Euro
Arrow
55,6710
Dolar
Arrow
49,6887
İngiliz Sterlini
Arrow
66,4601
Altın
Arrow
6402,7357
BIST
Arrow
11.117
Anasayfa > Yazarlar > Sefa Taşkın > Çanakkale soygunu -1- Troya hazinesi nasıl kaçırıldı?

Çanakkale soygunu -1- Troya hazinesi nasıl kaçırıldı?

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 25.10.2026 06:00

TAŞ YERİNDE AĞIRDIR – 175

1915 yılında Osmanlı halkı Osmanlı ordusu, Mustafa Kemal’in de komutanları arasında olduğu, dünya tarihine geçen Çanakkale Savaşında, Çanakkale’de yedi düvele karşı durmuş, vatanını savunmuştu. 

Bu tarihten  42 yıl önce ise Çanakkale, bu kez sonradan bütün dünyada duyulacak bir soyguna sahne oldu.

(Troya Güney Kapısı ve Surları Rekonstrüksiyonu. Kaynak: Reddit)

***

“Taş Yerinde Ağırdır” başlığıyla yıllardır sürdürdüğümüz bu yazı dizisinde, Anadolu’nun topraklarından çıkarılıp dünyanın çeşitli müzelerine dağılan eserlerin izini sürüyoruz. 

Bergama’dan götürülenleri, başka kentlerden koparılanları anlatırken yolumuzun Troya’ya uğramaması düşünülemezdi. 

Çünkü 19. yüzyılda Anadolu’dan Avrupa’ya taşınan eski eserlerin belki de en çok bilinen, en tartışmalı öykülerinden biri burada yaşandı. 

Alman iş insanı Heinrich Schliemann (Haynrik Şiliman), eşsiz ozan Homeros’un ünlü destanı İliada’da anlattığı Troya’yı bulmak için geldi; vahşi kazılar yaptı, olağanüstü bir hazine buldu. 

Sonra o hazine Troya’dan kaçırıldı, Atina’ya, Berlin’e, oradan da savaşın ardından Moskova’ya kadar uzanan başka bir yolculuğa çıktı.

Bergama’nın Zeus Sunağı gibi ait olduğu topraklardan acımasızca söküldü, uzaklara götürüldü.

Bu kaçakçılık nasıl başladı?

 Osmanlı Devleti hazineleri geri almak için neler yaptı?

Troya’nın hazineleri bugün neden hâlâ Troya’da değil?

Belgelere dayanarak gelin bir bakalım!

(Alman Heinrich Schliemann-1870)

***

Heinrich Schliemann, 6 Ocak 1822’de Almanya’da doğdu.

Yoksul bir papazın oğlundan dünya çapında zengin bir tüccara dönüşen oldukça sıra dışı bir kişiydi. Olağanüstü bir dil öğrenme yeteneği vardı.

Daha küçük yaşlarda ticaret hayatına atıldı ve zamanla büyük bir servet sahibi oldu. 

Ancak onun asıl tutkusu ticaret değildi. Çocukluğundan beri hikâyelerini dinlediği, Antik Çağ’ın muhteşem ozanı Homeros’un anlattığı Troya’yı bulmanın hayalini kuruyordu.

İlyada ve Odysseia iki ölümsüz başyapıttı.

Okuyanın, hele çocukların belleğine kazınıyordu. 

Troya tutkusunu paylaşmadığını düşündüğü Rus eşiyle, üç çocukları olmasına rağmen yollarını ayırdı.

İkinci evliliğini ise Troya hayalini paylaşacak birini aradığı için Atina’da kendisinden oldukça genç olan, bir tüccarın kızı Yunan Sofya (Sophia) Engastromenos ile yaptı. Sophia, Troya kazılarında Schliemann'ın en yakın ortağı oldu.

***

( Frank Calvert ve ailesi-1866)

Servetini kazandıktan sonra Troya'yı bulma hırsına kapıldı. 1866-1868 yılları arasında Paris’te Eski Çağ tarihi ve arkeolojiyle ilgili dersler izledi. 

1869’de ABD vatandaşı oldu. Yunanistan’da; Homeros’un kahramanlarından Odysseus’un İthaka’sında, Agamemnon’un Mora yarımadasında ve Anadolu’da Priamos’un Troya’sında yaptığı araştırmaları konu alan çalışmasıyla Almanya’da Rostock Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı.

Artık parası, eğitimi ve yıllardır peşinden gittiği büyük bir amacı vardı:

Homeros’un Troya’sını bulmak.

Bu amaçla 1868 yılının Ağustos ayında Çanakkale’ye geldi.

Troya’yı önce Pınarbaşı Köyü yakınlarındaki Ballıdağ’da aradı. İki hafta süren araştırmalarından hiçbir sonuç alamadı.

Tam Atina’ya dönmek üzereyken hayatının yönünü değiştirecek bir kişiyle tanıştı:

Frank Calvert.

1830’lu yıllarda ailesiyle birlikte Malta’dan Çanakkale’ye gelen, burada Amerikan ve İngiliz Konsolosluğu yapan Frank Calvert, çevredeki Hisarlık Tepesi’nin bir bölümünün sahibiydi. (Ali Sönmez, Troya’da Bir Arkeolog ve Diplomat: Frank Calvert, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi.)

Bölgede 1863 yılından itibaren, bir bölümü kendi mülkiyetinde olan arazide, Osmanlı yönetiminden resmî izin aldığı kesin olarak bilinmeyen küçük çaplı kazılar yapıyor, Homeros'un Troya'sının burada bulunduğuna inanıyordu.

1865 yılında kendi yerlerinde yaptığı kazılarda Troya’nın ünlü Athena Tapınağı’nın kalıntılarını ortaya çıkarmıştı. Ancak kazılarını sürdürecek maddi olanaklardan yoksundu. Londra’dan, British Museum’dan istediği desteği de alamamıştı.

(Çanakkale-Hisarlık Tepesi-Troya harabeleri)

Alman Schliemann’ın parası, İngiliz Calvert’in ise yıllardır biriktirdiği bilgisi ve Hisarlık üzerindeki gözlemleri vardı.

Avrupa'nın iki büyük devletinden gelen bu iki kişi, Anadolu'nun tarihî mirası üzerinde yeni bir serüvene hazırlanıyordu. Sonunda yaşanacaklar, arkeolojik bir keşfin ötesinde, büyük bir kültürel yağmaya dönüşecekti.

Calvert, Homeros’un Troya’sının Hisarlık’ta aranması gerektiğine Schliemann’ı ikna etti.

Schliemann heyecanlanmıştı.

22 Ağustos 1868’de kız kardeşine yazdığı mektupta, gelecek yıl bütün Hisarlık Tepesi’ni kazmak ve orada Troya’nın kalesini bulmak istediğini söylüyordu.

***

(Schliemann'ın Hisarlık Tepesi'nde yaptığı vahşi kazılarda açtırdığı derin kazı alanı. 1870’ler.) 

Ancak önünde önemli bir engel vardı:

Kazı izni yoktu.

Buna rağmen sabırsızlandı ve 9 Nisan 1870’te Çanakkale yakınlarındaki Hisarlık’ta kazıya başladı. Çalışmalarını 19 Nisan’a kadar sürdürdü.

Osmanlı yönetimi bu izinsiz kazıdan rahatsız oldu.

Gerekli resmî izin ancak 29 Haziran 1871’de verildi. Schliemann izinli kazılarına aynı yılın 11 Ekim günü başladı.

Ama verilen iznin önemli koşulları vardı.

Bulunan eserlerin paylaşımı konusunda Schliemann’ın bazı hakları bulunmasına rağmen, yürürlükteki 1869 Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesi açık bir hüküm getiriyordu:

Bulunan eski eserler ülke dışına, başka devletlere götürülemeyecekti. 

Yani Schliemann’ın bulacağı eserleri Osmanlı toprakları dışına çıkarma hakkı yoktu. Karar sertti.

Ama Schliemann daha kazılara başladığı günlerden itibaren başka türlü davranacaktı.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Prof. Dr. Ali Sönmez’in Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak ortaya koyduğu bilgilere göre, Schliemann bulacağı değerli eserleri yurt dışına çıkarmayı, yani kaçırmayı daha önceden düşünmüştü. (Ali Sönmez, “Anadolu'dan Kaçırılan Miras: Troya Hazineleri” Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, Cilt 8, Sayı 21, Mart 2020, s. 12–40.)

Üstelik bu düşüncesinde yalnız değildi.

Kazıların ikinci sezonunda, 1872 yılında, ABD maslahatgüzarı ona herhangi bir altın ya da gümüş bulması halinde bunları cebine koymasını ve sessiz kalmasını öğütlemişti.

Yani buluntuları gizlemesini öğütlüyordu.

Anadolu soygununda yabancılar arasında dayanışma vardı.

Demek ki Anadolu topraklarında arkeolog, araştırmacı görünümünde dolaşan kimi yabancılar, buldukları tarihî eserleri böylece ceplerine atabiliyordu.

(19. yüzyılın sonlarında Schliemann’ın Troya kazılarından bir görsel. Hisarlık Tepesi'nde.)

***

Ve 1873 yılında Schliemann’ın beklediği büyük buluntu ortaya çıktı.

Altın, gümüş ve değerli eşyalardan oluşan bir hazineydi bu.

Schliemann buna “Priamos’un Hazinesi” adını verdi.

O, Homeros’un İlyada destanında anlatılan Troya’nın Kralı Priamos’un hazinesini bulduğuna inanıyordu.

Ama yanılıyordu.

Bugün biliyoruz ki hazinenin bulunduğu, ören yerinin “Troya II” denilen kazı katmanı, Troya Savaşı’nın varsayılan döneminden (muhtemelen MÖ 1200’lerden) yaklaşık bin yıl daha eskiydi. 

