YAHYA KEMAL MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN AYAKLARINA KAPANDI MI?
Falih Rıfkı Atay, yayınladığı bir makalede Yahya Kemal’i tahfif eden ifadeler kullanmıştı. Dünya Gazetesi’nin 2 Mayıs 1965 tarihli sayısında. Benzer ifadeleri Mina Urgan’ın hatıralarında da görmek mümkündür. Mina Urgan Falih Rıfkı’nın üvey kızıdır. Falih Rıfkı’nın cümleleri aynen şöyle: Ben yere kapanarak Atatürk’ün ayağını öpen tek adam hatırlarım: Yahya Kemal! Bursa’da ilk rastlayışında öpmüştür.
Falih Rıfkı’nın Yahya Kemal’in bu hareketini, Milli mücadelenin en kritik döneminde kendisine Anadolu’ya geçmesi için gönderilen para ile Bulgaristan’a kaçmasını affettirmek için yaptığın öne sürer. Bu sırada ordu Eskisehir-Kütahya Savaşlarında dağılmanın eşiğinden dönmüştür. Yahya Kemal ise kaplıca tedavisi bahanesiyle Sofya’ya gitmiştir.
Ben olayın “ayaklarına kapanma” şeklinde gerçekleştiğini tahmin etmiyorum ama, şair’in Atatürk’ten hep çekindiğini (isterseniz korktuğunu) söyleyebilirim. Yahya Kemal’i otorite (egemen) karşısında aşırı eğilerek selamlama tutumunu bir çok fotoğrafta gözlemledim. Özellikle diplomat olarak güven mektuplarını sunarken böyle davranıyor. Fotoğrafları incelemenizi tavsiye ederim.
İTTİHATÇILARLA İLİŞKİLERİ-DARÜLFÜNUN HOCALIĞI
Paris’te Jön Türklük günlerinde tarih, edebiyat ve siyaset çevreleri ile yakın temas halinde idi. Ahmet Rıza, Dr. Nazım, Prens Sabahattin gibi. (1903-1912)
Üniversitede okuyan veya ihtisas yapan öğrencilerle aynı ortamı paylaşıyordu. Dr. Tevfik Rüştü Aras, Dr. Nihat Reşat Belger bu isimler arasındadır. İkisi de doktordu. Uzmanlık eğitimi alıyorlardı.
Yahya Kemal, meşrutiyetten itibaren siyasi çevrelerin içinde bulundu. Siyasetin çatışma ve rekabet yönü onu aktif siyaset adamı olmaktan alıkoydu.
İlgisi, tarih ve kültür konularına kaydı. Hiç bir zaman aktivist bir Jön Türk olmadı.
Sorbonne’da siyaset bilimi okudu. Sınavlarda başarılı olamadı. Edebiyata yöneldi. Sonuçta hiç bir alanda diploma alamadan geri döndü. Arkadaşı Abdülhak Şinasi Hisar da öyledir. Bu bana biraz tuhaf geliyor.
Ama birikimi ile dikkat çekti. Ziya Gökalp sayesinde Darülfünun profesörü oldu. Gökalp de Baytar Mektebine (Veteriner Fakültesi) devam etmiş, bitirmemiş ya da bitirememişti. Hocalık yönü çok takdir ediliyordu. Hatırlatayım: Halide Edip de İnönü tarafından İngiliz Dili ve Edebiyatı kürsününü kurmak üzere profesör olarak atanmıştı. (1940) Onun da üniversite diploması yoktu. Amerikan Koleji mezunu idi.
Ahmet Hamdi Tanpınar ve Nihat Sami Banarlı en eski öğrencileri ve dostlarıdır. Münir Nurettin ile de arası çok iyiydi.
Meşrutiyette, siyasilere, İttihat ve Terakki hükümeti bakanlarına uzak değildi. Ama siyasetin içinde değildi.
SavaşIn sonuna doğru Talat Paşaya söylediği birkaç söz dışında iktidarla bir sorunu olmadı. Bu sözler de savaşın akıbeti ile ilgili idi. Sadece endişelerini dile getirmişti.
LOZAN HEYETİNDE BASIN MÜŞAVİRİ
Lozan müzakerelerini Heyeti murahhasa yürüttü. ( müzakere ve imzaya yetkili TBMM heyeti) Bu heyete danışmanlık hizmeti verecek geniş bir istişari heyet olduğunu bilmemiz gerekir. Bu heyete heyeti müşavere deniliyordu.
