Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

İzmir'in ilk insanları-1

Başlangıçta ne vardı?

Bu yazı, İzmir'de son zamanlarda bulunan bize benzer insanların ilk izleri bağlamında insanlığın hikayesini anlatan üç bölümlük dizinin ilk yazısıdır. Dizinin devamı önümüzdeki haftalarda 12 Punto İnternet gazetesinde yayımlanacaktır.

Sık sık söyleriz. Unutmayız.

Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi.

Mal mülk sahibi olmamak çıplak kalmak gibi gelir bize.

Öyle koşullandırılmışızdır soydan soya.

Ama üretim araçlarına sahip olamayız.

Onların çok güçlü sahibi var.

Yeni Emperyalizm dünyanın sahibi.

Tekno feodaller birer içerik üreticisi olan bizlerin sahibi.

Digi kapitalistler emeğimizin sahibi.

Tabii ki bu durum çok çok eskilerde böyle değildi.

Kimse hiçbir şeyin sahibi değildi.

İhtiyacı kadar avlıyor, topluyordu insan. Fazlasını ya da birlikte toplayıp avladıklarını paylaşıyordu.

Güvende yaşamak için biriktirmeyi belki istiyorlardı ama biriktirmek için henüz kap kacak yapmayı bilmiyorlardı.

Zamanla alet yaptı, yaptıklarını geliştirdi, oluşturduğu üretici güçlere uyan üretim ilişkileri kurdu insan.

Yürüdü, yürüdü, yürüdü, bu günlere geldi.

(Modern İnsan)

***

Bu yürüyüşe nasıl başladığını uzun yıllar bilemedi insanlık.

İnsan kimdi?

Birçok canlıda olmayan akıl neden, nasıl onda vardı?

Yaşadığı ortama göre bunlara ilahi yanıtlar aradı!

Zamanla, evrim dediğimiz süreçte akıl dediğimiz yeteneğe sahip oldu.

Çok eski ve uzun karanlık zamanı araştıra araştıra, bilim dediği bilgi dağarcığını arttıra artıra, öğrendiklerinden yaptığı çıkarsamaları birbirine bağlayıp sonuçlar çıkararak bilinmeyeni bilmeye, karanlığı dağıtmaya başladı.

Değişimin evrenin temel kuralı olduğunu ta 2500 yıl önceden, Efesli Heraklitos’tan beri biliyordu insan.

Bilim adamları insanın varlığını, değişimini, çok güçlü dayanakları olan evrimle açıklayabiliyor artık.

Bu yöndeki yeni bulgular her gün yeni ufuklar açıyor.

Bugün biz, bize benzeyen ilk insanların nasıl ortaya çıktığını, nasıl yayıldığın, bu topraklara, Anadolu’ya kadar nasıl geldiğini konuşacağız.

Geçenlerde İzmir çevresinde bulunan izlerden esin alarak.

Peki kimdi bu İzmir’in İlk insanları?

En, en başlangıçta ne vardı?

Beki bu, kendimizi, çevremizi, toplumumuzu daha iyi anlamaya yardımcı olur!

***

(Afrika’nın doğusunda Rift vadisi ve ilk insanımsılar)

Tabii ki bu konularda henüz tam bir kesinlik yok. Bilgilerin çoğu gerçeği anlamak için üretilmiş, güçlü kanıtlara dayanan akılcı hipotezler.

Zaman o kadar uzak, o kadar karanlık ki!

Günümüz bilim adamlarının, sınırlı da olsa ele geçen bulgular üzerinde yaptıkları çıkarsamalara göre, insanlığın serüveni yaklaşık 7-5 milyon yıl önce Orta Batı Afrika’da, bugün Etiyopya, eskiden Habeşistan dediğimiz topraklarda ve çevresinde başladı.

(İnsan/İnsanımsıların dünyaya yayılışı)

O zamanlar şempanzelerle insanların ortak atası olan bir varlık, benzerleri ve birçok canlı türüyle birlikte geniş ormanlarda yaşıyordu. Orman yurtlarıydı.

Kendi hallerinde, kendi çevre koşullarında yaşamlarını sürdürüyorlardı.

O yıllarda Afrika'da büyük bir iklim değişimi yaşandı.

Bunun nedeni iki büyük yer tabakasının, Batı Afrika ile Hint yarımadasına bakan Somoli kütlelerin birbirinden ayrılması, bu tektonik hareketin sonucuydu.

Bu ayrışmanın günümüzde de çok yavaş sürdüğünü bildiriyor bilim insanları.

Bölgede volkanik hareketliğin çok olması, yanardağlardan fışkıran küllerin canlıları ya da ölenleri örterek tümüyle yok olmasını önlemesi, böylece fosil dediğimiz kalıntıların, o zamanki canlıların izlerinin milyon sene öncesinden günümüze kalmasına neden oldu. Bu bölgede fosil çoktu.

Bu ayrılışın, oluşan dev yarığın ortaya çıkma sürecinde, 5-7 milyon yıl önce, güneyden kuzeye 6000 km uzunluğundaki Rift adı verilen bir vadi oluştu.

Bu yeni oluşum Afrika'nın bu çevrede iklimini değiştirdi.

Batı Afrika yağmur ormanına, Doğu Afrika kuru savana/bozkıra dönüştü.

Bu iklim değişimi atalarımızı ağaçtan yere indiren temel etkenlerden biri olarak görülüyor. Şempanzelerle insanların ortak atası olan varlıktı bu.

Bu sarsıcı ortamda ormanlar kuruyunca savana denilen seyrek ağaçlı alanlar genişledi.  Ağaçlık alanda yaşayan “insan ile şempanzelerin ortak atası” ayrıştı.

Şempanzeler ve benzerleri ormanda tutunurken, diğer kol varlığını sürdürmek için bu açık araziye uyum sağlamak zorundaydı.

Yerde dik yürümek, ufku görmek, elleri serbest bırakmak, değişim bu baskıdan doğdu.

Diğer kol şempanze kendi ortamında zaten başarılıydı. Orman ona her şeyi veriyordu. Evrimsel baskı yoktu. Değişmek zorunda kalmadı. Hala oralarda yaşıyor.

Ormanın koruyucu ortamının dışında, açık alanda kalanlar ise soyunu devam ettirmek için zorlandı ve bu zorlanış insanlığa giden yolu açtı.

Bu değişim ve dönüşüme genel olarak “evrim” diyoruz.

Evrimi, canlı türlerinin nesiller boyunca çevreye uyum sağlayarak kalıtsal değişiklikler geçirmesi ve bu değişiklikler aracılığıyla zaman içinde dönüşmesi ya da yeni türlere ayrışması süreci olarak anlıyoruz.

Canlıların değişen çevre koşullarında hayatta kalmasını ve çoğalmasını sağlayan temel mekanizma olarak görüyoruz evrimi. Olmasa tüm yaşam ilk tek hücreli formda kalırdı.

Bu bağlamda Anadolu’nun ilk insanlarını İzmir’de ararken insanın evrimini dikkatle izleyeceğiz.

(İnsanımsılar/Homininler göç yolunda)

***

Bu konudaki güçlü ama tartışmalı teorilere göre “insanın atası” dik yürüyüp elleri serbest kalınca alet yapmak, yiyecek toplamak kolaylaştı.

İki ayakla yürürken daha az enerji harcanıyordu, dik durunca güneşe daha az beden yüzeyi maruz kalıyor, açık alan sıcağında hayatta kalmak kolaylaşıyordu. Uzak mesafeler gözetlenebiliyor, açık arazide tehlike önceden fark edilebiliyordu.

Eller serbest kalınca beyin büyüdü: Dik yürüyüşle eller özgür kılınca alet yapımı başlandı. Alet yapımı karmaşık düşünce gerektiriyordu. Karmaşık düşünce beyni büyüttü. Büyüyen beyin daha karmaşık aletler yaptı. Böylece kendi kendini besleyen bir döngü oluştu.

Büyüyen beyin sosyal grupları karmaşıklaştırdı. Karmaşık sosyal yaşam iletişimi geliştirdi. İletişim dili doğurdu. Dil beyni daha da büyüttü.

İnsan evrimi bir üstünlük hikâyesi değil, bir zorunluluk hikâyesidir.

Atalarımız daha iyi oldukları için değil, başka seçenekleri kalmadığı için değişti.

***

(Lucy’nin iskeleti- Etiyopya-Addis Ababa'daki Ulusal Müze'de. Aslı genellikle depoda korunuyor. Resimdeki sergilenen kopyası)

İnsanlığın evriminin ilk arkeolojik kanıtı Etiyopya’nın Afar bölgesinde Hadar vadisinde 30 Kasım 1974’de bulundu.

Kazıdan çıkarılan varlık kalıntıları bir iskeletin %40’ydı.

Yaklaşık 3.2 milyon yıl önceye tarihlendi.

Yapılan incelemelerde yaratığın şempanzeye benzediği, ancak dik yürüdüğü anlaşıldı. Bu çok önemli bir farklılıktı.

Beyin hacminin şempanzeninkine yakın, 400 cm3 olduğu saptandı. Normal bir insanın beyin hacmi 1350 cm3’tür.

Arkeologlar o gece kazı kamplarında buluşları için kutlama yaparken teypte Beatles'ın "Lucy in the Sky with Diamonds" şarkısı çalıyordu. Bundan ötürü bulunan insansı varlığa (hominin) “Lucy” adını taktılar.

4 milyon yıl önce yaşadığı anlaşılan Lucy’nin varlığını 2 milyon yıl öncesine kadar sürdürdüğü düşünülüyor.

Lucy’nin fosili bugün Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'daki Ulusal Müzede sergileniyor.

Bilim insanları Lucy’ye “Australopithecus afarensis” (güneyde, Afar bölgesinde bulunmuş insanımsı) diyor.

Etiyopyalılar ilk insansı varlığın, Lucy’nin kendi ülkelerinde yaşamış olmasından büyük onur duyuyor.

Lucy'nin hikâyesi burada bitmiyordu. Evrim durmuş değildi. Aksine, milyonlarca yıl boyunca yavaş ama kararlı biçimde ilerlemeye devam ediyordu.

***

(Homo Habilis. Soldaki SOMSO rekonstrüksiyon yöntemiyle yapılmış replika, sağdaki OH24/Twiggy denilen bulunduğunda ağır hasarlı olup birleştirilen model)

Lucy’den daha önce, 1960 yılında, yine Orta Afrika’da Tanzanya'daki Olduvai Vadisinde keşfedilen bir başka insansı varlığın fosilinden de çok ilginç bilgiler edinildi. Onun yaşı 2.4 milyon öncesiydi.

Yaşı Lucy’den zamanımıza daha yakındı.

Fosilin yanında yontma taş aletleri ve hayvan kemikleri bulundu.

Demek alet yapıyor, et yiyordu.

Bilginler bu varlığa “Homo Habilis” adı verdiler. “Homo” insan, “Habilis” becerikli, iş yapan demektir.

Beyni Lucy’den büyüktü ama günümüz insanı beyninden küçük, 600 cm3 olmasına rağmen alet yapabiliyordu.

Homo Habilis ilk kez sistematik biçimde taş alet yapan canlıdır.

Lucy’den daha evrimleşmiş olan bu insansı canlı Afrika’dan hiç çıkmadı. Başka yere göç etmedi.

Varlığını 1.4 milyon yıl öncesine kadar sürdürdüğü öngörülüyor.

İnsanın atası; “Lucy”?””Homo Habilis=Becerikli İnsan” olarak evrimleşiyordu.

Tabii bu uzun zaman süresince varlığını sürdüremeyen başka insansı, insana benzer türler de çıkmış ve yok olmuş olabilir. Belki zamanla onların da izleri bulunabilir.

***

(Java insanı/Homo Erectus fosil kafatası. Endenozya Ulusal Müzesi)

Evrim devam ediyordu.

İnsanlığa giden yolda asıl büyük sıçrama 2-1.8 milyon yıl önce oldu.

1891 yılında Uzak Doğu’da Endonezya’da bulunan bir insansının (hominin) kafatasının üst kısmı ve bir uyluk kemiği araştırmalara yeni bir pencere açtı.

