Trump sınıfta kaldı!
Dünya büyük değişimlere gebe! Her sistemsel geçiş döneminde görüldüğü üzere, siyasal hareketlilik zirvede. Kimi zaman ülkeler arası savaşlar ya da yerel çatışmalar, kimi zamansa toplumsal protestolar veya kritik seçimler sözkonusu hareketliliğin ateşleyicisi oluyor.
Avrupa’da süren sokak hareketleri gölgesinde, geçen haftalarda dünyanın nabzı bazı ülkelerdeki seçimlerle attı. Sırbistan’da yıllar süren ve son senelerinde iyice yozlaşan Vucic Hükümeti sandıkta mağlup oldu. Üstelik kaybettiği kesim, öğrenci gruplarının merkezinde aldığı yeni bir siyasi akımdı. Bu seçimlerden çıkarılması gereken en önemli sonuç; neoliberal düzenin yarattığı eşitsizliklerden bıkan geniş halk kesimlerinin ve tabi gençlerin, uzun süre makama ve dolayısıyla ayrıcalıklara sahip olan elitlere karşı göstermiş olduğu tepkinin hafife alınamayacağıydı.
Özellikle son üç yılda insanlık suçu işlercesine katliamlara girişen Netenyahu Hükümeti de İsrail’de yapılan seçimlerde terledi. Büyük bir dezenformasyon ve baskı altında yapılan seçimlerde Netenyahu kazanamadı ama sonuç pata bırakıldı. Sadece on milyonluk bir ülkede sayımın o kadar uzaması ve sonrasında yaşanan belirsizlik, biraz da bu ülkenin ana müttefiki olan ABD’de yapılacak ara seçimlerin sonuçlarının beklenmesiyle ilişkiliydi. Zira Netenyahu’nun en büyük destekçisi Trump 3 Kasım 2026 günü zorlu bir sınavdan geçecekti.
Nihayetinde ABD’de ara seçim günü geldi, çattı ve ardından sonuçlar açıklandı: Trump sınıfta kaldı! Cumhuriyetçiler tarihte az görünür bir mağlubiyet yaşayarak ABD Kongresi’nde azınlığa düştüler. Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato çoğunluğunu Demokratlara kaptırdılar. Sınavı geçemeyen Trump topal ördek durumuna düştü. Kısacası Sırbistan’dan (hatta daha öncesinde Macaristan) ABD’ye kadar Netenyahu ile Trump ikilisi ve onların siyasal uzantıları birer birer kaybetti. Bu sonuç, Trump’ın iki yıllık performansının doğal neticesiydi.
Trump aslında başkanlığının ilk döneminde, Soğuk Savaş sonrası gelişen yeni dünya düzeninin sahibi küresel müesses nizama karşı bir görüntü çizen ve yer yer kurumsal düzeyde bile bu nizamla çatışan bir profil çizdi. Uluslararası ticarette serbestlik yerine korumacılık, içeride finans-kapital yerine yeniden sanayileşmeyi desteklemek, dış politikada çok taraflılık yerine tek taraflılıkla ABD’yi öncelemek ve uzak coğrafyalarda yürütülen sonsuz savaşlar yerine askerleri geri çekmek gibi politikalar Trump’ı müesses nizamdan ayırıyordu. Taşları yerinden oynattığı için siyasal hasımları artan Trump, 2020’de koronavirüs salgınının reel ekonomiyi vurmasıyla birlikte içerideki güçlü konumunu yitirdi ve nihayetinde yıl sonunda göreve veda etti.
Dört yıllık aradan sonra Beyaz Saray’a geri dönen Trump’ın geri dönüşü hiç kolay olmamıştı. Öncesinde durum bıçak sırtıydı. En büyük avantajı, Demokratların artık bunayan Biden’ın yerine çıkarılabilecek en zayıf aday olan Harris’i öne sürmeleriydi. Yine de seçimlere iki hafta kala kimin kazanacağı net değildi. Son haftada ibre döndü ve Trump beklenenden daha rahat bir zafer kazandı. Yeni iktidar koalisyonunda bir yanda Netenyahu ve ilişkili güç odakları, bir yanda da bunlardan farklı olarak MAGA gibi tekno devleri yöneten işadamları yer alıyordu. Asıl merak edilen bu uzlaşmaz çelişkileri Trump’ın nasıl aşacağı ve hangi politikaları izleyeceğiydi.
Başlarda, ilave gümrük vergileri ve USAID’in kapatılması gibi, ilk dönemini andıran siyasalar izlese de farklı konu başlıklarında, özellikle de güvenlik politikası ve İran meselesinde, tökezlemeye başladı. Zaten sonradan Elon Musk gibi iktidar bileşenleri ile de yollar ayrıldı. Dahası, ortaya saçılan Epstein dosyaları sürecinde İran’a doğrudan saldırmak gafletinde bulundu.
ABD-İsrail ikilisinin İran saldırısı açık bir hesap hatasıydı. Sadece Trump değil, dünyanın halen daha ABD hegemonyası altında olduğunu zanneden ve ona göre konumlanan birçoklarının ezberi bozuldu! Ruhani liderini kaybetse de İran güçlü bir direniş gösterdi. Rejim düşmedi, ülke bölünmedi. Burada hem Devrim Muhafızlarının savaşma iradesi hem de hipersonik füzeler gibi farklı silahlara yapılan yatırımlar ve tabi bir de Çin’in dolaylı teknoloji desteği önemli rol oynadı. Sonuçta aylar süren ilk raundu ABD kaybetmiş ve taktiksel askeri hedeflerine ulaşamamıştı. Ancak Trump açısından turpun büyüğü yani ekonomik savaş heybedeydi!
Kamuoyu İran ekonomisinin nasıl hırpalandığından bahsederken Hürmüz’ün kapatılması ve bölge ülkelerinin enerji üretim altyapısının hedef alınması nedeniyle emtia fiyatları yükselişe geçti. Ham petrol fiyatları uçarken Ukrayna’nın, dostu Putin üzerinden Trump’ı cezalandırmak için, Rus rafinerilerini vurmasıyla birlikte petrol ürün fiyatları şaha kalktı. Dizel el yaktı. Bu da dünyanın her yerinde olduğu gibi Amerikalı tüketiciler için hayat pahalılığı demekti. Öfke sandıkta kendini gösterdi ve İran savaşı bumerang etkisiyle Trump’ı vurmuş oldu. Bundan sonra Netenyahu-Trump ikilisini ve uluslararası şebekelerini her yerde daha zorlu günler bekliyor.
JD Vance gibi isimlerin İran savaşının yanlışlığına dair yalın gerçeği ifade etmesi Trump’ı iyice köşeye sıkıştırdı. Küreselcilerle başlarda kapışsa da son iki yılında gömlek değiştirip umutları boşa çıkaran Trump, bundan sonra ya son iki yılını daha makul geçirecek ya da daha çılgın bir maceraya girişip savaşı devam ettirecek ve hatta çatışmanın şiddetini artıracak. Sistemin merkezindeki güç odaklarıyla belirli bir uzlaşı ve taviz politikasıyla ikinci dönemine başlayabilen ve halihazırda parçalı bir koalisyonu yöneten 80 yaşına dayanmış biri için bu zor bir karar! Ancak müesses nizamın, iktisaden çok daha yapısal kırılmalar nedeniyle kaçınılmaz olan son dalga küresel iktisadi krizi tetiklemek adına, ‘deli’ görünümlü bir günah keçisine ihtiyaç duyduğu dikkate alınırsa Trump için nükleer dahil tüm seçenekler masada. Umarım yaşlı kovboy uslanıp savaştan vazgeçer ve insanlık bir daha büyük felaketlere tanıklık etmez!