Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Birey olmadan medeniyet olmaz

Merhabalar,

Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.

Sanatın aynasından bakmaya devam…

Sanatın aynasından bugün bize görünen, “Birey”

Birey de neymiş? Hepimiz kul değil miyiz?

İcat çıkartma Abidin Hoca mı diyorsunuz?

Yüzde yüz demeseniz bile, içinizden birazcık geçmiştir. 

Biz, birbirimizi biliriz değil mi?

Ayrıca ben demiyorum zaten…

Milattan önce 481-420 yılları arasında yaşamış olan Protagoras diyor.

Peki, ne mi diyor?

“Her şeyin ölçüsü insandır diyor”.

Hadi buyur buradan yak.

Bizim gibi kulların anlayamayacağı bir şey değil mi?

Kendi soruma, kendim cevap vereyim, vallahi öyle.

Bittabi merak ettiniz değil mi? Kim bu oyun bozan, hem de 2500 sene önce yaşamış olan ve bugün hala huzur bozmaya devam etmekte olan.

Antik Yunan Çağının aydınlanmacı düşüncesi olarak kabul edilen Sofist Felsefenin kurucusu ve en önemli filozofu olarak kabul edilen Protogoras’ın insana dair bu çözümleyici ifadesi, insanın önce kendinde kendini çözümlemesi gereken bir varlık olduğu üzerine bir tartışma başlatmıştır.Çünkü;duyuları yoluyla deneyimlediği dış gerçekliği bilincinde önce imgeye sonra üzerine düşünebilme becerisi sayesinde kavram düzeyine çıkartabilen insan beyni, böylelikle kendi özerkliğinin farkına varabilmiş ve kendi öznel hakikatini ortaya çıkartmıştır. Ama bu öznel hakikat, öznel hakikatlere dönüşmüştür. Çünkü her insan ayrı bir hikâyenin içine doğmakta ve orada varoluş bulmaktadır.

Mesela çiçeklerdeki ya da ağaçlardaki ya da gökyüzündeki renkler, kendisini izleyen gözlerin sahibi olan insanların beyinlerinde aynı etkiyi yaratmamaktadır. Duyusal deneyim yoluyla doğadan ve insandan çekilen veriler, yaşanılan o anda kişinin içinde bulunduğu psikolojik, zamansal ve mekânsal durumlara göre farklı duygulanımlar yaratabilmektedir.

Peki duyularımız yoluyla duyumsadıklarımız, hani ismin hallerinde olduğu gibi bizi halden hale sokuyorsa demek ki bizi de birbirimize karşı rölatif yani göreceli hale getirmiyor mudur? Getiriyordur tabi.

Ee…tüm bu anlattıkların iyi güzel de… dış gerçeklik dediğin bütünselliği oluşturan şeylerin kendi ontolojik hakikatlarının dışında insanların onlarla etkileşimini dışsallaştırmak ve kendi aralarında iletişimin nesnesi haline getirmek için sözsel, yazınsal ve görsel bir dil geliştirdiğini unutma mı diyorsunuz.

Unutur muyuz hiç, olur mu öyle şey. Sevgili okur bunu unutursak hem bireyi hem de medeniyeti unuturuz ve yazının konusu havada kalmaz mı? Kalır.

Hiç merak edip dünündünüz mü? İlk kelimeyi ilk kim söze döktü? İlk harfleri kim icat etti ve ilk resmi kim yaptı? Düşündüğünüze bahse girerim….

Bütün bu ilkleri yapanlar da sizin gibi, benim gibi insanlardı. Belki modern ve çağdaş anlamıyla birey değillerdi ama sürüden ayrılmışlardı. Ya o zaman bu sürüden ayrılanlara icat çıkartma, otur, oturduğun yerde denseydi…Halimiz nice olurdu. Medeniyet dediğimiz şeyi rüyamızda bile göremezdik, anca o olurdu.

İnsan atalarımız içinde bu ilk adımları atanlar sayesinde; sesimiz, harflerimiz ve görselleştirmelerimiz, iletişim kurmamıza, şiir yazmamıza, resim yapmamıza, edebiyat yapmamıza kısacası sanatın her türlüsünü yaparak gelenek, kültür ve inanç yaratmamıza ve bütün bunların üzerine düşünerek felsefe yapmamıza olanak sağlamışlardır. 

Böylece insan ve onun imgelem gücü, yaratıcı yetenekleriyle bütünleşerek insanın kendisini düşüncesinin konusu haline getirebilmiştir. Yani birey olmanın ilk adımı atılabilinmiştir. Peki bu bireyleşme serüvenin toplumsal bağlamının oluşumuna tarihsel olarakilk kimler katkı sunmuşlardır. Doğa dışında insanı ve onun toplumsal yaşantılarını düşüncenin ve felsefenin konusu haline getiren Sofist Filozoflar bu gelişimi hızlandırmışlardır. İnsanın yaratıcı edimlerinin potansiyelini keşfeden bu filozoflar, eğitim yoluyla herkesin kendi üst versiyonlarını yaratabileceklerinin düşünsel ve uygulamalı olarak ispatına girişmişlerdir. Her ne kadar bu eğitimleri bedava olmasa da…

Neyse her güzelin bir kusuru vardır deyip, konumuza geri dönelim.

Antik Atina’da Perikles döneminden başlayarak sadece anne ve babası Atinalı olan erkekler özgür yurttaşlar olarak kabul görmüştür ve bu dönem tarihte ilk kez uygulanmış olan doğrudan demokrasiye ev sahipliği yapmıştır. Bu dönemde kararlar yurttaşların doğrudan oy kullanma hakkına sahip oldukları halk meclislerinde alınır ve birçok devlet görevi için kura ile atama yapılırdı. Böylece Atinalı sıradan bir yurttaşta bürokrasi içinde görev alabilirdi. Demokrasi sayesinde yurttaşlar, mahkemelerde ve meclislerde konuşma imkânı bulabilmişler ve bu durum onları hitabet alanında kendilerini geliştirmeye zorlamıştır. İşte tam bu aşamada devreye sofistler girmiş ve yurttaşlara hitabet (retorik), tartışma sanatı, erdem, astronomi, geometri, aritmetik ve müzik dersleri vermeye başlamışlardı.Yönetim erki karşısında birey olabilmek için gerekli olan özerk davranabilme becerisini ve onun hukuksal ve siyasal açıdan yaşamasını isteyecek ve bunu sürekli kılabilecek birey iradesinin toplumsal izdüşümünün yaratılabilmesi için bu dersler ve siyasal rejimin sağladığı haklar çok önemli olmuştur.

Antik Çağ Aydınlanması için, Perikles’in liderliğindeki Atina’da Sofistlerin düşünsel ve eğitsel katkıları toplumsal dönüşüm üzerinde tarihsel bir rol oynamış, geleneksel inançlar sorgulanmış ve rasyonalist düşünce ön plana çıkmıştır. Yani sadece özgür yurttaşlar için bile olsa birey olabilmenin olanakları ortaya çıkmıştır.

KLU Felsefe Ansiklopedisine göre en temel anlamıyla "fert" veya "kişi" anlamına gelen birey, benzer özelliklere sahip insanların oluşturduğu grupta, kendine has farklılıkları (duygusal, düşünsel) olan bağımsız bir varlık olarak tanımlanır.

Dikkat…Ne diyor “kendine has farklılıkları olan” diyor. Peki biz kendine has farklılıklardan ne anlayacağız sevgili okur. Herkes gibi düşünmeyen, herkes gibi algılamayan, düşünce ve duygularını kendi düşündüğü gibi aktaran ve tüm bunlara uygun bir yaşam pratiği gerçekleştiren varlığı anlayacağız. 

Hani diyorduk ya kaderimiz şiirle mi olsun? Resimle mi olsun? Akılla mı olsun? Medeniyetimiz görsel mi? İşitsel mi?

İşte tüm bunları yerli yerine oturtabilmek için tasarımcı ve yapıcı özne olan insanın kendine has farklılıklarının farkına varabilmesi ve bunları hayata geçirebilmesi için (sanat, siyaset, felsefe vb. yollarla) tüm bunlara olanak tanıyan gerekli hukuki ve siyasal mekanizmalara sahip bir devlet yönetiminde yaşıyor olması gerek şarttır.

Bu yüzden tarihte ilk olduğu için Perikles’ten, demokrasisinden ve Sofistlerden bahsetmek zorunda kaldık. Yoksa bir Antik Yunan güzellemesi derdinde olduğumuzdan değil, ama Sezar’ın hakkı da Sezar’a deyip konuyu tatlıya bağlayalım.

Antik Yunanlıların dini inançları, insanlarıngörsel açıdan gerçekleştirdikleri sanatsal yaratıcı eylemlerine yasaklar koymamıştır.

Hatta Antik Yunan Mitolojisindeki tanrılar insanlar gibidir. İnsanlar gibi yalan söylerler, insanlar gibi hırslıdırlar, insanlar gibi aldatırlar ve bu yüzdende Antropoformik yani insan biçimli olarak heykelleri yapılmıştır. 

Heykel olunca tabi, onları içine koymak, ibadet edip, adaklar ve hediyeler sunmak için tapınaklar gerekmiştir. Görkemli tapınaklar için mimarlık ve mühendislik bilgisi geliştirilmiştir. Yaşanılan şehirleri korumak için kaleler ve surlar inşa edilmiştir. Şehirlerin su ihtiyaçlarını karşılamak için kemerler ve sarnıçlar inşa edilmiştir. Bunlar içinde yine mimarlık ve mühendislik bilgisi gerekmiştir. Tanrı heykelleri sadece tapınaklara konmamış şehrin meydanlarına, devlet dairelerine ve saraylara da konmuştur. Tüm bunlar yapılırken estetik açıdan göze hoş görünme ve uyum aranmıştır. Sanat, mimari ve mühendislik hep birlikte yaşanılan şehirleri güzelleştirmiştir. Tiyatro gösterileri, müzikal etkinlikler ve topluca yapılan etkinlikler için amfi tiyatrolar yapılmıştır.Başta Heredot’un “Tarih” kitabı olmak üzere kitaplar yazılmaya başlanmıştır.Yukarıda sıraladığım tüm bu şeyleri yapan topluluk göçebe olmayan yerleşik bir topluluk olmuştur.

Yani bu topluluk, bir nesnenin veya bir yaşantının veya bunların arasındaki ilişkinin hem sözde karşılığını hem yazıda karşılığını hem görsel olanda karşılığını yaratmayı başarabilmiş, bugünün manasında olmasa bile birey olmaya yakın durumda olan özgür yurttaşlardan oluşan bir topluluk olmuştur. Dolayısıyla bu topluluk bir şehrin içinde ortak bir yaşamı paylaştığı için ve sahip oldukları inancın görsel olarak kendini görünür kılmasının da etkisiyle görselliğin öne çıktığı bir kültür ve medeniyet yaratmıştır. Çünkü bu tür yerleşik toplumlar için zaman ve mekân bütünleşmiş dolayısıyla tüm yaşamsal kültür bu anlayış doğrultusunda şekillenmiştir. Yaşanılan şehirlerin daha görkemli ve güzel görünebilmesi için farklı özelliklere sahip olan insanların bireysel yetenekleri doğrultusunda o günün şartlarında sanat eğitimi almaları özendirilmiştir. Tüm o görkemli heykelleri, tapınakları, amfi tiyatroları yapanlar ve tiyatro eserlerini yazanlar bireylerdir. Kendi farklılıklarıyla kendi varoluşlarını gerçekleştirme imkânı bulabilmiş insanlardır. 

Aynı şeyi göçer topluklar için söyleyemeyeceğimizi, sizin de bildiğinizi adım gibi biliyorum.Sevgili okur, bu kadar izahattan sonra medeniyetinizin, sözle mi olduğunu, görsel olanla mı olduğunu, akılla mı olduğunu, bizlerinde birey olup olmadığımızı anlamış olduğunuzu var sayıp, saygılarımı sunuyorum.

O yüzden konuyu çok fazla uzatıp sizi de yormanın alemi yok diye düşünüyorum.

Yerleşik bir düzene sahip değilseniz, insanların farklılıklarını koruyacak hukuksal mekanizmalardan yoksunsanız, hala birtakım yasaklarla yaratıcılıklarınızın sınırlandığı geleneksel olanın ağır bastığı kültürel bir ortamdaysanız. Birey olma şansınız yok kardeşim. Ama sonsuza kadar kul olma şansınız var. 

İcat çıkarmayın kul olmaya devam edin, neymiş öyle medeniyetimiz şiirle mi olsun? Akılla mı olsun? Bir de şimdi birey olmadan medeniyet olmaz demiş Abidin Hoca, siz ona aldırmayın. Kul olun kurtulun…

Diyemeyiz.

Niye diyemeyiz biliyor musunuz?

Hayatını Türk Milletini kulluktan kurtarmak için feda etmiş olan Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yüzüne bakamayız da ondan.

Birey olmadan medeniyet olmaz. Başta laiklik olmak üzere tüm Cumhuriyet Devrimlerimiz bize bunu öğretti.

O zaman yaşasın ATATÜRK Cumhuriyetİ diyelim mi?

Diyelim tabi, hemde en gür sesimizle diyelim.

Yaşasın ATATÜRK Cumhuriyeti.

Bir dahaki buluşmamıza kadar, şimdilik hoşça kalın, şu an ve her zaman, sanatla nefes alın, sanatla kalın.