Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,8058
Dolar
Arrow
47,5055
İngiliz Sterlini
Arrow
64,0519
Altın
Arrow
6272,7743
BIST
Arrow
13.458

İzmir'in ilk insanları-3- İlk adımın çocukları

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

__________________________________________________

Bu yazı, İzmir'de son zamanlarda bulunan bize benzer insanların ilk izleri bağlamında insanlığın hikayesini anlatan üç bölümlük dizinin sonuncu yazısıdır. Dizinin birinci ve ikinci  yazılarını 12 Punto İnternet gazetesi sitesi

  https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/izmirin-ilk-insanlari-1-144223   ve https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/izmirin-ilk-insanlari-2-dunyaya-nasil-yayildik-144938  adreslerinden bulabilirsiniz.

________________________________________________________

İnsan soyu ve ataları bin bir zorlukla, değişik koşullarda varlığını sürdürmek için evrimleşe evrimleşe bugünlere geldi. 

Afrika'nın zorlu koşullarında ortaya çıkan Homo sapiens'in (akıllı insanın, yani bizim) bir kısmı Afrika'da kalırken, bir kısmı da kıtayı terk etti.

Bu topluluklardan biri yaklaşık 60 bin yıl önce Anadolu'ya ulaştı, Asya ile Avrupa arasından bir köprü gibi uzanan bu eşsiz coğrafyayı yurt edinmeye başladı.

Ancak onlardan çok önce, Afrika'dan ayrılan başka insan türleri de vardı.

Bunlardan biri olan Homo erectus (dik yürüyen insan) 

yaklaşık 1,85 milyon yıl önce kuzeye doğru büyük yolculuğuna çıktı.

Kafkasya'da, Gürcistan'ın başkenti Tiflis yakınlarındaki Dmanisi'de bulunan Homo erectus fosilleri yaklaşık 1,85 milyon yıl öncesine tarihleniyor.

 Afrika'dan çıkan bu ilk insanların Kafkasya'ya ulaşabilmeleri için Anadolu üzerinden geçmiş olmaları en güçlü olasılıktır. 

Bu nedenle Homo erectus'un Anadolu'ya yaklaşık 1,8 milyon yıl önce ulaştığı kabul edilmektedir.

Yani Homo sapiens'ten çok önce, Anadolu topraklarında Homo erectus yaşıyordu.

Başka bir deyişle, Anadolu'ya ulaşan ilk insan türü Homo sapiens değil, Homo erectus'tu.

(Homo erectus taş işliyor.Temsili resim. https://x.com/histories_arch/status/1938583869139128366?utm)

***

Afrika'nın doğusundaki Büyük Rift Vadisi'ni izleyerek Ortadoğu'ya ulaşan bu ilk insanlar, Levant Koridoru (Filistin-Batı Suriye-Lübnan) üzerinden büyük olasılıkla Hatay yoluyla Anadolu'ya girdiler.

Anadolu'daki Homo erectus varlığını gösteren en önemli kanıtlardan biri Niğde Kaletepe, diğeri ise Denizli-Kocabaş buluntularıdır.

Niğde'deki Kaletepe Deresi 3 yerleşiminin yaklaşık 1 milyon yıl öncesine tarihlenen alt katmanlarında bulunan iki yüzlü el baltaları, yongalama aletleri ve nacaklar, Homo erectus'un Anadolu'daki varlığını güçlü biçimde ortaya koymaktadır.

(Aşölyen yöntemiyle yontulmuş taş)

İnsanlığın gelişiminde büyük bir adım olan, kullanımıyla yaşamı daha kolaylaştıran iki yüzü de yontulmuş taştan yapılmış el baltaları ilk yapan Homo erectus’tur. 

Niğde’deki bu buluntular, Afrika'da geliştirilen ve ilk örnekleri Fransa’nın kuzeyinde Saint Acheul’de bulunduğu için Aşölyen (Acheulean) adıyla anılan bu taş alet teknolojisinin Afrika’dan Anadolu'ya da taşındığını göstermektedir.

Yaklaşık 1,76 milyon yıl önce Afrika'da geliştirilen bu teknoloji, taşın iki yüzünün de planlı ve simetrik biçimde yontulmasına dayanıyordu. Bu nedenle bu aletlere iki yüzlü ya da çift yüzlü el baltası adı verilmektedir.

Bu yenilik, insanlık tarihindeki ilk büyük teknolojik devrimlerden biriydi. Kesme, parçalama, deri yüzme ve ağaç işleme gibi birçok işi kolaylaştırarak erken insan topluluklarının doğaya uyum yeteneğini önemli ölçüde artırdı.

(Deneysel Aşölyen balta)

İstanbul Küçükçekmece Gölü kıyısındaki Yarımburgaz Mağarası ile Antalya'daki Karain Mağarası'nda ele geçen Alt Paleolitik (Taş Devri)  buluntular da Anadolu'da yüz binlerce yıl boyunca farklı insan türlerinin yaşadığını göstermektedir. Ancak bu buluntuların bir bölümünün Homo erectus, bir bölümünün ise Homo heidelbergensis dönemine ait olabileceği düşünülmektedir.

Batı Anadolu'daki en eski insan izleri ise Gediz Havzası'nda ele geçen yaklaşık 1,2 milyon yıllık taş aletler ile Denizli-Kocabaş kafatasıdır.

Demek ki Batı Anadolu, insanlık tarihinin en eski göç yollarından biriydi. 

Milyonlarca yıl önce bu topraklarda Homo erectus dolaşıyor, geyik sürülerini izliyor, Anadolu parsı ve sırtlan gibi yırtıcılardan korunarak yaşam mücadelesi veriyordu.

(Homo erectus ailesi. Temsili resim. https://portal.azertag.az/encyclopedia/post/18751?utm

***

Yaklaşık 700–600 bin yıl önce Afrika'da yaşayan bazı Homo erectus toplulukları zaman içinde yeni bir insan türüne evrimleşti: Homo heidelbergensis insanı. Bu ad Almanya’da Heidelberg kenti yakınında bulunmuş izlere izafeten verilmiş.

Bu yeni tür de ataları gibi Afrika'dan ayrılarak Avrupa ve Batı Asya'ya doğru yayıldı. Anadolu ise yine bu büyük göçün en önemli geçitlerinden biriydi. Bu nedenle Homo heidelbergensis'in Anadolu'ya yaklaşık 700 bin yıl önce ulaşmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Yunanistan'ın kuzeydoğusundaki Petralona Mağarası'nda bulunan ünlü kafatasıyla benzer morfolojik özellikler taşıması nedeniyle, Denizli-Kocabaş kafatasının da Homo erectus'tan çok Homo heidelbergensis'e ait olabileceğini ileri süren araştırmacılar da bulunuyor.

Ancak bu görüş henüz kesinlik kazanmadı. Eğer ileride yapılacak çalışmalar bu değerlendirmeyi doğrularsa ya Kocabaş buluntusunun yaşı ya da Homo heidelbergensis'in evrim kronolojisi yeniden gözden geçirilmek zorunda kalacaktır.

(Denizli Kocabaş traverten alanı ve burada bulunan kafatası. https://www.cnnturk.com/teknoloji/bilim/denizli-adami-insanligin-dunyaya-yayilisina-isik-tuttu-458083?utm)

Yaklaşık 400 bin yıl öncesine tarihlenen Yarımburgaz ve Karain mağaralarının alt tabakalarında ele geçen taş aletlerin de büyük olasılıkla Anadolu'da yaşayan Homo heidelbergensis topluluklarına ait olduğu düşünülüyor.

Ancak Homo erectus ile Homo heidelbergensis'i birbirinden ayırmak sanıldığı kadar kolay değildir.

Çünkü her iki tür de Alt Paleolitik (Eski Taş) Çağ'ın karakteristik Aşölyen (Acheulean) taş alet kültürünü kullanıyordu. İki yüzü de özenle yontulmuş el baltaları, nacaklar ve iri kesiciler her iki türün de ortak mirasıydı.

Bununla birlikte, Homo heidelbergensis dönemine ait bazı aletlerin işçilik, simetri ve biçim açısından daha gelişmiş örnekler olduğu görülüyor.

(Karain Mağarası)

Yine de yalnızca taş aletlere bakarak bunların hangi insan türü tarafından yapıldığını kesin olarak söylemek mümkün değildir. 

Fosil kalıntılarıyla birlikte bulunmadıkları sürece, taş aletler tek başına tür tayini için yeterli kanıt oluşturmaz.

Homo erectus’tan evrimleşen Homo heidelbergensis ise yüz binlerce yıl sonra aynı göç güzergâhını izleyerek bu topraklara geldi.

Böylece Anadolu, milyonlarca yıl boyunca farklı insan türlerinin peş peşe geçtiği büyük bir göç koridoruna dönüştü. 

Aynı vadilerden yürüdüler, aynı su kaynaklarından içtiler, aynı av hayvanlarının peşine düştüler. Aralarında yüz binlerce yıl vardı; fakat izleri çoğu zaman aynı topraklarda üst üste birikti.

(Homo heidelbergensisler avlanıyor. Temsili resim.https://www.lescienze.it/news/2020/05/04/news/homo_heidelbergensis_bastone_lancio_caccia_paleolitico-4721564/?utm)

***

Yaklaşık 700 bin yıl önce Afrika'dan Avrupa'ya yayılan Homo heidelbergensis topluluklarının bir bölümü, 430–400 bin yıl önce uzun bir evrim sürecine girerek Neandertallere dönüştü.

