Anayasa Mahkemesi Başkanından son hukuk çığlığı…

Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğine seçilen Danıştay 10. Daire Başkanı Yılmaz Akçil için Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonunda and içme töreni düzenlendi. Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yüksek yargı organlarının üyeleri ve davetliler katıldı. Yargıtay Başkanının katılmaması ise dikkat çekti. 

AYM Başkanı Zühtü Arslan, Yılmaz Akçil’i tebrik ederek kendisine yeni görevinde başarılar diledi; üyeliğinin şahsına, ailesine, Anayasa Mahkemesine ve ülkemize hayırlı olmasını temenni etti.

And içmenin bir anlamda ahitleşme, andlaşma olduğunu belirten Başkan Arslan, andlaşmanın ahde vefayı gerektirdiğini dile getirdi ve “Verilen sözün tutulması anlamına gelen ahde vefa, toplum ve devlet hayatı için vazgeçilmez önemi haiz ahlaki ve hukuki bir ilkedir. Öyle ki, devletin devamı, toplum sözleşmesi mahiyetindeki anayasanın ve onun varlık nedeni olan temel hak ve özgürlüklerin korunmasına, bu da son tahlilde ahde vefa ilkesinin hayata geçirilmesine bağlıdır.” şeklinde ifade etti.

Hâkimlik görevine başlarken giyilen cübbenin adaleti ve onun omuzlara yüklediği ağır sorumluluğu temsil ettiğini söyleyen Başkan Arslan insanların o cübbenin önünde adaletin tecelli edeceğine, haksızlığın giderileceğine ve uyuşmazlıkların kavgasız bir şekilde çözüme kavuşturulacağına inandıklarını vurguladı ve “Üzerimizdeki cübbeler, toplumun adalete güveninin sembolüdür. Bu güveni sarsacak, aşındıracak davranışlardan kaçınmak da göreve başlarken yaptığımız yeminlere sadakatin, ahde vefanın gereğidir.” diyerek sözlerine devam etti.

TÜRK YARGI TARİHİNİN EN BÜYÜK REFORMU: BİREYSEL BAŞVURU

Başkan Arslan, AYM’nin anayasa koyucunun ortaya koyduğu amaçlar doğrultusunda hak eksenli bir yaklaşımla Anayasa’yı yorumladığını ve kronikleşmiş birçok hukuki meselenin çözümüne verdiği kararlarla katkı sağladığını belirtti.

Ayrıca AYM’nin yaşama hakkından ifade özgürlüğüne, mülkiyet hakkından örgütlenme özgürlüğüne kadar bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerle ilgili olarak yüz binlerce karar verdiğini, bunu yaparken de başvurucunun kimliğine hiçbir zaman bakmadığını vurguladı ve “Bu kararlarla birlikte anayasa koyucunun öngördüğü gibi bireysel başvurunun, sorunu ülkemizin hukuk düzeni içinde çözme işlevi önemli ölçüde yerine getirilmiştir.” ifadelerini kullandı.

“BİREYSEL BAŞVURU BİR TEMYİZ YOLU DEĞİLDİR.”

Konuşmasında hukuk gündemine damgasını vuran bireysel başvuruyla ilgili yanlış bilinen veya yanlış anlaşılan bazı hususlara açıklık getiren Başkan Arslan bireysel başvurunun bir temyiz yolu olmadığının altını önemle çizdi:

“Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın yorumu ve uygulanmasının söz konusu olmadığı durumlarda kural olarak bireysel başvuruya konu olaydaki olguların ve bunlara uygulanan kuralların yorumuna, delillerin değerlendirilmesine, verilen kararın sonucu itibarıyla doğru veya haklı olup olmadığına bakmamaktadır. Mahkememiz, kendisine verilen   görev ve yetki çerçevesinde, sadece yargılama sürecinde başvurucunun anayasal hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğini incelemektedir.” dedi.

