Euro
Arrow
55,7198
Dolar
Arrow
49,9308
İngiliz Sterlini
Arrow
66,8728
Altın
Arrow
6258,9529
BIST
Arrow
10.760
Anasayfa > Yazarlar > Sefa Taşkın > Çanakkale soygunu -2- Troya hazinesi nerede?

Çanakkale soygunu -2- Troya hazinesi nerede?

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 01.11.2026 06:00

TAŞ YERİNDE AĞIRDIR – 176. UNUTMAYALIM, UNUTTURMAYALIM.

Çanakkale-Troya’dan kaçırılan eserlerimizin izini sürmeye devam ediyoruz.

Geçen yazıda, Heinrich Schliemann’ın 1873'te Hisarlık’ta bulduğu hazineyi Osmanlı yasalarını çiğneyerek Atina’ya nasıl kaçırdığını anlatmıştık.

Bu kaçakçılık öğrenilince Osmanlı Devleti hazineyi geri almak için Atina’da dava açtı.

Davayı yürütmekle görevlendirilen kişi, Müze-i Hümâyun (İmparatorluk Müzesi) Müdürü Philipp Anton Dethier’ydi.

Bir Alman.

Ve davanın açıldığı günün ertesinde, eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını kolaylaştıran yeni bir yasa onaylandı. O yasayı hazırlayanlardan biri de oydu.

Bu bir tesadüf müydü?

***

Osmanlı Devleti önce hazinenin kaçırılmasında ihmali görülenler hakkında soruşturma açtı.

Kumkale Müdürü Rüstem Ağa, Çanakkale Gümrük Müdürü Halid Ağa ve gümrükte görevli bazı memurların yargılanmasına karar verildi. (Ali Sönmez,Truva Hazinelerinin Peşinde Bir Hukuk Mücadelesi: Osmanlı Devleti ve Schliemann Davası. Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi OTAM Sayı 29/Bahar 2011) 

Ardından sıra Atina’daki davaya geldi. Ve Dethier’ye.

Bir tarihçi, arkeolog ve eski yazıt uzmanı olan Philipp Anton Dethier (1803–1881) Almanya’nın Köln kenti yakınlarındaki Kerpen’de doğmuş, Berlin Üniversitesi’nde öğrenim görmüş, tarih alanında doktora yapmıştı.

1847’den sonra İstanbul’a yerleşmiş, 1872 yılında Müze-i Hümâyun müdürlüğüne atanmıştı.

1881’deki ölümüne kadar müze müdürlüğünü sürdürdü.

Dethier, Osmanlı müzelerinin son yabancı müdürüydü. Ardından göreve Osman Hamdi Bey getirildi.

(Philipp Anton Dethier: Osmanlının Alman Müze-i Hümayun Müdürü. Devlet kuzuyu kurda teslim etmiş)

***

Atina’daki dava Nisan 1874'te başladı. Hemen aynı günlerde yeni Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi onaylandı.

Hukuki açıdan önemli bir değişiklikti bu.

1869 Nizamnamesi eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklarken, 1874 Nizamnamesi kazılarda bulunan eserlerin devlet, arazi sahibi ve kazıyı yapan arasında üçte birer oranında paylaşılmasını, belirli koşullarda yurt dışına çıkarılmasını mümkün kılıyordu.

Yani eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasına ilişkin mutlak yasaktan, koşullu serbestliğe geçiliyordu.

Üstelik bu değişiklik, Osmanlı Devleti’nin Troya hazinelerini geri almak için hukuk mücadelesi başlattığı günlere rastlıyordu.

Troya eserlerini bir Alman, H.Schliemann, Bergama Zeus Sunağını ve eserlerini yine bir Alman, C.Humann yurt dışına götürmek istiyor, yine bir Alman olan Osmanlı MüzelerMüdürü P.A.Dethier bunu kolaylaştıran yasayı hazırlıyordu.

Tarihi eser kaçakçıları için ne güzel bir dünya idi bu! 

(Schliemann'ın Troya'da bulduğu altın diadem/başlık. Günümüzde Moskova Puşkin Devlet Güzel Sanatlar Müzesi'nde sergileniyor.)

***

Ve davayı yürütecek olan da yine Dethier’ydi.

Dethier, kazı izni ve ilgili belgeleri yanına alarak Atina’ya gitti. Avukat tutulmasını sağladı, davayı izledi, gelişmeleri İstanbul’a bildirdi.

İşin ilginç yanı, Troya hazinelerini kaçıran Schliemann da, Osmanlı Devleti adına Atina'da davayı yürüten Müze-i Hümâyun Müdürü Dethier de Almandı.

Acaba iki Alman arasında bir yakınlık, bir dayanışma var mıydı?

Bunu gösteren kesin bir belge yok.

Tersine, Dethier'nin Atina’da Osmanlı Devleti'nin haklarını savunmak için çaba gösterdiği anlaşılıyor.

Yoksa savunuyor gibi mi görünüyordu? 

Burada ilginç bir durum vardı.

Dethier'nin yürüttüğü davada, Troya hazinelerinin tamamının yasa dışı olarak Osmanlı topraklarından çıkarıldığı ileri sürülmedi. Yalnızca Osmanlı Devleti'ne düşen yarısının geri verilmesi istendi.

Oysa 1869 Nizamnamesine göre eski eserlerin yurt dışına çıkarılması yasak olmasına rağmen, neden bu yasak üzerinden hazinenin tamamının geri alınması istenmedi?

Bu hukuki tercih, Dethier'nin Atina'daki mücadelesinin niteliğini sorgulamayı gerektiriyor. (Rüstem Aslan, “Atina’da ne oldu? ‘Priamos Hazineleri’ ve Osmanlı Devleti’nin tutumu”, Gastroia: Journal of Gastronomy and Travel Research Vol. 3, Issue 1, 1-16, 2019 ISSN: 2602-4144)

(Troya hazinesinin bir kısmı Berlin Neues Museum/Hapishanesinde tutuluyor. Sergilenen eserlerin bir kısmı özgün, bir kısmı ise kopya.)

***

Dethier’nin adı yalnızca Troya hazineleriyle ilgili davada değil, Bergama’dan Almanya’ya götürülen tarihî eserler konusunda da karşımıza çıkıyor.

1910 yılında Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan bir yazısında Mehmed Vahid, Dethier’nin Bergama’dan çıkarılan eserlerin Almanya’ya bırakılmasını savunduğunu aktarıyor.

Vahid’in anlatımına göre Dethier, Maarif Nezareti’ne verdiği bir raporda, eserlerin İstanbul’a taşınmasının yüzlerce liraya mal olacağını, bunların Almanlara bin Napolyon altını (5,8kg saf altın)karşılığında bırakılmasının daha uygun olacağını ileri sürüyordu. 

Üstelik söz konusu eserleri değersiz, kırık dökük mermer parçaları olarak nitelendiriyordu. (Mehmed Vahid (1910): Osmanlı Müzesi Tarihçesi”, Servet-i Fünun 38, no=984, Rumi:1 Nisan 1326-Miladi:14 Nisan 1910, s.343 /// Kahraman Bostancı (2003): “Mehmet Vahit Bey ve Güzel Sanatlar Üzerine bir Terminoloji Risalesi”, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları)

Osmanlı Devleti’nin tarihî eserlerini korumakla görevli bir müze müdürünün böyle bir öneride bulunmuş olması elbette düşündürücüdür.

Böyle bir öneri, Osmanlı kültür mirasını koruma sorumluluğuyla açıkça çelişiyordu.

Troya hazinelerinin geri alınması için Atina’da Osmanlı Devleti’ni kuşku çekici bir şekilde temsil eden aynı Alman müdür, bu kez Bergama eserlerinin Almanya’ya bırakılmasını savunuyordu.

