Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,4006
Dolar
Arrow
43,3541
İngiliz Sterlini
Arrow
57,7271
Altın
Arrow
6248,7551
BIST
Arrow
10.729

İran’da denge arayışı

İran’da protestolar 10 gündür devam etmektedir. Protestoların ilk günlerinde yönetimin ve Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in özellikle ekonomi alanında yapılan hataları kabul eden açıklamalar yapması, halkla diyalog kurulacağına dair kararlı mesajlar vermesi ve Merkez Bankası Başkanı’nın değiştirilmesi gibi adımlar, sürecin yumuşak bir biçimde yönetileceği izlenimini vermişti. Ancak ilerleyen günlerde bu hoşgörülü yaklaşım yerini rejimin kendini korumaya dayalı daha sert önlemlere bıraktı.

Bu süreçte Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’nin de sıklıkla mesajları dikkat çekmiştir. Uzun yıllar sonra ilk kez açıkça halka “mücadeleye hazır olun” çağrısı yapmış ve bazı çevrelerden destek bulmuştur. Bu çağrı, bazı çevrelerden destek bulsa da İran’da olası bir değişimin ani ve köklü bir devrimden çok, sistem içi bir dönüşüm biçiminde yaşanmasının muhtemel olacağı görünmektedir. Bu plana göre, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiya’nın tutuklanmaması veya öldürülmemesi durumunda, Rıza Pehlevi’nin koordinatörlüğünde teknokratlardan oluşacak geçici bir hükümet kurulması, ardından seçimlere gidilerek yeni bir yönetimin şekillenmesi ihtimali gündeme gelebilir.

İran’da bir iç savaş ihtimali ise zayıf görünmektedir. Bununla birlikte, etnik grupların özerklik talepleri ülkenin en kırılgan alanlarından birini oluşturmaktadır. Kürt, Beluç, Arap ve Türk kimliklerinin siyasal temsili, gelecekte İran’ın ulusal bütünlüğünü doğrudan etkileyebilecek bir unsur haline gelmiştir. Bu durum, dış güçlerin manipülasyonuna açık bir zemin yaratmaktadır. Ancak Türkler, Beluçlar ve Kürtler tarafından yapılan açıklamalara bakıldığında bu grupların büyük ölçüde federal bir devlet yapısından yana oldukları görülmektedir. Bu tablo, iç savaş ihtimalinin neden düşük olduğunu daha net biçimde ortaya koymaktadır.

İran’da Rejim Değişse de Değişmeyecek Şeyler Var

Öte yandan, İran’da rejim değişse bile değişmeyecek bazı temel unsurlar bulunmaktadır. Mevcut protestolar, toplumsal korku eşiğinin aşıldığını ve rejime yönelik açık bir direnişin ortaya çıktığını göstermektedir. Buna karşın, dini liderin görevi bırakması ya da ülke dışına çıkmasıyla yönetim değişse dahi İran’da güvenlik refleksi, dış tehdit algısı ve karar alma mekanizmaları, güçlü kurumsallaşma nedeniyle varlığını sürdürecektir. Kısacası, liderler değişebilir, baskının biçimi değişebilir ancak rejimi esas alan refleksler ve güvenlik merkezli yönetim anlayışı kısa vadede ortadan kalkmayacaktır.

Rejimin tamamen değişmesi ise ancak Velâyet-i Fakih makamının tümüyle işlevsiz hale gelmesiveDevrim Muhafızları Ordusu’nun rejime olan sadakatini yitirmesi durumunda mümkün olabilir. Nitekim bazı yerel kaynaklara göre Loristan ve Bahtiyari bölgelerinde kimi Devrim Muhafızları unsurlarının silahlarını bırakarak halkla birlikte hareket etmesi, rejimin güvenlik zemininde ciddi bir kayıp yaşadığını göstermektedir. Bu gelişme, iktidarın mutlak kontrol iddiasının sahada giderek zayıfladığına işaret etmesi bakımından önemlidir.

Uzun yıllardır İran’a karşı bir baskı unsuru olarak kullanılan nükleer program da bu bağlamda önem taşımaktadır. Nükleer faaliyetler, milliyetçi duygularla hem muhafazakârlar hem de reformcular açısından bir milli gurur kaynağı haline gelmiştir. Bu nedenle yılların birikimi olan bilgi ve altyapının bir anda terk edilmesi beklenmemelidir.Buna karşın, İran’ın bölgedeki vekil güçler üzerinden yürüttüğü stratejide ciddi bir kırılma yaşanacaktır.Sonuç olarak sistem, bazı değişiklikler yaşasa bile belirli alanlarda süreklilik gösterecektir.

