Euro
Arrow
55,7356
Dolar
Arrow
49,7322
İngiliz Sterlini
Arrow
66,5422
Altın
Arrow
6437,2815
BIST
Arrow
10.980
Anasayfa > Yazarlar > Doç.Dr. Yeşim Demir > Doğu Akdeniz’de yeni denge

Doğu Akdeniz’de yeni denge

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 23.10.2026 06:00

20 Ekim 2026’da Türkiye ile Libya arasında Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı, Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylandı. 2019 yılında imzalanarak aynı yıl Birleşmiş Milletler (BM) kayıtlarına geçirilen mutabakat, Libya Temsilciler Meclisinin 2020'deki ret kararını kaldırarak onay vermesiyle Libya'nın doğusundaki siyasi kurumlar nezdinde de önemli bir destek kazanmış oldu.

Son yıllarda Ankara’nın Libya politikasında daha dengeli ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsediği görülmektedir. Türkiye, Libya’nın toprak bütünlüğünün korunması hedefi doğrultusunda yalnızca Trablus merkezli hükümetle değil, Hafter yönetimiyle de temaslarını artırmıştır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin Libya’yı yalnızca iç siyasi istikrarsızlık bağlamında ele almadığını, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki stratejik denklemin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

Nitekim son beş yılı aşkın dönemde Doğu Akdeniz, enerji kaynakları, güvenlik kaygıları ve diplomatik rekabetin kesiştiği yeni bir jeopolitik alan haline gelmiştir. Doğal gaz keşifleri, bölgede yeni ittifaklar kurulmasına ve dışlayıcı blokların oluşmasına zemin hazırlarken, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında gelişen enerji ve güvenlik iş birliği, Doğu Akdeniz'deki bölgesel dengeleri etkileyen bir yapı oluşturmuştur. Bu iş birliği, Türkiye’yi yalnızca enerji projelerinin değil, bölgesel karar alma mekanizmalarının da dışında bırakma potansiyeli taşımaktadır.

Petrol ve doğal gaz zenginliğiyle öne çıkan Libya, bu rekabet ortamında Doğu Akdeniz’in kilit aktörlerinden biri haline gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye ile Libya arasında 2019’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı, Doğu Akdeniz’deki bölgesel dengeler açısından önemli bir gelişme olmuştur. Mutabakat, Türkiye ile Libya arasında geniş bir deniz yetki alanı tanımlamış ve başta Yunanistan olmak üzere birçok aktörün sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Libya’daki siyasi bölünmüşlük ise mutabakatın etkisini karmaşık ve kırılgan bir hale getirmiştir.

Deniz Alanlarında Stratejik Denge

Libya’nın Doğu Akdeniz jeopolitiğindeki konumunu kaybetmesi veya Türkiye karşıtı bloklarla yakınlaşması, Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin iddialarını ve bölgedeki stratejik hareket alanını sınırlayabilecek bir gelişme olurdu. Bu nedenle Ankara’nın, Libya’nın farklı siyasi aktörleriyle temas kurması, yalnızca ülkedeki siyasi birliğin korunması açısından değil, Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının sürdürülmesi bakımından da önem taşımaktadır.

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında gelişen enerji ve güvenlik iş birliği, Türkiye'nin bölgesel konumunu etkileyebilecek bir nitelik taşımaktadır. Libya ile yapılan mutabakatın bu çerçevedeki önemi, Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin yaklaşımına siyasi ve diplomatik bir dayanak sağlamasıdır. 

Onayın Siyasi Anlamı

Mutabakatın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanması, anlaşmanın Libya içindeki siyasi ve kurumsal dayanağını güçlendirmesi bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte, mutabakatın BM tarafından kayda geçirilmiş olması ve Temsilciler Meclisi tarafından onaylanması, diğer ülkelerin itirazlarını ortadan kaldırmadığı gibi deniz yetki alanlarına ilişkin bütün hukuki uyuşmazlıkları da kendiliğinden çözmemektedir.

Kararın önemi, hukuki sonuçlarının yanı sıra Libya içindeki siyasi aktörlerin tutumlarında yaşanan değişim açısından da değerlendirilmelidir. Nitekim geçmişte mutabakata karşı çıkan bazı isimlerin bugün anlaşmanın onaylanmasını desteklemesi, bu konudaki görüşlerin zaman içinde değiştiğini göstermektedir.

2020 yılında mutabakatın onaylanmasına karşı çıkan ve bunu atalarının direndiği “Osmanlı işgaline boyun eğmek” şeklinde nitelendiren Libya Temsilciler Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı Misbah Douma, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada mutabakatın onaylanması kararının, teknik raporlara ve uzman komitelerin çalışmalarına dayandığını belirtmiştir. Douma, Türkiye’ye yönelik önceki çekincelerin egemenlik protokollerine saygı konusundaki hassasiyetlerden kaynaklandığını ifade etmiştir. Ayrıca Türkiye’nin Libya’daki rolünün yeniden yapılanma, kalkınma ve ekonomik iş birliği çerçevesinde, karşılıklı çıkarlar ve egemenliğe saygı temelinde değerlendirilmesi gerektiğini açıklamıştır (Libya Alahrar TV, 20 Ekim 2026. Misbah Douma’nın mutabakata ilişkin açıklaması).

Bu gelişme, Libya’daki farklı siyasi aktörler arasındaki görüş ayrılıklarının deniz yetki alanları meselesinde kısmen aşılması bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte bu kararın alınmış olması Libya’daki siyasi bölünmüşlüğü tümüyle sonlandıracağı anlamına gelmemektedir. Asıl önemli olan, bu kararın iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğine ve Doğu Akdeniz’deki güç dengelerine nasıl yansıyacağıdır.

Bölgesel İtirazlar Sürüyor

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Yunanistan, Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve AB mutabakata karşı çıkmaktadır. Bu itirazlar, bölgedeki farklı hukuki yaklaşımların yanı sıra ülkelerin stratejik ve ekonomik çıkarlarıyla da bağlantılıdır.

Yunanistan, mutabakatı denizcilik haklarının ihlali olarak değerlendirmekte ve deniz sınırlarının belirlenmesinde Yunan adalarının, özellikle Girit ve Rodos’un dikkate alınması gerektiğini savunmaktadır. Mısır ise Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin çıkarları doğrultusunda mutabakata karşı çıkmakta ve mutabakatın kendisi için hiçbir hukuki etkisi olmadığını belirtmiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, mutabakatı egemenlik ve denizcilik haklarının ihlali olarak değerlendirirken, AB'de mutabakatın üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını zedelediğini ve uluslararası deniz hukuku ile bağdaşmadığını ileri sürmüştür.

Bu farklı tutumlar, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasının yalnızca ikili anlaşmalarla ele alınabilecek bir konu olmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla mutabakatın bölgesel etkisi, tarafların hukuki iddialarının yanı sıra diplomatik ilişkilerin seyrine ve Doğu Akdeniz’deki güç dengelerine de bağlı olacaktır.

Asıl Sınav Sahada

Mutabakatın onaylanması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendirebilecek önemli bir adım niteliğindedir. Ancak bu durumun kalıcı kazanıma dönüşmesi, Libya’daki istikrarsızlığın aşılmasına, ülkedeki farklı siyasi aktörler arasında diyalogun sürdürülmesine ve iki ülke arasındaki iş birliğinin geliştirilmesine bağlıdır. Bu nedenle Türkiye’nin Libya politikasında temkinli ve çok yönlü bir strateji izlemeyi sürdürmesi önem taşımaktadır.

Mutabakatın onaylanması kadar, sahada ne sonuçlar doğuracağı da önem taşımaktadır. Gelişmeyi yalnızca Türkiye’nin diplomatik kazanımı olarak değil, Doğu Akdeniz’deki bölgesel dengeler üzerindeki olası etkileri çerçevesinde değerlendirmek önemlidir.

Bölge ülkeleri açısından temel zorluklardan biri, deniz yetki alanları ve enerji kaynakları üzerindeki rekabettir. Bu nedenle, mevcut anlaşmazlıkların yerine ortak çıkarları ve güvenliği esas alan bir yaklaşımın geliştirilmesi gerekmektedir. Rekabeti derinleştiren adımlar yerine iş birliğinin güçlendirilmesi ve ortak yatırımların arttırılması gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım, yalnızca enerji kaynaklarının değerlendirilmesine değil, Doğu Akdeniz’de daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir bölgesel düzenin kurulmasına da katkı sağlayabilir.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları