Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,6549
Dolar
Arrow
43,6557
İngiliz Sterlini
Arrow
59,3247
Altın
Arrow
6575,7224
BIST
Arrow
10.729

‘Dört Köşeli Üçgen’de bir köşe kapmak…

Edebiyatımızın özgün kalemi, deneme ustası, Salâh Birsel’in Ağustos-Ekim 1957 tarihleri arasında Cihangir’de kaleme aldığı bir kitap ‘Dört Köşeli Üçgen’… Birsel, bu tek romanında bir gözlemcinin serüvenlerini traji-komik hikâyelerle anlatırken, bir taraftan toplum eleştirisini en sert biçimde yapıyor, bir taraftan da mizahın en karasını kendine has üslubuyla satırlara yansıtmaktan geri durmuyor…

Birsel’in ‘gözlemci’si öyle sıradan bir ‘gözlemci’ değil, gece uyurken bile gözlemcilik görevini elden bırakmayan ‘uluslararası bir gözlemci’. Tütün Yaprakevi’nin deposunda çalışan sıradan bir bekçi de değil o! Ha bu arada sakın ‘röntgenci’ falan da sanmayın, namuslu bir gözlemci o! Neden mi? Çünkü röntgenciler hastadır, gözlemci ise bir filozoftur, bir bilge bir ahlâkçı, bir öğretmendir!..

Günün yirmi dört saati yetmeyince önce kırk sekiz, sonra yetmiş iki, en sonunda da doksan altı saat gözlem yapmaya başlayan bir ‘düşünce okuyucusu’dur aynı zamanda…

Hem bu okumayı hayata geçirme yolunda ilk iş olarak insanların karnını dinlemeye koyulmaya başlamış bir okuyucu…
“Bir pencere arkasında, bir dürbün, bir duvar, bir sokak kenarından derlediğim ilk gözlemler bana insanların çokluk karınlarından konuştuklarını öğretti. İnsanlar karınlarından konuşmakla hem düşüncelerini mantıklarının baskısı altında tutmak gibi bir rahatsızlıktan kendilerinin sıyırmış oluyorlar, hem de dünyanın mantıkla yönetilebileceği üzerinde direnen felsefe bezirgânlarına kesin sonuçlu bir protesto çekmiş bulunuyorlardı.”

Sonra evleri, en çok da kadınları dinler. Gerçeği arama peşinde yazları, izin günlerini plajlarda geçirmeye başlar. Gözlemlerinin belli bir zenginliğe erişmesinde plajların önemi ihmale gelmez.

Öte yandan gözlemlerini insanlarla paylaşır, fakat boşuna. Çünkü, “gerçek, ancak kendini görmek isteyene yüzünü gösterebilir.”

Günler günleri, daha doğru bir ifadeyle gözlemler gözlemleri kovaladıkça, bilgisinin derinleştiğini, tembellik içgüdüsünün ortadan silindiğini, dünya ve insanlar üzerinde kesin ve açık bir görüşe vardığını duyar, kahramanımız…

KAFASINI TAKMIŞ BİR ‘GÖZLEMCİ’

Kapalı kapılar ardında yaşananlar, renk renk, boy boy maskeler, iki yüzlülükler, gerçeğin peşindeki gözlemcinin düştüğü trajikomik durumlar…

İnsanları her alanda, hatta tuvalette bile gözlerken yakalandığında sapık ya da deli gözüyle bakılan bekçinin gördükleri ise gizlenen, ancak yaşanan gerçeklerden başkası değil! Ama o ‘kral çıplak’ demek için Kral’ı çıplak görmeye kafasını takmış bir ‘kaçık’...
Girdiği bu yolda ilerledikçe ve hızı arttıkça esenliğinin uçup gittiğine, içinin karardığına, yürük teknelerinin sığlıklarda ‘lengerendaz’ yani ‘demir atmış’ olduğunu anlamaya başlıyor.
Hele de gözlemlerden bir sonuç çıkarmak, ellerle ayaklarla gözlem derlemek kadar ‘boynuz yaldızlamak’ istememenin de kişioğluna darlık verdiğini bir kez daha öğreniyor.
Sonra seyahatinde yeni durağı ‘kahvehane’ oluyor. Gerekçesi “Bir gözlemcinin işini en kolay, en doyumlu yürütebileceği bir yer de ondan. Dünyanın en büyük kararlarının verildiği, politika tartışılan yer…”

Gözlemin bir hastalık aşamasına geldiğini düşünmeye başladığında, ondan kurtulmak için babadan kalma şimendifer marka altın saatini, ‘mesleğinin yüzündeki örtüyü büyük yüz görümlülükleri karşılığında açan doktorlar’dan birine kendini baktırabilecek kadar paraya kavuşmak için satar. Ama aldığı cevap: “Bir şeyiniz yok!”

Doktor’dan ‘mantık denizinin gemilerini tanı’ uyarısı aldığında; “Bu sizin lafını ettiğiniz gemiler, sakın mantık denizinin midyeleri olmasın? Bana öyle geliyor ki bunlar düpedüz incisi çıkarılmış midye kabuğu” yanıtını verir.

“ADRESSİZ BİR GÖZLEMCİ’NİN ‘ÜÇGENCE’ KONUŞMA KILAVUZU…”

Deneme ve günlük denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisi olan Salâh Birsel denemelerini okurken yüzümüzde beliren tebessümünü çoğu zaman ‘Dört Köşeli Üçgen’de de bulacak ve bu tebessümler çoğu zaman da yerini ağız dolusu kahkahalara bırakacak. Çünkü Birsel, bu eserinde hiciv sanatının en başarılı örneklerinden birini sunuyor.

“Gözlem yapıyorum, demek mutluyum” , “Gözlem yapıyorum, demek varım” diye yola çıkan kahramanımızın sonunu merak edenlere ise şunu söylemekle yetiniyoruz: Mekânın birey algısı bakımından kırılarak yeniden yorumlanışı, belleğin ritimlerine karşı çıkış, ahlak totaliterliğine tepki olarak koyulan bir karşılık mesafede ‘değil’lerin dünyasına hiç çekinmeden girin. Gözlemden başka sığınağı olmayan, adressiz bir ‘gözlemci’nin ‘üçgence’ konuşma kılavuzuna bir göz atın ve kendinize bir sorun: “Herkes gözlemci olsa, dünyada birçok işler karışılıktan sahiden kurtulur mu?”