Buzul Çağı'nın sert iklim koşullarına uyum sağlayan bu insanlar, yaklaşık 250 bin yıl önce klasik Neandertal özelliklerini kazandılar.

Anadolu'daki izleri de bu dönemlerden itibaren görülmeye başlar.

Türkiye'deki en önemli Neandertal buluntuları Antalya Karain Mağarası'ndan geliyor. Burada bulunan diş, ön kol, el parmakları ve ayak bileği kemikleri, Anadolu'da Neandertal insanlarının yaşadığını açık biçimde gösteriyor.

(Antalya-Karain’de bulunmuş  Neandertallerin Musteryen işçiliğiyle yapılmış taş aletler)

Karain yalnız değildir.

Denizli'nin Honaz ilçesi Aydınlar Mahallesi Su Deresi mevkisinde bulunan taş aletler de Neandertallere özgü özellikler taşıyor. 

Bölgede kaliteli çakmaktaşından yapılmış, Levallois tekniğiyle önceden planlanarak yontulmuş çekirdekler, sivri uçlar ve kenar kazıyıcılar ele geçirilmiş.

Ayrıca Neandertallerin karakteristik taş endüstrisi olan Musteryen (Mousterian) kültürüne ait ince işçilikli aletler de bulunmuş.

Bu buluntular, yaklaşık 250–60 bin yıl önce Batı Anadolu'da Neandertal topluluklarının yaşadığını gösteriyor.

(Bir Nandertal ailesi. Kadınlar homo sapiens kadınlarına benziyor. Temsili resim. https://www.chosun.com/english/industry-en/2026/03/05/C6VMOCD4ORESBIXNJ2KMOXJWRA/?utm)

***

Batı Anadolu'nun en dikkat çekici Neandertal yerleşmelerinden biri ise Uşak'ın Banaz ilçesindeki Sürmecik açık hava yerleşmesidir.

Yaklaşık 200 bin yıl öncesine tarihlenen bu alanda 88 binden fazla taş eser gün ışığına çıkarıldı.

Buluntular arasında Levallois  (okunuşu Levalva) çekirdekleri, Musteryen sivri uçları, kenar kazıyıcılar, el baltaları ve hayvan derilerini işlemede kullanılan çeşitli taş aletler bulunuyor.

Aynı tabakalarda ele geçen at ve yabani sığır fosilleri, Neandertal topluluklarının bu hayvanları avladığını gösteriyor.

 

(Uşak-Banaz- Sürmecik buluntuları)

Araştırmalar, Sürmecik'in yalnızca kısa süreli bir av kampı değil, aynı zamanda taş alet üretiminin gerçekleştirildiği önemli bir açık hava yerleşmesi olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün birçok araştırmacıya göre Sürmecik, Neandertal dönemine ait buluntu zenginliği bakımından Türkiye'nin en önemli açık hava paleolitik alanlarından biridir.

Neandertaller genellikle mağaralarda yaşamalarıyla tanınsa da, Sürmecik onların uygun çevre koşulları oluştuğunda açık alanlarda da uzun süre yaşayabildiklerini gösteriyor.

Muhtemelen onları buraya çeken en önemli neden, çevredeki sıcak su kaynakları, zengin su varlığı ve bu kaynaklara gelen büyük av hayvanlarıydı.

(Uşak-Banaz Sürmecik kazı alanı: Neandertal yerleşimi )

***

Peki bütün bunlar olurken İzmir çevresinde neler yaşanıyordu?

İzmir'in ilk insanları kimlerdi?

Şimdiye kadar bulunan bulgular bize Batı Anadolu'da sırasıyla Homo erectus, ardından Homo heidelbergensis, daha sonra da Neandertallerin yaşadığını gösteriyor.

Yani Homo sapiens bu topraklara gelmeden yüz binlerce yıl önce Batı Anadolu'nda başka insan türleri dolaşmış.

İzmir-Karaburun Kömür Burnu'nda bulunan taş aletler de bizi bu uzun yolculuğun içine götürüyor.

(İzmir-Karaburun-Yeni Liman Kömür Burnu araştırmaları. cilingiroglu_2025_izmirdergisi.pdf)

Aynı bölgede hem Homo erectus, hem Homo heidelbergensis, hem de Neandertal dönemlerine tarihlenen buluntular ele geçmiş.

Karaburun'da bulunan Levallois tekniğiyle (önceden tasarlanarak) hazırlanmış taş aletler daha çok Neandertal kültürünü yansıtıyor.

Ama aynı alanda bulunan iki yüzlü Aşölyen el baltaları bize daha eski bir hikâye anlatıyor.

Bu baltalar, Homo erectus ya da Homo heidelbergensis topluluklarının da bu kıyılarda yaşadığını düşündürüyor.

Bulgular, Kömür Burnu'nun en az, yaklaşık 300 bin yıldır farklı insan toplulukları tarafından kullanıldığını gösteriyor.

Yani aynı yerde, üst üste biriken farklı zamanlar var.

Prof. Çiler Çilingiroğlu’nun bildirdiğine göre Batı Anadolu'ya Buzul Çağı boyunca kara köprüsüyle bağlı olan Midilli Adası üzerinde, Kömür Burnu'nun kuş uçumu yaklaşık 70 km kuzeyinde, Kolloni Körfezi’nin güneyinde bulunan Rodafnidia adlı yerde yapılan kazılarda Kömür Burnu buluntularıyla çok yakın teknolojik benzerlik gösteren buluntular ele geçmiş.

Coğrafya benzerdir.

Yüz binlerce yıl arayla gelen insanlar aynı göğe bakıyor, aynı pınarlardan su içiyor, aynı tepelerde dolaşıyor.

Ege'nin poyrazı onları da serinletiyor. Aynı güneş omuzlarını ısıtıyor, aynı deniz kıyısında avlanıyor, aynı yıldızların altında geceyi geçiriyorlar. 

Bugün değişen yalnızca zaman; gökyüzü ise hâlâ aynı gökyüzü.

(İzmir-Karaburun-Yeni Liman-Kömür Burnu’nda bulunan badem biçimli iki yüzlü el baltaları. cilingiroglu_2025_izmirdergisi.pdf)

***

Karaburun’un yanı sıra Urla çevresinde de çok eski insanlar yaşamış.

Urla'ya bağlı Özbek Köyü'nün kuzeydoğusundaki Menteş bölgesinde, Dedetepe'nin kuzey eteklerinde de iki yüzü işlenmiş çakmaktaşından bir el baltası bulundu.

Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, bu aleti yaklaşık 400–300 bin yıl öncesine tarihlendirmiş ve büyük olasılıkla Afrika'dan çıkıp Yakındoğu üzerinden Anadolu'ya yayılan Homo erectus topluluklarına ait olduğunu ileri sürmüş.

Belki de bu el baltası, yüz binlerce yıl önce Gediz Havzası'ndan Karaburun'a kadar uzanan insan yolculuğunun bugün elimizde kalan en eski tanıklarından biri oluyor.

Nevşehir Üniversitesi’nde Dr. Tayfun’un verdiği bilgiye göre bu döneme ait diğer el baltası, İzmir Körfezi’nin güneyinde, Narlıdere'de yüksek Çatalkaya dağının eteklerindeki Abdullah Ağa Çiftliği mevkiinde bulunmuştur.

Alet, Homo erectus ve Homo heidelbergensis dönemlerinin karakteristik iki yüzlü Aşölyen (Acheulean) taş alet geleneğini yansıtıyor. Şimdilik bu alanda Neandertallere ait doğrudan bir buluntuya rastlanmıyor.

Batı Anadolu'da Neandertallerin izleri ise daha çok Denizli, Uşak ve Kütahya çevresinde yoğunlaşıyor.

Denizli Honaz-Aydınlar, Kütahya Kureyşler Baraj Gölü Havzası ve özellikle Uşak'ın Banaz ilçesindeki Sürmecik açık hava yerleşmesi, Antalya-Karain Neandertal yaşamına ışık tutan en önemli merkezler arasında yer alıyor.

 

(Antalya-Karain Mağarası ve Neandertallere özgü sivri uçlu  Musteryen taşlar)

Yukarıda da değindiğimiz gibi, Sürmecik yaklaşık 200 –40 bin yıl arasında Neandertal topluluklarının konakladığı, avlandığı ve taş alet ürettiği önemli bir açık hava yerleşmesi olarak öne çıkıyor. (https://dergipark.org.tr/tr/pub/tubaar/issue/37968/438466)

(Neandertaller-Temsili resim. https://www.indyturk.com/node/235871/bilim/iklim-de%C4%9Fi%C5%9Fikli%C4%9Fi-neandertal-teknolojisini-nas%C4%B1l-geli%C5%9Ftirdi?utm_source=chatgpt.com)

***

Ve sonunda sahneye Homo sapiens geliyor.

Yani biz...

Yaklaşık 300 bin yıl önce Afrika'da ortaya çıkan Homo sapiens, insan evriminin bugüne ulaşan son halkasını oluşturuyor.

Afrika’dan başlayan uzun yolculuğun en önemli duraklarından biri yine Anadolu oluyor. 

Hatay'daki Üçağızlı Mağarası, bu ilk gelişin en güçlü kanıtlarından birini veriyor.

 

(Anadolu’da İlk Homo sapiens yerleşimleri. Hatay-Yayladağ-Üçağızlı Mağarası ve buluntular)

Burada bulunan Homo sapiens kalıntıları ile Neandertal kalıntıları, iki insan türünün Anadolu'da kısa bir süre aynı dönemde yaşadığını gösteriyor.

Hatay'daki Üçağızlı ve Merdivenli mağaraları ile Antalya'daki Karain Mağarası'nda bulunan Homo sapiens kalıntıları yaklaşık 40 bin yıl öncesine tarihleniyor.

Antalya Beldibi kaya sığınakları ise yaklaşık 20 bin yıl önce Anadolu'da yaşayan avcı-toplayıcı toplulukların izlerini taşıyor.

Batı Anadolu'da Homo sapiens'e ait doğrudan bir fosil henüz bulunmadı.

Ama Anadolu'nun genel yerleşim tablosuna bakıldığında, 40 bin yıl önce Batı Anadolu’da, İzmir çevresinde de Homo sapiens topluluklarının yaşamış olması kuvvetle muhtemel görünüyor.

Karain ve Üçağızlı çevresinde yaşayan toplulukların bir bölümünün zamanla Batı Anadolu'ya doğru yayılmış olması da güçlü bir olasılık olarak değerlendiriliyor.

(Antalya-Karain’de bulunan  bir geyik sembolü)

***

Elde edilen verilerden anlaşıldığına göre Batı Anadolu’da, Muğla'nın Seydikemer İlçesi'nde, Eşen Vadisi kıyısında kayalık bir tepede bulunan iki galerili Grimeler Mağarası da Anadolu’daki Homo sapienslere yuva olmuş.

Girmeler'deki 2020-21 arkeolojik sondaj çalışmalarında, buzul çağının bitişine (Pleistosen denen dönemin sonuna),  20-12 bin yıl öncesine tarihlenen yontma taş buluntular ve ender rastlanan mezarlar ortaya çıkarılmış. 

Kazıları yürüten Prof. Dr. Erdoğu’nun verdiği bilgilere göre Girmeler'de ilk yerleşim 14 bin yıl öncesine kadar gidiyor.

Artık Homo sapiens Anadolu’nun hâkimi. Neandertaller yok.

 

(Muğla-Seydikemer-Girmeler Mağarası. (Girmeler Höyük Yerleşimi kazısında "erken Anadolu geni"ne rastlandı)

Erdoğu, burada İ.Ö. 9'uncu bin yıldaki insanların yuvarlak planlı kulübelerde yaşadıklarını, Homo sapiens’in (yani bizim) avcı-toplayıcı bir toplum olmasına rağmen ilk defa tarımı denediklerinin anlaşıldığını bildiriyor.

Bulunan mezarlardaki kemikler üzerinde yapılan DNA çalışmalarının, kemiklerin “erken Anadolu genine” ait olduğunu düşünüyor. (Girmeler Höyük Yerleşimi kazısında "erken Anadolu geni"ne rastlandı)

Anlaşılıyor ki o kadar uzak yollardan gelmiş Homo sapiens varoluşun zorluklarını aşmış, artık Anadolu’yu yurt edinmiş.

Üstelik avcı-toplayıcılıktan çiftçiliğe doğru evriliyor.

(14 bin yıl öncesine tarihlenen Muğla-Girmeler’de bulunan mezarlardan çıkarılan ilk Homo sapiens kemikleri)

***

2016-2020 yılları arasında İzmir-Karaburun’da yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılan bulgular, 2020 yılında Dikili Karadağ'ın, Midilli Adası'na bakan sarp yamaçlarındaki Ballık Mağarası'nda yapılan kurtarma kazıları, Batı Anadolu tarihine yeni sayfalar ekliyor.

Karaburun yarımadasında Tepeboz köyü yakınlarındaki Çakmacık ve Adaboğazı denen mevkilerde bulunan izler 50-18/12 bin yıl önceye tarihlenen (Üst Paleolitik denilen) dönemde burada Homo sapienslerin yaşadığı bildiriliyor.

Bu dönem Homo neandertalensis’in soyunun tükenmeye, Homo sapiens’in dünyaya egemen olmaya başladığı dönemdir.

Çakmacık’ta bulunanlar; ince taş yonga üretimiyle birlikte dilgi dediğimiz mızrak ucu, bıçak veya kazıyıcı gibi işlevler gören büyük aletler ve onların yapıldığı çekirdek taşlardır.

(İzmir-Karaburun-Çakmacık’ta ilk İzmirlilerin yaptığı yontma taş gereçler)

O dönemde, Homo sapiens’in geliştirdiği teknolojiyle ince dilgiler, kemik iğneleri, ok ve yay yapım ve kullanımı iyice yaygınlaşmıştı ve bu teknik Anadolu’ya özgüydü.

Homo sapiens’in varlığının kanıtıdır. 

(İzmir-Karaburun-Kocaman’da ilk İzmirlilerin yaşadığı yerlerde yapılan araştırmalar)

2016 yılında, yine Karaburun Yarımadası’nın güneydoğu kesiminde, mevcut kıyı alanına paralel bir yamaçta bulunan Kocaman denilen mevkiide toplanan birçok alet Son Buzul Çağı Sonunda (11 bin-9 bin yıl öncesi) bu yörede avcı-toplayıcı insan (Homo sapiens) topluluklarının yaşadığını ve bu aletleri ürettiğini gösteriyor.

Bu aletler; ok ucu, orak dişi gibi kullanılmak üzere üretilen,  “mikrolit”  denilen  geometrik biçimli küçük yontma taş aletlerdir.

Son Buzul Çağı'nın bitişiyle değişen iklime ve av hayvanı türlerine uygundur.

Artık yörede ilk insanların avcı-toplayıcı yaşam biçimiyle var olduğu anlaşılır. (cilingiroglu_2025_izmirdergisi.pdf)

(İzmir-Karaburun-Kocaman’da ilk İzmirlilerin yaptığı mikrolit aletler)

***

Son araştırmalar ilk Homo sapiens İzmirlilerin Dikili-Ballık Mağarası çevresinde de var olduğunu gösteriyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Taşkıran ve Bergama Müze Müdürü Nilgün Ustura başkanlığında Alman AE’nin katılımıyla yapılan kazı ve araştırmalarda bulunan taş alet ve kemiklerin, radyokarbon yöntemiyle tarihlendirilmesiyle 14 bin yıl öncesine ait olduğu saptanmış.

(İzmir-Dikili Ballık Mağarası. İlk İzmirli Homo sapienslerin yaşadığı yerlerden. https://arkeofili.com/izmirdeki-bir-magarada-14-000-yillik-tas-aletler-bulundu)

Buluntular arasında çakmaktaşından yapılmış aletler, çakmaktaşı çekirdekleri ve yongalama artıkları ele geçirilmiş.

Araştırmacılar, Ballık Mağarası'nın sürekli bir yerleşimden çok, Orta Taş Çağı'nın sonlarında, Neolitik'e geçişe yakın bir dönemde mevsimlik olarak kullanılan kısa süreli bir kamp yeri olduğunu düşünüyor.

Ege kıyılarında Paleolitik (Eski Taş)  Çağ'a ait yüzey buluntuları uzun zamandır biliniyordu. 

Ancak bu bulgular Paleolitik'ten Neolitik'e  (Yeni Taş Devri-Tarım Devrimi) geçişi gösteren kemik artıkları gibi çok güvenilir kanıt sunuyor.

İşte Ballık Mağarası'nın ve Karaburun buluntularının önemi burada ortaya çıkıyor. Bu keşifler, Batı Anadolu'nun tarihöncesine yeni bir sayfa ekliyor.

(50-12 bin yıl öncesinde yaşamış bir Homo sapiens/Akıllı insan topluluğuna ait bir canlandırma resmi)

Yaklaşık 14 bin yıl önce Anadolu'da artık yalnızca Homo sapiens yaşıyordu. 

Neandertaller çoktan tarih sahnesinden çekilmişti. Homo erectus ve Homo heidelbergensis de artık yok.

Yani Ballık Mağarası'na gelip gidenler, rüzgârlı Karaburun yamaçlarında dolaşanlar artık Homo sapiens. Yani biziz.

Avcı ve toplayıcılar... Mevsimlere göre yer değiştiren gezgin insanlar...

Üstelik araştırmacı Harun Taşkıran'a göre Ballık Mağarası, Ege Bölgesi'nde Paleolitik Çağ'a ait stratigrafik (tabakalaşama bilimi) bağlamda ortaya çıkarılan ilk önemli buluntu alanı olma özelliğini taşıyor.

(Dikili Ballık Mağarası’nda bulunan ilk İzmirlilerin yaptığı ve kullandığı gereçler. https://arkeofili.com/izmirdeki-bir-magarada-14-000-yillik-tas-aletler-bulundu)

Dikili-Ballık Mağarası, İzmir'in tarihöncesi haritasındaki eksik halkalardan birini tamamlıyor.

Homo erectus'la başlayan, Homo heidelbergensis ve Neandertallerle devam eden insanlık yolculuğu, şimdilik İzmir- Karaburun’da, Dikili'de Homo sapiens'e ulaşıyor.

Batı Anadolu, en az 1 milyon yıl boyunca farklı insan türlerine ev sahipliği yaptı.

Bu türlerin zaman çizelgeleri yer yer çakışıyor. Bu yüzden bazı dönemlerde aynı coğrafyayı paylaşmış olmaları mümkün görünüyor.

Ancak bunu kesin olarak doğrulayacak doğrudan kanıtlar henüz elimizde yok. Belki de yeni kazılar, insanlık tarihinin bu sessiz sayfalarına yeni cümleler ekleyecek.

(Son buz çağında Avrupa’da yaşamış (Cro-Magnon olarak adlandırılan) bir Homo sapiens’in canlandırılması)

***

Şanlıurfa'da bir çiftçi, tarlasını sürerken pulluğuna takılan bir taşa rastladı. 1980'lerin sonu...

Taş sıradan görünmüyordu. Müzeye götürdü. Yıllarca depoda bekledi; kimse ne olduğunu anlayamadı.

1994 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt depodaki o taşı gördü. Daha önce kazı yaptığı başka bir höyükte benzerlerine rastlamıştı. Tanıdı. Tarlaya gitti. Toprağın altında neyin yattığını hemen anladı.

Adı Göbeklitepe.

Kazılar başladı.

Toprağın altından kimsenin beklemediği bir dünya çıktı.

40-60 ton ağırlığında, T biçimli dev taşlar... Üzerlerinde yaban domuzları, tilkiler, akrepler, yılanlar... Daireler hâlinde dizilmiş anıtsal yapılar...

Tarih ise şaşırtıcı:

Yaklaşık İ.Ö. 10.000.

(Homo sapiens’in Urfa-Göbeklitepe’de yaptıkları)

Tarım daha başlamamış. Yerleşik yaşam henüz yok.

Peki insanlar bu kadar ağır taşları nasıl kesiyordu, kilometrelerce taşıyordu ve dikiyordu?

Bunun için yüzlerce kişinin uzun süre birlikte ve eşgüdümle çalışması gerekiyordu.

Oysa aynı yüzyıllarda İzmir-Dikili-Ballık Mağarası'ndaki insanlar, mağarayı kısa süre kullanıp gidiyordu. İzmir-Karaburun dağlarında avlanıyorlardı.

Aynı insan...

Aynı zekâ...

Aynı eller...

Ama iki bambaşka yaşam biçimi...

Neden?

(Yüz binlerce yıl taşlarla uğraşan Homo sapiens’in Urfa-Göbeklitepe taşları)

***

Belki de cevabın adı coğrafya.

Şanlıurfa çevresi yabani buğdayın, bademin ve av hayvanlarının bol olduğu bereketli bir bölge. 

Bu zenginlik, insan topluluklarının yılın büyük bölümünü aynı yerde geçirmesine ve ortak yapılar inşa etmesine olanak sağlıyordu.

Batı Anadolu kıyıları ise bambaşka bir dünya sunuyordu. İnsanlar daha hareketli yaşıyor, mevsimlere göre yer değiştiriyordu.

Belki de biri taşları üst üste koyarken, diğeri denizin ve avın peşinden gidiyor.

Ama Göbeklitepe tek başına da değildi.

Bugün çevresinde Karahantepe, Sayburç, Sefertepe, Boncuklu Tarla ve başka birçok yerleşim ortaya çıkarılıyor.

Artık bu bölge, "Taş Tepeler" adı verilen büyük bir kültürel alan olarak görülüyor.

Anlaşılan o ki, buraya yalnızca tek bir topluluk gelmiyordu.

Farklı insan grupları belirli zamanlarda burada buluşuyordu, birlikte törenler yapıyordu, bilgi paylaşıyordu, belki de ortak bir inanç dünyası kuruyordu.

Belki de henüz bilemediğimiz nedenler vardı!

Muğla'daki Girmeler Mağarası ise başka bir hikâye anlatıyor.

Ballık'la neredeyse aynı yaşta...

Yaklaşık 12-14 bin yıl öncesine uzanıyor.

Orada da anıtsal yapılar yok.

Ama başka bir şey var:

Süreklilik.

(Şanlıurfa-Anadolu’da Homo sapiens heykelleri)

İnsanlar aynı mağaraya yalnızca bir kez değil, binlerce yıl boyunca tekrar tekrar dönüyor.

Neolitik'ten (Taş Devri’nden) Kalkolitik'e, (Bakır Çağı’na) Hellenistik Dönem'den Roma Çağı'na kadar...

Üç yer...

Üç farklı yaşam biçimi...

Göbeklitepe'de anıtlar yükseliyor.

Ballık'ta insanlar mevsimlik konaklıyor.

Girmeler'de ise tarıma yöneliyor, artık mezarları var.

Aynı tür...

Aynı çağ...

Ama üç farklı yol...

Bugün Ege kıyılarının büyük bölümü denizin altında.

Son buzul çağından sonra deniz seviyesi yükseldi; kıyılar değişti.

Belki Batı Anadolu'nun kendi Göbeklitepe'si de bugün dalgaların altında yatıyor.

Belki hiç yapılmadı.

Belki de henüz bulunamadı.

Kim bilir?

Belki de tarih, yalnızca insanın değil, yaşadığı coğrafyanın da hikâyesidir.

Aynı Homo sapiens...

Aynı zekâ...

Aynı eller...

Ama biri Göbeklitepe'yi inşa etti.

Biri Ballık Mağarası'nda mevsimlik konakladı.

Biri Girmeler'de binlerce yıl sonra yaşam biçiminde değişime yöneldi.

İnsan aynıydı; farklı olan, yaşadığı çevrenin ona sunduğu olanaklardı.

(Şanlıurfa-Anadolu’da bir Homo sapiens’in başı)

***

Yaklaşık İ.Ö 6500'lerden sonra, ise İzmir çevresinde yeni bir dönem başladı. 

Anadolu'nun ilk çiftçi Homo sapiens toplulukları Yeşilova, Ulucak ve çevredeki ilk köyleri kurdu 

Milyonlarca yıl süren avcı-toplayıcı yaşam yavaş yavaş yerini tarım ve hayvancılığa bıraktı. 

İnsan artık yalnızca doğanın sunduklarıyla yetinmiyordu; toprağı işliyordu, hayvanları evcilleştiriyordu ve yaşadığı yeri yurt edinmeye başlıyordu.

 İşte uygarlığa giden yol da böyle başladı.

(İzmir-Yeşilova’ya geldiğinde artık evler yapıyordu Homo sapiens)

Batı Anadolu, İzmir ve çevresi de bu yolun bir durağı...

Bugünkü bilgilerimize göre İzmir yöresine ulaşan ilk insan ya da insansıların izleri yaklaşık 300 önce Karaburun ve 300-500 bin yıl önce Urla'da karşımıza çıkıyor. 

Ardından yaklaşık 12-14 bin yıl önce Karaburun’da, Dikili'de Homo sapiens'in ayak izlerini görüyoruz. 

Yaklaşık 8.500 yıl önce Bornova-Yeşilova'da yerleşik yaşam başlıyor. 

Aradan geçen binlerce yılın ardından insanlar, yaklaşık 5 bin yıl önce Bayraklı'daki eski Smyrna'da kalıcı izlerini bıraktı.

2500 yıl önce de bugün modern İzmir’in bulunduğu Kadifekale eteklerine taşındı. 

Nereden nereye…

Böylece savanada başlayan uzun yürüyüş, Ege kıyılarında kentler kuran bir uygarlığın öyküsüne dönüştü.

(İlk Smyrna-Tepekule-Bayraklı)

***

Dünya dönüp durdu…

İnsan yürüdü…

Yürüdü, yürüdü, yürüdü…

Ve sonunda bu günlere geldi Homo sapiens.

Milyonlarca yıl önce Afrika kırlarında ayağa kalkan o ilk insan, nereye gittiğini bilmiyordu.

Bilmiyordu ki bir gün ayakları Anadolu toprağına basacak, Ege kıyılarında yürüyecek, elleri bu taşları yontacak, gözleri bu turkuvaz denizi görecek.

İzmir’de Çatalkaya’ya yaslanacak…

Ama yürüdü.

Çünkü başka seçeneği yoktu.

Çünkü evrim, bir üstünlük hikâyesi değil; hayatta kalma mücadelesinin hikâyesiydi.

Şimdi biz buradayız...

(Bugün. İzmir-Temmuz-2026. Foto: S.Taşkın)

Aynı eller…

Aynı gözler…

Aynı merak…

Belki de hâlâ o ilk adımın izini taşıyoruz.

Mal sahibi, mülk sahibi diye oyalanırken, aslında milyonlarca yıl önce başlayan o büyük yürüyüşün son halkasında yaşıyoruz.

Ve hâlâ yürüyoruz.

Nereye gittiğimizi tam olarak yine bilmiyoruz.

Ama bu kez, nereden geldiğimizi biliyoruz.

İşte insanın en büyük yolculuğu da belki budur.

Gideceği yeri ararken, geldiği yeri unutmamak...

Yararlanılan Başlıca Kaynaklar

• Chris Stringer – The Origin of Our Species 

• Ian Tattersall – Masters of the Planet 

• Yuval Noah Harari – Sapiens 

• Richard Leakey – The Origin of Humankind 

• Jean-Jacques Hublin'in Homo sapiens üzerine çalışmaları 

• Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü yayınları 

• Nature, Science ve PNAS dergilerinde yayımlanan ilgili makaleler 

• Smithsonian Institution Human Origins Program 

• Türkiye'de yayımlanan paleoantropoloji ve arkeoloji çalışmaları

Sefa Taşkın

02.08.2026

Dikili/İzmir