Dolayısıyla hazinenin Kral Priamos’a ait olması mümkün değildi.

Fakat bundan sonra yaşananlar, hazinenin kime ait olduğundan çok daha başka bir tartışmanın konusu olacaktı.

Çünkü Schliemann, yapması gerekeni yapmadı, bulduğu eserleri Osmanlı makamlarına teslim etmedi.

Tarihi değerlerin ülke dışına çıkarılmasının yasak olduğunu bile bile Atina’ya götürdü. Yani kaçırdı.

Prof. Dr. Ali Sönmez’in aktardığı Osmanlı soruşturma belgeleri, bunun nasıl gerçekleştirildiğini açıkça ortaya koyuyor. (Ali Sönmez, “Truva Hazinelerinin Peşinde Bir Hukuk Mücadelesi: Osmanlı Devleti ve Schliemann Davası”, OTAM, 29 (2011); BOA, MF.MKT. 18/147, 24 Temmuz 1874.)

Schliemann hazineyi Osmanlı topraklarından üç ayrı seferde çıkardı.

Kazı buluntularının bir bölümü 1873 yılının nisan başında, hazine ise mayıs sonunda Çanakkale-Kumkale yakınlarındaki Karanlık Liman’a kereste yüklemek üzere gelen Yunanlı kaptan Andrea’nın gemisiyle götürüldü.

Daha küçük ve kolay taşınabilen altın mücevherler ise kasalarda, Schliemann’ın ve yanındakilerin ceplerinde Kumkale İskelesi’nden Çanakkale Gümrüğü’ne getirildi.

Üstelik burada gerekli denetim yapılmadı.

Böylece hazine Osmanlı topraklarından çıkarıldı ve Atina’ya taşındı.

(Heinrich Schliemann'ın eşi Sophia, Troya'dan kaçırılan altın takılarla. 19. yüzyıl fotoğrafı.)

***

İşin daha da çarpıcı bir yanı vardı.

Schliemann, Osmanlı Devleti’nin, olay ortaya çıktığında anlaşmadan doğan hakkını arayacağını ve hazinenin kendisine düşen bölümünü isteyeceğini biliyordu.

1869 tarihli Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi, kazılarda bulunan eski eserler üzerinde özel mülkiyete izin veriyordu. Schliemann'a 29 Haziran 1871'de verilen özel kazı izniyle de bulacağı eserlerin yarısının kendisine, diğer yarısının Osmanlı Devleti'ne bırakılması kararlaştırılmıştı.

Ancak aynı nizamname, eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklıyordu. (Ali Sönmez, “Truva Hazinelerinin Peşinde Bir Hukuk Mücadelesi: Osmanlı Devleti ve Schliemann Davası”, OTAM, 29 (2011), s. 219 ve devamı. . “Belgelerle İlk Türk Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi”, Türk Tarih Kurumu, Belgeler, Cilt XXV, Sayı 29 (2004).) 

Yani Schliemann'ın hazinenin yarısına sahip olma hakkı vardı ama onu Osmanlı topraklarından çıkarma hakkı yoktu.

Bunu bilen Schliemann bir çözüm düşünmüştü:

Hazinenin sahtesini yaptırmak.

28 Haziran 1873’te Paris’te mali işlerini yürüten P. Beaurain’e yazdığı mektupta, Osmanlı Devleti’nin hazinedeki payını istemesi ihtimalinden duyduğu kaygıyı dile getiriyor ve böyle bir durumda vermek üzere güvenilir bir kişiye, uygun bir bedelle hazinenin sahtesinin yaptırılıp yaptırılamayacağını soruyordu.

Ancak Schliemann bir yandan hazineyi gizlice Atina’ya götürürken, öte yandan yaptığı büyük keşfin bütün dünyada bilinmesini de istiyordu.

Dünya çapında ünlü olmak istiyordu.

Troya’yı ve Priamos’un hazinesini o bulmuştu.

(Schliemann'ın kazılarından gelen, Troya’dan kaçırılan  259 eser, bugün Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde sergileniyor.)

***

Sonunda kendisi açıkladı.

5 Ağustos 1873’te Augsburger Allgemeine Zeitung gazetesinde Troya hazinelerinin keşfine ilişkin raporunu yayımladı.

Haber Avrupa’da ve bilim dünyasında büyük ilgi uyandırdı.

Osmanlı Devleti ise böylece kendi topraklarında bulunan hazinenin gizlice yurt dışına çıkarıldığını kesin olarak öğrenmiş oldu.

İstanbul harekete geçti.

Hazineyi geri almak için bir isim görevlendirildi.

 Osmanlı’nın müzelerinden sorumlu, saygın bir bilim insanı. Ama o da bir Almandı.

Gelecek yazıda, o ismin Atina’da neler yaptığını anlatacağız.

Taş yerinde ağırdır.

Sefa Taşkın

25.10.2026

Bergama/İzmir

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları