Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,7868
Dolar
Arrow
48,9280
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8523
Altın
Arrow
6797,5576
BIST
Arrow
12.899

Odysseus'un yolculuğu-4. İthaka: Eve dönmek yetmez!

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Son günlerde yeniden gündeme gelen Homeros'un Odysseia destanını, kısa anlatılarımız ve yorumlarımızla ele aldığımız dört yazılık dizinin sonuncusunu dikkatinize sunuyoruz. Önceki yazılara

“https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/odysseusun-yolculugu-1-151301” 

https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/odysseusun-yolculugu-2eve-giden-yol-insandan-geciyordu-152047”

https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/odysseusun-yolculugu-3-insanin-sinandigi-deniz-152787

bağlantı adreslerinden ulaşabilirsiniz.

___________________________________________

Anadolu kıyılarından yola çıkalı yirmi yıl geçmişti.

On yıl Troya’da savaşta.

Kan ve ölümün gölgesinde…

On yıl azgın dalgaların arasında…

Tuz kokusunda, rüzgarların uğultusunda…

Denizlerin tanrısı Poseidon’un öfkesiyle...

Birbirinden farklı serüvenlerin kucağında…

Nice yoldaşı can vermişti Odysseus’un, evlerine ulaşma uğruna...

Şimdi adalarında, İthaka’daydı!

(Odysseus’un yolculuğu. Temsili resim. Yapay Zekâ)

***

Odysseus zorlu yolculuklardan sonra artık İthaka'ya dönmüştü.

Ama evi olan sarayında başka adamlar vardı.

Karısı Penelope'yle evlenmek isteyen yüz sekiz talip...

Odysseus yirmi yıldır yoktu.

Artık dönmeyeceğini, öldüğünü düşünüyorlardı.

Penelope'ye eş olmak yalnızca güzel ve soylu bir kadınla evlenmek değildi.

Odysseus'un servetine ve İthaka'daki iktidarına el koymak anlamına da geliyordu.

“Sanki birinin yerini almak, onun gücüne de sahip olmak demekmiş gibi…”

Malının mülkünü tüketiyorlardı...

Hayvanlarını kesiyor...

Şarabını içiyorlardı.

(John William Waterhouse. Penelope ve talipleri. 1910)

***

Penelope yıllarca onları oyalamıştı.

Yaşlı kayın babası Laertes için bir kefen dokuduğunu...

Kefen bitince taliplerin içinden biriyle evleneceğini söylemişti.

Oysa gündüz dokuyor...

Gece söküyordu kefeni.

Üç yıl boyunca.

Onları oyalıyordu.

Sonunda hizmetçilerinden biri bu sırrı taliplere söyledi.

Penelope'nin zamanı daralıyordu.

(Sidney Harold Meteyard (1868–1947). Penelope dokumatezgâhı başında)

***

Bu sırada Odysseus’un oğlu Telemakhos artık çocuk değildi.

Odysseus Troya’ya giderken onu güvendiği dostu Mentor’a emanet etmişti. 

Destanda Athena da zaman zaman Mentor’un kılığına girerek Telemakhos’a yol gösterecekti. 

Mentor’un adı zamanla bir özel ad olmaktan çıkacak; deneyimiyle yol gösteren, öğüt veren kişi anlamında kullanılacaktı.

Telemakhos gençti ama annesinin yanında dirençle duruyordu.

Odysseus’un tahtını kolay kolay vermek istemiyordu. Taht onun hakkıydı.

Babasını aramak için Yunanistan anakarasında Pelponnessos yarımadasına, Pylos'a ve Sparta'ya gitmiş...

Babasının komutan yoldaşları Nestor ve Kral Agemmenon’un kardeşi Menelaos'la konuşmuş...

Odysseus'un yaşadığına dair haber toplamıştı.

Onun ölmediğinden umutluydu.

Yolu boyunca kurulan tuzaklardan, babasının koruyucu tanrıçası Athena Telemakhos’ugözetti ve İthaka'ya geri getirdi.

Odysseus İthaka kıyısında uyanıp kendini toparladıktan sonra ona hep sadık kalmış, gözleri yaşlılıktan körelmiş domuz çobanı Eumaios’un (Efmeyos) kulübesine varmış, onu tanımayan çobandan saraydaki durum hakkında bilgi almıştı. 

Baba ile oğul, domuz çobanı Eumaios'un kulübesinde karşılaştılar.

Telemakhos önce karşısındaki yaşlı dilencinin babası olduğuna inanmadı.

Tanrıça Athena Odysseus'un görünüşünü değiştirdi.

Ve yirmi yıl sonra baba ile oğul birbirlerine sarıldılar.

Ama ağlayacak zamanları yoktu.

Birlikte sarayı geri almak için plan yaptılar.

(Richard Esthall .1810. Telemakhos, Mentor ve Athena)

***

Odysseus yaşlı bir dilenci görünümünde kendi sarayına girdi.

Kimse onu tanımadı

Ama avluda yaşlı bir köpek yatıyordu.

Argos.

Odysseus Troya'ya giderken çok küçüktü.

Şimdi yaşlanmış...

Bakımsız kalmıştı.

Başını kaldırdı.

Efendisini tanıdı.

Kuyruğunu oynattı.

Ama yanına gidecek gücü yoktu.

Odysseus gözyaşını gizledi.

Argos efendisinin döndüğünü gördükten sonra öldü.

Saraydaki insanlar Odysseus'u tanımamıştı.

Köpeği tanımıştı.

Demek ki sevgi, bir hayvandan gelse de yıllara yenilmiyordu.

(Briton Rivière (1840–1920). Argos ve Odysseus. 1885)

***

Saraya dilenci kılığında giren Odysseus'u, salonda toplanmış talipler aşağıladı.

“Bu pis dilenci ne arıyordu sarayda!”

Bunu işiten Penelope konukla ilgilendi. 

Gelen bir yabacıydı.

Misafirperverlik en önemli erdemdi.

Üstelik onun Odysseus hakkında bir şeyler biliyor olabileceğini düşünüyordu.

Yabancının ağırlanmasını buyurdu.

Gece yaşlı hizmetçi Eurykleia (Evrikleya) yabancının ayaklarını yıkadı.

Bacağındaki eski yara izini gördü.

Gençliğinde çıktığı bir av sırasında bir yaban domuzunun açtığı yaraydı bu.

Eurykleia Odysseus'u çocukluğundan beri tanıyordu.

Ellerinde büyümüştü neredeyse!

Bir anda gerçeği anladı.

Az kalsın bir çığlık atacaktı.

Karşısındaki dilenci, efendisi Odysseus'tu.

Odysseus onu susturdu.

Henüz kimse bilmemeliydi.

Odysseus yüzünü değiştirebilirdi.

Giysisini değiştirebilirdi.

Adını saklayabilirdi.

Ama geçmişinin bedenine bıraktığı izi silemiyordu.

Zaman her şeyi örtemez!

(Gustave Boulanger,Eurykleia, Odysseus'u bacağındaki yara izinden tanıyor. 1849)

***

Penelope ise hâlâ gerçeği bilmiyordu.

Taliplerden kurtulmak için son bir sınav hazırladı.

O da artık kefen örtmekten bıkmıştı.

Bu durumu bitirmeliydi.

Odysseus'un yayı getirilecekti.

Yayı gerebilen ve oku on iki balta deliğinden geçirebilen adamla evlenecekti.

“Buyurun yarışa!”

Sarayın büyük salonunda ortam hazırlandı.

Talipler tek tek denediler.

Başaramadılar.

Odysseus’un yayını geremediler.

İçlerinden bazıları işin içinde bir tuzak olduğunu sezmeye başlamıştı ki, orada bulunan yaşlı dilenci yayı istedi.

Güldüler. Alay ettiler.

“Bu ihtiyar mı onca gencin beceremediğini, bu kadar sert yayı gerecekti!”

Ama yayı eline aldığında Odysseus onu kolayca gerdi.

Yıllar geçmişti ama yay, sanki sahibini unutmamıştı, aralarında bir bağ vardı.

Oku fırlattı.

On iki baltadan geçirdi.

Sonra yayı taliplerin üzerine çevirdi.

İlk ok taliplerden Antinoos'a gitti.

Saraydaki çıbanın başı oydu.

Antinoos şarap içerken boğazından vuruldu.

Şarap yere döküldü.

Taliplerin önderi ölmüştü.

Antinoos'un adında da daha önce Phaiak Kralı Alkinoos'ta karşılaştığımız “noos”; akıl, zihin, kavrayış sözcüğü vardı.

Ancak adının başındaki “anti”, ona karşıtlık anlamı katıyordu.

Adı, kabaca “karşıt düşünen”, “karşı çıkan bir zihne sahip olan” anlamına geliyordu.

Homeros, sanki burada da sözcüklerle küçük bir ozanlık oyunu oynuyordu.

Ama Antinoos en önemli şeyi kavrayamamıştı:

Odysseus'un dönebileceğini ve karşısındaki yaşlı dilencinin kim olduğunu.

