Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,3112
Dolar
Arrow
44,7652
İngiliz Sterlini
Arrow
59,4297
Altın
Arrow
6601,4997
BIST
Arrow
10.729

Altı parmaklı Netanyahu’yu AI’ye doğrulatmayın

Gerçeğin ortadan kaybolduğu dönemler vardır. Ama daha tehlikelisi, gerçeğin sahte görüntüler, videolar ve spekülasyonlar arasında boğulduğu dönemlerdir. Savaş, bombalama, füze saldırıları, suikastler, ablukalar ve kapatmalar döneminde bugün sosyal medyada yaşanan tam olarak budur. Bir yanda AI ile üretilen sahte görüntüler, diğer yanda bazı hesapların kapatıldığı görünmezleştirildiği algoritmik otorite, denetim, sansür ötekileştirme. Tıpkı The Trial (1962) filmindeki gibi bazen Kafkaesk bir düzende suçun ne olduğunu bilmeden cezalandırılan karakterleri hatırlatıyor sosyal medyadaki görünmez algoritmaların hükmü. Sosyal medya platformlarının “hassas içerik” politikaları çoğu zaman güvenlik ve etik gerekçelerle savunulur. Fakat pratikte bu filtreler aynı zamanda belirli politik anlatıların dolaşımını sınırlandıran bir algoritmik düzenleme aracıdır. Teknoloji şirketlerinin ekonomi politiğine uymayan ya da karşı olanların hesap ve paylaşımları görünmezleştirilir. Hassas içerik etiketiyle yasal ve meşru olan ötekileştirilir. Özellikle X’de anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-siyonist birçok kişi, grup ve parti hesabı algoritmik sisin altında platformda var olmaya çalışıyor.

Öte yandan son günlerde sosyal medyada dolaşan bazı videolar yeni bir tartışmayı tetikledi: İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nın öldüğüne dair manipülasyon ve iddialar, ve bunun yalanlanması için paylaşılan görüntülerin AI ile üretilip üretilmediği.  Görüntülerde altı parmak, yüz, kulak mimik gibi ayrıntılar üzerinden AI manipülasyonu iddiaları ortaya atıldı. Bu videolar gerçekten AI ile üretilmiş olabilir ya da olmayabilir. Ama tartışmanın kendisi başka ve daha temel bir sorunu ortaya çıkarıyor. Artık hiçbir görüntüye kolayca güvenemeyeceğimiz bir dijital medyada gerçeğin ne olduğu, nasıl bulunacağı ve paylaşılacağı. Konu aslında şu yönüyle daha vahim. AI sadece sahte görüntüler üretmiyor; gerçek görüntülerin de sahte olabileceği şüphesini artırıyor. Böylece savaşa dair görüntüler dahi birkaç dakika içinde bir piksel inceleme tartışmasına dönüşerek hakikatın önemi, teknik ayrıntıların, memlerin içinde magazinleşerek kayboluyor.

Gerçekliğin parçalanması meselesi sinemada da çok eski bir tartışma. 1952’de çekilen bir başyapıt olan Rashomon filminde Akira Kurosawa aynı olayın farklı kişiler tarafından bambaşka biçimlerde anlatıldığını gösterir. Her tanık kendi çıkarına ve bakış açısına göre başka bir gerçek üretir. Bugünün sosyal medyasında da benzer bir Rashomon etkisi var. Aynı görüntü birkaç saat içinde onlarca farklı anlatıya dönüşebiliyor. Dijital dünyada AI teyitçileri, anlatıdan sadece “mülkiyet yapısına en uygun olanı” mutlak hakikat olarak seçebilir ve geri kalanını “hassas içerik” ya da “dezenformasyon” diyerek dijital medya çöplüğüne atabilir. Biz gerçekliği değil, algoritmanın sınıfsal seçicilikle sunduğu görüntüyü izleriz.

The Truman Show (1998) filmindeki ana karakter, sahte bir dünyada yaşadığını ancak o dünyanın sınırlarına çarptığında anlamıştı. Bizim doğruluk ve gerçeklik teyit mekanizmalarımız, Truman’ın kaçmaya çalıştığı o denizin sonundaki set duvarları gibidir. İsrail’in saldırganlığını veya Batı medyasının ikiyüzlülüğünü sorguladığımızda karşımıza çıkan “teyit edilemedi” ya da “bağlamından koparıldı” uyarıları, aslında Truman’ın teknesinin çarptığı o boyalı gökyüzü olabilir. Groke veya benzeri araçlar sanki hakikati arayan teknemize, “sen bizim onayladığımız bu gerçeklik simülasyonunda kal” diyerek bizi dijital teknoloji şirketlerinin mülkiyetindeki bir limana bağlamak istemektedir.

