerede durduğunu  gösteriyor:  “ 100 senelik ahlaksız, köksüz,  şahsiyetsiz,  nesil yaratanlar Yahudiler tarafından sevk ve idare edilmiştir.  Tanzimat’tan sonra Türkiye'nin egemenleri masonlar,  dönmeler,  kozmopolitler olmuştur. Batılılaşma/modernleşme  özümüzden uzaklaşma anlamına gelmiştir.

NECİP FAZIL’DAN BÜYÜK DOĞUCULARA TAVSİYE 

Necip Fazıl  “Büyük Doğu”   cihatçılarını bir konuda uyarma ihtiyacı duydu. Konu tahmin edeceğiniz gibi laiklikti. 

Üstad, demokrasinin serbesti rejiminden yararlanın demek istiyordu. Yalnız “altın vuruşa”  kadar dikkatli olun. Kemalizmin laiklik “kırmızı  çizgisi”  ile  fazla zıtlaşmayın demek istiyordu. Laiklik tartışmalarında  sözlerinizi biraz yuvarlayın. Cepheden taarruza geçmeyin diyordu.  Nedenini  de şu sözlerle açıklıyordu:  “davamız çeşm-i bülbül kadar naziktir. Yere düşürüp kırmayalım”  Çeşmi Bülbülün ince işçilikle yapılan bir  kristal türü olduğunu  hatırlatmak isterim.

SALİH  MİRZABEYOĞLU- NECİP FAZIL İLİŞKİSİ 

Salih Mirzabeyoğlu İslamcı Büyük Doğu Akıncıları Cephesi'nin kurucusudur. Kısa adı:  İBDA-C.  Mirzabeyoğlu’nun  söylemi Necip Fazıl'ın toplum ve devlet kurgusu ile neredeyse tamamen örtüşüyor. Ondan çok etkilenmiş,  Aralarındaki ilişkiyi eski bir ifade açıklamak isterim: Mirzabeyoğlu Necip Fazıl’ın  tilmizidir. 

O da  Batı medeniyetinin bütün kurumların reddediyor . Hatırlanacağı üzere Mirzabeyoğlu İslamcı  şiddet eylemleriyle anılır. Bir de bir kitap yazmış: “Baş Yücelik Devleti ve Yeni Dünya Düzeni” başlığını taşıyor. 2018’de İstanbul’da ölmüş.  Necip Fazıl'ın Eyüp Sultan'daki mezarının yanına defnedilmiş. Kitabının  adı  ve   defnedildiği  yer  düşünceleri  arasındaki  alakayı apaçık ortaya koyuyor. 

NECİP FAZIL’IN SON  MAHKUMİYETİ

Necip Fazıl, 1981 Temmuzunda “Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun uyarınca bir kez daha mahkum olmuştu. Yargıtay Dokuzuncu Dairesi cezayı onaylamıştı. Mahkumiyet   kararı yazarın “Vatan Haini Değil Vatan Dostu Sultan Vahdettin” kitabındaki bazı ifadeleri nedeniyle verilmişti. Ceza kesinleşmişti. Cezanın infazı için tebliğ çıkarılmak üzere iken vefat etti. (25 Mayıs 1983) 

Taha Akyol bu mahkumiyeti “81 yaşında 11. kez hapse girecek iken vefat etti” sözleriyle dramatize eder. 

ANAP’IN KURULUŞU: TURGUT ÖZAL’DAN NECİP FAZIL’A ZİYARET

Milli Güvenlik Konseyi 1983 baharında siyasi partilerin  kurulmasına izin  verdi. Kenan Evren’e göre artık yepyeni  partiler  olmalıydı.  Sağ cenahta  Türk  liberalizminin  kurucusu olarak takdim edilen Turgut Özal ANAP’ı kurmak üzere  kolları  sıvadı. Bana  göre  Turgut Özal liberalizminin  değil  alaturka  kapitalizmin    kurucusudur. Sağda icazet alma teamülü vardır.  Turgut Bey, Necip Fazıl'ı Erenköy'deki evinde ziyaret etti. Tavsiyelerini dinledi. 12 Eylül’den sonra Milli Güvenlik Konseyi tarafından davet edilip  “ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı”  olarak  atanmıştı. Bülent Ulusu hükümetinde iki yıl görev yaptıktan sonra   gözlerden  uzaklaşmış, ABD’ye gitmişti. Dönüşünde Kenan Evren’in onayı ile Anavatan Partisini kurmuştu. Sıra iktidarı almaya gelmişti. Partinin iktidara gelebilmesi için toplumun değişik kesimlerinden  destek alması gerekiyordu. Bunlardan biri de elbette Türk-İslam sentezinin sembol ismi Necip Fazıl’dan başkası olamazdı. 

NECİP FAZIL İÇİN NE DEDİLER? NE YAZDILAR?  

Bu ayrımda günümüz yazarlarından bazılarının görüşlerine müracaat etmek isterim. 

İlk referansım Ahmet Hakan olacak. Malum kendileri,  Necip Fazıl  düşünce platformundan  çıkmış bir yazardır. 1994'ten bu yana İslamcılık’tan epey yararlanmıştır. Süreci hepimiz gördük.  Ahmet Hakan  30 yılın  sonunda “Menderes'ten para dilenen Necip Fazıl'dan yol gösterici büyük bir mürşit çıkarmaya çalışmayın”  deme noktasına gelmiş bulunuyor.