(N.C.Wyet. Odysseus ve yayı. 20.yüzyıl. Philedephia Museum)

***

İç savaş başladı.

Telemakhos babasının yanındaydı.

Domuz çobanı Eumaios ve sığır çobanı Philoitios (Filityos) da onlarla birlikteydi.Efendilerine sadıktılar.

Diğer hizmetlilerinden keçi çobanı Melanthios ise taliplerden yanaydı. Çatışmada taliplere silah taşıyordu. Haindi. 

Taliplerin hepsi öldürüldü.

Odysseus evini geri almıştı.

Ama daha zor bir sınav kalmıştı.

Penelope.

Bütün bunlar olurken yukarıdaki odasında uyuyordu.

Telemakhos, ok yay yarışından sonra annesini üst kata çıkarmıştı. 

Athena onu derin bir uykuya yatırmıştı.

Aşağıda Odysseus kendi sarayını kana bularken, Penelope hiçbir şey duymadı.

Uyandığında her şey bitmiş olacaktı.

(Joseph-Benoît Suvée. Sarayda Savaş. 1812)

***

Hizmetçi Eurykleia yukarı çıktı.

Penelope'ye Odysseus'un döndüğünü söyledi.

Penelope inanmadı.

Yara izini anlattı.

Yine inanmadı.

Aşağı indi.

Karşısında yirmi yıldır beklediği adam vardı.

Ama onu tanıyamadı.

Hemen sarılmadı.

Zaman onca serüven yaşamış Odysseus’u çok fazla değiştirmişti.

Nice badireler atlatmıştı ki adam!

Telemakhos annesine kızdı.

Bunca yıldır bu anı bekliyorlardı.

Penelope ise kendi kanıtını istiyordu.

Çok güçlü bir belirti.

Kimsenin bilmediği, yalnız ikisi arasında kalmış bir giz.

Çünkü yirmi yıl boyunca umut etmiş...

Beklemiş...

Yanılmıştı.

Şüphe sevgisizlik değildir.

Bazen insan en çok değer verdiği şey konusunda çok dikkatli davranır.

(Johann Heinrich Wilhelm Tischbein. Odysseus ve Penelope.1812)

***

Penelope Odysseus’u sınayacaktı: O mu, değil mi?

Hizmetçilere Odysseus'un yatağını odadan çıkarıp başka yere koymalarını söyledi.

Garip bir soru?

Odysseus öfkelendi.

O yatak taşınamazdı.

Çünkü onu kendi elleriyle canlı bir zeytin ağacının gövdesi üzerine yapmıştı.

Ağacı kökten kesmemiş...

Evi onun çevresine kurmuş...

Gövdesini yatağın bir ayağı haline getirmişti.

Homeros yine zeytin ağacını bir simgeye dönüştürüyor gibiydi.

Zeytin ağacı evdi: Meyvesi, yağı, yaprağı, gölgesi, çalı çırpısı...

Kökleri toprağa, gövdesi yataklarına bağlıydı. O yatakta sürmüştü soyları!

Bunu yalnızca ikisi biliyordu.

Yıllarca umarsızdı Penelope.

Artık emin olmuştu.

Karşısındaki adam Odysseus'tu.

Kocası, sevdalısı; uğruna yıllarca yalnız uyuduğu, uyuyamadığı adam. 

Göz pınarlarının dökülen yaştan kuruduğu!

Ayağındaki yara izini başkaları görebilirdi.

Ama zeytin ağacının sırrını yalnızca ikisi biliyordu.

Artık anlaşılmıştı!

Yirmi yıllık ayrılık orada sona erdi.

(Penelope ve Odysseus. Zeytin ağaçlı yatağın önünde. Temsili resim. Yapay Zekâ)

***

Homeros bu kavuşmayı çok güzel bir benzetmeyle anlatır.

“Denizde gemisi parçalanmış...

Dalgalarla boğuşmuş...

Sonunda karaya çıkmayı başarmış bir insan için toprak ne kadar değerliyse...

Penelope de Odysseus için öyleydi.”

Ama Homeros'un benzetmesinde küçük ve çok güzel bir terslik vardır.

Karaya kavuşan kişi Odysseus değildir.

Penelope'dir.

Penelope için kocasını görmek, denizde ölümden kurtulup karaya ulaşmak gibidir.

Oysa yıllarca denizlerde dolaşan Odysseus'tur.

Ama bu kez kıyıya ulaşan Penelope'nin duygusudur.

(Louis-Jean-François Lagrenée. Odysseus’un Mektubunu Okuyan Penelope)

***

Çağdaş Yunan şair Yannis Ritsos’un (1909-1990) Yunanistan’da Albaylar Cuntası döneminde, 1968’de Leros adasındaki siyasi tutuklular kampında, karamsar günlerinde yazdığı “Umarsız Penelope” şiiri bu kavuşmaya bambaşka bir yerden bakar. 

Homeros’un kavuşmayla bitirdiği bekleyişi, Ritsos düş kırıklığıyla yeniden yorumlar.

Ritsos, insanlık durumunun farklı bir yönüne işaret eder.

Cevat Çapan’ın çevirisiyle:

“….

bu adam için mi harcamıştı yirmi yılını bekleyip düşler

kurarak?

ak sakallı kana bulanmış bu yoksul yabancı için mi?

….”

Yirmi yıl bekleyen Penelope, kavuştuğu anda beklediği adamla karşısındaki adamın artık aynı olmadığını görür.

Ritsos sanki şunu söyler: İnsan eve dönebilir ama bıraktığı zamana dönemez.

Çünkü yirmi yıl yalnızca Odysseus’u değil, onu bekleyen Penelope’yi de değiştirmiştir.

(Eduard Julius Friedrich Bendemann. Umarsız Penelope, 1877)

***

Ertesi sabah Odysseus babası Laertes'in çiftliğine gitti.

Ama ona da hemen kendisini tanıtmadı.

Sonunda dayanamadı.

“Baba, aradığın adam benim” dedi. “Oğlun!”

Laertes'in de kanıta ihtiyacı vardı.

Aradan bunca yıl geçmiş.

Odysseus yara izini gösterdi.

Sonra çocukken babasının kendisine verdiği ağaçları saydı:

On üç armut...

On elma...

Kırk incir...

Ve üzüm bağındaki asmaları...

Laertes oğlunu tanıdı.

Penelope onu zeytin ağacından...

Laertes ise yıllar önce birlikte saydıkları ağaçlardan tanımıştı.

Yara izi bedendeki kanıttı.

Ağaçlar ise geçmişin hâlâ yaşayan hatırasıydı.

Odysseus yalnızca bir eve dönmüyordu.

Kendisini tanıyan insanların arasına dönüyordu.

Bir anlamda kim olduğunu yeniden buluyordu.

(Jan Styka. Odysseus, babası Laertes’in çiftliğinde.1901)

***

Ama sorun bitmemişti.

Sarayda öldürülen yüz sekiz talibin aileleri vardı.

Antinoos'un babası Eupeithes (Efpites) insanları topladı.

Oğulları, yakınları öldürülmüştü!

İntikam istiyorlardı.

Silahlandılar.

Odysseus’un babası Laertes'in çiftliğine yürüdüler.

Savaş yeniden başladı.

Laertes mızrağını attı.

Eupeithes öldü.

Talipler öldürülmüş...

Şimdi onların yakınları öldürülmeye başlanmıştı.

Sonra onların yakınları gelecekti.

Bunun sonu yoktu.

İşte tam burada tanrıların başı Zeus müdahale etti.

Kızı Athena'ya savaşı durdurmasını söyledi.

Aklın tanrıçası Athena iki tarafın arasına girdi.

Silahlar bırakıldı.

Akıl her zaman barış ister!

Böylece Odysseia yalnızca bir düşmanın yenilmesiyle değil...

İntikamın durdurulmasıyla sona erdi.

Homeros destanın sonuna yeni bir savaş değil...

Barış koydu.

(Theodoor van Thulden (1606–1669). Leartes’in düşmanlarını öldürmesi gravürü (162) Yapay Zekâ tarafınden renklendirilmiş.)

***

Ama Ölüler Ülkesinde biliciTeiresias'ınbir kehaneti hâlâ gelecekteydi.

Odysseus bir gün gemici küreğini omzuna alacak...

Denizden uzaklaşacak...

Geminin ne olduğunu bilmeyen insanların ülkesine kadar yürüyecek...

Küreğini toprağa dikecek...

Poseidon'a kurban sunacaktı.

Sonra İthaka'ya dönecek...

Yaşlanacak...

Ve sakin bir ölümle ölecekti.

(Odysseus, küreğini omzunda taşıyarak denizden uzaklaşıyor. Studio de Sa. Modern illüstrasyon.)

***

Homeros bize bunların gerçekleşip gerçekleşmediğini anlatmaz.

Odysseia Odysseus'un ölümünü de anlatmaz.

Daha sonraki eski Yunan destan geleneği ise hikâyeyi sürdürür.

Troya Savaşı'nın öncesini, savaşı ve sonrasını anlatan İlyada ve Odysseia dahil toplam sekiz destanlık bütün, Epik Döngü olarak bilinir.

Bu zincirin son halkası olan, bugün kayıp Telegonia Odysseus'un sonraki yaşamını ve ölümünü anlatır.

Bu sonraki anlatıya göre Odysseus’un, adasında bir yıl kaldığı büyücü Kirke'den doğan oğlu Telegonos (anlamı uzakta doğan) , babasını aramak için yola çıktı.

İthaka'ya geldiğinde karşısındaki adamın babası olduğunu bilmiyordu.

Çıkan çatışmada, ucunda bir vatoz balığının zehirli dikeni bulunan mızrağıyla Odysseus'u yaraladı.

Odysseus öldü.

Odysseus denizden kurtulmuştu.

Poseidon'un öfkesini aşmış, sonunda İthaka'ya ulaşmıştı.

Ama yıllar sonra ölüm ona yine denizden gelmişti.

Bir vatozun zehirli dikeniyle...

Antik anlatı bunun Poseidon'un işi olduğunu söylemez.

Ama Odysseus'un öyküsü için bundan daha çarpıcı bir son düşünmek zordur.

Telegonos, ancak sonra öldürdüğü adamın babası olduğunu öğrendi.

Ama bunları anlatan Homeros değildir.

Homeros bizi İthaka'da bırakır.

(Telegonos’un Odysseus’u ölümcül biçimde yaralaması. Parşömen üzerine minyatür, Histoire ancienne jusqu’à César, yaklaşık 1330–1340 yılları. Royal MS 20 D I, British Library.)

***

Aradan yüzyıllar geçti.

20. yüzyılın başlarında İskenderiyeli Yunan şair, doğum ve ölüm günü aynı olan Konstantinos Kavafis (1863-1933), Odysseus'un adasına yeniden baktı.

Bize unutulmaz bir şiir bıraktı: İthaka.

Cevat Çapan’ın çevirisiyle:

“İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,

dile ki uzun sürsün yolculuğun,

serüven dolu, bilgi dolu olsun.

ne Lestrigonlardan kork,

ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon'dan.

…

onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,

kendi ruhun onları dikmedikçe karşına

….

geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,

artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini İthakaların.”

Belki Odysseus'un üç bin yıldır yaşamasının nedeni de budur.

Onun karşısına çıkan canavarların biçimleri değişti.

Bizim yolumuzda Polyphemos olmayabilir.

Sirenler şarkı söylemeyebilir.

Poseidon denizleri kabartmayabilir.

+

Ama kibir hâlâ vardır.

Doyumsuzluk vardır.

Korku...

Merak...

Arzu...

Unutmak...

Sevmek...

Kaybetmek...

Eve dönmek isteği vardır…

Ve yurdunu savunmak için savaş…

Odysseus İthaka'ya vardığında Troya'ya giden adam değildi.

Yol onu değiştirmişti.

Belki insanın bütün yolculukları biraz böyledir.

Bir yere varmak için yola çıkarız.

Ama yol boyunca başka birine dönüşürüz.

İthaka önemlidir.

Çünkü insanın yola çıkabilmesi için bir İthaka'ya ihtiyacı vardır.

Ama yol da önemlidir.

Çünkü insanı İthaka'ya götüren yol...

Onu kendisine de götürür.

Kim olduğunu öğretir.

İnsanı, insanlık durumlarını!

(Giuseppe Bottani — Athena, Odysseus'a İthaka'yı Gösteriyor, 18. Yüzyıl)

***

Odysseus İthaka'ya vardı.

Homeros sustu.

Ama yolculuk bitmedi.

Çünkü o günden beri...

Her insan kendi İthaka'sına doğru yol almaya devam ediyor.

İşte bunun için, bütün bunları, insanı ve hayatı anlatan İzmirli Homeros ölümsüzdür.

Not: Bu ve önceki makalelerde Homeros'un Odysseia'sının Eski Yunanca özgün metni esas alınmış; farklı Türkçe ve yabancı dil çevirilerindenve kaynaklardan karşılaştırmalı olarak yararlanılmıştır. Metinde yer alan bazı kısa alıntılar ve Türkçe söyleyişler, özgün metinden hareketle tarafımdan oluşturulmuştur.. Ana kaynak: Homeros, Odysseia (The Odyssey), Eski Yunanca metin ve İngilizce çev. A. T. Murray, Vol. I–II, Loeb Classical Library, London: William Heinemann – New York: G. P. Putnam's Sons, 1919; Perseus Digital Library. Resimler internet kaynaklarından sağlanmıştır.)

Sefa Taşkın

27.09.2026

Dikili/İzmir