Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,0416
Dolar
Arrow
48,7818
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2301
Altın
Arrow
6947,2575
BIST
Arrow
13.280

Kızıldeniz’de Husi hamlesi

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Yemen, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz üzerindeki konumu nedeniyle Ortadoğu’nun stratejik açıdan en önemli ülkelerinden biri. İç savaş, bölgesel rekabet ve uluslararası müdahaleler nedeniyle uzun yıllardır istikrarsızlık yaşayan Yemen’in önemi, son gelişmelerle birlikte yeniden ortaya çıktı.

İran tarafından desteklenen Husilerin Kızıldeniz kıyısı boyunca ilerleyerek Babülmendep Boğazı'ndaki stratejik Perim(Mayyun) Adası’nı ve bazı önemli kıyı bölgelerini ele geçirmesi, Babülmendep’in güvenliği açısından yeni bir durum ortaya çıkardı. Bu gelişme, Husilerinboğaz üzerinde deniz trafiğini tehdit etme ve gerektiğinde aksatma kapasitesini önemli ölçüde artırdı.

Öncelikli hedef Suudi Arabistan

Husiler deniz ambargosunu uygularken, öncelikle Suudi Arabistan bağlantılı gemileri ve limanları hedef aldığını duyurdu. Bu durum, Husilerin Suudi Arabistan üzerinde doğrudan baskı kurmaya çalıştığını gösteriyor. Bununla birlikte, Kızıldeniz'deki deniz trafiğine yönelik tehdit de küresel ekonomik ve stratejik sonuçlar yaratıyor.

Bununla birlikte, stratejik adaların ve Kızıldeniz kıyısındaki bazı noktaların kontrol edilmesi Husilere bölgede önemli bir avantaj sağlıyor. Boğazı tamamen kapatmaya gerek kalmadan gemiler için güvenlik riskini artırmaları ve sigorta maliyetlerini yükseltmeleri, deniz taşımacılığının alternatif güzergahlara yönelmesine neden olabilir. Bu da Husilerin bölgedeki etkisini artıran önemli bir stratejik sonuç yaratabilir. Nitekim 2023'ten itibaren Kızıldeniz'deki saldırılar nedeniyle gemilerin Ümit Burnu güzergahına yönelmesi, taşıma sürelerini ve maliyetlerini artırmıştı. Bu durum özellikle Suudi Arabistan açısından önem taşıyor.

Suudi Arabistan’ın kırılganlığı

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltmak amacıyla Doğu-Batı petrol boru hattı ve Kızıldeniz limanlarını önemli alternatif güzergah olarak kullanıyor. Ancak Irak'tan gerçekleştirilen İHA saldırısının ardından boru hattının geçici olarak kapatılması, bu alternatif güzergahların da güvenlik risklerinden tamamen uzak olmadığını gösterdi. 

Bu nedenle Babülmendep'deki gelişmeler yalnızca Yemen-Suudi Arabistan çatışması olarak değerlendirilemez. Hürmüz Boğazı'ndaki durum da düşünüldüğünde, iki önemli deniz geçişinin aynı dönemde riskli hale gelmesi bölgesel ve küresel sonuçlar doğurabilecek bir tablo ortaya çıkarıyor. Tam da bu noktada ABD’nin tutumu önem kazanıyor.

ABD’nin temkinli yaklaşımı 

Husilerin Kızıldeniz’de bazı stratejik noktaları kontrol etmesi, ABD açısından da önemli bir sorun oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin ardından Babülmendep’de de benzer bir durumun ortaya çıkması, bölgedeki deniz ve enerji güvenliği üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu nedenle ABD’nin Suudi Arabistan’a Husiler karşısında ne ölçüde destek vereceği önem taşıyor.

ABD, Husilere karşı doğrudan bir askeri müdahale konusunda temkinli davranırken, Başkan Donald Trump, Husilerin ABD ile savaşmak istemediğinibelirtti.

Mekke Anlaşması ilk sınavında

Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Mekke Ortak Savunma Anlaşması açısından da önemli bir sınav oluşturuyor. Bu süreçte, anlaşmanın uygulanıp uygulanmayacağı ve tarafların nasıl bir tutum sergileyeceği merak ediliyor. Husilerin üst düzey siyasi yetkililerinden Muhammed el-Bukhaiti ise Mekke Anlaşması’nı sembolik bir anlaşma olarak değerlendirerek, anlaşmanın tarafları olan Türkiye ve Pakistan’ı Suudi Arabistan’ın yanında savaşa girmemeleri konusunda uyardı ve aksi takdirde bunun pahalıya mal olacağını belirtti.