Hasan Cemal ise T24’de  yazdığı bir yazıda Erdoğan'ın düşünce dünyasının tamamen Necip Fazıl ekseninde teşekkül ettiğini yazıyor. Her kişinin  de demokrasiyi şartlar olgunlaştığında inilebilir bir istasyon olarak gördüklerini söylüyor. (Hasan Cemal,T 24, Aralık 2017) 

Hasan Cemal bir zamanlar Türkiye'yi Avrupa Birliğine tam üye yapacağını düşündüğü AKP  genel başkanının demokrasi deyince tüylerinin diken diken olduğunu,  bağımsız yargı,  kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi kavramları duyduğunda kimyasının bozulduğunu söylüyor. 

Erdoğan’ın  Necip Fazıl'ın  hayalini kurduğu “büyük Doğu Nizamı” yolunda yürüdüğünü   söylüyor. 2026  itibariyle  yürüyüşün  neresinde olduğumuza  okuyucu  kendi karar  versin artık. 

Kemal Can'ın bir tespitine  burada yer vermek doğru olur. Can,  artık AKP ile MHP arasında ideolojik-politik düzen konusunda neredeyse hiçbir farklılık kalmamış bulunmaktadır ifadesini kullanıyor. Bence busonuç iki partinin ortak bir paydada buluşması  anlamına geliyor. Bu ortak payda ”Üstad-ı Azam’ın Büyük Doğu Nizamı”. Bu nizam  Özgür Mumcu'ya göre : yerli ve milli faşizm.

NECİP FAZIL’IN KARŞI TARİH ANLATISI

Necip Fazıl'ın yazılarında şiddetli bir laiklik karşıtlığı hemen dikkat çeker. saltanatçı-islamcı-totaliter bir   bakış açısı vardır. cumhuriyet devrimi sonrasına bakışı revizyonist-karşı devrimcidir.  Milli Mücadele, Lozan barış görüşmeleri hilafetin ilgası  gibi olayların arka planında hep siyonist  komplolar arar.   Yazılarında şiddetli bir İsmet Paşa düşmanlığı vardır. 

Necip Fazıl Atatürk döneminde Hakimiyet-i Milliye'de  yazılar yazmıştı. Menemen  hadisesini (1931) ele aldığı  bir  makalesinde hükümeti yeterince sert tedbirler almamakla itham ederken, 1960'larda “olayın CHP hükümetinin bir tertibi olduğunu”  ileri sürecek kadar  çelişkili olabilmiştir. 

“Üstad”,  31 Mart'ın Yahudi-Mason işbirliği ile gerçekleştirilmiş bir tertip olduğunu yazmakta, Hareket Ordusunu“şuursuzlar sürüsü” olarak görmektedir. 

Şeyh Sait başkaldırısını bir isyan olarak değil  bir din aliminin Kemalist yönetime karşı  direnişi olarak   yorumlamaktadır.  Direnişin sebebi hilafetin  lağvıdır. 

Üstad-ı azam, İskilipli Atıf Hoca’nın İstiklal Mahkemesi tarafından “şapka iktisası hakkında kanununa” muhalefetten idam edildiğini  yazmaktadır. Oysa ki Mahkeme kararını “Milli  kurtuluş savaşının aleyhinde bulunma” gerekçesine dayandırılmıştı.  

“Son Devrin Din Mazlumları”  kitabında Şeyh Sait ve İskilipli'yi şehit olarak anmakta, “Vatan Haini Değil Vatan Dostu Vahdettin”  kitabında padişahın Mustafa Kemal'e 40 bin altın vererek Anadolu'ya gönderdiğinden söz etmektedir.  Ulu Hakan Abdülhamit kitabında ise, İttihatçıların devriksultanı akıl hastası denilerek tecrit ettiklerinden bahsetmektedir. 

BAŞYÜCELİK DEVLETİ NASIL BİR DEVLETTİR ? 

Başyücelik Devleti, Necip Fazıl'ın “İdeolocya Örgüsü” kitabında uzun uzun anlatılmıştır . Kitap muhafazakar ütopyanın ideal devletini tanımlamaktadır. 

Bu devleti kamu hukuku kavramlarıyla ifade etmek gerekirse;  devlet“Başyüce etrafında örgütleniyor;  yürütmeye bağlanıyor.  Adı Başyücelik kurultayı olan   bir  Meclis  var. Ama gerçek bir yasama meclisinden söz etmek mümkün değil. Kurultayın üyeleri genel oyla seçilmiyorlar. 

Avama  devlet yöneticilerini seçme hakkı vermek   doğru değil Necip Fazıl’a göre. Bu bana 1876 Kanun-ı Esasi tartışmalarında  “ahalinin  hürriyetinde türlü mazarrat”  gören muhafazakar kanadın  yenilikçilere “amme-i müslimin üzerinde  velayet-i amme  icma-i ümmetle sabittir.” sözlerini hatırlatıyor. Bu da seçkinler yönetimi demektir. 

Kurultay’ın Başyüce’yi azli mümkün ama yeter sayı çok yüksek. Başyüce’nin  azli fiilen imkansız. Başyüce  başkomutan ve devletin bütün icrai vasıtalarını şahsında toplayan   bir önder. Başyüce'nin istişare ettiği en önemli kurum ise Din İşleri Yüksek Kurulu.

Sonuçta, Necip Fazıl’ın Başyücelik Devleti Platon’un “Devletinin” islami kaidelere göre yorumlanmış halidir. Anti-demokratik,  meşruiyetini  “genel oydan”  almayan otoriter bir devlettir. Resmi ideolojisi sünnilik olan  kapalı bir rejimdir.