Feuerbach, Hıristiyanlığın Özü ‘nde yaşadığımız çağın ruhunu tek cümlede ele verir.
“Çağımızın tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden kuşku yoktur… Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan tek şey ise hakikattir.”
Bu tasvir bugün yalnızca kültürü, siyaseti ya da medyayı değil; dini de kuşatmış durumda. Gösterişin belirleyici olduğu bir toplumda dinin bundan muaf kalmasını beklemek zaten naiflik olurdu. Bugün din, büyük ölçüde gösteri toplumunun hizmetine sokulmuş hâlde. Mabetleriyle, ritüelleriyle, kürsüleriyle ve kalabalıklarıyla inanç dünyası özü değil biçimi; ahlakı değil imajı; adaleti değil gücü temsil ediyor.
Gösteri zihniyetini dinî literatürle konuştuğumuzda ise karşımıza “riya” kavramı çıkar. İslam Ansiklopedisi riyayı şöyle tanımlar:
“Saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyevî amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak tarzda davranma.”
Bu durumda ibadet de, iyilik de, hayır da Tanrı için değil gösteriş için yapılır. Maksat inancı yaşamak değil, onu bir araç hâline getirmektir. Din, kişisel çıkarların hizmetine sokulmuş bir enstrümana dönüşür. Bugün riyanın bireysel bir ahlak sorunu olmaktan çıkıp kurumsallaştığı bir evredeyiz. İbadet, hayır, yardım ve ahlak; Tanrı için değil, vitrin için yapılır hâle gelmiştir. Din burada amaç değil, araçtır; inanç değil, sermayedir.
Elbette bu sorun bugüne mahsus değildir.
Dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan Melamilik tam da bu zihniyete karşı bir itiraz olarak doğar. Kibre, gösterişe, riyaya ve dinin nesneleştirilmesine karşı çıkan bir duruştur Melamilik. Yaşar Nuri Öztürk’ün ifadesiyle:
“Melamilik, din hayatından riyayı kovmanın Muhammedi sanatıdır.”
Bu sanat, tarikatlardaki siyasallaşmaya ve dinin şova dönüştürülmesine karşı bir protestodur. “Riyanın olduğu yerde biz olmayız” diyenlerin tavrıdır. Şöhret düşkünlüğüne, kendini beğenmeye ve gösterişe bayrak açarlar; bu üç tutumu temel ilke edinirler.
Bu nedenle Melamilik, tarikata dair tüm obje ve imgeleri reddeder. Tekke yoktur, cübbe yoktur, zikir gösterisi yoktur. Bir Melami bunlarla anılmaz. Dahası, dindarlığıyla tanınmak bile başlı başına bir sorun olarak görülür. Bu, riyanın en sinsi hâlidir. Rivayet edilir ki, Melamiler bu yüzden Ramazan ayında dahi dindarlıklarıyla öne çıkmamak için oruçlarını bozmuş, kefaretini ödemeyi göze almışlardır. Çünkü inanç, insan ile Allah arasında kalmalıdır. Bu, aşılması mümkün olmayan bir kırmızı çizgidir.
Dücane Cündioğlu’na bir programda “Ben bir garip Melami abdalım” sözü hatırlatılır ve sorulur: “Gerçekten öyle misiniz?”
Yanıt nettir: “Melamiler, ‘ben Melamiyim’ demez.”
Çünkü söz de bir gösteri aracıdır. Melamilikte konuşan dil değil hayattır. Hatta hayat bile görünür olmamalıdır. Derinlik, yüzeye çıkmadan kendiyle yaşamalıdır.
Bugün kutsal çözülüyor; öz anlamını yitiriyor; din, güce, paraya ve eşyaya tahvil ediliyor. Tam da bu yüzden Melami tavrın değeri yeniden kavranmalıdır. Gösterişe alet edilen şey değerini yitirir; manası boşalır, ruhu ölür. El-Kindî’nin dediği gibi:
“Bir şeyin ticaretini yapan onu satar; sattığı ise artık kendisinin değildir. Kim din ticareti yaparsa onun dini yoktur.”
El hak, öyledir.
Çok Okunanlar
Tunç Soyer'den Cemil Tugay'a sert sözler
Yeni anket sonuçlarında şaşırtan 3 parti
Cemil Tugay'dan Tunç Soyer'e yanıt
Epstein belgelerinde adı geçen Türkler
Bora Kaplan Davası: Şimdi de O telefon mu kayıp?!
Din Tanrıdan nasıl koparıldı? Melamileri duydunuz mu?
TKP’nin 1 Şubat 'Meydan okuyoruz' etkinliği gerçekleşti
İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören kendini bu sözlerle savundu
'Özellikle bir ablasının onu nasıl hortumladığını...'
Putin’in yerine geçecek ismi açıklamışlar