ABD’nin ise Suudi Arabistan’ın doğrudan askeri destek talebine şu aşamada yanıt vermemesi dikkat çekiyor. Bu nedenle gözler, Mekke Anlaşması’nın diğer tarafları olan Türkiye ve Pakistan’a çevrilmiş durumda.

Pakistan, şu anda anlaşma kapsamında bir görüşme olmadığını, ancak zamanı geldiğinde anlaşmaya uygun hareket edileceğini açıkladı. Bu kararın kolay olmayacağı aslında geçmişteki örneklerden de görülebilir. Pakistan, geçmişte de Suudi Arabistan’ın politikalarına göre hareket etmedi. Örneğin Yemen Savaşı sırasında Suudi Arabistan’ın askeri operasyonuna doğrudan katılmadı. Bu nedenle bugünkü gelişmelerde de Pakistan’ın Yemen savaşının doğrudan tarafı olmaktan kaçınması şaşırtıcı olmayacaktır.

Pakistan Ulema Konseyi Başkanı Tahir Mahmud Eşrefi’nin açıklamaları ise farklı bir boyutu işaret ediyor. Suudi Arabistan’ın güvenliği ve istikrarının kırmızı çizgileri olduğunu ve bu çizgilerin aşılmayacağını vurguladı. Bu açıklama siyasi ve askeri bir destekten çokülkedeki dini çevrelerden gelen güçlü bir dayanışma mesajı olarak değerlendirilebilir.

Türkiye de Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarını kınadı. Böylece anlaşmanın iki tarafı da siyasi düzeyde Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı tutum ortaya koymuş oldu.

Bu çerçevede Mekke Anlaşması’nın ilk sınavında, doğrudan askeri müdahale yerine hava savunmasını güçlendirme ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda koordinasyon sağlanmasımuhtemel görünüyor. Ancak şu aşamada bunların uygulanacağı konusunda kesinleşmiş bir karar bulunmuyor.

Anlaşma kapsamında iş birliğinin kurumsallaştırılması, ortak savunma yeteneklerinin güçlendirilmesi ve bölgesel gerilimin azaltılmasına yönelik çabaların desteklenmesi öne çıkıyor. Çünkü bölgedeki çatışmaların etkileri yalnızca çatışmaya taraf olan ülkelerle sınırlı kalmıyor, enerji, ticaret, ulaşım ve yatırımlar üzerinden bütün bölgeye yayılıyor.Bu nedenle ABD ve diğer devletler, Hürmüz Boğazı’nda yaşananların Babülmendep’de de yaşanmasını istememektedirler.

Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmanın yalnızca Sünni-Şii veya Arap-Fars ekseninde tanımlanması ise bölgesel gerilimin daha geniş bir kimlik çatışmasına dönüşmesi riskini taşıyor.

Suudi Arabistan’ın Yemen’deki yeni hesabı

Suudi Arabistan’ın son gelişmeler doğrultusunda Yemen’e bakış açısında değişiklikler yaşadığı söylenebilir. 2015 yılından itibaren Yemen’de etkisiz hâle getirmek istediği Husiler, bugün Yemen’de daha güçlü hale gelmiş ve Kızıldeniz’de önemli bir etki alanı oluşturmuştur.

Bu durumda Suudi Arabistan’ın nasıl hareket edeceği belirsizliğini koruyor. Savaşa girerse savaşın ekonomik, siyasi ve askeri maliyeti artacak. Müzakereye giderse Husileri durdurma konusunda ne kadar başarılı olacağı ise ayrı bir soru olarak ortaya çıkacak.

Suudi Arabistan’ın Yemen’de savaşması için Suriye’den paralı asker getirdiği yönünde iddialar da gündeme geldi. Geçmişte, Suudi Arabistan’ın Yemen’de yabancı savaşçılardan yararlandığı biliniyor. Ancak bu iddialar doğrulanmış değil. 

İran’ın desteklediği Husiler, bölgesel güvenlik dengelerinde etkili güç durumunda. Bu durum Suudi Arabistan açısından da önemli bir güvenlik sorunu yaratıyor. 

Sonuç olarak, Yemen’de bölgesel güç mücadelelerinin sona erdirilmesi ve tüm tarafları kapsayan bir siyasi çözümün geliştirilmesi, ülkede ve bölgede kalıcı istikrarın sağlanması açısından önem taşıyor.