Gerçekten de bazen siyasiler tarafından bazen de doğrudan biz hukukçular tarafından “AYM’nin süper yetkili bir temyiz mahkemesi olmadığının vurgulanması” haksızdır. AYM zaten böyle de çalışmamaktadır. Sınırları yukarıda AYM Başkanının anlattığı gibidir. Ancak AYM’nin kararları beğenilmediğinde eleştirmek yerine onun yargı içindeki konumu tartışmaya açılmakta ve konu bilerek çarpıtılıp AYM Kararı töhmet altında bırakılmak istenmektedir. Tümüyle siyasi açıklamalar olduğu kuşkusuzdur. 

“AYM KARARLARINA UYULMAMASININ GEREKÇESİ OLAMAZ.”

Başkan Arslan, AYM kararlarının kesin olduğunu, herkesi ve her kurumu bağladığını belirtti. AYM kararlarına uyulmamasının hiçbir gerekçesinin olamayacağını vurguladı ve hiç kimsenin AYM’nin anayasa ve hükümlerine ilişkin yorumunu ve kararlarını beğenme yükümlülüğü olmadığını ancak bir hukuk devletinde bu kararlara uymanın anayasal zorunluluk olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Kuşkusuz bireysel başvuruya konu yargısal karar sürecinde temyiz mercileri dahil tüm mahkemeler de Anayasa’yı yorumlamaktadır. Ancak Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca olağan kanun yolları tüketildikten sonra söz konusu yorumlara dayanan yargısal kararlara karşı bireysel başvuru yapılabilmektedir. Bu durumda Anayasa’yı kesin ve bağlayıcı olarak yorumlayarak yargısal nitelikteki kamu gücü işlemini denetleme yetkisi hukuk düzenimizde sadece Anayasa Mahkemesine verilmiştir.”

“Bireysel başvurunun etkili olabilmesi ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına bağlıdır.”

Başkan Arslan, AYM’nin ihlalin tespitinin yanında onun giderilmesi için yapılması gerekenlere hükmetmesinin de anayasal ve yasal zorunluluk olduğunu dile getirdi. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının kural olarak ihlal öncesi hâle getirmeyi gerektirdiğini, bunun yolunun da eğer ihlal yargı kararından kaynaklanıyorsa, ihlale neden olan kararın ortadan kaldırılmasından geçtiğini vurguladı.

Başkan Arslan Anayasa’nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğunu; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını hatırlattı ve sözlerine “Esasen ihlal kararlarının icrası, sadece Anayasa’nın 153. maddesinin değil, aynı zamanda ve her şeyden evvel Anayasa’nın hepimizi bağlayan ve kullandığımız yetkilerin meşruiyetini sağlayan bir toplum sözleşmesi olmasının, bu sözleşmeye sadakat yükümlülüğünün ve ahde vefa ilkesinin zorunlu sonucudur.” şeklinde devam etti.

Başkan Zühtü Arslan'ın konuşmasının ardından and içme törenine geçildi. Öz geçmişi okunan yeni Üye Yılmaz Akçil yemin etti. Akçil’e kisvesi Başkan Zühtü Arslan tarafından giydirildi.

CUMHURBAŞKANLIĞI BAŞDANIŞMANI MEHMET UÇUM’DAN BAŞKAN ARSLAN’A CEVAP

Başkan Arslan’ın konuşmasından hemen sonra Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum sosyal medya platformundan cevap niteliğinde bir paylaşımda bulundu. Söz konusu paylaşımında “Anayasa m. 153 hükmü bireysel başvuru ihlal kararlarını kapsamaz. Ayrıca usul hukukumuzda “yeniden yargılama” bağımsız bir kurum değildir. Yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararına bağlı yargılama faaliyetine yeniden yargılama denir. Yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararı verme yetkisi karar yeri mahkemelerine aittir. Ayrıntılar ve konunun diğer tüm yönleri ekli yazıda işlenmiştir.” şeklindeki cümleleriyle 26 Ocak tarihli yazısını paylaşarak Başkan Arslan’a yönelik bir cevap verdi.

AYM Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanının yüzüne karşı hukukun emrini iletmişti. Aradan çok zaman geçmeden Anadolu Ajansı üzerinden gelen Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Sayın Mehmet Uçum’un yazısı aslında Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın AYM Başkanına cevabı niteliğindedir. 

Olayın temeli aslında AYM’nin iki kez ihlal kararı vermek zorunda kaldığı Şerafettin Can Atalay dosyasıdır. AYM’nin Şerafettin Can Atalay hakkında verdiği ilk ihlal kararı yerel mahkeme tarafından hukuka aykırı olarak uygulanmamıştır. Dosya, yerel mahkeme tarafından Yargıtay’a gönderilmiş, hukuken yok hükmünde olan bu işlem, Yargıtay tarafından da hukuka aykırı olarak işleme alınarak AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulacak kadar hukuksuzluğun dibine vurulmuştur. Yetmemiş, AYM’ye ikinci başvuru üzerine AYM ikinci kez aynı konuda ihlal kararı vermiş, bu kararda aynı şekilde yerel mahkeme tarafından yerine getirilmemiştir. AYM Başkanı ise bu durumun hukuk devleti ile bağdaşmadığını “son çığlık” olarak muhatapların yüzüne karşı iletmiştir. 

Çünkü Gezi Davası, en başından itibaren, mağdurların adil yargılanma hakkının çiğnenmesi ile bugüne kadar gelmiştir. Doğrudan Sayın Cumhurbaşkanı bu dava sürecinde tahliye kararları alındığında açıklama yapabilmiş, iktidarın beğenmediği kararlar verildiğinde yargıçlar sürülebilmiş, bu davanın en başından itibaren adalet üretmek dışında siyasi bir dava olduğunu topluma hatırlatılmıştır. Dolayısı ile AYM Başkanının sözleri doğrudan Sayın Cumhurbaşkanınadır.  

Peki Sayın Mehmet Uçum’un cevaplarının hukuken bir karşılığı var mı veya bu cevaplar için “hukuki bir yorum” denilebilir mi? Elbette hayır. Çünkü Anayasamızın 153/6 hükmü oldukça açıktır. Söz konusu kanun hükmünde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” denilmektedir. Sayın Uçum ise Anayasa hükmünde “bireysel başvuru kararları” ifadesi geçmediği için bu bağlayıcılığın bireysel başvuru kararlarını kapsamayacağını belirtmektedir. Bireysel Başvuru mekanizması 2010 referandumu ile hukukumuza girmiştir. O tarihten itibaren hem aynı şekilde uygulanan bireysel başvuru kararlarının niteliği konu Can Atalay ve gezi davası olunca mı değişmiştir? Tabi ki hayır. Zaten bu sebeple bu cevabı yazıya, “hukuki” değil “siyasi” yorumu yapıyorum. Bu bize aynı zamanda AYM Kararlarına uymayan yargıçların gücü nereden aldıklarını da açıkça göstermektedir. 

Sonuç iktidarın istediği gibidir. Bu açıklamalardan sonra ne Can Atalay serbest kalmıştır ne hukukla bağlı devlet kavramı yerli yerine oturmuştur. Adalet bir kez daha zedelenmiş, Türkiye’nin uluslararası endekslerde hukuk devleti olarak daha da gerilemesine hizmet etmiştir. Elbette bu uygulamalar sonucunda ülkemizde kimsenin hukuk güvenliği hakkından da bahsetme imkânı yoktur. 

Son olarak Sayın Mehmet Uçum’un açıklamalarına istinaden bir vatandaşımızın esprili bir yanıtına yer vermek istiyorum. 

“Eğer öyleyse o zaman bende ikinci motorlu taşıt vergimi geri istiyorum çünkü AYM kararları araç vergilerini bağlamaz.” Gerçekten de durum budur ve bu kadar tehlikelidir. 

Eğer ki Sayın Mehmet Uçum’un bu yorumunu kabul edecek olursak, kira bedeli Sulh Hukuk Mahkemesinin kesin kararı ile 6 bin TL’den 20 Bin TL’ye yükselmiş olan bir kiracının da, “bu karar beni bağlamıyor” deme yorumunu kabul etmemiz gerekecektir. Ancak bunun sonu kaos olur. Maalesef durum bu denli tehlikelidir.