Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,3006
Dolar
Arrow
48,4152
İngiliz Sterlini
Arrow
65,4575
Altın
Arrow
7026,8909
BIST
Arrow
13.913

50 Yıl sonra İstanbul’da yeni güvenlik arayışı

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

İstanbul, yaklaşık 50 yıl arayla İslam dünyasının geleceği açısından önemli iki gelişmeye ev sahipliği yaptı.

1976 yılında İslam Konferansı Örgütü’nün 7. Dışişleri Bakanları Toplantısı İstanbul’da gerçekleştirilmişti. Aradan geçen yarım asırdan sonra ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı yine İstanbul’da yapıldı.

Bu iki toplantı arasında doğrudan bir bağlantı olduğu söylenemez. 1976’daki toplantı, çok sayıda İslam ülkesini bir araya getiren siyasi ve diplomatik bir platformdu. Mekke Ortak Savunma Anlaşması ise üç ülke arasında başlayan ve savunma iş birliğini merkeze alan bir girişimdir.

Buna rağmen iki dönemin ortaya çıkardığı bölgesel şartlar arasında dikkat çekici benzerlikler var. Her iki dönemde de bölgesel dengeler değişiyor ve Türkiye açısından İslam ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve stratejik iş birliğinin önemi artıyor.

Fark ise bugün aranan iş birliğinin niteliğinde.1976’da İstanbul’da İslam dünyası için siyasi dayanışma ve iş birliği arayışı öne çıkarken, 2026’da güvenlik, ortak savunma ve caydırıcılık öne çıkıyor.

1976’da ne olmuştu?

1970’li yılların ortasında Türkiye’nin İslam ülkeleriyle ilişkilerini geliştirme arayışının arkasında yalnızca siyasi tercihler bulunmuyordu. Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosu, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve petrol zengini İslam ülkelerinin ekonomik gücünün artması, Ankara’nın dış politika seçeneklerini yeniden değerlendirmesine neden olmuştu.

1976’da Türkiye, Batı ittifakı içindeki konumunu korurken İslam ülkeleriyle siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışıyordu. İstanbul’da düzenlenen İslam Konferansı bu arayışın önemli göstergelerinden biriydi. Konferansta Filistin ve Kudüs meselelerinin yanı sıra Kıbrıs, Müslüman azınlıklar, ekonomik ve kültürel konular da gündeme geldi ve bu alanlarda çeşitli kararlar alındı. Türkiye de özellikle Kıbrıs konusunda İslam ülkelerinin desteğini almaya çalıştı. Ancak 1976 deneyimi önemli bir gerçeği ortaya koymuştu: İslam ülkelerinin aynı masada bulunması, ortak hareket edebilecekleri anlamına gelmemişti. Konferansta alınan kararların uygulanması, ülkelerin ulusal çıkarları ve farklı öncelikleri nedeniyle zorlaşmıştı.

2026: Öne Çıkan Güvenlik Arayışı

Bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın güvenlik alanında yakınlaşmasının arkasındaki koşullar farklı olsa da ortak bir ihtiyaç ön plana çıkıyor: Değişen bölgesel dengeler karşısında ülkelerin kendi güvenlik ve ekonomik çıkarlarını koruyabilecek yeni iş birliği mekanizmaları oluşturması.

Bölgede yaşanan ABD-İran gerilimi, İsrail’in bölgesel askeri faaliyetleri ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları, bu tür bölgesel güvenlik arayışlarının önemini artırıyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması böyle bir ortamda ortaya çıktı. Ancak anlaşmayı yalnızca İran’a karşı oluşturulmuş bir askeri ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Türkiye’nin İran’la ilişkileri sürüyor, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet tamamen ortadan kalkmış değil, Pakistan ise İran’la sınır komşusu ve Hindistan’la ciddi bir stratejik rekabet içerisinde.

Dolayısıyla üç ülkenin bütün güvenlik tehditlerine aynı şekilde bakması mümkün değil. Anlaşmanın başarısı, farklı güvenlik önceliklerini ortak hedeflere dönüştürebilmesine bağlı.

