Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,8058
Dolar
Arrow
47,5055
İngiliz Sterlini
Arrow
64,0519
Altın
Arrow
6272,7743
BIST
Arrow
13.458

Yahya Kemal: Diplomat ve milletvekili

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

YAHYA   KEMAL   MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN AYAKLARINA  KAPANDI MI? 

Falih Rıfkı Atay, yayınladığı bir  makalede  Yahya Kemal’i  tahfif eden ifadeler kullanmıştı. Dünya Gazetesi’nin   2 Mayıs 1965 tarihli sayısında.   Benzer  ifadeleri Mina Urgan’ın hatıralarında da  görmek  mümkündür. Mina Urgan  Falih Rıfkı’nın üvey kızıdır.   Falih Rıfkı’nın  cümleleri aynen şöyle: Ben yere  kapanarak Atatürk’ün ayağını  öpen tek   adam  hatırlarım: Yahya Kemal! Bursa’da ilk  rastlayışında öpmüştür. 

Falih Rıfkı’nın  Yahya Kemal’in  bu hareketini, Milli mücadelenin en kritik döneminde kendisine  Anadolu’ya geçmesi için gönderilen para ile Bulgaristan’a kaçmasını affettirmek için yaptığın öne sürer. Bu sırada ordu  Eskisehir-Kütahya Savaşlarında  dağılmanın eşiğinden dönmüştür. Yahya Kemal  ise  kaplıca tedavisi  bahanesiyle Sofya’ya   gitmiştir. 

Ben olayın  “ayaklarına  kapanma” şeklinde    gerçekleştiğini   tahmin etmiyorum ama,  şair’in  Atatürk’ten hep çekindiğini  (isterseniz korktuğunu)   söyleyebilirim.  Yahya Kemal’i    otorite (egemen)   karşısında aşırı eğilerek selamlama tutumunu bir çok fotoğrafta  gözlemledim.   Özellikle diplomat olarak güven mektuplarını  sunarken  böyle davranıyor.  Fotoğrafları  incelemenizi tavsiye ederim.  

İTTİHATÇILARLA  İLİŞKİLERİ-DARÜLFÜNUN  HOCALIĞI 

Paris’te Jön Türklük günlerinde tarih, edebiyat ve siyaset  çevreleri ile yakın temas halinde idi. Ahmet Rıza, Dr.  Nazım, Prens  Sabahattin  gibi.  (1903-1912) 

 Üniversitede    okuyan  veya ihtisas yapan   öğrencilerle  aynı ortamı   paylaşıyordu. Dr. Tevfik Rüştü Aras,  Dr.  Nihat Reşat Belger  bu isimler arasındadır. İkisi de  doktordu. Uzmanlık eğitimi  alıyorlardı. 

Yahya  Kemal,  meşrutiyetten itibaren siyasi çevrelerin içinde bulundu. Siyasetin   çatışma ve rekabet   yönü onu  aktif  siyaset adamı olmaktan alıkoydu.    

İlgisi,   tarih ve kültür konularına kaydı.  Hiç   bir zaman aktivist bir  Jön Türk  olmadı. 

Sorbonne’da  siyaset bilimi  okudu. Sınavlarda başarılı  olamadı. Edebiyata  yöneldi. Sonuçta   hiç bir alanda diploma  alamadan  geri döndü.  Arkadaşı Abdülhak  Şinasi Hisar da öyledir. Bu  bana biraz tuhaf  geliyor. 

Ama birikimi ile   dikkat  çekti. Ziya Gökalp  sayesinde Darülfünun  profesörü oldu. Gökalp de  Baytar Mektebine (Veteriner Fakültesi)   devam etmiş,  bitirmemiş  ya da bitirememişti. Hocalık yönü çok takdir ediliyordu.  Hatırlatayım:  Halide Edip de  İnönü  tarafından İngiliz   Dili ve Edebiyatı  kürsününü kurmak üzere  profesör olarak  atanmıştı. (1940) Onun da üniversite diploması  yoktu. Amerikan Koleji mezunu  idi. 

Ahmet Hamdi Tanpınar  ve Nihat Sami Banarlı en eski öğrencileri  ve dostlarıdır. Münir Nurettin ile de arası çok iyiydi. 

Meşrutiyette, siyasilere, İttihat ve   Terakki  hükümeti  bakanlarına  uzak değildi. Ama siyasetin  içinde  değildi. 

SavaşIn  sonuna doğru Talat Paşaya söylediği    birkaç söz dışında  iktidarla  bir  sorunu olmadı.  Bu sözler de savaşın akıbeti ile ilgili idi. Sadece endişelerini  dile getirmişti. 

LOZAN HEYETİNDE   BASIN MÜŞAVİRİ    

Lozan müzakerelerini   Heyeti murahhasa  yürüttü.   ( müzakere ve imzaya    yetkili TBMM  heyeti) Bu heyete  danışmanlık  hizmeti verecek geniş bir   istişari heyet  olduğunu   bilmemiz  gerekir.  Bu heyete   heyeti müşavere  deniliyordu.  

Müzakere  masasına 200  yıllık Şark meselesini   nihai çözüme ulaştırmak için  oturulmuştu. 

Önemli bir nokta  daha vardı. Heyete TBMM  Hükümeti tarafından   siyasi  veçhe verilmişti. Belge 14 maddeden  oluşuyordu. Mustafa Kemal Paşa (TBMM Başkanı)  ve Rauf Orbay (İcra Vekilleri Heyeti Başkanı)  tarafından imzalanmıştı. Hangi konuda ılımlı  hangi konuda  tavizsiz olunması  gerektiği maddeler  halinde   belirlenmişti. Heyet-i Murahhasa  İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur, Hasan  Saka’dan oluşuyordu. 

Bu isimlerin  yanı sıra,  Münir Ertegün, Muhtar Çilli, Veli Bey, Zülfü Bey, Zekai Apaydın, Celal Bayar  müşavir  heyetteydiler. 

Dr. Nihat Reşat Belger, Ali Fuat Türkgeldi, Cevat Açıkalın da heyete dahildiler.  

Danışmanlar  heyetinde Cavit Bey, Hayim Nahum Efendi, Tevfik Bıyıklıoğlu, Yusuf  Hikmet Bayur, Tahir Taner, Şükrü  Kaya,  Pirinçcizade Fevzi Bey, Reşit Safvet  Atabinen ve Robert Kolej’in  Türk müdürü   Hüseyin Pektaş da  vardı.

Bu isimlerden bazıları  milletvekili  bazıları  yüksek  bürokrat idi. 

Lozanda  Yahya Kemal  ve  Ruşen Eşref Ünaydın basın  müşaviri  olarak  bulundular. Bu iki isim anlamlı  tercihlerdi. 

Anlaşıldığı üzere, hukuki mali,  idari  konularda ve  ekalliyetler meselesinde  bilgi birikimi olan iyi  yabancı dil bilen  epey geniş bir müşavirler    heyeti vardı. 

 Bu arada Ali Naci Karacan  ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın  da  gazeteci sıfatıyla heyete  katıldıklarını  söyleyelim. Ali Naci: Akşam, Hüseyin Cahit: Tanin gazetesi namına Lozan’ı izlediler. 

YAHYA KEMAL’İN DİPLOMATLIĞI 

Yahya Kemal  1922 Bursa görüşmesinden  sonra Gazi  Mustafa Kemal Paşa   fırkasına iltihak etti. Ankara’ya davet edildi. Lozan delegasyonuna (heyet-i murahhasa)    Ruşen Eşref Ünaydın ile birlikte basın müşaviri olarak katıldı. 

Lozan müzakereleri devam ederken  Birinci Meclis  seçimlerin  yenilenmesine karar verdi.  Görüşmeler  kesintiye uğradı. Delegasyon  Nisan ayında  görüşmelere  devam etmek üzere  geri döndü. Kesinti: 4 Şubat  1923,   geri dönüş: 23 Nisan 1923. 

Yahya Kemal,  Müdafaa-ı Hukuk  Birinci Grubunun  lideri  Gazi Mustafa Kemal Paşa  tarafından  aday gösterildi. Urfa’dan   milletvekili  seçildi. 

Milletvekili ve   komisyon üyesi olarak  Fransız  hükümetiyle yapılan   Suriye sınırı görüşmelerinde dikkat  çekici bir  başarı gösterdi. 

Bu diplomatik  başarı  cumhuriyetin kuruluş evresinde  kendisinden    Hariciye Vekaletinde yararlanılabileceği ( elçi olarak istihdam edilebileceği)    kanaatinin  doğmasına  neden  oldu. 

 Yahya Kemal, Fransa’da uzun süre bulunmuş,  İttihatçılar tarafından  Darülfünun   profesörlüğüne  atanmıştı.  Batı  ve  Doğu kültürüne hakim, tanınmış  bir şair olması Hariciye’de    görev   verilmesini   kolaylaştırdı. 

Bu arada  bilinmesi gereken önemli bir  nokta var. Cumhuriyet Osmanlı Hariciye Nezaretinin diplomatik kadrosunu  büyük ölçüde   devraldı. Buna kendi kadrolarını ekledi. 

 VARŞOVA ELÇİSİ 

Yeni diplomatların  çoğu milli kurtuluş savaşının  elitleriydiler:  Askerler de vardı. Siviller de.  iki örnek:  Kemalettin  Sami  Paşa (Berlin Sefiri)  Vasıf Çınar (Prag Sefiri) 

Birinci Dünya Savaşı  Avrupa’nın siyasi  coğrafyasını  değiştirmiş, yeni devletler kurulmuştu. Polonya, Çekoslovakya, Avusturya,  Macaristan, Sırp-Hırvat-Sloven  Krallığı gibi. 

Bu yeni Avrupa Devletlerine   diplomatik temsilci atamak gerekiyordu. 

Varşova’ya  cumhurbaşkanı (reisicumhur)   Mustafa Kemal Paşa’nın  doktoru Dr. İbrahim Tali Öngören   atanmıştı.  

Dr. Öngören,  Milli Mücadele’nin  başından itibaren  dış görevlerde bulunmuştu.  Türkiye’ye dönmek ve  dahili görev almak istiyordu. Milletvekili  seçildi,    Birinci Umum Müfeettişlik görevlerine getirildi. 

Yahya Kemal’in  ilk diplomatik görevi, Dr. Tali Bey’den  boşalan  Varşova elçiliği oldu. Varşova’da diplomatik misyonumuz  orta elçilik   düzeyindeydi.  (Görev süresi: 14 Haziran 1926-14 Mart 1929) 

Yahya Kemal, Varşova’da çok müspet    etki bıraktı. Entelektüel nitelikleri   hayranlık uyandırdı. Yeni Türkiye’yi en iyi şekilde   temsil etti. 

Varşova kışlarının  üzerinde yarattığı etkiyi    “Kar musikileri” şiirinde     hissetmek mümkündür. Bu şiiri yoğun kar   yağışı altında Tanburi Cemil Bey’in bir plağını  dinlerken  yazmıştı.    Tarih: 1927’dir.  

İZMİR SUİKASTİ   YARGILAMALARI  KARŞISINDA  YAHYA KEMAL 

Yahya Kemal’in Varşova  elçiliğine tayin edilmesinden  hemen  sonra Türkiye’de Gazi Paşa’ya suikast planı deşifre edildi. 

1924’te kurulan  Terakkiperver Parti   lider kadrosu dahil  bir çok muhalif tutuklandı.   İdam cezasına çarptırılanlar oldu.  Yazılanlardan   anladığım  kadarıyla Yahya Kemal  Berlin Sefiri  Kemalettin Sami Paşa’ya gitmiş,   yargılamalardan  endişe duyduğunu  belirtmiş. Şöyle  demiş:   “Bu böyle gitmez. Siz idareyi ele alın. Ben sivil işleri  hallederim.”  Gerçekten  böyle bir olay olmuşsa bu  Yahya Kemal’in siyasetten  hiç anlamadığını  gösteren  iyi  bir karinedir. Açıklanması   zor  tuhaf bir düşünce doğrusu. 

Kemalettin Sami  Paşa,  Yahya Kemal’in düşüncelerini ciddiye almadığından  başından savmış.  Fakat  olayı Hariciye Vekaletine   rapor etmeyi   de  ihmal etmemiş. Bunun üzerine Yahya Kemal Atatürk’ün kendisini  cezaladırmasından  çok korkmuş.  Vehimli bir insan  Yahya Kemal. Çocukluğundan  beri ürkek bir  yaradılışı var. Korkması  normal.   Atatürk,  Yahya Kemal’i görevden almadığına ve sonra Madrit’e sefir olarak  gönderdiğine göre olayı herhalde önemsememiş olmalı. 

Ama bana göre bu olay Yahya Kemal’in   kişiliğini anlamak bakımından  önemli. 

KARADENİZ VAPURU’NUN  DANZİG LİMANINDA   YAHYA KEMAL   TARAFINDAN  KARŞILANMASI 

Karadeniz Vapuru’nun  bütün Avrupa  limanlarını dolaşması Cumhurbaşkanı  Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın    düşüncesidir.    Karadeniz vapuru,  12 Haziran1926-8 Eylül 1926  tarihleri arasında 12 ülke ve 16  liman  şehrini    ziyaret etti. Vapur  Haliç tersanelerinde beyaza boyandı ve  içi ticari  ve kültürel ürünler   sergileyecek bir fuar alanına dönüştürüldü.  86 gün   süren  yolculuk Galata Rıhtımından başladı. Yine  aynı yerde  son buldu. Gemi, Barselona, Le Havre,  Londra, Amsterdam, Hamburg , Stockholm,Helsinki, Leningrad, Danzig, Kopenhag, Anvers  limanlarına  uğrayarak geri döndü. 

Uğranılan limanlardan biri  Yahya Kemal’in   elçilik ile  görevlendirildiği Polonya’nın Danzig limanı  idi. 

Türkiye  elçisi Yahya Kemal   Danzig’e gitti.  Ülkesinden gelenleri karşıladı. Temsilciler arasında  Şekerci  Ali Muhittin Hacı Bekir  mümessili  bile vardı.  Türk lokumu  Türk    kahvesi eşliğinde  misafirlere  ikram ediliyordu. 

Gemide  Gazeteci- yazar Vala   Nurettin Bey de vardı. Rusça bildiği için  görevli kadroya  dahil edilmişti. Va Nu Bey, Nazım  Hikmet ve Şevket Süreyya   birlikte   Moskova Emekçi Halklar Üniversitesinde  öğrenim görmüşlerdi. (1921-1924) 

 Gemi, Leningrad’a gittiğinde  Nazımla görüştü.  Nazım 1925 TKP   tevkifatı  nedeniyle (kaçarak)   Rusya’ya geri dönmüştü.

Yahya Kemal,  Va-Nu Bey’i  İspanya   elçiliği  sırasında Madrite davet edecek ve orada bir ay konuk edecektir. Va-Nu Bey’in Yahya Kemal ile dostluğu  mütareke dönemine kadar  geri gider.

İspanya’ya gittiğinde  Yahya Kemal   misafirini şahsen gezdirdi. Toledo ve Escurial  şatolarına dahi götürdü.  

Yahya Kemal’in  Varşova elçiliği   temsili yönden iyi geçmiştir.Orada çok iyi  ilişkiler  kurdu.  Polonya  ve Türkiye Birinci Dünya Savaşından sonra   yeni  kurulmuş cumhuriyetlerdi.

MADRİD ELÇİLİĞİ 

Yahya Kemal’in uzun kışlarıyla yorulduğu ama edebi açıdan verimli geçen Varşova  elçiliğinden  sonra Cumhuriyet hükümeti şairi, Madrid’te görevlendirir. Elçi olarak. Bir süre sonra uhdesine Lizbon temsilciliğimizde verilir. 

Yahya Kemal için İspanya  günleri  fevkalade keyifli geçmiştir. Ama elçilik görevi açısından  aynı şeyleri  söylemek  pek kolay değil. 

İspanya Krallığının  başında XIII. Alfonso  bulunmaktadır. 

Şairimiz, hoş  sohbeti, geniş kültürü ile İspanyol aristokrasisinin en gözde  diplomatı olur. 

Fakat İspanya’da monarşi  karşıtı  cumhuriyetçi  güçler vardır.  1931’de kral tahttan   feragat ederek  yurtdışına   çıkmak zorunda kalır. 

Krala sempati duyan , monarşi  yanlısı diplomatlar Madrit’ten ayrılırlar. Başkenti terk edip  başka şehirlere giderler  ve gelişmeleri izlemeye başlarlar. Cumhuriyetçileri desteklemezler. 

Yahya Kemal T.C.’nin  elçisi  olarak cumhuriyetçilere karşı imiş  gibi bir  izlenim yaratır.   Atatürk  Yahya Kemal’in bu siyasetsizliğine çok öfkelenir.  Cumhuriyetin temsilcisi   “cumhuriyetçileri karşılamalıydı”   der. 

Elçimiz  Yahya Kemal,   İspanya sefareti  görevinden  azledilerek  merkeze  çağrılır. 

Fakat o tedavi olmak üzere  Paris’e gideceğinden söz eden bir   mazeret  mektubu gönderir. 

Bu tutum, mazul  Madrit Elçimizin, Türk hariciyesi ve  reisicumhurun iradesini  hiçe sayması  anlamına  gelir. 

Türk elçisi    İspanya  ile ilgili  düzenli raporlar göndermek  yerine, Endülüs medeniyeti  ile ilgilenmekte,  Gırnata’da, Kurtuba’da   dolaşmakta etnolojik   incelemeler yapmakta  ve eğlenmeyi ihmal etmemektedir. 

Flamenko  dansları izlemekte, Endülüs’te raks (zil, şal ve gül)  şiirinin   altyapısını   oluşturmakla meşgul olmaktadır. 

Madrit elçiliğinden azledildikten sonra epey  bir süre  açıkta kalır. 

Romanya’da büyükelçi olarak  bulunan Hamdullah Suphi Bey’in yanına gider. Ona sığınır aslında.  Hariciye’ye karşı   himaye beklemektedir. Epey bir süre Avrupa’da kişisel bağları  sayesinde  gezip dolaştıktan  sonra  Hamdullah Suphi   ve Yakup Kadri’nin tavassutu ile Atatürk  tarafından  bağışlanır. Her iki yazar da Avrupa’da elçilik görevi yapmaktadırlar. Yahya Kemal affedilir ama, Hariciye görevine verilmez. Milletvekili   seçilmesi sağlanır. 

 KARAÇİ’DE BÜYÜKELÇİLİK 

1946 milletvekili  seçimlerinde  İstanbul’u   Demokrat Parti kazandı. Yahya Kemal  CHP’nin adayı idi.  Seçilemedi. İstanbul’da Karabekir, Cebesoy   listede onun  önüne konulmuştu.  Onlar   meclise girdi. Yahya Kemal giremedi. Halbuki   parti   yöneticileri ona milletvekilliği  taahhüt etmişlerdi.    CHP   yöneticileri ona karşı   mahcup oldular. 

Telafi için  Başbakan Recep Peker  ve  Dışişleri  Bakanı Necmettin Sadak   Karaçi büyükelçiliğini   önerdiler. Pakistan, Hindistan’dan  ayrılarak yeni kurulmuştu. Bu yeni devletle diplomatik teması sağlayacak    tanınmış bir   sima aranıyordu. Yanya Kemal   uygun bir profildi. 

Yahya Kemal  için Varşova’da olduğu gibi   Türk  misyonunu  kurma  sorumluluğu   doğdu. 

Pakistan nezdine gönderilen  bütün  büyükelçiler   şehrin en iyi otelinin  odalarına  yerleşmişlerdi. Her bir büyükelçilik için birkaç oda  tahsis edilerek  geçici bir çözüm bulunmuştu.  Türk  büyükelçisi için de durum aynıydı. 

Pakistan’ın kurucu devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah ile  çok iyi ilişkiler kurdu.  İki ülke arasında   milli  mücadele  yıllarına  dayanan tarihi  bir dostuk ilişkisi vardı. 

Karaçi  büyükelçiliği görevine başlamasından   birkaç  hafta sonra  Dışişleri Bakanlığı   personel  dairesinden  bir  evrak kendisine  ulaştı. 65  yaşını   doldurduğu için  yaş  haddinden  (re’sen) emekliye sevk edileceği haber veriliyordu. Bakanlık,   nüfus kayıtlarına   dayanarak bu  kararı vermişti. 

Oysa o,    Rumi   takvime  göre  63  yaşında olduğunu  düşünüyordu. Rumi   takvimle doğum tarihi  1300 idi.  

Bir süre  bakanlık  ile   tartıştı. Dilekçeler verdi.  Bakanlık  müracaatını   reddetti.  Orta elçi  kıdemi ile  emekliye sevk edildi.  Yahya Kemal’in Pakistan Büyükelçiliği bir yıldan az sürdü. 4 Mart 1948-27 Aralık 1948. 1949 yılı başında emekli oldu. 

Bundan sonraki   hayatı-malum olduğu üzere-  Park Otel   numara  165’te geçer. Hayatının   son   dokuz  yılını bir otel odasında geçirdi. 

Diplomat   Yahya  Kemal’i   değerlendirmek  gerekirse, Varşova Elçiliğinde  son derece gayretliydi.  Madrit’te ise siyasi karışıklık ortamını   iyi  tahlil edememişti. İspanya’daki  siyasi dönüşümü kavrayamamıştı. 

Bu nedenle  kral yanlısı  bir diplomat  izlenimi vererek Türk   hariciyesinin   ve Atatürk’ün tepkisini çekmişti.   Merkeze çağrıldı. “hariciye mesleğinin usullerine  uymadığı için   istifa etmiş  sayıldı, azledildi.” 

İspanya elçiliği  diplomatik olarak   başarısız edebi açıdan çok verimli geçmiştir. Ortaya çıkan    ürünler  (şiirler) bunu  gösteriyor. 

Karaçi’ye  büyükelçi olarak atanmasını CHP iktidarının    şaire  bir jesti olarak  yorumlamak doğru olur. Hariciyenin  en yüksek dereceli memuriyeti  olan büyükelçi  unvanı ile emekliliğini  sağlamak içindir. 

MİLLETVEKİLİ  OLARAK    YAHYA KEMAL 

Yahya  Kemal,  TBMM’nin ikinci döneminde Urfa’dan milletvekili  seçildi. (1923) 

1926’da istifa ederek   diplomasiye geçti.    Madrit’teki tutumu  nedeniyle azledildi. 

Atatürk tarafından   bağışlanarak TBMM üyesi   seçilmesi sağlandı. Parlamento üyeliği Milli Şef  (İnönü)   zamanında da devam etti. 

İnönü   cumhurbaşkanı  seçildikten sonra, bir çok edebiyat, sanat  adamı ve  öğretim üyesinin milletvekili seçilmesini sağladı. Örneğin Tanpınar,  Reşat Nuri, Falih Rıfkı, Tahsin Bekir Balta gibi.  

Yahya Kemal 1934’ten   1946 yılına kadar  TBMM  üyeliğine devam etti.  Fakat  aktif bir  parlamento hayatı olmadı. 1934-1935 (Yozgat)    1935-1943 (iki dönem Tekirdağ) 1943-1946 istanbul   milletvekilliği  yaptı.  

Genel kurul çalışmalarından ziyade, maarif   ve dışişleri komisyonlarının  çalışmalarına katıldı.  

1946’da  aday gösterildiği İstanbul’dan    milletvekili  seçilemedi.  

BİR KAÇ KAYNAK SÖYLEMEK GEREKİRSE 

Yahya Kemal ‘in diplomasi yönüyle ilgili  birkaç kaynak   söylemek gerekirse,    bunların  başında, rahmetli   büyükelçi  Bilal  Şimşir’in Bizim  Diplomatlar   kitabı ve  Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Elçiliği ve Büyükelçiliği  makalesi öncelikle  anılmalıdır.  Beşir Ayvazoğlu’nun  Yahya Kemal’in Bir Siyasetçi Olarak Portresi,   Nezahat Özcan’ın  Yahya   Kemal Beyatlı’nın   elçilik yılları ve diğer  resmi vazifeleri başlıklı makaleleri de okunmalıdır.   

MUSTAFA KEMAL  PAŞA’DAN HEP KORKMASI 

Yahya Kemal, Mütarekede  İstanbul’da kaldı. Darülfünundaki görevine devam etti. Anadolu  hareketini   meşru   görüyordu. Düşüncelerini Dergah Dergisinde yayınlıyordu. Fakat konfor alanından   çıkmak ve risk almak istemiyordu. 

Anadolu’ya geçme çağrısına sağlık sorunlarını mazeret göstererek   icabet etmedi. Not: gerçekten de   her zaman sağlık sorunları   olmuştu. İstanbul’un aydınları  davet üzerine bir yolunu   bulup  Anadoluya  geçerken, Yahya Kemal Sofya’ya kaplıca tedavisine gitti. 

Milli  kurtuluş   savaşımızı  yazılarıyla desteklemeye devam etti. Anadoluya geçmedi. Davet  savaşın en  kritik   evresinde gerçekleşmişti. (Büyük Yunan saldırısı: Eskişehir-Kütahya  savaşları) 

Bu nedenle Gazi Paşa’nın gazabına  uğramaktan korkuyordu. 

Zaferden sonra, Gazi’ye fahri doktora   verilmesine  ve    bir Darülfünun  heyeti ile  Bursa’ya nezdine gidilmesine  hararetle  öncülük  etti. Bu aşırı  istekliliğin  arkasında  bence korku   vardı. 

Fakat  korktuğu şey başına gelmedi. Hüsnü kabul gördü. Kusuru  yüzüne vurulmadı. Başkomutan  bu nakısayı gündeme   bile  getirmedi.  Bu Atatürk’ün büyüklüğüdür. 

Yahya Kemal   meşrutiyette  nasıl İttihat ve Terakki eliti içinde yer almışsa Cumhuriyette de, Mustafa Kemal Paşa ve Halk Fırkası saflarında yer aldı. 

Atatürk  onu   milletvekili ve sefir yaptı. Siyaseten bir inkılapçı değil   imtidadçı  idi. (evrimci,   yavaş  yavaş gelişmeden  yana demek) Reformlara karşı değildi. İnkılabın  şiddetine-değişimin   hızına karşıydı. Ama bunu  açıkça  telaffuz etmekten kaçınıyordu. 

 Gösterdiği büyük sanat performansı  CHP önderliğinin  onun  Osmanlı  ile kurduğu   duygusal  bağı görmezden   gelmesinin  nedenidir. Bence Hamdullah Suphi ve Fuat Köprülü de  bu gruba dahil edilebilir.

Bu üç isim  İnkılaba dair   muhalefetlerini    pek belli etmeden inkılabın  içinde  yer aldılar. Ama muhafazar- sağ kanatta. 

Büyük Atatürk’ün vefatından sonra hepsi-az çok-aleyhinde konuştular. 

Yahya Kemal, meşrutiyette İttihatçılara  yakın  gazete  ve  dergilerde yazmıştı. Cumhuriyet devriminden  sonra   Halk Fırkasının  resmi yayın organlarında   makaleler yayınladı. Köşe yazıları  yazdı.  Ama doğrudan iktidar  yapısını kurcalayan bir tutum takınmadı. 

Bu politik  tavrı, tek parti  seçkinlerinin   içinde  yer almasını   sağlayan temel  etmendir. 

Siyasetin  içinde ama aktif bir siyasetçi olmayarak Atatürk ve İnönü devri  seçkinleri  içinde  daima  yerini  korudu.