BAHRİYE MEKTEBİNDE KESİŞEN YOLLAR: NECİP FAZIL- NAZIM HİKMET- FAHRİ KORUTÜRK
Necip Fazıl ile Nazım Hikmet arasında Heybeliada Bahriye Mektebi yıllarına dayanan bir hukuk var. Necip Fazıl iki devre aşağıda öğrenci. Nazım 1901, Necip Fazıl 1904 doğumlu. Nazım’ı mektebe yerleştiren Bahriye Nazırı Cemal Paşa. Necip Fazıl’ın ailesi ise babasının ölümünden sonra geçim sıkıntısına düşünce Heybeliada’ya taşınmışlar. O arada bu okula kaydettirilmiş olmalı. Altıncı cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’ün sınıf arkadaşı. Korutürk, cumhurbaşkanı seçilince ona bir tebrik mektubu göndermiş. Korutürk de sınıf arkadaşına mukabelede bulunmuş. Teşekkür babında.
Nazım’la Necip Fazıl arasında zaman zaman mektuplaşmalar var. 15 Temmuz 1950’de af kanunu çıktığında Necip Fazıl hapiste imiş. O da tahliye olmuş. Nazım 1951'de yurt dışına kaçmak zorunda kalırken Necip Fazıl Demokrat Parti iktidarına yanaşmaya başlamış. Nazım, bir mektubunda Necip Fazıl’a şöyle sesleniyor:
“Sevgili Necip, ismin temiz demektir. Benden iyi bilirsin. Necip’i necis yapma. Sen en cihanşümul eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin. Cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır. Lisanın çeviktir. Bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda. Bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin seddini. O lisan-ı mücerred dilinle Babıali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.
Sevgili Necip,
İnandığın Allah’ın aşkına o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye cami direğine çevirme. O kudretli kelimelerini üç kuruşa parselleme. Üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere.
Sevgili Necip, elinde Sur-ı İsrafil var. Onu borazana çevirme. Eski dostun Nazım.” Necip Fazıl’ın 50’lerden sonra benimsediği çizgiyi çok iyi açıklıyor bu mektup bence.

MİLLETVEKİLİ OLMA İSTEĞİ
Necip Fazıl, 1946 seçimlerinde CHP'den milletvekili adayı olmak istedi. Bu başvuru ilginç gelebilir. Demokrat Parti’den aday olması beklenirdi. Şöyle bir ihtimal var. Necip Fazıl Demokrat Parti'nin akıbeti ile ilgili kuşku duymuş olabilir. CHP adaylığı İnönü tarafından veto edilmiş. Öyle sanıyorum ki ölümüne kadar devam eden (1983) derin İsmet Paşa nefretinin altında yatan temel sebep budur.
Bir sonraki TBMM seçimlerinde 1(950) bu kez şansını Demokrat Parti’den denedi. Milletvekili olmak için müracaat etti. DP yöneticileri de onu aday göstermediler.
Her iki başvurusunun olumsuz sonuçlanması nedeni-bence-parti yöneticileri açısından sorun çıkarabilecek bir karakter olarak görülmesindendir. 70’lerde hiçbir partiden milletvekili adayı gösterilmedi.

NECİP FAZIL’IN DEMOKRAT PARTİ İKTİDARINDAN YARARLANMASI
Necip Fazıl iki olayda provokatif yayınlar yapmıştı. Birincisi Tan Gazetesi matbaasının tahrip edilmesi vakasıdır: 19 Aralık 1945. Tan Zekeriya Sertel’in sol yayın yapan gazetesi idi. Sertel gerçekte, temel hak ve özgürlükleri savunma temelinde bir yayın çizgisi izliyordu. Bu olayda Hüseyin Cahit Yalçın'ın Tanin gazetesi de bence sorumludur.
İkinci olay ise Vatan Gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’a Malatya’da saldırı olayıdır. Bu olayın faili sağcılık tarihimizin ünlü simalarından biridir: Hüseyin Üzmez. Burada sağcılık tarihi antisemitizm tarihi olarak anlaşılmalıdır.
Necip Fazıl bu olayın azmettirici olmak suçlamasıyla yargılanmıştı. Bu davada beraat etti. Üzmez mahkum oldu. CHP ve İsmet Paşa düşmanlığını iyice pekiştirdikten sonra Adnan Menderes'le yakınlaşmayı denedi. Menderes’e hülul etti demek daha doğru olur. Maddi destek temin etmek maksadıyla Menderes'e şahsen müracaat etmiş, mektuplar yazmıştır. Maddi destek: başbakanın takdiri olarak kullanabildiği örtülü ödenekten yararlanmak demek.
1950 seçimlerinden sonra DP politikalarından memnun olmayan çevreler-ki bunların pek çoğu 46'dan sonra Demokrat Parti'yi desteklemişlerdi- Akis, Kim, Forum gibi dergiler çıkarmaya başladılar. Ahmet Emin Yalman'ın Vatan Gazetesi de 1952'den sonra muhalefete geçmişti.
Demokrat Parti'yi destekleyen sınırlı sayıda gazete vardı. İktidarın desteği ile yayın hayatlarına devam ediyorlardı. Kudret, Zafer, Son Havadis gibi. Necip Fazıl, Menderes’e muhaliflerin hepsiyle başa çıkma sözü veriyordu.
ÖRTÜLÜ ÖDENEK DAVASI
Necip Fazıl Büyük Doğu Mecmuasıyla İsmet Paşa’ya ve yeni liberal muhalefete karşıbir taarruz hattı kurabileceğini düşündü. Bunu Menderes’e taahhüt etti. Elbette bazı istirhamları da olacaktı.
Menderes'e yazdığı mektuplarda bazen yol gösterici bir mütefekkir bazen de ekonomik sıkıntıları nedeniyle yakaran bir yazardı: “ 10.000 lira lütfederseniz” gibi. Yüksek Adalet Divanında Necip Fazıl'ın Başbakan Menderes’ten 140.000 liradan fazla para aldığı kanıtlandı. Para kendisine CHP’nin aleyhinde bulunmak için verilmişti.
Menderes suçlamaları kabul etti. Sadece Necip Fazıl'ın gerçek yüzünü anladıktan sonra vazgeçtik anlamına gelen mahcup cümleler kurdu.
Salim Başol’un taşra aksanlı küçümseyici/azarlayıcı sorularına suç işlemiş bir mektep talebesi ses tonuyla cevap vermesine samimiyetle üzüldüğümü söylemek isterim.
27 MAYIS’TAN SONRA NECİP FAZIL
Necip Fazıl “27 Mayıs inkılap hükümeti” dönemini mahpus olarak geçirmiştir. Örtülü ödenek davası nedeniyle 1.5 yıl hapiste kaldı. 1961’de tahliye edildikten sonra daha şiddetli bir taarruza geçti. Her zamanki gibi ilk hedef CHP ve İsmet Paşa olacaktı.
Sağ cenahta yeni arayışlara girdi. Demirel'in Adalet Partisinde kendisine yer bulamazdı. Bulamadı da. Demirel’i masonluk ve ABD'nin hizmetkarı olmakla suçladı. “Süleymannamesi” meşhurdur.
Marjinal sağ partilere yöneldi. Milli Nizam partisinin Kuruluş Bildirisi ve programında Necmettin Erbakan’la birlikte onun da imzası olduğu söyleniyor. Erbakan Hoca bir süre sonra Necip Fazıl’a mesafe koyuyor ve zaman içinde yollar iyice ayrılıyor. Üstad’ın bundan sonraki durağı Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır.
ERBAKAN’DAN UZAKLAŞMA TÜRKEŞ İLE YAKINLAŞMA
Necip Fazıl 1975 sonrasında MHP’ye iyice yakınlaştı. Parti, Milliyetçi Cephe hükümetlerine katılarak güçlenmiş, 1977seçimlerinden önce para-militer eylemleri ile iyice etkinliğini arttırmıştı. Oysaki 1969 seçimlerinde sadece bir milletvekilliği kazanabilmişti. MHP’nin 1973 seçimlerinde kazandığı milletvekili sayısı ise üç idi.
Milliyetçi Cephe hükümetlerinde gücünü iyice pekiştiren MHP Türkçülükten Türk-İslam sentezine kaydı. Sağda güçlü bir yer tutmak için dinsel bir çizgiye yanaştı. Parti önderi “Başbuğ Türkeş” hacca gitti. Bu politika değişikliğinin nedeni şöyle açıklanabilir: Türkeş MSP’nin etkisine girebilecek Anadolu seçmenini (tutucu sünnilik) MHP saflarına katmak için böyle bir manevra yapma ihtiyacı duydu. Bence bu hamle işe yaradı. MHP 1977’de yükselişe geçerken MSP anlamlı bir şekilde geriledi.
70'lerde İslamcıların eline geçmiş olan Milli Türk Talebe Birliği faaliyetlerinin vazgeçilmez aktörü Necip Fazıl olmaya başlamıştı. MTTB toplantılarda İslamcı gençler coşkuyla Necip Fazıl şiirleri okurlardı. Bunlar içinde en popüler olan hiç kuşkusuz Sakarya Türküsüdür.
Şiirde Anadolu’nun Müslüman değerlerine dönüş özlemi vardır. Cumhuriyet Devrimine ve Kemalist merkeze karşı bir direniş çağrısını hissedersiniz. Öz vatanında “parya” olduğu söylenen Müslümanlar ( sünni Anadolu) silkinip ayağa kalkmaya davet edilmektedir.
1973 seçimlerinde MSP ile yakın temas halinde olan Necip Fazıl, zaman içinde Erbakan’dan uzaklaştı. Bu uzaklaşmanın asıl belirleyicisi Erbakandı. Zaten zayıf olarak kurulan bağı Erbakan kopardı. Hatta Necip Fazıl’a net bir mesafe koydu. Bana öyle görünüyor ki Erbakan Necip Fazıl’da İslamcı cenahta önderlik mücadelesine girme potansiyeli seziyordu.
NECİP FAZIL- TÜRKEŞ GÖRÜŞMESİ: ROMA’YA BÜYÜK YÜRÜYÜŞ
Necip Fazıl'ın muhtemel bir MHP iktidarında nasıl bir rol üstlenmek istediğine dair ipuçlarını Türkeş’le yaptığı görüşmeden anlamak mümkündür. Bu konuda 70'lerde MHP yönetiminde bulunan Taha Akyol'un aktardığı şu bilgiyi paylaşmak yararlı olacaktır: Akyol 1977 seçimlerinde önce bir Türkeş- Necip Fazıl görüşmesi ayarlamış.
Anlattıklarından benim anladığım şu: Necip Fazıl Türkeş’i Mussolini’nin 1922'deki Roma'ya büyük yürüyüşüne benzer bir eyleme teşvik etmiş. Bunu söylemek yanlış olmaz.
MHP'nin kara gömleklilerini (komandolar) sahaya sürerek 1977 seçim ortamında yaratılacak bir kargaşa ile iktidarın alınabileceğini düşünmüşolabilir.
Taha Akyol’un aktardığı “Muhterem Albayım …Var mısın? Hazır mısın? Göze alabiliyor musun? gibi ifadeler kuşkularımı destekler mahiyette.
1977 SEÇİMLERİNDE MHP’NİN BAŞARISI
1977 seçimlerinde sağ cenahta en büyük büyümeyi gerçekleştiren parti MHP oldu.16 milletvekilliği kazandı. Bu büyük bir başarı idi. Hatta bir CHP-MHP koalisyonu bile konuşuldu. CHP 213 milletvekilliği kazanmış ama tek başına iktidarı alamamıştı. İki parti arasında koalisyon fikri Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay’dan gelmişti.
Dalokay böyle bir koalisyon hükümeti kurarak şiddet eylemlerinin duracağını, siyasal tansiyonun düşeceğini ileri sürmüştü.

12 EYLÜL’E DOĞRU NECİP FAZIL
Necip Fazıl Büyük Doğu’da MHP ve Türkeş lehine yazılar yazdı. 1973'te hacca gitti. Daha sonra Türkeş de hacca gidecektir. (1976) Böylece tutucu milliyetçilik islamcılık yanı ağır basan bir çizgiye oturmuş oldu.
Bu bağlamda, Milli Türk Talebe Birliğinde yapılan Necip Fazıl jübilesi özel anlam taşır. (23 Kasım 1975) Birinci Milliyetçi Cephe hükümeti iktidardadır. Adalet Partisi Genel Başkanı Demirel başbakandır. Koalisyonda MSP-MHP-CGP vardır. MHP ve MSP büyük bir şevkle devlette kadrolaşmaya devam etmektedirler. Ecevit nefretiyle koalisyona giren Cumhuriyetçi Güven Partisi Başkanı Turhan Feyzioğlu da bu gelişmeleri endişe ile izlemektedir. Bu jübile Necip Fazıl’ın İslamcılık ile tutucu Türkçülüğün ortak paydası olduğunu göstermektedir.
Yine böyle bir toplantı tertip edilerek 26 Mayıs 1980'de kendisine Sultan -üs Şuara (şairlerin sultanı) ünvanı verildi. Bu eylem de seküler aydınlara karşı sağdan bir meydan okuma idi. Bu tarihte Demirel azınlık hükümeti görevdeydi. MSP ve MHP Adalet Partisi hükümetini dışarıdan destekliyorlardı. Bu hükümeti örtülü III. MC hükümeti olarak tanımlamak yanlış olmaz.
NECİP FAZIL’DA TAKİYE VE ANTİSEMİTİZM
Necip Fazıl düşüncesinde liberal demokrasinin kurumlarından yararlanma vardır. Rejimi ortadan kaldıracak elverişli an gelene kadar “kinini içinde tutmak, dışa vurmamak, gerçek hedefi gizlemek” gerekiyor.
Necip Fazıl tramvaydan inme düşüncesinin erken örneklerinden biri. Bu tutumun düşmanı alt etmek için hile yapma düşüncesiyle alakası var. İslamcılık da hile yapmak var. Hakkı tecelli ettirmek için hile yapmak meşru.
Şu sözler, onun düşünce itibariyle nerede durduğunu gösteriyor: “ 100 senelik ahlaksız, köksüz, şahsiyetsiz, nesil yaratanlar Yahudiler tarafından sevk ve idare edilmiştir. Tanzimat’tan sonra Türkiye'nin egemenleri masonlar, dönmeler, kozmopolitler olmuştur. Batılılaşma/modernleşme özümüzden uzaklaşma anlamına gelmiştir.
NECİP FAZIL’DAN BÜYÜK DOĞUCULARA TAVSİYE
Necip Fazıl “Büyük Doğu” cihatçılarını bir konuda uyarma ihtiyacı duydu. Konu tahmin edeceğiniz gibi laiklikti.
Üstad, demokrasinin serbesti rejiminden yararlanın demek istiyordu. Yalnız “altın vuruşa” kadar dikkatli olun. Kemalizmin laiklik “kırmızı çizgisi” ile fazla zıtlaşmayın demek istiyordu. Laiklik tartışmalarında sözlerinizi biraz yuvarlayın. Cepheden taarruza geçmeyin diyordu. Nedenini de şu sözlerle açıklıyordu: “davamız çeşm-i bülbül kadar naziktir. Yere düşürüp kırmayalım” Çeşmi Bülbülün ince işçilikle yapılan bir kristal türü olduğunu hatırlatmak isterim.
SALİH MİRZABEYOĞLU- NECİP FAZIL İLİŞKİSİ
Salih Mirzabeyoğlu İslamcı Büyük Doğu Akıncıları Cephesi'nin kurucusudur. Kısa adı: İBDA-C. Mirzabeyoğlu’nun söylemi Necip Fazıl'ın toplum ve devlet kurgusu ile neredeyse tamamen örtüşüyor. Ondan çok etkilenmiş, Aralarındaki ilişkiyi eski bir ifade açıklamak isterim: Mirzabeyoğlu Necip Fazıl’ın tilmizidir.
O da Batı medeniyetinin bütün kurumların reddediyor . Hatırlanacağı üzere Mirzabeyoğlu İslamcı şiddet eylemleriyle anılır. Bir de bir kitap yazmış: “Baş Yücelik Devleti ve Yeni Dünya Düzeni” başlığını taşıyor. 2018’de İstanbul’da ölmüş. Necip Fazıl'ın Eyüp Sultan'daki mezarının yanına defnedilmiş. Kitabının adı ve defnedildiği yer düşünceleri arasındaki alakayı apaçık ortaya koyuyor.
NECİP FAZIL’IN SON MAHKUMİYETİ
Necip Fazıl, 1981 Temmuzunda “Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun uyarınca bir kez daha mahkum olmuştu. Yargıtay Dokuzuncu Dairesi cezayı onaylamıştı. Mahkumiyet kararı yazarın “Vatan Haini Değil Vatan Dostu Sultan Vahdettin” kitabındaki bazı ifadeleri nedeniyle verilmişti. Ceza kesinleşmişti. Cezanın infazı için tebliğ çıkarılmak üzere iken vefat etti. (25 Mayıs 1983)
Taha Akyol bu mahkumiyeti “81 yaşında 11. kez hapse girecek iken vefat etti” sözleriyle dramatize eder.

ANAP’IN KURULUŞU: TURGUT ÖZAL’DAN NECİP FAZIL’A ZİYARET
Milli Güvenlik Konseyi 1983 baharında siyasi partilerin kurulmasına izin verdi. Kenan Evren’e göre artık yepyeni partiler olmalıydı. Sağ cenahta Türk liberalizminin kurucusu olarak takdim edilen Turgut Özal ANAP’ı kurmak üzere kolları sıvadı. Bana göre Turgut Özal liberalizminin değil alaturka kapitalizmin kurucusudur. Sağda icazet alma teamülü vardır. Turgut Bey, Necip Fazıl'ı Erenköy'deki evinde ziyaret etti. Tavsiyelerini dinledi. 12 Eylül’den sonra Milli Güvenlik Konseyi tarafından davet edilip “ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı” olarak atanmıştı. Bülent Ulusu hükümetinde iki yıl görev yaptıktan sonra gözlerden uzaklaşmış, ABD’ye gitmişti. Dönüşünde Kenan Evren’in onayı ile Anavatan Partisini kurmuştu. Sıra iktidarı almaya gelmişti. Partinin iktidara gelebilmesi için toplumun değişik kesimlerinden destek alması gerekiyordu. Bunlardan biri de elbette Türk-İslam sentezinin sembol ismi Necip Fazıl’dan başkası olamazdı.
NECİP FAZIL İÇİN NE DEDİLER? NE YAZDILAR?
Bu ayrımda günümüz yazarlarından bazılarının görüşlerine müracaat etmek isterim.
İlk referansım Ahmet Hakan olacak. Malum kendileri, Necip Fazıl düşünce platformundan çıkmış bir yazardır. 1994'ten bu yana İslamcılık’tan epey yararlanmıştır. Süreci hepimiz gördük. Ahmet Hakan 30 yılın sonunda “Menderes'ten para dilenen Necip Fazıl'dan yol gösterici büyük bir mürşit çıkarmaya çalışmayın” deme noktasına gelmiş bulunuyor.
Hasan Cemal ise T24’de yazdığı bir yazıda Erdoğan'ın düşünce dünyasının tamamen Necip Fazıl ekseninde teşekkül ettiğini yazıyor. Her kişinin de demokrasiyi şartlar olgunlaştığında inilebilir bir istasyon olarak gördüklerini söylüyor. (Hasan Cemal,T 24, Aralık 2017)
Hasan Cemal bir zamanlar Türkiye'yi Avrupa Birliğine tam üye yapacağını düşündüğü AKP genel başkanının demokrasi deyince tüylerinin diken diken olduğunu, bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi kavramları duyduğunda kimyasının bozulduğunu söylüyor.
Erdoğan’ın Necip Fazıl'ın hayalini kurduğu “büyük Doğu Nizamı” yolunda yürüdüğünü söylüyor. 2026 itibariyle yürüyüşün neresinde olduğumuza okuyucu kendi karar versin artık.
Kemal Can'ın bir tespitine burada yer vermek doğru olur. Can, artık AKP ile MHP arasında ideolojik-politik düzen konusunda neredeyse hiçbir farklılık kalmamış bulunmaktadır ifadesini kullanıyor. Bence busonuç iki partinin ortak bir paydada buluşması anlamına geliyor. Bu ortak payda ”Üstad-ı Azam’ın Büyük Doğu Nizamı”. Bu nizam Özgür Mumcu'ya göre : yerli ve milli faşizm.
NECİP FAZIL’IN KARŞI TARİH ANLATISI
Necip Fazıl'ın yazılarında şiddetli bir laiklik karşıtlığı hemen dikkat çeker. saltanatçı-islamcı-totaliter bir bakış açısı vardır. cumhuriyet devrimi sonrasına bakışı revizyonist-karşı devrimcidir. Milli Mücadele, Lozan barış görüşmeleri hilafetin ilgası gibi olayların arka planında hep siyonist komplolar arar. Yazılarında şiddetli bir İsmet Paşa düşmanlığı vardır.
Necip Fazıl Atatürk döneminde Hakimiyet-i Milliye'de yazılar yazmıştı. Menemen hadisesini (1931) ele aldığı bir makalesinde hükümeti yeterince sert tedbirler almamakla itham ederken, 1960'larda “olayın CHP hükümetinin bir tertibi olduğunu” ileri sürecek kadar çelişkili olabilmiştir.
“Üstad”, 31 Mart'ın Yahudi-Mason işbirliği ile gerçekleştirilmiş bir tertip olduğunu yazmakta, Hareket Ordusunu“şuursuzlar sürüsü” olarak görmektedir.
Şeyh Sait başkaldırısını bir isyan olarak değil bir din aliminin Kemalist yönetime karşı direnişi olarak yorumlamaktadır. Direnişin sebebi hilafetin lağvıdır.
Üstad-ı azam, İskilipli Atıf Hoca’nın İstiklal Mahkemesi tarafından “şapka iktisası hakkında kanununa” muhalefetten idam edildiğini yazmaktadır. Oysa ki Mahkeme kararını “Milli kurtuluş savaşının aleyhinde bulunma” gerekçesine dayandırılmıştı.
“Son Devrin Din Mazlumları” kitabında Şeyh Sait ve İskilipli'yi şehit olarak anmakta, “Vatan Haini Değil Vatan Dostu Vahdettin” kitabında padişahın Mustafa Kemal'e 40 bin altın vererek Anadolu'ya gönderdiğinden söz etmektedir. Ulu Hakan Abdülhamit kitabında ise, İttihatçıların devriksultanı akıl hastası denilerek tecrit ettiklerinden bahsetmektedir.
BAŞYÜCELİK DEVLETİ NASIL BİR DEVLETTİR ?
Başyücelik Devleti, Necip Fazıl'ın “İdeolocya Örgüsü” kitabında uzun uzun anlatılmıştır . Kitap muhafazakar ütopyanın ideal devletini tanımlamaktadır.
Bu devleti kamu hukuku kavramlarıyla ifade etmek gerekirse; devlet“Başyüce etrafında örgütleniyor; yürütmeye bağlanıyor. Adı Başyücelik kurultayı olan bir Meclis var. Ama gerçek bir yasama meclisinden söz etmek mümkün değil. Kurultayın üyeleri genel oyla seçilmiyorlar.
Avama devlet yöneticilerini seçme hakkı vermek doğru değil Necip Fazıl’a göre. Bu bana 1876 Kanun-ı Esasi tartışmalarında “ahalinin hürriyetinde türlü mazarrat” gören muhafazakar kanadın yenilikçilere “amme-i müslimin üzerinde velayet-i amme icma-i ümmetle sabittir.” sözlerini hatırlatıyor. Bu da seçkinler yönetimi demektir.
Kurultay’ın Başyüce’yi azli mümkün ama yeter sayı çok yüksek. Başyüce’nin azli fiilen imkansız. Başyüce başkomutan ve devletin bütün icrai vasıtalarını şahsında toplayan bir önder. Başyüce'nin istişare ettiği en önemli kurum ise Din İşleri Yüksek Kurulu.
Sonuçta, Necip Fazıl’ın Başyücelik Devleti Platon’un “Devletinin” islami kaidelere göre yorumlanmış halidir. Anti-demokratik, meşruiyetini “genel oydan” almayan otoriter bir devlettir. Resmi ideolojisi sünnilik olan kapalı bir rejimdir.
Çok Okunanlar
Uganda Genelkurmay Başkanı’ndan Türkiye’ye skandal tehdit!
Fahrettin Altun'dan Papa'ya güven mektubu
Beşiktaş’ta Divan Kurulu Toplantısı başladı
Çağımızın Hitler’i olarak nitelenen Netanyahu’nun sicili bellidir
Bakan Uraloğlu'ndan düşen Libya uçağına ilişkin açıklama
Gündüz kuşağına mahremiyet ayarı
Öğretmen ve babası hayatını kaybetti
Özgür Özel’in Nevşehir mitinginde 'Reisin Gürlek aslanları' pankartı
Hatırla! (Halkçılık Beyannamesi)
Bakan Uraloğlu 'sabotaj yok' dedi, CHP'li Yavuzyılmaz'dan yeni açıklama geldi