İstanbul’da Yeni Bir Başlangıç

Mekke Anlaşması kapsamında İstanbul’da yapılan ilk toplantı, sürecin yalnızca bir anlaşmanın imzalanmasıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Savunma sanayisi iş birliği, ortak teknoloji geliştirme ve ortak üretim gibi alanlarda iş birliğinin geliştirilmesi ve üç ülke arasındaki mekanizmanın kurumsallaştırılması yönünde adım atıldı.

Burada 1976 ile 2026 arasındaki temel fark ortaya çıkıyor.1976’da Türkiye, İslam dünyasıyla siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışıyordu. Bugün ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında güvenlik alanında ortak bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor.

Genişleme ve yeni güvenlik mimarisi

Anlaşmanın genişlemeye açık olması, önümüzdeki dönemde yeni ülkelerin katılımını gündeme getirebilir. Ancak genişleme, anlaşmanın önemini artırmayacaktır. Üye sayısı arttıkça tehdit algıları ve dış politika öncelikleri de çeşitlenecektir.

Bu nedenle gelecekte genişleyecek bir Mekke girişiminin NATO’nun doğrudan bir alternatifi olmaktan çok, esnek ve çok katmanlı bir güvenlik platformu olması daha olası görünüyor.

Bu yapının kalıcılığını belirleyecek unsurlardan biri de güvenlik ile ekonominin ne ölçüde birbirine bağlanacağıdır. Enerji tesislerinin ve ticaret yollarının korunması, kritik altyapının güvenliği, siber güvenlik, savunma sanayisi ve teknoloji geliştirme artık ulusal güvenliğin ayrılmaz parçaları. Bu alanların ekonomik boyutları da dikkate alındığında, ilerleyen dönemde iş birliğinin güvenliğin yanı sıra ekonomi alanını da kapsayacak şekilde genişlemesi Mekke girişiminin kapsamını daha da genişletebilir.

Asıl Önemli Olan Ortak Strateji

1976’dan bugüne uzanan süreçten çıkarılacak önemli bir ders var: İslam dünyasında ortak bir masa kurmak kolay ancak o masada ortak bir strateji üretmek zordur. Mekke Ortak Savunma Anlaşması açısından en önemli konu da budur.Üye sayısını artırmak mümkün olabilir.Asıl mesele, farklı ülkelerin çıkarlarını ortak bir stratejiye dönüştürebilmektir.

Başarısız olunursa Mekke Anlaşması da çok sayıda toplantı ve ortak açıklama üreten ancak kriz anlarında sınırlı hareket kabiliyetine sahip bir yapıya dönüşebilir. Başarılı olunduğunda ise daha geniş bir bölgesel güvenlik mimarisinin çekirdeğini oluşturabilir.

Yeni Bir Döneme Doğru

Aradan geçen 50 yıl, aktörleri, tehditleri ve bölgesel dengeleri önemli ölçüde değiştirdi. Ancak bölge ülkelerinin değişen güç dengeleri karşısında güvenliklerini ve ekonomik çıkarlarını koruyabilecek yeni ortaklıklar arayışı devam ediyor. Bu nedenle Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı yalnızca bugünün askeri gelişmeleri üzerinden değerlendirmek eksik olur. Asıl önemli olan anlaşmanın önümüzdeki yıllarda nasıl bir yapıya dönüşeceğidir.

Üç ülke, farklı güvenlik önceliklerini ortak çıkarlar etrafında birleştirebilir, yeni ülkelerin katılımını sağlayabilir ve güvenlik iş birliğini ekonomi ve teknolojiyle destekleyebilirse, Mekke Anlaşması bölgesel bir güvenlik mimarisinin çekirdeğine dönüşebilir.

Bu açıdan bakıldığında, 50 yıl önce İstanbul’da siyasi ve ekonomik yakınlaşma arayışı bugün yine İstanbul’da, güvenlik ve savunma alanında daha kurumsal bir iş birliği arayışıyla öne çıkıyor.

Önümüzdeki yıllar, bu girişimin nasıl bir geleceğe evrileceğini gösterecektir. İstanbul’da başlayan bu süreç, ortak açıklamalarla sınırlı bir iş birliği olarak mı kalacak, yoksa zaman içinde daha geniş bir bölgesel güvenlik mimarisinin temelini mi oluşturacak?

Bence asıl tarihsel kırılma noktası bu sorunun cevabında yatıyor.