Wag the Dog (1997) filminde kamuoyunu oyalamak için televizyon stüdyosunda bir savaş kurgulanırken, bir zamanlar bilimkurgu sinemasında tartışılan insan ile kopyası arasındaki fark nedir sorusu Blade Runner (1982) filminde androidler üzerinden işlenmişti. Bugün ise gerçek-sahte/yapay insan ayrımını AI’ye soruyoruz. Jose Saramago ise “Körlük” romanında gözleri gördüğü halde gerçekleri görmek istemeyen bir toplumun vicdani körlüğünü ve ahlaki çöküşünü anlatır. Netanyahu’nun ölüp ölmediğini bir video üzerinden tartışırken, Saramago’nun körleri gibi savaştaki yıkımı ve yüzlerce insanın ölümünü göremiyoruz. AI ile onaylatma ihtiyacımız, bizi kendi gözlerimize güvenmeyen gönüllü körler haline getiriyor. Algoritma bizi teknik detayların tartışıldığı bir gürültüde boğarken, vicdanımızın görmesi gereken asıl trajedi, savaşların ardındaki amaç ve hedefler gözümüzden kaçıyor. 

Matrix filminde ise Morpheus, Neo’ya "Gerçek nedir? Eğer hissettiğin, kokladığın ve gördüğün şeylerden bahsediyorsan gerçek, sadece beynine giden elektrik sinyalleridir" der. Bugün de gerçek platformların mülkiyet sahiplerinden gelen algoritma sinyallerine dönüşüyor. Diğer yandan Étienne de La Boétie 16. yüzyılda tiranların gücünün, insanların alışkanlıklarından ve konforundan beslendiğini ileri sürer. O“Gönüllü Kulluk” kavramı ile insanların gerçekle yüzleşmenin getireceği politik sorumluluktan kaçtıkları için manipülasyona açık hale geldiğine işaret eder. Bu izlekte bilişsel konfor ve teyit tembelliğinde kullanıcı, önce kendi görüşlerini rahatsız etmeyen içeriklerle yetinir. Daha sonra bir videonun gerçek olup olmadığını araştırmak veya beklemek yerine, sosyal medyanın etkileşim ve hız üzerine kurulu mantığında doğrulama işini başka bir AI’ye bırakır. AI ve teyit algoritmaları ise mülkiyet yapısının izin verdiği “doğruluk” süzgecinden geçeni gerçek olarak sunar. Böylece hakikati sorgulama sorumluluğu yeniden teknolojiye devredilir. Bu bağlamda Anadolu Ajansı’nın F-35 güzellemelerinden,  X’in mülkiyet odaklı sansüründen ve AI’in yarattığı görsel kaostan çıkmanın yolu algoritmanın çizdiği gökyüzünün ötesine yönelen eleştirel ekonomi-politik bir bakış gerektirir.

Burada basit ama önemli bir soru sormak gerekiyor.Bir görüntüyü üreten ve dolaşıma sokan sistem ile onu doğrulayan sistem aynı teknoloji ekosisteminin parçasıysa, bu doğrulama ne kadar bağımsız olabilir?  Kısacası manipülasyonun üretildiği veya üretilebildiği teknoloji, aynı zamanda hakikatin doğrulanacağı araç olabilir mi? Çünkü doğrulama süreçlerinin filtrelerini oluşturan kara kutu algoritmalarının fiili sahipleri aynı zamanda dijital platformların ekonomik ve teknik altyapısını kontrol eden ve çoğunlukla ABD merkezli küresel teknoloji şirketleridir.

Bu nedenle AI ile oluşturulduğu ileri sürülen “Altı parmaklı Netanyahu’yu” AI’ye doğrulatmayın. Rekabet halindeki yapay sinir ağlarına dayanan derin öğrenme tekniği nedeniyle AI’nin oluşturduğu görüntülerin gerçeğe yakınlığı her geçen gün daha da artacak. Yeni manipülasyonlar üretilecek. Yeni doğrulama araçları piyasaya sürülecek. Ama soru aynı kalacak:

Gerçekten hakikati mi arıyoruz, yoksa algoritmanın bize sunduğu versiyonla yaşamayı ve hayata bakmayı mı tercih ediyoruz?