Buna“Pithecanthropus erectus” (pitekantropüs eraktüs) adı verildi. Bu ifade Yunancada "dik durani nsansı" anlamın taşır.

İsim, bu türün en çarpıcı özelliğinden geliyor: Tam anlamıyla dik ve dengeli yürüdüğü anlaşılıyordu bu varlığın.

Endonezya/Java adasında bulunan bu uyluk kemiği modern insanınkine çok benziyordu. Bu kemiğin sahibinin şempanze gibi değil, bizim gibi yürüdüğünü gösteriyordu.

Önceki türlerde de dik yürüyüş vardı ama tam değildi. Lucy, örneğin dik yürüyordu ama vücudu hâlâ kısmen ağaç yaşamına uyarlanmıştı.

“Java insanı” tam anlamıyla  iki ayaklı bir varlıktı.  Bu yüzden ona “Homo Erectus”, "dik duran insan" ismi verildi.

(Soldaki: Homo Erectus/Dişi. Smithsonian Instutition- "Reconstructed Faces" serisi — heykeltıraş John Gurche'nin çalışması.Rekonstrüksiyon / Sağdaki Homo Erectus-Pekin adamı. Görsel kaynağı: Encyclopaedia Britannica)

Beyin hacmi de 900 cm3 ile önceki insanımsılardan büyüktü. Daha iri ve koca kafalıydı.

Bu, düşünme kapasitesinin daha fazla olduğu anlamına geliyordu.

Homo Erectus, ateşi kullanıyor, yontma taştan el baltaları üretebiliyordu.

Daha sonraki yıllarda Afrika’da da Homo Erectus fosilleri bulundu.

Java’da bulunan kemik kalıntılarının yaklaşık 1 milyon, Afrika’da  bulunanların en eskisinin yaklaşık 2 milyon öncesinden kaldığı anlaşıldı.

Yani önce Homo Habilis vardı sonra Homo Erectus ortaya çıktı. Ondan ya da benzerlerinden evrimleşti.

Homo Erectus’tan daha az gelişmiş bir tür olan “Homo Habilis=Becerikli insan” hiç Afrika dışına çıkmamıştı ama “Homo Erectus=Dik Duran İnsan” göçlerle bütün dünyaya yayıldı.

Endonezya’ya kadar uzanan yolculuğunda muhakkak Levant’tan geçmiş,  Anadolu’da da barınmıştı.

Daha gelişkin vücut yapısı ve ürettiği aletler sayesinde Homo Erectus önceki türlere göre daha kolay yaşamış, bu da nüfusunun artmasını sağalmıştı. Bunun sonucunda Afrika’da ortaya çıktığı yerlerdeki besin kaynakları çoğalan sayıları için yetersiz kalmıştı.

Oluşan iklim değişiklikleri nedeniyle Afrika'nın kuraklaşması sonucu, göç eden av hayvanı sürülerinin peşinden gitmeleri de yeni arayışları zorunlu kılmıştı.

Geliştirdikleri alet teknolojisi; yonttukları taşlarla “iki yüzlü el baltaları” yapmaları uzun yolculukları mümkün hale getirdi.

Bu teknik buluş o zaman için müthiş bir atılımdı. Her şeyi kolaylıkla kesebiliyorlardı. Kendilerini daha kolay koruyabiliyorlardı.

Bu gibi nedenlerle, Homo Erectus yaklaşık 1.85 milyon yıl önce Afrika’yı terk etti. Onlar göçe koyulan ilk insansı varlıklardı.

Afrika'dan çıkıp Kafkasya'ya, Asya'ya, Avrupa'ya yayıldılar. Anadolu’ya da ulaştılar.  Anadolu bu yolculuğun köprüsüydü.

Çin’de, Gürcistan’da, Anadolu-Denizli’de fosilleri bulundu.

İzmir dolaylarına da gelmişler miydi acaba?

Bütün dünyaya yayılmayı başarmışlardı.

İnsanın evrimi; “Lucy”?””Homo Habilis=Becerikli İnsan”?”Homo Erectus=Dik Duran İnsan” olarak devam ediyordu.

Ama Homo Erectus da son değildi. Dönüşüm sürmekteydi. Bu kez sahneye çok daha karmaşık bir varlık çıkacaktı.

Arkeolojik verilerden Homo Erectus’un varlığını, daha yakın zamana,  110 bin yıl öncesine kadar sürdürdüğü bildiriliyor.

***

(Homo Heildelbergensis çene kemiği. Mandble Maurer replikası)

1907'de Almanya'nın Heidelberg şehri yakınlarında, Mauer köyünde bir kum ocağı işçisi tarafından rastlantıyla keşfedilen bir fosil parçası insanlığın evriminde çok önemli bir halkanın tamamlanmasını sağladı.

Bir insansı varlığın bir parçası olduğu anlaşılan fosil yaklaşık 600 bin yıl önceye tarihlendi. Varlığın beyin hacminin 1.200 cm3 olduğu saptanmıştı.

Değişim sürüyor; fiziksel yapı gelişiyor, beyin büyüyor, böylece soyutlama da artıyordu.

Bilim insanları, bulunduğu yere izafeten bu türe “Homo Heidelbergensis” dediler.

Ondan önceki gelişkin insansı tür olan Homo Erectus’tan yaklaşık 700 bin yıl önce ayrışmaya, dönüşmeye başladığı öngörülüyor.

Yani Homom Erectus varlığını sürdürürken bir kolu Homo Heidelbergensis olarak başkalaşmıştı.

(Soldaki: Homo Heilederbergensis-Smithsonian Institution/ Sağdaki Homo Heildelbergensis. Common Wikipedia)

Almanya’da bulunan, bu yeni türün yalnızca bir “alt çene kemiğiydi” ama son derece iyi korunmuştu ve bilim insanlarına çok önemli şeyler anlatıyordu.

Bu çene kemiğinin diş yapısı modern insana yakındı ama çok daha iri ve güçlüydü. Çene altı düzdü ve yine modern insandaki gibi belirgin bir çıkıntı yoktu.

Çene kemiği fosilinin işaret ettiği tür hem Homo Erectus hem de Homo Sapiens (bugünkü insan) özelliklerini taşıyordu.

Bilim inanları bu türü bugünkü insana doğru bir geçiş formu olarak değerlendirdi.

Daha sonraki yıllarda aynı özelliklere sahip, yine Almanya’da bulunan bir çene, Fransa’da bir kafatası, Afrika-Zambiya’da bir kafatası ve İspanya’da 28 bireyin kalıntıları bu görüşü güçlendirdi.

İspanya’nın kuzeyinde Atapuerca’da bulunan izlerden bu türün ölülerini özel bir mağaraya bıraktıkları anlaşılıyordu. Bu törensel davranışın bilinen en eski örneklerinden biriydi.

(İspanya’da Atapuerca’da kazı alanı)

Erectus'tan evrimleşen Heidelbergensis’in izleri hem Afrika'da hem Avrupa'da görüldü.

Afrika'da ortaya çıkan Heidelbergensis toplulukları kuzeye göç etti. Gittikleri yerlerde Erectuslar da vardı.

Homo Erectus’la arasında sürekli bir gidip gelme ve karışma yaşandı. Bu yayılım 700-400 bin yıl öncesinde oldu

Güçlü hipotezlere göre; nüfus artışı, yine av hayvanlarını takip gibi etkenlerin yanı sıra iklim döngüleri/değişimi bu göçlerin nedeniydi.

Bu süreçte Dünya yine iklimsel değişim yaşamaya başladı.700 bin yıl önce büyük buzul dönemine girdi.

Buzullar güneye doğru ilerlediğinde Afrika'nın kuzeyi kurudu, Avrupa'nın güneyi ise ılımanlaştı.

Homo Heidelbergensis bu salınımlara uyum sağlamayı becerdi ve ilerledi.

Bu ortam içinde mızrak yapabildiler. Bu gereçler, uzun mesafeli avı ve dolayısıyla uzak coğrafyalara yayılmayı mümkün kıldı.

Ucuna kesici ve delici yontma taş bağladıkları sopalarla hem çok yaklaşmadan avı vurabiliyorlar hem de vahşi hayvanları uzakta tutup daha kolay korunabiliyorlardı.

Buna örnek; Almanya'da 400 bin yıl öncesine ait ucu yontma taşlı ahşap mızraklar bulundu.

Homo Heidelbergensis’in 200 bin yıl öncesinde ortadan kalktığı belirtiliyor.

Nedeni, nasılı bilinmiyor.

Bu insansıların o günlere kadar ayakları Anadolu’da İzmir toprağına değmiş miydi acaba?

Körfezin ılık sularında yıkanmışlar mıydı?

Heidelbergensis’in tohumları farklı iklimlerde farklı meyveler verdi.

Oysa Avrupa'nın buzul soğuğunda bambaşka bir insan doğuyordu.

***

(Homo Neandertel sis. The collector.com)

1856'da Almanya'nın Düsseldorf şehri yakınlarındaki Neander Vadisi'nde, bir kireçtaşı mağarasında, Feldhofer Mağarası'nda daha önce bulunmuşlardan daha farklı bir fosil ortaya çıktı.

Taş ocağı işçileri mağarayı temizlerken bazı kemiklere rastlamıştı. Önce bunların bir mağara ayısına ait olduğunu sandılar ve bir kısmını attılar. Neyse ki yöredeki bir öğretmen bunların farklı nesneler olduğunu anladı, kalan kemikleri topladı ve bir uzmana götürdü.

Buluntular; bir kafatasının üst kısmı ve birkaç kemikti. Kafatasının kaş kemerleri çok belirgin, alın ise geri çekilmişti. Açıkça modern insandan farklıydı.

Neander’da bulunandan önce İspanya-Cebelitarık’ta ve Belçika’da da benzer fosiller bulunmuştu ama o zamanlar evrim düşüncesi hala çok tartışmalıydı.

Evrim konusu bilimsel bir çerçeveye oturtacak olan Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” kitabı 1859’da yayınlanacaktı.

(Charles Darwin 1908-1982)

Aslında bu fosil ilk bulunan Neandertel değildi, ama türü tanımlayan o olacaktı.

Bu fosillerin neye ait olduğu bilginler arasında uzun yıllar tartışıldı.

Açıkça anlaşılıyordu ki bunlar modern insana ait değildi.

Yapılan incelemeler buluntuların; kaş kemerlerinin anormal derecede iri ve çıkıntılı, alnın geri çekilmiş ve basık, modern insanın yuvarlak ve yüksek kafatasına karşılık kafatasının uzun ve alçak, kemiklerinin çok kalın ve ağır, kas izlerinin son derece güçlü olduğu bir vücuda ait olduğuna işaret ediyordu.

1899'da Balkanlar’da, Hırvatistan'ın Krapina mağarasında onlarca bireye ait 800'den fazla Neandertel kemiği bulunması bu tartışmayı fiilen kapattı. Ortada açıkça tanımlanabilir, tutarlı anatomik özelliklere sahip, geniş bir coğrafyaya yayılmış bir nüfus vardı.

2010 yılında yapılan genetik incelemede bu fosillerin ayrı bir insansı varlığa ait olduğu kesinlikle belirlendi.

Bunlara “Homo Neanderthalensis” denildi.

Neandertel lerin 700 bin yıl önde Heidelbergensis’den ayrışmaya başladığı, tam ortaya çıkışının yaklaşık 400 bin yıl önce olduğu öngörülüyor. Ama bu ani bir ortaya çıkış değil, uzun bir evrimsel sürecin sonucuydu.

Yani Homo Erectus’tan Homo Heildelbergensis türemiş, Homo Heidelbergensis’ten de Homo Neandertellensis’e dönüşmüştü.

İnsanın evrimi; “Lucy” (Australopithecus afarensis)? Homo Habilis (Becerikli İnsan) ?”Homo Erectus (Dik Duran İnsan) ?Homo Heidelbergensis ? Homo Neandertellensis olarak devam ediyordu.

Neandertelllerin Homo Heidelbergensis'ten evrimleşmesi hem Avrupa hem Batı Asya’da olmuştu. Yani Neandertel Afrika kökenli değildi.

Yani Afrika’dan göç etmemiş, Afrika’dan gelen Heidelbergensis’ten Avrupa'da, soğuk iklime uyum sağlayarak evrimleşmişti.

Homo Heidelbergensis Avrupa’da kök saldıktan sonra kıta buzul dönemlere girmişti.

Yüz binlerce yıl boyunca şiddetli soğuklara maruz kalan bu topluluklar zamanla değişmişti.

Vücudu; soğuk havayı ısıtmak için geniş burna, ısı kaybını azaltmak için kısa, tıkız bedene, kuzey enlemlerinde az ışıkta görüşü artırmak için büyük göz çukurlarına, sert besinleri sindirmek için güçlü çene yapısına ve dişlere evrilmişti.

(Neandertellensis kafatasları. Animalia-life.club)

Beyin hacmi 1400-1500 cm3’tü. Kafaları modern insandan biraz daha büyüktü.

Bunların hepsi soğuk iklime uyumun yapısal yansımalarıydı.

Neandertel ler yaklaşık 130 – 40 bin yıl önce en olgun halini aldı. Belli ölçüde akıl ve fikre sahiptiler.

(Homo Neandertellensis. Smithsonian Institution)

Yeni ve daha ileri bir kültür geliştirdikleri görüldü.  Bu dönemde: ölülerini gömdüler, mezarlarına çiçek koydular, boya kullandılar, mücevher yaptılar, karmaşık avlanma yöntemleri geliştirdiler, hasta ve yaşlılarına baktılar.

Günümüz insanlarının davranışlarına benzer duygu, düşünce ve eylemlerdi bunlar.

Bir gün geldi onlarda dünya sahnesinden çekildiler.

Neandertellerin neden yok oldukları kesin olarak bilinmiyor ama bu konuda çok güçlü hipotezler var:

Homo Heidelbergensis’ten evrimleşen Homo Sapiens'in (bugünkü insan) Avrupa'ya gelişiyle besin kaynakları için rekabet, getirdikleri yeni mikropların yol açtığı hastalıklar, son buzul çağının sertleşmesi, Sapiens (modern insan) ile karışarak genetik olarak erimeleri güçlü nedenler olarak kabul ediliyor.

Büyük olasılıkla bunların hepsinin birleşimi Neandertellerin yok olmalarında etkili oldu.

40 bin yıl önce ortadan kayboldular.

Kayboldular ama öncesinde uzun yıllar Homo Sapiens’le (bugünkü insan) Neanderteller birlikte yaşadılar.

Bugünkü insanın (Homo Sapiens’in) Avrupalıların ve Asyalıların DNA'sında %1–4 Neandertel  geni var.

Yani Neanderteller biyolojik olarak tamamen yok olmadı, kısmen bizim içimizde yaşıyor.

***

(Fas Jabel Irhoud’da bulunan Homo Sapiens fosili)

Modern insan dediğimiz “Homo Sapiens” farklı bir tür olarak 700-500 bin yıl önce ortaya çıkmaya başladı.

“Homo Sapiens”in sözlük anlamı “Akıllı İnsandır”.

Neandertellerle birlikte Homo Heidelbergensis'den evrildiler.

Yani Homo Heidelbergensis'in Avrupa ve Batı Asya’ya dağılan bir kolu Neandertel e dönüşürken, Afrika’da kalanlardan bir kısmı Homo Sapiens’e ayrıştı.

Yani Afrika’dan çıkan Heidelbergensis’in Avrupa’ya giden kolu Neandertellere Afrika’da kalan kolu Homo Sapiens’e evrildi.

(Jabel Irhoud Homo Sapiensi. Greenme.com.br)

Tabii ki bu ayrışma ani bir oluşum değildi. Uzun zamana dayalıydı ve yavaş yavaş gerçekleşti.

Neanderteller 400 bin yıl önce klasik özelliklerini kazanırken, Homo Sapiens 300 bin yıl önce tam olarak belirginleşti.

Yani Neandertel anatomik olarak daha erken netleşti, Homo Sapiens daha geç.

Biri kuzeyde soğukta şekillendi, diğeri güneyde sıcakta. İkisinin de gelişmesi yaklaşık aynı süreyi aldı ama farklı sonuçlar ortaya çıktı.

Bunun nedeni büyük olasılıkla Avrupa'nın şiddetli buzul ikliminin Neandertel üzerinde daha hızlı ve güçlü bir seçilim baskısı uygulamasıydı.

Evrimin en önemli yasalarından biridir.

Koşullara uymayan gider, yok olur. Uyan seçilir.

İlk Homo Sapiens’e bugünkü modern insan diyoruz ama onlar biraz farklıydı.

Heidelbergensis ile tam bugünkü halimiz arasında bir geçiş formuydu.

Kafatası bugünkü kadar yuvarlak değil, biraz daha uzun ve alçaktı. Kaş kemerleri hâlâ belirgin ama Neandertel  kadar değildi. Alın dikleşmeye başlamış ama tam değildi. Beyin hacmi moderne çok yakındı, yaklaşık 1.350 cm3’tü.

Yüzü bugünkünden biraz daha iri ve çıkıntılıydı, çenesi vardı ama tam belirginleşmemişti, burun ve elmacık kemikleri daha güçlüydü.

(İlk Homo Sapiansler. Biolecta.com)

Vücudu Afrika sıcağına uyumlu olarak uzun bacaklı, ince yapılıydı.

Neandertel 'e kıyasla çok daha ince kemikliydi ve boyu ortalama 165–170 cm civarındaydı.

2017'de Afrika’nın kuzey batısında, Fas'ta Jebel İrhoud’da bulunan fosiller 315 bin yıl öncesine tarihleniyor ve şu an bilinen en eski Homo Sapiens’e ait.

Yani 315 bin yıl önce de bize benzeyen ama tam biz olmayan “Akıllı İnsanlar=Homo Sapiens” vardı dünyada.

Bu bireylerin yüz yapısı moderne çok yakındı ama kafatasının arkası hâlâ biraz uzun ve ilkeldi.

Bilim insanları bunlara "erken Homo Sapiens" ya da "arkaik Homo Sapiens" diyor.

Davranış olarak da Sapiens düşündüğümüzden çok daha kabaydı: Konuşuyordu ama dili muhtemelen bugünkü kadar karmaşık değildi.

Alet yapıyorlardı ama sembolik düşünce henüz sınırlıydı. Sanat ve süs eşyası çok nadirdi, sistematik değildi. Küçük gruplar halinde göçebe halinde yaşıyorlardı.

***

(İnsansıların (hominin) evrimi)

Homo Sapiens’te asıl büyük davranışsal sıçrama 50–70 bin yıl önce oldu. O noktada sanat, takı, karmaşık alet, uzun mesafeli ticaret patlama yaptı.

Görünümleri bugünkü Afrikalı avcı-toplayıcılara çok yakındı.

Bu sıçrama önemliydi. Çünkü sanat yapabilen, sembol üretebilen bir zihin, bir gün taş anıt da dikebilirdi. Henüz bilmiyordu ama.

Afrika güneşine karşı korunmak için evrim tenlerini koyulaştırmıştı. Bu koyuluk (siyahîlik) yaşadıkları güneş etkisinin güçlü olduğu yere göre değişiyor, artıyor ya da azalıyordu.

Isının dağıtımı için saçları kıvırcıktı. Sıcak ve nemli havaya uygun geniş burun delikleri vardı. Vücutları, sıcaklığa karşı koymak için ince ve uzundu.

Sonuç olarak Homo Sapiens'i bugün sokakta görsen tanıyabilirdin.

Ama yakından baksan bir şeylerin tam oturmadığını hissederdin: Yüzü biraz daha kaba, kafası biraz daha uzun, davranışları çok daha basit.

Biz onların torunuyuz ama aradaki 300 bin yıl hem bizi hem de kültürümüzü derinden şekillendirdi.

Peki bu uzun yolculuk Anadolu’da İzmir'e kadar uzandı mı?

İzmir’in dağlarındaki çiçeklere dokundu mu?

Elimizdeki kanıtlar şaşırtıcı bir tablo ortaya koyuyor.

Not: Yukarıdaki bilgiler çeşitli yazılı, görsel, elektronik verilerden edinilmiştir.

Sefa Taşkın

12.07.2026

Dikili/İzmir