İsrail’in saldırı ihtimali

Bu süreçte İsrail’in İran’a yönelik olası bir saldırısı da tartışılmaktadır. Bazı haber kaynaklarına göre, İsrail tarafından İran’a yönelik sınırlı bir saldırı ihtimali gündemdedir. Ancak, ABD ve İsrail’in yaptıkları açıklamalardan,temel hedeflerinin İran halkına doğrudan liderlik etmek olmadığı, aksine İran’daki iç karışıklıkları istismar etmeye yönelik bir yaklaşım benimsedikleri anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dış müdahale için henüz uygun koşulların oluşmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, İran halkının rejimin sonunun geldiğine ikna edilmesi bu senaryonun hayata geçmesi açısından kritik bir eşik olarak durmaktadır. Bu çerçevede olası bir İsrail saldırısının, geniş çaplı bir askeri operasyon yerine, İranlı üst düzey yetkilileri ya da petrol tesislerini hedef alan sınırlı saldırılar şeklinde gerçekleşmesi daha muhtemel görünmektedir.

Venezuela’daki gelişmelerin ardından, İran’da da benzer bir sürecin yaşanıp yaşanmayacağı sorusu giderek daha fazla tartışılmaktadır. İran ile Venezuela arasında hem benzerlikler hem de önemli yapısal farklar bulunmaktadır. Her iki ülkenin de ABD’yi tehdit ve düşman olarak konumlandırması ve rejimlerin otoriterleşmiş yönetim biçimlerine sahip olması, bu benzerliklerin başında gelmektedir. Buna karşın, İran’daki yönetim yapısı Venezuela’ya kıyasla çok daha güçlü ve kurumsallaşmış bir nitelik taşımaktadır.

İran’da rejimin meşruiyeti dini otoriteyi merkeze alan Velâyet-i Fakih doktrinine dayanmaktadır.Venezuela’da ise rejim meşruiyetini halktan alsa da bu ilke her zaman istikrarlı biçimde uygulanmamıştır. İdeoloji vardır, ancak bu ideoloji yönetimi ayakta tutmaya hizmet etmektedir.

Toplumsal hareketlerin niteliği açısından da belirgin farklar söz konusudur. İran’daki protestolar; kadınları, gençleri, etnik ve dini azınlıkları, esnafı ve farklı toplumsal kesimleri kapsayan, belirli bir sınıfla sınırlı olmayan geniş bir tabana yayılmıştır. Buna karşılık Venezuela’daki sokak hareketlerinde daha çok alt-orta sınıf, öğrenciler ve kamu çalışanları ön plana çıkmış, protestolar sınıfsalve ekonomik taleplerlesınırlı kalmıştır.

Sonuç

İran’daki protestolar, rejimin meşruiyet krizini derinleştirmiş ve toplumda korku eşiğinin aşıldığını açık biçimde göstermiştir. Ancak bu tablo, kısa vadede bir rejim çöküşünden çok, sistemin kendini dengelemeye ve güvenlik merkezli yöntemlerle ayakta kalmaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Rıza Pehlevi protestolar için sembolik bir referans oluştursa da rejim değişimini hayata geçirecek devlet ve güvenlik desteğinden yoksundur. Uluslararası toplumun tepkisinin büyük ölçüde söylem düzeyinde kalması da dikkat çekicidir. Bu nedenle İran’da yaşananlar ani ve köklü bir devrimden ziyade, uzun sürecek bir güç mücadelesine ve sınırlı değişimlere işaret etmektedir. Rejim sarsılmaktadır, ancak devletin kurumsal sürekliliği şimdilik korunmaktadır.

Rejim değişimi ya sert ve hızlı kırılmayla ya da taraflar arasında bir uzlaşma zemini üzerinden gerçekleşebilir. Ancak artan can kayıpları, uzlaşı ihtimalini giderek zayıflatmaktadır. Mevcut rejimin iktidarını sürdürmesi durumunda dahi köklü değişimlere yönelmesi kaçınılmaz görünmektedir. Çünkü gelinen aşamada eski dengeye dönmek artık mümkün değildir.