Müzakere masasına 200 yıllık Şark meselesini nihai çözüme ulaştırmak için oturulmuştu.
Önemli bir nokta daha vardı. Heyete TBMM Hükümeti tarafından siyasi veçhe verilmişti. Belge 14 maddeden oluşuyordu. Mustafa Kemal Paşa (TBMM Başkanı) ve Rauf Orbay (İcra Vekilleri Heyeti Başkanı) tarafından imzalanmıştı. Hangi konuda ılımlı hangi konuda tavizsiz olunması gerektiği maddeler halinde belirlenmişti. Heyet-i Murahhasa İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur, Hasan Saka’dan oluşuyordu.
Bu isimlerin yanı sıra, Münir Ertegün, Muhtar Çilli, Veli Bey, Zülfü Bey, Zekai Apaydın, Celal Bayar müşavir heyetteydiler.
Dr. Nihat Reşat Belger, Ali Fuat Türkgeldi, Cevat Açıkalın da heyete dahildiler.
Danışmanlar heyetinde Cavit Bey, Hayim Nahum Efendi, Tevfik Bıyıklıoğlu, Yusuf Hikmet Bayur, Tahir Taner, Şükrü Kaya, Pirinçcizade Fevzi Bey, Reşit Safvet Atabinen ve Robert Kolej’in Türk müdürü Hüseyin Pektaş da vardı.
Bu isimlerden bazıları milletvekili bazıları yüksek bürokrat idi.
Lozanda Yahya Kemal ve Ruşen Eşref Ünaydın basın müşaviri olarak bulundular. Bu iki isim anlamlı tercihlerdi.
Anlaşıldığı üzere, hukuki mali, idari konularda ve ekalliyetler meselesinde bilgi birikimi olan iyi yabancı dil bilen epey geniş bir müşavirler heyeti vardı.
Bu arada Ali Naci Karacan ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın da gazeteci sıfatıyla heyete katıldıklarını söyleyelim. Ali Naci: Akşam, Hüseyin Cahit: Tanin gazetesi namına Lozan’ı izlediler.
YAHYA KEMAL’İN DİPLOMATLIĞI
Yahya Kemal 1922 Bursa görüşmesinden sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa fırkasına iltihak etti. Ankara’ya davet edildi. Lozan delegasyonuna (heyet-i murahhasa) Ruşen Eşref Ünaydın ile birlikte basın müşaviri olarak katıldı.
Lozan müzakereleri devam ederken Birinci Meclis seçimlerin yenilenmesine karar verdi. Görüşmeler kesintiye uğradı. Delegasyon Nisan ayında görüşmelere devam etmek üzere geri döndü. Kesinti: 4 Şubat 1923, geri dönüş: 23 Nisan 1923.
Yahya Kemal, Müdafaa-ı Hukuk Birinci Grubunun lideri Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından aday gösterildi. Urfa’dan milletvekili seçildi.
Milletvekili ve komisyon üyesi olarak Fransız hükümetiyle yapılan Suriye sınırı görüşmelerinde dikkat çekici bir başarı gösterdi.
Bu diplomatik başarı cumhuriyetin kuruluş evresinde kendisinden Hariciye Vekaletinde yararlanılabileceği ( elçi olarak istihdam edilebileceği) kanaatinin doğmasına neden oldu.
Yahya Kemal, Fransa’da uzun süre bulunmuş, İttihatçılar tarafından Darülfünun profesörlüğüne atanmıştı. Batı ve Doğu kültürüne hakim, tanınmış bir şair olması Hariciye’de görev verilmesini kolaylaştırdı.
Bu arada bilinmesi gereken önemli bir nokta var. Cumhuriyet Osmanlı Hariciye Nezaretinin diplomatik kadrosunu büyük ölçüde devraldı. Buna kendi kadrolarını ekledi.

VARŞOVA ELÇİSİ
Yeni diplomatların çoğu milli kurtuluş savaşının elitleriydiler: Askerler de vardı. Siviller de. iki örnek: Kemalettin Sami Paşa (Berlin Sefiri) Vasıf Çınar (Prag Sefiri)
Birinci Dünya Savaşı Avrupa’nın siyasi coğrafyasını değiştirmiş, yeni devletler kurulmuştu. Polonya, Çekoslovakya, Avusturya, Macaristan, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı gibi.
Bu yeni Avrupa Devletlerine diplomatik temsilci atamak gerekiyordu.
Varşova’ya cumhurbaşkanı (reisicumhur) Mustafa Kemal Paşa’nın doktoru Dr. İbrahim Tali Öngören atanmıştı.
Dr. Öngören, Milli Mücadele’nin başından itibaren dış görevlerde bulunmuştu. Türkiye’ye dönmek ve dahili görev almak istiyordu. Milletvekili seçildi, Birinci Umum Müfeettişlik görevlerine getirildi.
Yahya Kemal’in ilk diplomatik görevi, Dr. Tali Bey’den boşalan Varşova elçiliği oldu. Varşova’da diplomatik misyonumuz orta elçilik düzeyindeydi. (Görev süresi: 14 Haziran 1926-14 Mart 1929)
Yahya Kemal, Varşova’da çok müspet etki bıraktı. Entelektüel nitelikleri hayranlık uyandırdı. Yeni Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etti.
Varşova kışlarının üzerinde yarattığı etkiyi “Kar musikileri” şiirinde hissetmek mümkündür. Bu şiiri yoğun kar yağışı altında Tanburi Cemil Bey’in bir plağını dinlerken yazmıştı. Tarih: 1927’dir.
İZMİR SUİKASTİ YARGILAMALARI KARŞISINDA YAHYA KEMAL
Yahya Kemal’in Varşova elçiliğine tayin edilmesinden hemen sonra Türkiye’de Gazi Paşa’ya suikast planı deşifre edildi.
1924’te kurulan Terakkiperver Parti lider kadrosu dahil bir çok muhalif tutuklandı. İdam cezasına çarptırılanlar oldu. Yazılanlardan anladığım kadarıyla Yahya Kemal Berlin Sefiri Kemalettin Sami Paşa’ya gitmiş, yargılamalardan endişe duyduğunu belirtmiş. Şöyle demiş: “Bu böyle gitmez. Siz idareyi ele alın. Ben sivil işleri hallederim.” Gerçekten böyle bir olay olmuşsa bu Yahya Kemal’in siyasetten hiç anlamadığını gösteren iyi bir karinedir. Açıklanması zor tuhaf bir düşünce doğrusu.
Kemalettin Sami Paşa, Yahya Kemal’in düşüncelerini ciddiye almadığından başından savmış. Fakat olayı Hariciye Vekaletine rapor etmeyi de ihmal etmemiş. Bunun üzerine Yahya Kemal Atatürk’ün kendisini cezaladırmasından çok korkmuş. Vehimli bir insan Yahya Kemal. Çocukluğundan beri ürkek bir yaradılışı var. Korkması normal. Atatürk, Yahya Kemal’i görevden almadığına ve sonra Madrit’e sefir olarak gönderdiğine göre olayı herhalde önemsememiş olmalı.
Ama bana göre bu olay Yahya Kemal’in kişiliğini anlamak bakımından önemli.
KARADENİZ VAPURU’NUN DANZİG LİMANINDA YAHYA KEMAL TARAFINDAN KARŞILANMASI
Karadeniz Vapuru’nun bütün Avrupa limanlarını dolaşması Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncesidir. Karadeniz vapuru, 12 Haziran1926-8 Eylül 1926 tarihleri arasında 12 ülke ve 16 liman şehrini ziyaret etti. Vapur Haliç tersanelerinde beyaza boyandı ve içi ticari ve kültürel ürünler sergileyecek bir fuar alanına dönüştürüldü. 86 gün süren yolculuk Galata Rıhtımından başladı. Yine aynı yerde son buldu. Gemi, Barselona, Le Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg , Stockholm,Helsinki, Leningrad, Danzig, Kopenhag, Anvers limanlarına uğrayarak geri döndü.
Uğranılan limanlardan biri Yahya Kemal’in elçilik ile görevlendirildiği Polonya’nın Danzig limanı idi.
Türkiye elçisi Yahya Kemal Danzig’e gitti. Ülkesinden gelenleri karşıladı. Temsilciler arasında Şekerci Ali Muhittin Hacı Bekir mümessili bile vardı. Türk lokumu Türk kahvesi eşliğinde misafirlere ikram ediliyordu.
Gemide Gazeteci- yazar Vala Nurettin Bey de vardı. Rusça bildiği için görevli kadroya dahil edilmişti. Va Nu Bey, Nazım Hikmet ve Şevket Süreyya birlikte Moskova Emekçi Halklar Üniversitesinde öğrenim görmüşlerdi. (1921-1924)
Gemi, Leningrad’a gittiğinde Nazımla görüştü. Nazım 1925 TKP tevkifatı nedeniyle (kaçarak) Rusya’ya geri dönmüştü.
Yahya Kemal, Va-Nu Bey’i İspanya elçiliği sırasında Madrite davet edecek ve orada bir ay konuk edecektir. Va-Nu Bey’in Yahya Kemal ile dostluğu mütareke dönemine kadar geri gider.
İspanya’ya gittiğinde Yahya Kemal misafirini şahsen gezdirdi. Toledo ve Escurial şatolarına dahi götürdü.
Yahya Kemal’in Varşova elçiliği temsili yönden iyi geçmiştir.Orada çok iyi ilişkiler kurdu. Polonya ve Türkiye Birinci Dünya Savaşından sonra yeni kurulmuş cumhuriyetlerdi.
MADRİD ELÇİLİĞİ
Yahya Kemal’in uzun kışlarıyla yorulduğu ama edebi açıdan verimli geçen Varşova elçiliğinden sonra Cumhuriyet hükümeti şairi, Madrid’te görevlendirir. Elçi olarak. Bir süre sonra uhdesine Lizbon temsilciliğimizde verilir.
Yahya Kemal için İspanya günleri fevkalade keyifli geçmiştir. Ama elçilik görevi açısından aynı şeyleri söylemek pek kolay değil.
İspanya Krallığının başında XIII. Alfonso bulunmaktadır.
Şairimiz, hoş sohbeti, geniş kültürü ile İspanyol aristokrasisinin en gözde diplomatı olur.
Fakat İspanya’da monarşi karşıtı cumhuriyetçi güçler vardır. 1931’de kral tahttan feragat ederek yurtdışına çıkmak zorunda kalır.
Krala sempati duyan , monarşi yanlısı diplomatlar Madrit’ten ayrılırlar. Başkenti terk edip başka şehirlere giderler ve gelişmeleri izlemeye başlarlar. Cumhuriyetçileri desteklemezler.
Yahya Kemal T.C.’nin elçisi olarak cumhuriyetçilere karşı imiş gibi bir izlenim yaratır. Atatürk Yahya Kemal’in bu siyasetsizliğine çok öfkelenir. Cumhuriyetin temsilcisi “cumhuriyetçileri karşılamalıydı” der.
Elçimiz Yahya Kemal, İspanya sefareti görevinden azledilerek merkeze çağrılır.
Fakat o tedavi olmak üzere Paris’e gideceğinden söz eden bir mazeret mektubu gönderir.
Bu tutum, mazul Madrit Elçimizin, Türk hariciyesi ve reisicumhurun iradesini hiçe sayması anlamına gelir.
Türk elçisi İspanya ile ilgili düzenli raporlar göndermek yerine, Endülüs medeniyeti ile ilgilenmekte, Gırnata’da, Kurtuba’da dolaşmakta etnolojik incelemeler yapmakta ve eğlenmeyi ihmal etmemektedir.
Flamenko dansları izlemekte, Endülüs’te raks (zil, şal ve gül) şiirinin altyapısını oluşturmakla meşgul olmaktadır.
Madrit elçiliğinden azledildikten sonra epey bir süre açıkta kalır.
Romanya’da büyükelçi olarak bulunan Hamdullah Suphi Bey’in yanına gider. Ona sığınır aslında. Hariciye’ye karşı himaye beklemektedir. Epey bir süre Avrupa’da kişisel bağları sayesinde gezip dolaştıktan sonra Hamdullah Suphi ve Yakup Kadri’nin tavassutu ile Atatürk tarafından bağışlanır. Her iki yazar da Avrupa’da elçilik görevi yapmaktadırlar. Yahya Kemal affedilir ama, Hariciye görevine verilmez. Milletvekili seçilmesi sağlanır.

KARAÇİ’DE BÜYÜKELÇİLİK
1946 milletvekili seçimlerinde İstanbul’u Demokrat Parti kazandı. Yahya Kemal CHP’nin adayı idi. Seçilemedi. İstanbul’da Karabekir, Cebesoy listede onun önüne konulmuştu. Onlar meclise girdi. Yahya Kemal giremedi. Halbuki parti yöneticileri ona milletvekilliği taahhüt etmişlerdi. CHP yöneticileri ona karşı mahcup oldular.
Telafi için Başbakan Recep Peker ve Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak Karaçi büyükelçiliğini önerdiler. Pakistan, Hindistan’dan ayrılarak yeni kurulmuştu. Bu yeni devletle diplomatik teması sağlayacak tanınmış bir sima aranıyordu. Yanya Kemal uygun bir profildi.
Yahya Kemal için Varşova’da olduğu gibi Türk misyonunu kurma sorumluluğu doğdu.
Pakistan nezdine gönderilen bütün büyükelçiler şehrin en iyi otelinin odalarına yerleşmişlerdi. Her bir büyükelçilik için birkaç oda tahsis edilerek geçici bir çözüm bulunmuştu. Türk büyükelçisi için de durum aynıydı.
Pakistan’ın kurucu devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah ile çok iyi ilişkiler kurdu. İki ülke arasında milli mücadele yıllarına dayanan tarihi bir dostuk ilişkisi vardı.
Karaçi büyükelçiliği görevine başlamasından birkaç hafta sonra Dışişleri Bakanlığı personel dairesinden bir evrak kendisine ulaştı. 65 yaşını doldurduğu için yaş haddinden (re’sen) emekliye sevk edileceği haber veriliyordu. Bakanlık, nüfus kayıtlarına dayanarak bu kararı vermişti.
Oysa o, Rumi takvime göre 63 yaşında olduğunu düşünüyordu. Rumi takvimle doğum tarihi 1300 idi.
Bir süre bakanlık ile tartıştı. Dilekçeler verdi. Bakanlık müracaatını reddetti. Orta elçi kıdemi ile emekliye sevk edildi. Yahya Kemal’in Pakistan Büyükelçiliği bir yıldan az sürdü. 4 Mart 1948-27 Aralık 1948. 1949 yılı başında emekli oldu.
Bundan sonraki hayatı-malum olduğu üzere- Park Otel numara 165’te geçer. Hayatının son dokuz yılını bir otel odasında geçirdi.
Diplomat Yahya Kemal’i değerlendirmek gerekirse, Varşova Elçiliğinde son derece gayretliydi. Madrit’te ise siyasi karışıklık ortamını iyi tahlil edememişti. İspanya’daki siyasi dönüşümü kavrayamamıştı.

Bu nedenle kral yanlısı bir diplomat izlenimi vererek Türk hariciyesinin ve Atatürk’ün tepkisini çekmişti. Merkeze çağrıldı. “hariciye mesleğinin usullerine uymadığı için istifa etmiş sayıldı, azledildi.”
İspanya elçiliği diplomatik olarak başarısız edebi açıdan çok verimli geçmiştir. Ortaya çıkan ürünler (şiirler) bunu gösteriyor.
Karaçi’ye büyükelçi olarak atanmasını CHP iktidarının şaire bir jesti olarak yorumlamak doğru olur. Hariciyenin en yüksek dereceli memuriyeti olan büyükelçi unvanı ile emekliliğini sağlamak içindir.
MİLLETVEKİLİ OLARAK YAHYA KEMAL
Yahya Kemal, TBMM’nin ikinci döneminde Urfa’dan milletvekili seçildi. (1923)
1926’da istifa ederek diplomasiye geçti. Madrit’teki tutumu nedeniyle azledildi.
Atatürk tarafından bağışlanarak TBMM üyesi seçilmesi sağlandı. Parlamento üyeliği Milli Şef (İnönü) zamanında da devam etti.
İnönü cumhurbaşkanı seçildikten sonra, bir çok edebiyat, sanat adamı ve öğretim üyesinin milletvekili seçilmesini sağladı. Örneğin Tanpınar, Reşat Nuri, Falih Rıfkı, Tahsin Bekir Balta gibi.
Yahya Kemal 1934’ten 1946 yılına kadar TBMM üyeliğine devam etti. Fakat aktif bir parlamento hayatı olmadı. 1934-1935 (Yozgat) 1935-1943 (iki dönem Tekirdağ) 1943-1946 istanbul milletvekilliği yaptı.
Genel kurul çalışmalarından ziyade, maarif ve dışişleri komisyonlarının çalışmalarına katıldı.
1946’da aday gösterildiği İstanbul’dan milletvekili seçilemedi.
BİR KAÇ KAYNAK SÖYLEMEK GEREKİRSE
Yahya Kemal ‘in diplomasi yönüyle ilgili birkaç kaynak söylemek gerekirse, bunların başında, rahmetli büyükelçi Bilal Şimşir’in Bizim Diplomatlar kitabı ve Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Elçiliği ve Büyükelçiliği makalesi öncelikle anılmalıdır. Beşir Ayvazoğlu’nun Yahya Kemal’in Bir Siyasetçi Olarak Portresi, Nezahat Özcan’ın Yahya Kemal Beyatlı’nın elçilik yılları ve diğer resmi vazifeleri başlıklı makaleleri de okunmalıdır.
MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN HEP KORKMASI
Yahya Kemal, Mütarekede İstanbul’da kaldı. Darülfünundaki görevine devam etti. Anadolu hareketini meşru görüyordu. Düşüncelerini Dergah Dergisinde yayınlıyordu. Fakat konfor alanından çıkmak ve risk almak istemiyordu.
Anadolu’ya geçme çağrısına sağlık sorunlarını mazeret göstererek icabet etmedi. Not: gerçekten de her zaman sağlık sorunları olmuştu. İstanbul’un aydınları davet üzerine bir yolunu bulup Anadoluya geçerken, Yahya Kemal Sofya’ya kaplıca tedavisine gitti.
Milli kurtuluş savaşımızı yazılarıyla desteklemeye devam etti. Anadoluya geçmedi. Davet savaşın en kritik evresinde gerçekleşmişti. (Büyük Yunan saldırısı: Eskişehir-Kütahya savaşları)
Bu nedenle Gazi Paşa’nın gazabına uğramaktan korkuyordu.
Zaferden sonra, Gazi’ye fahri doktora verilmesine ve bir Darülfünun heyeti ile Bursa’ya nezdine gidilmesine hararetle öncülük etti. Bu aşırı istekliliğin arkasında bence korku vardı.
Fakat korktuğu şey başına gelmedi. Hüsnü kabul gördü. Kusuru yüzüne vurulmadı. Başkomutan bu nakısayı gündeme bile getirmedi. Bu Atatürk’ün büyüklüğüdür.
Yahya Kemal meşrutiyette nasıl İttihat ve Terakki eliti içinde yer almışsa Cumhuriyette de, Mustafa Kemal Paşa ve Halk Fırkası saflarında yer aldı.
Atatürk onu milletvekili ve sefir yaptı. Siyaseten bir inkılapçı değil imtidadçı idi. (evrimci, yavaş yavaş gelişmeden yana demek) Reformlara karşı değildi. İnkılabın şiddetine-değişimin hızına karşıydı. Ama bunu açıkça telaffuz etmekten kaçınıyordu.
Gösterdiği büyük sanat performansı CHP önderliğinin onun Osmanlı ile kurduğu duygusal bağı görmezden gelmesinin nedenidir. Bence Hamdullah Suphi ve Fuat Köprülü de bu gruba dahil edilebilir.
Bu üç isim İnkılaba dair muhalefetlerini pek belli etmeden inkılabın içinde yer aldılar. Ama muhafazar- sağ kanatta.
Büyük Atatürk’ün vefatından sonra hepsi-az çok-aleyhinde konuştular.
Yahya Kemal, meşrutiyette İttihatçılara yakın gazete ve dergilerde yazmıştı. Cumhuriyet devriminden sonra Halk Fırkasının resmi yayın organlarında makaleler yayınladı. Köşe yazıları yazdı. Ama doğrudan iktidar yapısını kurcalayan bir tutum takınmadı.
Bu politik tavrı, tek parti seçkinlerinin içinde yer almasını sağlayan temel etmendir.
Siyasetin içinde ama aktif bir siyasetçi olmayarak Atatürk ve İnönü devri seçkinleri içinde daima yerini korudu.






Çok Okunanlar
Er gaziler 20 gün sonra gelen MSB heyetine böyle isyan etti
YENİ Parti'nin yer aldığı ankette şaşırtan sonuç
Dünya ticaretinin haritası yeniden çiziliyor
Eren Ali Bingöl'ün AKP'ye geçişi sonrası Kaftancıoğlu'ndan sert tepki
Kulislerdeki iddia doğrulandı
ROK hakkındaki 'gizli tanık' iddiaları sonrası eşinden olay paylaşımlar
Galatasaray, RAMS Park'ta Rennes'i ağırlıyor
Düşünsel iklimin çöküşü ve aydın sorumluluğu
Cem Küçük'ün Whatsapp mesajlarında 'İBB'ye kayyum toplantısı' çıktı!
Yıldız futbolcudan kuryeye büyük jest