Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,1713
Dolar
Arrow
44,0683
İngiliz Sterlini
Arrow
59,1189
Altın
Arrow
7433,1667
BIST
Arrow
10.729

Savaş kabusu

Sabah saatlerinde ABD desteğiyle İsrail tarafından İran’a saldırı başlatıldı. Operasyonun isimleri, ABD’nin “Destansı Öfke”si, İsrail’in “Kükreyen Aslan”ı saldırının amacını da özetliyor: ABD, stratejik kararlılık göstererek İran halkını etkilemeyi hedeflerken, İsrail varlığını koruma ve caydırıcılık mesajı vermeyi amaçlıyor.

Bu kez saldırılar, önceki operasyonlardan farklı olarak nokta atışı stratejisiyle yürütülmektedir. Hedefler hem İran’ın merkezi yapıları hem de stratejik altyapısı üzerinde yoğunlaşmıştır. Dini Lider Ali Hamaney’in ofisi, Devrim Muhafızları'nın merkezi, Genel Kurmay ve istihbarat binaları, füze rampaları, depolar ve yeraltı tesisleri, Kirmanşah, Kum, İsfahan ve Tebrizşehirleri hedef alındı.

Buna ek olarak deniz ve limanlar da hedef alınmıştır. Basra Körfezi ile Umman Denizi’ndeki savaş gemileri, stratejik liman şehirleri Bender Abbas, Buşehr, Çabahar da hedef alınan noktalar olmuştur. 

Saldırıdan bir gün önce Tahran ve bazı şehirlerde yaşanan patlamalar meydana gelmiş ancak bu yönde herhangi bir açıklama yapılmamıştır. İçeriden düzenlenmiş olabilecek bu eylemler, adı bilinmeyen bir birim veya örgüt tarafından gerçekleştirilmiş ve hükümeti hedef alan bir faaliyet niteliği taşıyabilir.

Yaşanan patlamalar ve hükümeti hedef alan eylemler, saldırının yalnızca altyapıyı değil, liderlik kadrosunu da hedef aldığını gösteriyor. Bu bağlamda, saldırının siyasi boyutu Hamaney’in güvenliği ve hareket alanıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Hamaney’in nerede olduğu net değil; güvenli bir yerde olduğu açıklanıyor, hatta Rusya’da olma olasılığı gündemde.

Operasyonun hedefleri arasında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Genel Kurmay Başkanı Seyid Musavi, Savunma Konseyi Sekreteri Ali Şamkani ile İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin olduğu iddiaları da var. Bu bağlamda ABD Başkanı Trump’ın İran halkına yaptığı çağrı ise askeri operasyonun tek başına başarı sağlamayacağını, halk desteği ve iç dinamiklerin önemini vurguluyor.

Bu dinamikler, halkın tepkilerini farklı yollarla göstermesine de yansımıştır. Halk, güvenlik amacıyla sokağa çıkmasa da balkonlardan “Hamaney’e ölüm” gibi sloganlarıyla tepkilerini göstermiştir.

İç savaş olasılığı değerlendirildiğinde, Kürtler ve Beluçların tutumunun sürecin seyrini belirlemede önemli bir rol oynaması muhtemeldir. Ancak protestoların ilk günlerinde Türkler, Beluçlar ve Kürtler tarafından yapılan açıklamalara bakıldığında bu grupların büyük ölçüde federal bir devlet yapısından yana oldukları görülmektedir. 

İran iç dinamiklerine bakıldığında, rejime muhaliflerin hareketlendirilmesi söz konusu olabilir. Örneğin, siyasi mahkumların serbest bırakılması ve yönetimi ele geçirme girişiminde bulunmaları olası bir senaryo olarak da değerlendirilebilir. Bu gelişmeler, ABD birliklerinin Irak, Türkmenistan ve Azerbaycan sınırlarından giriş yapması durumunda iç karışıklığın hızla büyümesine ve yeni bir hükümet kurulmasına destek sağlanmasına zemin hazırlayabilir.

Kara savaşı riskli görülse de ABD ve İsrail’in Basra Körfezi kıyısındaki stratejik şehirlere havadan indirme operasyonuyla hem sahil bölgesini hem de çevresini kontrol altına almayı hedefleyebilir.

27 Şubat’ta Pakistan’ın Afganistan’a yönelik saldırısı da bu bağlamda önem taşıyor çünkü Pakistan, bölgeyi iyi biliyor ve sınırdaki stratejik dinamikleri doğrudan etkileyebilir. İran’ın güneydoğusunda yer alan ve Şii-Sünni nüfusun bir arada yaşadığı Sistan-Belucistan Eyaleti, Pakistan ve Afganistan ile sınır komşusudur. Farklı ülkeler arasında bölünmüş Belucistan bölgesi, İran ve Pakistan’ın toprak bütünlüğünü etkileyebilecek özelliğe sahiptir. 

Belucistan bölgesi, enerji boru hattı projeleriyle stratejik önem taşıyor ve Umman Denizi’ne hakim tek nokta olması nedeniyle özel bir konumda. Ayrıca Basra Körfezi üzerinden yapılan enerji sevkiyatını kontrol edecek bir pozisyona sahip. Bu nedenle, bölgede yaşanacak kargaşa veya iç savaş enerji güvenliğini etkileyebilir.

Pakistan-Afganistan savaşına sadece Pakistan’ın saldırı argümanı üzerinden bakmak yanıltıcı olur. ABD ve İsrail’in beklentisi, Pakistan’ın İran sınırındaki radikal örgütleri etkisiz hale getirerek sınırı kontrol altında tutması ve böylece Rusya ve Çin’e karşı kendi kontrollerinde bir İran oluşturmak olabilir.

Benzer şekilde, İsrail’in Lübnan sınırına asker konuşlandırması ve Hizbullah altyapısını hedef alması da geniş planın bir parçası olarak okunabilir. Bu stratejik hamleler operasyonun önceden planlanmış ve çok boyutlu olduğunu göstermektedir.

Operasyonun haftalar öncesinden planlanmış olması, müzakere süreçlerinin sembolik olduğunu ve saldırının kararlılıkla yürütüleceğini gösteriyor. Saldırı planı hazırlandığında, müzakere görüşmelerinden bir sonuç çıkmayacağı öngörülerek devam edilmesi, bölge devletlerinin saldırıya ilişkin sürece dahil edildiğini ve ikna edildiğini gösteriyor.

Saldırıların yönü ve şekli, ilerleyen süreçtehangi bölge ülkelerinin aktif rol oynadığını ortaya koyacaktır.

Sonuç olarak, bu operasyon yalnızca askeri bir eylem değil, stratejik, siyasi ve bölgesel bir test niteliği taşıyor. Savaşın yönünü ve sonucunu belirleyecek olan operasyon isimleri değil, tarihsel bağlam ve alınacak stratejik kararlardır. Geçmiş deneyimler, stratejik planlamanın bu tür çatışmalarda belirleyici olduğunu gösteriyor.

ABD ve İsrail’in koordineli saldırısı ileartık sadece ağaçların dalları değil ağacın kökü hedef alınıyor. Bu durum İran’ın altyapısını ve askeri kapasitesini zayıflatırken, iç karışıklık ve bölgesel dengeleri de tetiklemektedir. 

Savaşın sonucu, yalnızca güç kullanımına değil, stratejik ve tarihsel bağlamda alınacak kararlara bağlı olacak gibi gözüküyor.