Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8264
Dolar
Arrow
44,2454
İngiliz Sterlini
Arrow
58,6433
Altın
Arrow
7581,1438
BIST
Arrow
10.729

Londra'da savaş tamtamları çalıyor

Orta Doğu yanarken Londra’da manşetler alev almış durumda.

Muhafazakâr Parti içindeki eski hükümet isimleri ve partiye yakın sağ basın, İran’a karşı daha sert bir pozisyon alınması gerektiğini açık açık söylüyor. Özellikle The Sun ve benzeri sağ yayın organlarında çıkan yazılarda hükümet “kararsızlıkla” ve hatta “korkaklıkla” suçlanıyor. Köşe yazarı Rod Liddle gibi isimler, Britanya’nın ABD’nin yanında net biçimde saf tutması gerektiğini savunuyor.Liddle, neredeyse Churchill reenkarnasyonu bekler gibi yazıyor: “Bu yönetim Britanya’yı yönetmeye uygun değil.”

Eski muhafazakâr kadrolar televizyon ekranlarında daha aktif bir askeri rol çağrısı yaparken, parti tabanında da “özel ilişki” vurgusu üzerinden Washington’la tam hizalanma beklentisi dillendiriliyor.

İran’ın Kıbrıs’taki İngiliz üslerine yönelik drone saldırısı sonrası bu sesler daha da yükseldi. “Eğer üslerimiz hedefteyse zaten savaşın içindeyiz” argümanı dolaşıma sokuldu.

Yani İngiltere’de ciddi bir kesim savaş başlıkları atıyor.

Ancak Downing Street farklı bir ton kullanıyor.

Başbakanın “Gökyüzünden rejim değişikliğine inanmıyorum” sözleri, askeri romantizme kapılmayacağız mesajı içeriyor. İngiliz basınında savaş naraları atılırken hükümetin daha hesapçı bir çizgide kalmaya çalışması, Londra siyasetinde belirgin bir fay hattı oluşturmuş durumda.

Tam da bu nedenle asıl mesele sadece İran değil; Britanya’nın kendisi.

Londra’nın Tercihi: Washington’ın Gölgesi mi, Soğukkanlı Güç mü?

Donald Trump yönetiminin İsrail ile birlikte İran’a yönelik başlattığı askeri hamle, bölgesel bir operasyon olmanın ötesine geçme potansiyeli taşıyor. Londra ise bu kez refleksle değil, hesapla hareket etmeye çalışıyor.

Başbakanın “Gökyüzünden rejim değişikliğine inanmıyorum” cümlesi sıradan bir diplomatik temkin değil. Bu, 2003 travmasının açık bir hatırlatmasıdır.

Britanya, Irak’ta Washington’a tam angaje oldu. Sonuç: uzun süreli istikrarsızlık, iç politikada güven kaybı ve askeri yıpranma. Afganistan’da tablo farklı değildi. O yüzden bugün Londra’nın tereddüdü korkaklık değil; stratejik hafıza.

İngiltere’nin Temel Dış Politika Çerçevesi

Britanya dış politikasının üç ana ekseni var:

1. ABD ile “özel ilişkiyi” korumak

2. NATO içindeki güvenlik mimarisini sürdürmek

3. Küresel ticaret ve finans merkezi kimliğini korumak

Bugünkü kriz bu üç ayağı aynı anda zorluyor.

ABD’ye tam askeri angajman, Londra’nın Washington nezdindeki ağırlığını artırabilir. Ancak İran’la doğrudan çatışma riski, enerji piyasaları ve küresel finans açısından ciddi maliyet yaratır. City of London için savaş romantik bir kavram değil; volatilite demektir.

Hürmüz Boğazı: Stratejik Sinir Ucu

Hürmüz Boğazı'nın kapanma ihtimali, krizin askeri değil ekonomik boyutunu öne çıkarıyor. Küresel petrol arzının önemli bir bölümü bu geçitten sağlanıyor. İran’ın “geçeni vururum” mesajı, klasik bir askeri tehditten çok stratejik bir kaldıraç.

Britanya burada bir denklem kurmak zorunda:

ABD ile askeri dayanışma mı?Yoksa enerji ve piyasa istikrarını önceleyen kontrollü mesafe mi?

Bu tercih, sadece İran dosyasını değil, Britanya’nın küresel rol tanımını belirleyecek.

 Avrupa’nın Konumu ve Nükleer Denge

Emmanuel Macron’un nükleer savunmada daha iddialı bir pozisyon sinyali vermesi, Avrupa’nın güvenlik mimarisini yeniden tartışmaya açtı. Avrupa Birliği zaten stratejik özerklik söylemini güçlendirmişti. İran krizi bu söylemi hızlandırabilir.

Londra, Brexit sonrası Avrupa’dan siyasi olarak ayrıldı; fakat güvenlik mimarisinden kopmadı. Eğer kıta Avrupa’sı temkinli bir hat izlerken Britanya ABD’nin askeri öncüsü rolüne soyunursa, bu Londra’yı Avrupa’dan daha da uzaklaştırır.

Bu nedenle mesele sadece İran değil; Britanya’nın Avrupa ile güvenlik koordinasyonu.

Rusya Faktörü

Henüz net pozisyon almayan Vladimir Putin, krizin bilinmeyen çarpanı. Moskova’nın İran’a açık ya da örtülü destek vermesi, çatışmayı bölgesel olmaktan çıkarır.

Londra açısından bu şu anlama gelir:Karadeniz’den Baltık’a kadar uzanan NATO hattı gerilir. Ukrayna dosyası ikinci plana düşmez, tam tersine daha da karmaşık hale gelir.

Britanya zaten Ukrayna konusunda aktif bir rol üstlenmiş durumda. İran cephesinde ek bir askeri yük, stratejik kapasiteyi dağıtabilir.

İç Politika Baskısı ve Kamuoyu

Sağ basının sert manşetleri ve muhafazakâr siyasetçilerin açıklamaları, kamuoyunun bir kesiminde “güç gösterisi” beklentisi olduğunu gösteriyor.

Ancak kamuoyu ikiye bölünmüş durumda. Irak ve Afganistan deneyimleri hâlâ hafızalarda. Üstelik Körfez’de yaşayan on binlerce İngiliz vatandaşı doğrudan risk altında.. İran ,ABD ile ortaklığı olduğunu düşündüğü arap ülkelerini de hedef alıyor.

Özellikle Dubai’ye yerleşen, ve İngiltere’nin zenginlere uyguladığı vergilerden kaçıp güneşin altına sığınan zenginler, şimdi özel jet kovalamaya başladı Fiyatlar normalin 10-20 katına çıktı. Ama yoğunluktan dolayı parası olan da İngiltere’ye dönemiyor.

Vergiden kaçarken iyiydi. Savaş çıkınca pasaport hatırlandı. Unutulmaması gereken şey, savaşın coğrafyası uzak olabilir ama sonuçları değil.

Asıl Soru: Britanya Ne Olmak İstiyor?

Bugünkü kriz Londra’ya bir tercih dayatıyor:

ABD’nin askeri uzantısı mı?

Yoksa ABD ile ittifakını korurken bağımsız stratejik karar alabilen bir güç mü?

İkincisi zor ama sürdürülebilir olan seçenek.

Britanya’nın tarihsel gücü sadece askeri kapasitesinden değil; diplomatik denge kurma yeteneğinden geliyordu. Krizleri tırmandıran değil, yöneten bir aktör olabilmesi Londra’nın gerçek sermayesidir.

Soğukkanlılık mı, Slogan mı?

Bugün atılacak adım, sadece İran dosyasını değil, Britanya’nın 2030’lara giderken küresel konumunu belirleyecek.

Savaş çağrıları hızlıdır.

Jeopolitik sonuçlar ise uzun ömürlü.

Londra eğer Washington’ın gölgesinde refleksle hareket ederse kısa vadeli alkış alır.

Ama soğukkanlı bir denge siyaseti yürütürse, uzun vadede stratejik ağırlığını korur.

Sorulması gereken soru şu:

Britanya kriz anlarında slogan üreten bir ülke mi olacak,

yoksa hesap yapan bir devlet mi?

Bu ayrım, manşetlerden daha kalıcıdır.

Bir tarafta “ABD’nin yanında durmazsak küresel güç değiliz” diyenler.

Diğer tarafta “Irak’ta ne kaybettik, Afganistan’da ne bulduk?” diye soranlar.

Savaş çağrısı yapanlar, askere gitmeyecek olanlar.

Faturayı ödeyecek olanlar ise enerji zamlarıyla, piyasa çalkantısıyla, güvenlik tehdidiyle yaşayan sıradan insanlar.

Kapımızda bir Üçüncü Dünya Savaşı var mı?

Şimdilik bu ifade dramatik olabilir.

Ama şunu net söyleyelim, jeopolitik yangınlar bazen bir füze ile değil, bir yanlış hesapla büyür.

Ve Londra şu an hesap yapıyor.