(Ün kazanmak için Troya buluntularının Priamos’un hazinesi olduğunu iddia ettiği için Schliemann’la, Alman hiciv dergilerinde alay ediliyordu.)

***

Atina’da, Osmanlı’dan kopmuş Yunanistan’ın mahkemesinde ilk sonuçOsmanlı Devleti açısından büyük bir hayal kırıklığıydı.

Mahkeme 1874 mayısının sonlarında Osmanlı Devleti aleyhine karar verdi.

Bunun üzerine Dethier Yunan makamlarının Schliemann’ı koruduğunu düşündüğünü merkeze iletti!

Hazinelerin satılmasını önlemek için Avrupa gazetelerinde protesto ilanları yayımlanmasını önerdi!

İstanbul mücadeleden vazgeçmiyordu.

Davanın bir üst mahkemeye götürülmesine karar verildi.

Bununla da yetinilmedi. 

Schliemann’ın eserleri topluca ya da tek tek satmasını önlemek amacıyla Viyana, Berlin, Paris ve Londra gazetelerinde yayımlanmak üzere bir protesto metni hazırlandı.

 Avrupa kamuoyunda da Schliemann’a karşı tepki oluşması amaçlanıyordu.

Ve bu kez sonuç değişti.

Yunanistan Temyiz Mahkemesi, Haziran 1874’te ilk mahkemenin kararını bozdu ve kaçırılmış Troya eserlerinin iadesine hükmetti.

(Troya eserlerinin kaçırılmasına dair İzzeddin Efendi’nin Raporu 24 Temmuz 1874. Başkanlık Osmanlı Arşivi, MF. MKT, 18 / 147. Kaynak: Ali Sönmez.)

***

Osmanlı Devleti hukuk mücadelesini kazanmış görünüyordu.

Ama ortada önemli bir sorun vardı:

Hazine ortada yoktu.

Eserler artık Schliemann’ın evinde değildi.

Troya hazinesini muhtemelen Atina’dan da kaçırmıştı.

Osmanlı’nın Atina Sefareti, hazinenin bulunup kendilerine teslim edilmesini Yunan makamlarından istedi. Schliemann’ın evini gözetim altında tutabilmek için para ödenerek hafiye memurları bile tutuldu.

Ardından yeni bir tazminat davası açıldı.

Osmanlı Devleti’nin talebi bir milyon franktı (290 kg saf altın). Bu büyük bir miktardı.

Ancak yaklaşık on ay süren hukuk mücadelesinin sonunda Yunanistan mahkemesi Schliemann’ın yalnızca 10 bin frank (2,9 kg saf altın) tazminat ödemesine karar verdi.

Bir milyon franklık talebe 10 bin frank. Yunan mahkemesibu kez Schliemann’ın soygununu mu koruyordu?

Bu karar Osmanlı yönetiminin hazineleri geri alma umudunu büyük ölçüde sona erdirdi.

Tam bu sırada Schliemann ilginç bir teklifte bulundu.

Mahkemenin belirlediği 10 bin frank yerine daha fazlasını, 50 bin frank (14,5 kg saf altın) ödemeyi ve Osmanlı Devleti ile yeni bir kazı anlaşması yapmayı önerdi.

“Kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyordu!”

Konu 3 Nisan 1875’te Osmanlı Maarif Meclisinde görüşüldü.

Uzun sürecek yeni davaların mahkeme harçları, avukat ücretleri ve diğer masrafları dikkate alındı. Yeni bir hukuk mücadelesinin sonuç getirip getirmeyeceği de belli değildi.

Mücadeleden vazgeçiliyordu.

Sonunda meselenin sulh yoluyla kapatılmasına karar verildi.

Bir milyon frank talebinden 50 bin franka düşülmüştü.

Nasıl razı olunacaktı bu indirime?

Sonunda Osmanlı razı oldu!

Acaba Atina’daki davayı Osmanlı devleti adına izleyen Dethier, bu uzlaşmada da etkili olmuş muydu?

Yoksa yurttaşı Schliemann’ı korumayı mı amaçlamıştı? Bunu doğrulayan bir belgeye sahip değiliz.

(Troya eserleri ve Bergama’nın Zeus Sunağının yurtdışına götürülmesi konusunda geniş araştırmaları olan, Prof. Ali Sönmez)

***

Schliemann, Hisarlık’tan çıkarıp kaçırdığı Priamos Hazinesi için tazminat ve dava gideri olarak 50 bin frank ödeyecekti.

Bu eşsiz hazine için ödemeye mahkûm edildiği miktarın beş katını vermeye hazırdı Schliemann.

Bunun karşılığında Osmanlı Devleti dava konusu eserler üzerindeki payından vazgeçti.

Ancak İstanbul’un Maarif Meclisi aynı zamanda önemli bir karar daha aldı:

Schliemann’a bundan sonra Troya’da kazı ve araştırma izni verilmeyecekti.

Prof. Dr. Ali Sönmez’in dikkat çektiği gibi, 1875 yılında alınan açık karara rağmen Schliemann’a daha sonra yeniden kazı izinleri verilmesinin hangi siyasi ve ekonomik koşullardan ya da hangi yöneticilerin ihmallerinden kaynaklandığı bugün bile tam olarak araştırılmış değildir. (Ali Sönmez, “Anadolu'dan Kaçırılan Miras: Troya Hazineleri”, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, Cilt 8, Sayı 21, Mart 2020.)

Yoksa yine mi Osmanlı Devletinin Müzeler Müdürü Dethier devredeydi?

Buna rağmen önemli bir güvensizlik doğmuştu.

Osmanlı yönetimi artık Schliemann’a güvenmiyordu.

(Schliemann'ı dava etmek üzere Osmanlının Müze-i Hümâyûn Müdürü Philipp Anton Dethier’nin Atina’ya yollanma kararı 12 Mart 1874. Başkanlık Osmanlı Arşivi, MF. MKT, 17 / 98. Kaynak: Ali Sönmez)

***

Schliemann, sonraki kazılarında çok daha sıkı biçimde denetlendi,çalışma koşulları ağırlaştırıldı, hatta kazı izinlerinin sona erdiği dönemlerde bölgede dolaşmasına bile izin verilmedi.

Ne var ki kazı yasağı uzun ömürlü olmadı.

1876 baharında Schliemann yeni bir kazı fermanı aldı. 

İstanbul’daki diplomatik bağlantıları yine işe yaramıştı. 

Ama Troya’da onu bir sürpriz bekliyordu. Çanakkale’deki Osmanlı yöneticisi İbrahim Paşa önüne engel üstüne engel çıkardı. Kazma toprağa değmedi bile.

Schliemann da Troya’yı bırakıp Yunanistan’a, Miken’e gitti. Ünlü “Agamemnon’un maskesi” o kazıdan çıktı. Troya’ya ancak 1878'de dönebildi. 1876 izni kullanılamamıştı.

Ardından 1878, 1882 ve 1890 yıllarında üç kez daha Troya’da kazı yapmasına izin verildi.

Sabıkalı kediye yine ciğer teslim ediliyordu!

1881’de P. A. Dethier öldü.

Yerine ressam Osman Hamdi Bey getirildi. Onun dönemindeki, özellikle Bergama ve Gaziantep’tekieski eser politikaları davranışları tartışılmalıdır.(https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/gaziantep-soygunu-5-trasli-taslar-109358)

Yaptığı uygunsuz işleri daha önceki yazılarımızda anlatmıştık.

Hisarlık’ta başlayan bir arkeoloji serüveni, yalnızca büyük bir keşfin değil, Anadolu’dan çıkarılan tarihi eserlerin Avrupa’ya götürülmesinin en karanlık öykülerinden birine dönüştü.

Schliemann Troya’yı soymuştu.

Troya’da gerçekten olağanüstü bir hazine bulmuştu.

Ama bulduğu hazine Priamos’un değildi.

Üstelik onu binlerce yıl saklayan topraklarda da bırakmadı.

(1890 yılı mart ayında Troya’da yapılan, kaçırılan eserler konusunda, sözüm ona bilimsel toplantı.Soyguncular, Osmanlı Müzeler Müdürü, güya eserleri resmen korumakla görevli Osman Hamdi Beyle birlikte. Ressam müdür bey ne kadar rahat. Resimde; Ayaktakiler: Soldan dördüncü Troya kaçakçısıHeinrich Schliemann, sağdan üçüncü karısı Sophie Schliemann, soldan birinci Bergama soyguncusu Carl Humann, önde oturanlardan soldan birinciFrank Calvert, ortada Osmanlı Müzeler Müdürü Osman Hamdi Bey. Kaynak: Schliemanns Grabungen als Medienereignis | Virtuelle Ausstellungen DDB. )

***

Troya’nın hazineleri artık Troya’da değildi.

Peki Schliemann’ın Atina’ya kaçırdığı bu eserlere daha sonra ne oldu?

Schliemann hazineyi uzun süre elinde tuttu.

Onu önce Yunanistan’da sakladı; daha sonra bu şaheserleri Avrupa’nın büyük müzelerine kabul ettirmeye çalıştı.

Sonunda 1881 yılında bu koleksiyonunu Berlin’deki Kraliyet Müzeleri’ne bağışladı.

Böylece Troya’dan gizlice çıkarılan eserlerin yeni adresi Berlin oldu.

Yani Bergama’nın Zeus Sunağı’nın, sayısız tarihî eserin kapatıldığı müze adlı hapishaneler.

(Berlin Müze/Hapishanesinde tutuklu bulunan Bergama’nın Zeus Sunağının “tanrılarla devlerin savaşını” anlatan kabartmalardan ayrıntı.)

***

Schliemann 1890 yılında öldü.

Ama hazinenin yolculuğu onun ölümüyle de sona ermedi.

Troya hazineleri Berlin’de müzelerde sergilenmeye devam etti. İkinci Dünya Savaşı başlayınca, diğer değerli müze eserleri gibi onları da bombardımandan korumak gerekiyordu.

1941 yılında koleksiyonun en değerli parçaları önce Prusya Devlet Bankası’nın kasalarına, ardından diğer başka eserler gibi Berlin Hayvanat Bahçesi yakınındaki büyük bir uçaksavar sığınağına taşındı.

Aynı Bergama’nın Zeus Sunağı ve eşsiz heykelleri gibi.

1945 yılında savaş sona erdiğinde Berlin’e giren Sovyet Kızıl Ordusu bu eserleri ele geçirdi.

Troya’dan Atina’ya, oradan Berlin’e giden hazine bu kez Moskova’ya götürüldü.

Aynı Bergama’nın Zeus Sunağı ve güzelim mermerlerigibi.Sunak 1958'de Berlin’e geri verildi; Troya hazinesi ise verilmedi.

Üstelik Troya eserlerinin uzun yıllar nerede olduğu açıklanmadı.

Dünya, Schliemann'ın “Priamos'un Hazinesi” adını verdiği altın eserlerin akıbetini ancak 1993 yılında kesin olarak öğrenebildi.

Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde, Kültür Bakanı Yevgeni Sidorov, 25 Ağustos 1993'te yaptığı açıklamayla hazinenin Moskova'da bulunduğunu resmen kabul etti.

Hazine Moskova’daydı.

Yarım yüzyıla yakın bir süre gizlenen Troya Hazinesi, 16 Nisan 1996'da Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde yeniden gün ışığına çıktı.

(Troya hazinesi. Puşkin Müzesi-Moskova-Rusya)

Schliemann’ın Berlin’e getirdiği 17 hazine grubundan 13’ünü,1945'te Sovyet Ordusu Moskova’ya taşıdı.

Alman uzmanların 1939'da “yeri doldurulamaz” saydığı, çoğu değerli maden ve taştan oluşan bu13gruba ait 259 eser, Moskova’daki Puşkin Devlet Güzel Sanatlar Müzesi’nde tutuluyor. Bunların arasında Troya’nın ünlü altın takıları, diademleri (alınlıkları), kapları ve başka değerli eserleri var. 

Anlaşılacağı gibi hazinenin tamamı Moskova’da değil.

Priamos Hazinesi diye anılan ve en büyük grup olan A Hazinesi 183 parçadan oluşuyordu; bunların ancak 101'i Puşkin Müzesi’nde.(https://www.pushkinmuseum.art/museum/buildings/main/floor1/3_troy/index.php)

Koleksiyon zaman içinde parçalanmış. Bazı gümüş ve seramik eserler Berlin’deki Tarihöncesi ve Erken Tarih Müzesi koleksiyonunda bulunurken, aynı hazine gruplarından 414 bronz ve seramik eser de St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nde bulunuyor.(https://conservation.pushkinmuseum.art/data/specprojects/the-gold-of-troy/index-eng.html).

Schliemann’ın kaçırdığı hazineden geriye kalan ve bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nden Çanakkale’ye getirilen bazı eserler bugün Troya Müzesi’nde sergileniyor.(Çanakkale Kültür ve Turizm Müdürlüğü.)

Ancak söz konusu hazine grubunun başlıca parçaları bugün ne yazık ki Türkiye’de değil.

Anadolu insanlarının ürettiği değerler, diğerleri gibi yurt dışında.

İzinli izinsiz götürülmüş!

Kaçırılmış!

Çalınmış!

Troya hazinelerinin yaklaşık yüz elli yıllık yolculuğu böylece ortaya çıkıyor:

Troya’dan Atina’ya…

Atina’dan Berlin’e…

Berlin’den Moskova’ya ve St. Petersburg’a…

Aynı dönemde Bergama’dan götürülen Zeus Sunağı da benzer bir kaderi paylaşmıştı.

Binlerce yıl Hisarlık’ın toprağının altında kalan eserler, Schliemann’ın kazmasıyla gün ışığına çıktıktan sonra bir daha doğdukları topraklara dönemedi.

Bugün Türkiye hazinelerin çıkarıldığı ülke, Almanya Schliemann’ın bağışladığı koleksiyonun sahibi olduğunu savunan ülke, Rusya ise savaş sonunda ele geçirilen en değerli parçaların bulunduğu ülkedir.

Bir başka deyişle, Troya’nın hazineleri bugün bile Troya’da değildir.

(Troya hazineleri arasında altın ve gümüş kaplar da bulunuyor. Puşkin Müzesi koleksiyonu-Moskova.)

***

Aradan yüz elli yıl geçti.

Devletler değişti. İmparatorluklar yıkıldı. Savaşlar yaşandı.

Ama Anadolu'nun topraklarından koparılan bu eserler geri gelmedi.

Bergama'nın Zeus Sunağı Berlin'de, Troya'nın hazineleri Moskova'da kaldı.

Oysa bu eserlerin ait olduğu topraklar değişmedi.

Taş yerinde ağırdır.

TROYA ESERLERİ SOĞUK VE PUSLU BERLİN'E VE MOSKOVA’YA DEĞİL, GÜZEL ANADOLU’YA AİT. MUTLAKA GERİ GELMELİ, EVİNE DÖNMELİDİR.

Sefa Taşkın

01.11.2026

Bergama/İzmir

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları