Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Yeni emperyalizm-2: Algoritmayı yazan savaşı kazanır

(Yeni Emperyalizm-1'den devam)

İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemde teknolojideki muazzam gelişmeler, üretici güçlerdeki dönüşümler ve siyasetteki köklü değişimler dünyayı kavramayı giderek güçleştiriyor. 

Daha önce yayımladığımız "Yeni Emperyalizm-1" başlıklı yazımızda kavramsal çerçeveyi çizdik. Şimdi bu çerçevenin en somut ve en tartışmalı örneğine bakıyoruz.

Bu yazıda sık sık karşılaşacağınız bir kavram var: algoritma. 

Kısaca tanımlayalım: algoritma, veriye dayalı kararlar üreten matematiksel kurallar bütünüdür. 

Hangi haberi göreceğinizi, hangi reklamın önünüze çıkacağını, hatta kimin hedef alınacağını belirleyen görünmez bir karar makinesi. 

Bugün algoritma; yalnızca teknik bir araç değil, iktidarın kendisidir.

(Dijital karar zinciri)

***

Bu iktidarın nereye gittiğini anlamak için önce doğru soruyu sormak gerekiyor.

Quo Vadis? Dünya nereye gidiyor? 

Bu soru, adını Polonyalı yazar Henryk Sienkiewicz'in “Quo Vadis”  romanından alır. 

Roma'nın mutlak gücü ile inancın direnci arasındaki çatışmadan doğan bu soru, bugün yeniden soruluyor.

Ama bu kez yanıt, imparatorlukların haritalarında değil, verilerin ve algoritmaların kurduğu görünmez dünyada aranıyor. 

Bir zamanlar güç, toprakla ölçülürdü. Sonra çelikle, sonra petrolle, sonra parayla.

Bugün ise güç, veriyle ölçülüyor. 

Ve veri, artık yalnızca bilgi değil—iktidarın kendisi. 

Teknolojiyi kimin geliştirdiği, kimin finanse ettiği ve kime hizmet ettiği — işte asıl soru bu.

***

Emek sömürüsü üzerine kurulu kapitalizm, sanayi ve finans gücünü birleştirerek geçen yüzyılın başında tekelleşti; dışa açılan sermayesi ve bunu koruyan askerî gücüyle "emperyalizm" adını verdiğimiz yapıyı oluşturdu.

Yüzyılın ikinci yarısında teknolojik gelişmeleri kendi çıkarı için kullanan tekelci kapitalizm büyüdükçe büyüdü; sermaye bütünleşmeleriyle küresel bir güce dönüştü.

Bilişim, yapay zekâ ve robotik alanlarındaki sıçramayla birlikte bu güç yeni bir boyut kazandı: kapitalizm de dijitalleşti. 

Algoritmik iktidar düzeni, fiziksel emek sömürüsüne dijital sömürüyü de ekledi. Tekelci yapı dijital ağ tekellerine, sermaye ihracı veri ve algoritma ihracına dönüştü. 

Emek de bu dönüşümün dışında kalmadı: fabrika ve tarladan ekran başına, sosyal medyaya taştı. İnsan artık yalnızca üreten değil, aynı zamanda veri bırakan bir emekçidir. 

Bu yeni düzende dijital platformlara, veri altyapılarına ve algoritmik sistemlere bağımlılık artarken, piyasa mantığı ortadan kalkmıyor; aksine onun üzerine veri ve algoritmalarla işleyen yeni bir kontrol katmanı ekleniyor. 

"Tekno-feodalizm" tam da bunu anlatıyor: sistemin yalnızca rekabetçi bir piyasa değil, erişim ve veri üzerinden kurulan bir bağımlılık ilişkisi olduğunu. 

Bu durum dijital kapitalizmin, veri çağında yoğunlaşarak içinde feodal eğilimler barındıran yeni bir "emperyal" form kazandığını gösteriyor. 

Sonuç olarak güç, üretim araçlarının ötesinde veriyi ve karar süreçlerini kontrol edenlerin elinde toplanıyor.

***

Amerikalı sinema yönetmeni Stanley Kubrick'in 1968 yılında çektiği bilimkurgu filmi "2001: A Space Odyssey"in o ünlü sahnesi "insanlık durumu" ile ilgili bir metafor taşır. 

Filmin "Dawn of Man" (İnsanın Doğuşu) bölümünde: İlkel insan (aslında insan öncesi hominid) eline bir kemik alır, onu ilk kez silah/araç olarak kullanır, bir rakibini öldürür, zaferle kemiği havaya fırlatır. 

(Kubrick’e göre elinde silah olarak bir kemik parçasıyla bir hominid-insansı maymun)

Ve sonra sinema tarihinin en ünlü sahnelerinden biri gelir: Kemik havada dönerken sahne değişir: aynı hareketle uzayda dönen bir uyduya dönüşür. Tek kesit, dört milyon yıl. 

Kubrick bu sahneyle şunu anlatır: Kemik ilk silahtır, uydu modern teknoloji — insanın elindeki şiddet aracı yalnızca biçim değiştirmiştir. Kemik yerini metal ve algoritmaya bırakmıştır.

Fakat insanın şiddetle kurduğu bağ, gücü ele geçirme arzusu ve onu kaybetme korkusu aynı kalmıştır. 

Bu yüzden savaş, tarihin dışına düşen bir sapma değil; zamanla değişen araçların ve koşulların içinde biçimlenen, insanlığın toplumsal hikâyesine eşlik eden bir olgudur.

(Kubrick’e göre ilk silah kemik -son silah uzayda uydu)

***

Savaş insan öldürmek demektir. 

Öldürmek ise yaşama karşıt bir olgudur.

Toplumsal bir varlık olan insan, yalnızca birlikte ve dayanışma içinde var olabilirken neden soydaşını yok etmeye kalkar? 

Savaşların tek bir nedeni yoktur; genellikle birden fazla etkenin üst üste binmesiyle görülür. 

Ekonomik baskılar, etki alanı koruma ve sağlama, güvenlik korkuları ilk savaşların nedenleriydi. 

Daha sonra siyasal ve ideolojik etkenler devreye girdi. 

Son yüzyılda kapitalizmin krizleri, emperyal pazar rekabeti, paylaşım kavgası savaşların önemli nedenlerinden biri oldu. 

Savaşın mümkün hale gelmesi de bir etkendir. 

Yeni silahlar, lojistik imkânlar ve teknolojik üstünlük, savaş kararını daha "uygulanabilir" kılıyor. 

Bugün savaşın doğası değişti. Artık sadece tank ve tüfek değil; veri, algoritma ve siber alan da savaşın parçası.

(ABD Silahlı Kuvvetlerinin yapay zeka kullanımı)

***

Çağımız, makinelere neyi değil, nasıl yapacağını öğreten algoritmalar çağıdır. 

Algoritmaları yazan, belirli bir niteliği, inancı ve toplumsal konumu olan—ya da bir toplumsal güç tarafından yönlendirilen—insandır. 

Artık algoritmayı da makine yazıyor; ama o algoritmanın neye hizmet edeceğine hâlâ insan karar veriyor. 

Bu nedenle her algoritma, yalnızca teknik bir araç değil; bir tercih, bir öncelik ve bir dünya görüşüdür. 

O tercih artık saklanmıyor: Teknoloji tarafsız değil; doğmakta olan yeni bir medeniyetin, belirli çıkarların hizmetindedir.

***

Dünyanın ilk savaş sanayii şirketleri sanayi devrimi sonrası ortaya çıktı. 

Başlangıçta Almanya'da Krupp, ABD'de Colt ve Remington, İngiliz Vickers gibi silah üreticilerine; zamanla IG Farben, DuPont gibi kimya ve çelik şirketleri, finans ve teknoloji kuruluşları eklendi. 

Bugünkü küresel savunma sistemi bu erken örneklerin üzerine kuruldu. 

Ortaya çıkan şey yalnızca silah üretimi değildi; devlet, sanayi, finans ve teknolojinin tarihte ilk kez bu ölçekte kurduğu iş birliğiydi. 

ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower 1961'de yaptığı göreve veda konuşmasında bu birlikteliğin risklerine işaret etti: "Devlet ile silah sanayii arasındaki yakın ilişkinin demokrasi üzerinde yaratacağı tehlikeli etkiye karşı kendimizi korumalıyız" diyordu. 

Kökleri II. Dünya Savaşı öncesine veya savaş dönemine uzanan ABD'li Lockheed Martin, Raytheon Technologies, Northrop Grumman, İngiliz BAE Systems gibi bugün bildiğimiz dev yapılar; günümüzde uçak, füze, radar, uydu ve ağır askerî sistemler üretmekte ve devletlerle doğrudan büyük ölçekli sözleşmeler yapmaktadır.

(Savaşta algoritma kullanımı)

***

Çağımızda dönüşen üretim ilişkileri bağlamında, içinde tekno-feodalizmi de barındıran "dijital kapitalizmin" yükselmesi ve "yeni emperyalizmin" dünyayı kuşatması yeni nesil bir savaş kavramını gündeme getiriyor. 

Yeni krallar ve imparatorlar savaşı veri, yazılım ve yapay zekâyla yürütüyor. 

Palantir Technologies, Anduril Industries, Starlink üzerinden askerî iletişim sağlayan SpaceX gibi Amerikan şirketleri; savaş alanını veriyle yönetme, hedef tespiti, istihbarat analizi ve otonom sistemlerle "algoritmik savaş" denilen yeni evrenin çekirdeğini oluşturuyor.

BlackRock ve Vanguard Group doğrudan silah üretmeseler de savunma şirketlerinin büyük hissedarlarıdır; sermaye akışını yönlendirerek dolaylı etki yaratırlar. 

Microsoft, Amazon'un bulut altyapısı, Google'ın yapay zekâ ve veri analizi sistemleri modern orduların arka plan altyapısını sağlıyor. 

Bunların hepsi teknoloji devleri. 

Sahipleri ya da yöneticileri de yeni krallar, yeni imparatorlar. 

Savaşa karar verenler ve savaşa gereç sağlayanlar artık aynı kişiler. 

Geçmişte top, tüfek ve tankla yapılan savaşlar bugün veri, algoritma, ağ, finans ve klasik askerî gücü silah olarak kullanıyor. 

Artık savaş sanayii; yalnızca üretim yapan fabrikalar değil, karar üreten yazılımlar, sermayeyi yönlendiren fonlar ve iletişimi sağlayan ağlardan oluşan bir sistemdir.

(Veri merkezleri ve algoritmalar)

***

Batı'da "askerî-sanayi kompleksi" şirketler üzerinden büyürken, Doğu'da süreç farklı ama sonuç benzer bir çizgi izledi. 

Sovyetler Birliği'nde özel şirket yoktu; tank, füze, nükleer silah, uzay teknolojisi — hepsi devlet planlamasıyla üretildi. 

1991'de sistem çöktü ama bu kapasite yok olmadı; Rostec ve Almaz-Antey gibi dev holdingler içinde devlet kontrolünde yaşamayı sürdürdü. 

Çin farklı bir yol denedi: ekonomiyi piyasaya açtı, savunma sanayiini devlette tuttu. AVIC, NORINCO, CASC bu alanın başlıca aktörleridir. 

Bugün yapay zekâ, drone ve siber savaş alanlarında hızla yükselen Çin, sivil teknoloji şirketleriyle askerî alan arasında "füzyon" politikası (sivil ve askerî teknolojinin tek elde birleştirilmesi) yürütüyor. 

Model artık bu üç büyük devletle sınırlı değil.

"Devlet yönlendirir, şirketler üretir, teknoloji dış ortaklıklarla beslenir" — bu formül çoğu ülkede geçerli. 

Türkiye'de Baykar, ASELSAN, Roketsan ve Turkish Aerospace Industries son yirmi yılda bu modelin başarılı örneklerini verdi. 

Bayraktar TB2 ile küresel görünürlük kazanıldı; KAAN gibi 5. nesil savaş uçağı projeleri yürütülüyor. 

Benzer çalışmalar Avrupa'da, Hindistan’da, İsrail'de, hatta İran'da da görülüyor. Silah artık yalnızca büyük güçlerin tekelinde değil. Bu da denklemin tehlikesini katlamaktadır.

***

Dijital burjuvazi için teknoloji kâr aracıdır; çalışan sınıflar içinse yalnızca daha iyi yaşayabilmenin koşulu.

Veri tabanlı algoritmik dünya kullanıcıları şu konuma sokuyor: Facebook, Instagram, X gibi platformlara sürekli emek, veri ve davranış sunuyorsunuz; karşılığında gerçek bir mülkiyet ya da kontrol hakkı alamıyorsunuz.

Sermaye ise teknolojiyle güçlendikçe güçleniyor; içinden yeni krallar, yeni imparatorlar çıkarıyor. 

Tüm dünyayı kollarıyla bir ahtapot gibi saran bu sistem, bilişsel uygulamaların olanaklarıyla emperyalizmi de yeni bir biçime büründürüyor.

Teknoloji insanlık yararınadır, tarafsızdır, kullananın elinde şekillenir — bu masal artık tutmuyor. 

Savaş; insanların ölümü, onlarca yıllık emeğin yıkımı demektir. 

Ve bu yıkım, sınırsız bir gücün kollarında büyüyen teknolojinin ve ona sahip olan yeni emperyalizmin insafına bırakılmış durumda. 

Bu büyük gücü elinde bulunduran yeni emperyalizmin insanlığın başına ne felaketler hazırladığı artık saklanmıyor; bizzat yeni emperyalizmin sözcüleri ve savaş gereçleri tedarikçileri tarafından yüksek sesle dillendiriliyor.

***

Bu yeni ortamda bilişimin ekonomi, siyaset ve savaş alanlarındaki rolü giderek daha yoğun tartışılıyor. 

Bu tartışmaların merkezinde ABD kökenli Palantir Technologies yer alıyor; devlet ve büyük kurumlar için veri tabanlı karar sistemleri geliştiren ileri düzey bir yazılım şirketi. 

Şirketin CEO'su Alex Karp, Nicholas Zamiska ile birlikte yazdığı "The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West" (Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı'nın Geleceği) adlı kitabı 18 Şubat 2025'te yayımladı. 

Kitap dikkat çekti; ama asıl yankıyı 19 Nisan 2026'da şirketin X hesabından yayımlanan 22 maddelik özet metin yarattı. 

Bu kitabın yayımlanmasından kısa süre sonra yaşanan ABD-Venezuela çekişmesi; ardından başlayan İsrail-Filistin, ABD+İsrail-İran, İsrail-Lübnan ve Ukrayna-Rusya savaşlarının yapılış tarzı ve şiddeti, algoritmaların savaştaki rolünü gözler önüne serdi.

 ABD, İsrail ve Rus liderlerin pervasızlığı, Karp'ın tezlerini bugünü anlamak için bir anahtar haline getirdi. 

Gerçekten daha önce hiç yaşanmamış durumların ortaya çıktığı ve bunun daha da ileri gideceği anlaşılan koşulları kavramakta insanlık güçlük çekiyordu. 

Böyle bir savaş, bilişim ve iletişimin hayatı bu denli etkilediği bir dönem daha önce görülmemişti.

(Alex Karp’ın tartışmalar yaratan “Teknolojik Cumhuriyet” adlı kitabının kapağı)

***

Neydi bu Palantir?

Kimdi sahipleri, yönetenleri; neyi amaçlıyorlardı? 

Palantir Technologies 2004 yılında Peter Thiel ve Alex Karp tarafından kuruldu. 

Thiel, 1967'de Almanya'nın Frankfurt kentinde doğmuş, çocuk yaşta ABD'ye taşınmış, Stanford Üniversitesi'nde felsefe ve hukuk eğitimi almış bir girişimci-yatırımcıydı. 

Karp ise 1967'de New York'ta doğmuş; Haverford College'da lisans, Almanya’da Goethe Üniversitesi'nde sosyal teori ve felsefe alanında doktora yapmış bir akademisyendi. 

Bu iki farklı entelektüel birikim 2000'lerin başında kesişti ve 2004'te Palantir'in kuruluşuyla kurumsallaştı. 

Birlikteliğin zihinsel temeli Thiel'in 1998'de kurduğu PayPal'a dayanıyor. 

Amaç basitti: parayı dijitalleştirerek bankalara alternatif küresel bir ödeme ağı kurmak, finansı yazılıma dönüştürmek. Thiel PayPal'ı 2002'de küresel e-ticaret devi eBay'e sattı.

Palantir ile bu vizyon genişledi ve derinleşti. Verinin işlenmesi, analiz edilmesi ve devletlerin güvenlik, istihbarat ve savaş karar süreçlerinde kullanılması hedef haline geldi.

Thiel sermayeyi ve stratejik yönü temsil ederken Karp bu yapıya ideolojik çerçeve ve yönetim kazandırdı. 

Finansal akışları dönüştüren bir girişimden, veri akışlarını ve jeopolitik karar mekanizmalarını etkileyen küresel bir güce geçiş böyle sağlandı.

(Palantir’in logosu)

***

Yapay zekâ teknolojilerinin yükselişiyle birlikte ortaya çıkan yeni iktidar biçimleri yeni emperyalizm tanımıyla uyuşuyor. 

Karp'ın çalışması; güvenlik-özgürlük dengesi, teknoloji şirketlerinin devletle ilişkisi, tekno-burjuvazi kavramı ve "tekno-faşizm" tartışmaları etrafında yeni bir çerçeve oluşturuyor.

Yapay zekânın yalnızca teknik bir araç değil, aynı zamanda ideolojik ve jeopolitik bir güç unsuru olduğu artık günümüzün gerçeği haline geliyor.

Bu gerçek, Thiel'ın doğrudan siyasal aktörlere verdiği finansal ve ideolojik desteklerle daha da somutlaşıyor. 

Karamsar bir tablo — ama görünüş giderek belirginleşiyor.

***

21.yüzyılın ilk çeyreğinde yapay zekâ teknolojileri, ekonomik üretim araçlarının ötesine geçerek siyasal karar alma süreçlerini dönüştürmeye başladı. 

Bu dönüşüm, büyük veri çözümlemesi ve güvenlik uygulamaları geliştiren şirketlerin devletlerle kurduğu ilişkiler üzerinden görünür hale geliyor. 

Palantir Technologies bu dönüşümün en çarpıcı örneğidir. 

Şirketin adı bile bu işlevi ele veriyor: "Palantir", J.R.R. Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi evreninde uzak mesafeleri görmeye ve iletişim kurmaya yarayan büyülü kadim küredir.

Şirket veri yoluyla görünmeyeni görmek, geleceği öngörmek iddiasındadır. 

(Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi evrenindeki Palantir — görünmeyeni gören büyülü küre. Palantir Technologies bu ismi buradan aldı: veri yoluyla her şeyi görmek, her şeyi analiz etmek iddiası.Yapay zekâ üretimi görsel)

***

Yeni emperyalizmin ideologlarından Karp'a göre teknoloji tarafsız değildir; Batı kapitalizminin ve belirli bir politik düzenin hizmetinde konumlanmalıdır. 

Klasik liberal yaklaşım teknolojiyi nötr bir araç olarak tanımlar. 

Bu görüş artık savunulamaz hale geliyor. 

Karp'ın yaklaşımı bu sorgulamanın radikal ifadesidir: ABD'nin teknoloji üssü, California’daki  Silikon Vadisi, yükselişini borçlu olduğu ulusal çıkarlara karşı sorumluluk taşımakta ve savunma ile güvenlik alanında aktif rol almalıdır. 

Thiel bu görüşü söylemde bırakmadı; pratiğe döktü. 2016 başkanlık seçimlerinde Trump'ı açıkça destekledi, Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi'nde konuşma yaptı. 

2022 seçimlerinde sonradan ABD Başkan Yardımcısı olacak J. D. Vance'e yaklaşık 10 milyon dolarlık destek sağladı. 

Ardından Blake Masters'a verilen destek de bu modelin sürekliliğini göstermektedir. Teknoloji eliti artık siyasal kadroları yalnızca etkilemiyor; doğrudan oluşturuyor.

 (Peter Thiel, Donald Trump ve Alex Karp. Yeni İmparatorlar)

***

Thiel'ın devlet–teknoloji iş birliğini savunması, Palantir'in neden sıradan bir şirket olmadığını açıklıyor. Teknoloji; ekonomik bir meta olmaktan çıkmakta, stratejik ve ideolojik bir araç haline gelmektedir. 

Bu durum, klasik burjuvazinin ekonomik güç yoluyla dolaylı siyasal etkisinden farklıdır.

Aynı aktörler hem siyasal temsilcileri finanse etmekte hem de savaş teknolojilerini üretmektedir.

Bu, geçen yüzyılın başında tartışılan finans kapital-devlet bütünleşmesinin dijital çağdaki karşılığıdır. 

Klasik emperyalizm tanımında vurgulanan sermayenin yoğunlaşması, tekelleşmesi ve dışa ihracı; bugün veri ve algoritma tekelleri üzerinden yeniden üretilmektedir. 

Bu bağın en somut örneği Palantir'in İsrail ordusuyla kurduğu ilişkidir. 2024 sonrasında şirketin İsrail Savunma Bakanlığı ile "stratejik ortaklık" kurarak istihbarat, hedef belirleme ve veri analizi hizmetleri sunduğu bilinmektedir. 

(Palantir-İsrail savaş teknolojisinde stratejik ortak-Bloomberg haberi.12-01.2024)

***

Modern devletlerin temel işlevlerinden biri güvenliği sağlamaktır. 

Ancak yapay zekâ ile birlikte güvenlik anlayışı köklü bir dönüşüm geçiriyor. 

Karp'a göre geleneksel "yumuşak güç" araçları yetersiz kalıyor; yerini yazılım temelli "sert güç" alıyor. 

Bu dönüşüm bir sınır sorununu da beraberinde getiriyor: devlet nerede bitiyor, özel teknoloji şirketi nerede başlıyor?

Palantir gibi şirketler artık yalnızca hizmet sağlayıcı değil; güvenlik politikalarını şekillendiren aktörler. 

Gazze'de kurulan askerî koordinasyon merkezlerinde Palantir ve benzeri şirketlerin aktif rol oynadığı, sahadan toplanan verilerin yapay zekâ sistemleriyle analiz edilerek operasyonel kararların yönlendirildiği biliniyor. 

Güvenlik artık devletin tekeli değil; kâr güdüsüyle hareket eden şirketlerle paylaşılan bir alan.

(Palantir’e karşı ABD’de protesto gösterileri)

***

Yapay zekâ savaşın doğasını da dönüştürüyor. Teknoloji elitlerinin politik tercihlerinin doğrudan askerî stratejilere etki edebilmesi, teknoloji–siyaset–savaş üçgenini daha önce görülmemiş biçimde iç içe geçiriyor. 

Karp'a göre mesele yapay zekâ tabanlı silahların geliştirilip geliştirilmeyeceği değil; hangi aktörler tarafından ve hangi amaçla kullanılacağıdır. 

Nükleer çağ kapanıyor; yeni caydırıcılık rejimi yapay zekâ üzerine kuruluyor. 

Yazılım artık destekleyici bir unsur değil; savaş kapasitesinin belirleyicisi. 

2025–2026 döneminde ABD ve İsrail'in İran'a yönelik operasyonlarında yapay zekâ sistemlerinin hedef belirleme, önceliklendirme ve savaş senaryolarının sanal ortamda test edilmesinde doğrudan kullanıldığı; savaşın ilk kez "makine hızında" yürütüldüğü ifade ediliyor.

Algoritmayı yazanlar ve kullananlar artık yalnızca geleceği hesaplamıyor; onu belirliyor — kimin yaşayacağına, kimin öleceğine de karar veriyor.

Peki insan?

(Devam edecek — Yeni Emperyalizm-3: Tekno-Faşizm, Direniş ve Quo Vadis)

Sefa Taşkın

10.05.2026

Karşıyaka/İzmir