Euro
Arrow
55,6710
Dolar
Arrow
49,6887
İngiliz Sterlini
Arrow
66,4601
Altın
Arrow
6402,7357
BIST
Arrow
11.117
Anasayfa > Yazarlar > Dr. Volkan Özdemir > Akkuyu gerçeği ve milli nükleer özlemi

Akkuyu gerçeği ve milli nükleer özlemi

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 25.10.2026 06:00

Bu yazımda nükleer enerji ve Türkiye’nin bu alandaki yanlış bir tercihinden bahsedeceğim. Malumunuz dünya enerji sektöründe nükleer enerjiye ilgi yeniden artarken, konu ülkemizde de güncel tartışmalar arasında bulunuyor. Çevresel sebepler başta olmak üzere, çeşitli nedenlerle nükleer enerjiye karşı olmanın saygıdeğer bir görüş olduğunu; fakat kendi düşüncemin Türkiye’nin de nükleer lige çıkması yönünde olduğunu önden ifade edeyim.

Nükleer enerji kullanım alanının çeşitliliğiyle, yüksek teknoloji kapsamında anılıyor. Nükleerin barışçıl kullanımı kapsamında nükleer santrallerden elektrik üretimi ise ülkelerin enerji güvenliği açısından önemli bir bileşen olarak karşımıza çıkıyor. Birçok ülkenin aksine, Türkiye’nin on yıllardır bu konuyu ihmal ettiği ise yalın bir gerçek. Nitekim ülkemizde şu anda aktif bir nükleer santral bulunmuyor. Bu alanda çeşitli projeler akla gelse de Türkiye’deki tartışmaların odağında, hiç kuşkusuz ki yapımı halen devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali yer alıyor. İnşaatı tamamlanmak üzere olan birinci reaktöre nükleer yakıtın yüklenerek ilk kontrollü zincirleme reaksiyonun gerçekleşmesi ile üretimin bu yıl sonunda başlaması planlanırken, santralden ticari elektrik üretiminin 2027’nin son çeyreğinde olması öngörülüyor. Peki proje gerçekten ulusal kalkınma ile nükleer özlemimizi gideriyor mu? Kısa ve öz bir şekilde yanıtlamaya çalışayım.

Her biri 1200 MW kapasiteli toplam 4 reaktörden oluşan Akkuyu aslında özgün bir proje. Özgünlüğü ise maalesef pek lehimize değil. Zira Akkuyu, bir ülke topraklarında başka bir ülkeye ait olmak gibi nükleer santraller tarihinde görülmedik bir özelliğe sahip! 2010 yılında imzalanan Hükümetler Arası Antlaşma ile santralin sahiplik ve kontrolü bir başka ülkeye yani Rusya’ya verilmiş. Santral, Rusya’nın nükleer enerji alanında dünyaca ünlü Rosatom şirketince kuruluyor ve sözkonusu Antlaşma hükümleri uyarınca, Rus tarafının projedeki payı %51’in altına inemiyor. 

Konunun teknik boyutundan finansmanına kadar pek çok ayrıntı bulunuyor. Ancak burada sadece önemli gördüğüm temel bilgilere değinebileceğim. 16 yıllık süreçte yerli ortak çıkmadığından santralin yapım maliyetini tümüyle Ruslar üstleniyorlar. Bu projeye, 2016 yılında stratejik yatırım statüsü tanındığı için, ciddi vergi teşvikleri de sağlanmış durumda. Ayrıca devlet tarafından buradan üretilecek elektriğin yarısına, 15 yıl boyunca mevcut piyasa fiyatına kıyasla epey yüksek bir rakamdan (12,35 dolar-sent+ / kWs) alım garantisi verilmiş. Üretim başladığında kamuya büyük mali yük getirecek bu finansman tercihi haliyle eleştiriliyor ama bence bundan daha önemlisi, projenin teknoloji transferi hususundaki eksiklik. Yani eğer santral bize ait olsa ve nükleer teknoloji transferiyle kapasite kazanıp üst lige çıkabilseydik sözkonusu mali yükümlülükler göz ardı edilebilirdi. Ancak maalesef gerçek bu değil.

Teknoloji transferinden kasıt, bir ülkenin daha önce sahip olmadığı bir teknolojiyi uluslararası bir işbirliği sonrasında edinebilme, milli imkanlarla yapabilme/üretebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Ancak dünya uluslararası nükleer enerji pratiğinin aksine Akkuyu, işletiminden sahipliğine kadar Rusya’nın olacağı için burada teknoloji transferi sözkonusu değildir. Proje kapsamında Rusya’ya eğitim için gönderilen gençlerimiz Türkiye’de edinemeyecekleri bir bilgiye sahip olacaklardır ve bu tabi ki olumludur. Ancak bu personel, santralin belli kısımlarında çalışmak üzere ve yalnızca yönetim süreçleri üzerine eğitilmektedir. Sıfırdan santral kurmaya ve geliştirmeye yönelik bir birikim sözkonusu değildir çünkü santralin işletimi vurgulandığı üzere Yap-İşlet-Sahip ol şeklinde Rus tarafının uhdesine bırakılmıştır. Üstelik Rusya’ya liman konusunda da ayrıcalıkların tanındığı ileri sürülmektedir. Bu anlamda siyasilerce Akkuyu’nun enerji bağımsızlığı ile aynı cümle içerisinde kullanılması çelişkili bir durumun yansımasıdır! Olması gereken, yetişmiş insan kapasitemizle bir nükleer santrali yapabilmek ve işletebilmektir.

Yakıt tedarikinden atık yönetimine kadar her şey yabancı bir ülkenin yani Rusya’nın kontrolünde kalacağı için dış bağımlılık pekişecektir. İşin daha da vahim bir yanı bulunmaktadır. Rosatom şirketi, Akkuyu ile aynı tip (VVER-1200) bir santral de Mısır’da inşa etmektedir ve olması gerektiği gibi bu santralin sahibi Mısır Atom Kurumu’dur. Üstelik daha önce aynı şirket, İran’da Buşehr nükleer güç santralini yapmış ve santralin kontrolü ile işletimi yine olması gerektiği gibi proje bittikten sonra İran tarafına geçmiştir. İran bu sayede nükleer teknolojide üst lige çıkmıştır. Dahası Rosatom yakın tarihte, Balkaş Santrali için de Kazakistan ile benzer koşullarda anlaşmıştır. Nükleer enerji alanında Mısır, Kazakistan ve İran’ın elde ettiği/edeceği bu yetenek, yani santrallerin ilgili ülkelerce sahip olunup işletilmesi, bizim de olmalıydı. Öyle değil mi? 

Özetle Akkuyu, Türkiye’de ilk ama Türkiye’nin olmayan bir nükleer santral olarak tarihe geçecektir! Yabancı bir ülke (Rusya) Akdeniz kıyımızda bir nükleer santral sahibi olacaktır. Bu övünülecek bir durum değildir. Akkuyu projesi şu haliyle, algı yönetimleri bir kenara bırakırsak yukarıda sayılan temel nedenle, AKP’nin başarısız büyük projelerinden biridir. Akkuyu’nun Cumhuriyet tarihinde yapılan ve Türk-Sovyet işbirliği sayesinde ekonomimizde çığır açan sanayi tesisleriyle kıyaslanabilir bir tarafı yoktur. Unutulmamalıdır ki Atatürk sanayileşme ülküsünü gerçekleştirmek için Sovyetlerden teknik ve finansman desteği almış ve fakat kurulan işletmelerin mülkü bizim olmuştur. Dileğimiz günün birinde, birçok farklı ülkenin kalkınma yolunda başarıya ulaştığı üzere, milli imkanlarla bir nükleer santral yapıp işletecek teknolojik düzeye erişmektir. Marifet toprak kiralamak değil, yüksek teknolojili işletmelere sahip olmaktır. Ulusal çıkarımız için milli nükleer özlemimizin gelecekte göz ardı edilmemesi temennimiz olup, inancımız Türkiye’nin bu başarıyı gösterecek potansiyeline sahip olduğudur. 

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları